İçeriğe geç

1.1 · Seviye 1 · Sağlık Bilgisini Okumak

"Bende işe yaradı"

Anekdotun neden kanıt olmadığını doğal seyir ve seçim etkisiyle açıklar

Sağlık Okuryazarlığı Akademisi — M01, Kanıt Nedir? · 1.624 kelime · 1 kaynak · ≈ 7 dk okuma · 11 dk dinleme

Bu ders eğitim amaçlıdır; teşhis koymaz, tedavi ya da ilaç önerisi vermez ve hekim kontrolünden geçmemiştir. Kişisel sağlık kararların için hekimine danış; acil bir durumda 112’yi ara. Derslerdeki kişiler kurgusaldır, kaynaklar gerçektir.

Bir an

Öğretmenler odası, teneffüs. Sevgül'ün meslektaşı Gülay Hanım çantasından koyu renkli küçük bir şişe çıkarıyor. "Bunu herkese tavsiye ediyorum," diyor. "Oğlumun öksürüğü üç hafta geçmedi. Şurup, ıhlamur, buhar, ne yaptıysak olmadı. Pazardaki aktardan bunu aldım, iki gün içinde öksürük kesildi. Doktorlar bilmiyor, ben gördüm."

Odadaki herkes şişeye bakıyor. İki öğretmen markasını telefonuna not ediyor. Sevgül'ün aklında bir soru belirmiş ama söylemeye çekiniyor: Öksürük zaten üç haftadır sürüyordu; o şişe olmasaydı, iki gün sonra ne olacaktı?

Gülay Hanım yalan söylemiyor. Gördüğünü anlatıyor: şişeyi aldı, oğlunun öksürüğü geçti. Hikâye gerçek, gözlem doğru. Yanlış olabilecek tek şey, iki olayın arasına çizilen ok.

Soru

Bir kişinin "bende işe yaradı" diye anlattığı gerçek bir iyileşme hikâyesi, bir tedavinin işe yaradığını neden göstermez?

Nasıl işler

Bir iyileşme hikâyesinde üç şey yan yana durur: bir hastalık, bir tedavi ve bir iyileşme. Hikâye bunları zaman sırasıyla dizer, dinleyen de aradaki bağı kendiliğinden kurar: tedavi geldi, iyileşme geldi, demek ki tedavi iyileştirdi. Bu bağ bazen doğrudur. Ama hikâyenin kendisi, doğru olup olmadığını söyleyemez.

Hikâyenin söyleyemediği ilk şey, hastalığın kendi başına ne yapacağıdır. Pek çok hastalık, özellikle soğuk algınlığı, öksürük, boğaz ağrısı, kas ağrısı ve sırt ağrısının çoğu, hiçbir şey yapılmasa da zamanla geçer. Üstelik insanlar bir çareye çoğu zaman şikâyet en kötü olduğunda ya da en uzun sürdüğünde başvurur. Gülay Hanım şişeyi üçüncü haftanın sonunda aldı; tam da öksürüğün kendiliğinden geçmeye başlayacağı zamanlardan birinde.

Hikâyenin söyleyemediği ikinci şey, başka bir yol seçilseydi ne olacağıdır. Gülay Hanım'ın oğlu aynı anda iki farklı yoldan yürüyemez: şişeyi içen çocuk ile içmeyen çocuk aynı çocuk olamaz. Bir tedavinin etkisi, aslında bu iki olası dünya arasındaki farktır; ve bir kişinin hikâyesi bu farkın yalnız bir yarısını görebilir.

Hikâyenin söyleyemediği üçüncü şey, anlatılmayan hikâyelerdir. Aynı şişeyi alıp öksürüğü geçmeyen çocukların anneleri öğretmenler odasında şişeyi çantalarından çıkarmaz. İşe yaramadığını düşünen kişi genellikle sessiz kalır; işe yaradığını düşünen kişi anlatır. Böylece duyduğumuz hikâyeler, yaşanan bütün deneyimlerin seçilmiş bir dilimidir.

Bütün bunlar anekdotun değersiz olduğu anlamına gelmez. Tıbbın tarihindeki pek çok soru, bir hekimin ya da bir hastanın dikkat çekici bir gözlemiyle başladı. Bir ilacın beklenmedik bir yan etkisi, bir hastalığın bir grupta sık görülmesi, bir belirtinin bir ürünle birlikte ortaya çıkması ilk olarak bir hikâye olarak anlatılır. Anekdotun doğru yeri bir sorunun başıdır: "bu gerçekten böyle mi?" sorusunu sorduran şeydir. Hata, sorunun başında duran hikâyeyi sorunun cevabı saymaktır.

Kanıt

Hastalıkların kendiliğinden ne kadar sürdüğünü ölçmek mümkün. Bunun en iyi yolu, kontrol ya da plasebo grubunda yer alan, yani etkili bir tedavi almayan insanların nasıl iyileştiğine bakmaktır.

Bu bulgu Gülay Hanım'ın hikâyesini yeniden okumamızı sağlıyor. Üç hafta süren bir öksürük, çocuklarda doğal seyrin içinde kalıyordu; dördüncü haftanın başında geçmesi, şişe olmasa da beklenebilecek bir şeydi. Şişenin işe yarayıp yaramadığını bu hikâye söyleyemez. Bunu ancak aynı şişeyi içen ve içmeyen benzer çocukları karşılaştıran bir çalışma söyleyebilir.

Yaygın yanılgılar

Yaygın yanlış"Kendi gözümle gördüm, bundan daha sağlam kanıt olur mu?"
Doğrusu

Gözün gördüğü şey sıralamadır: önce şişe, sonra iyileşme. Göz, şişe olmasaydı ne olacağını göremez. Gözlemin dürüst olması, ondan çıkarılan sonucun doğru olduğunu göstermez.

Yaygın yanlış"Bu kadar çok insanın işe yaradığını söylemesi bir anlam taşır."
Doğrusu

Pek çok hikâye, işe yaramadığını düşünenlerin sessiz kalmasıyla seçilmiş hikâyelerdir. Kendiliğinden geçen yaygın bir hastalıkta, ne verilirse verilsin, kişilerin çoğu iyileştikleri için verilen şeyi anlatır. Sayının büyüklüğü, karşılaştırma eksikliğini kapatmaz.

Yaygın yanlış"Zararı yoksa denemenin ne sakıncası var?"
Doğrusu

İlk sakınca, "doğal" ürünlerin de etkileşim ve yan etki taşıyabilmesidir; bunu ileride ayrıca işleyeceğiz. İkinci sakınca daha sinsidir: ciddi bir hastalığın erken belirtisi, işe yaradığı sanılan bir çareyle beklenirken ilerleyebilir.

Sayılarla

Thompson'ın derlemesine göre çocukların yüzde 90'ında kulak ağrısı yedi ila sekiz günde, boğaz ağrısı iki ila yedi günde, krup iki günde, soğuk algınlığı 15 günde, akut öksürük 25 günde, bronşiyolit ise 21 günde geçti. Bu sayılar etkili bir tedavi almayan çocuklardan geliyor; yani doğal seyrin kendisini gösteriyor.

Şimdi bunu bir hikâyeye çevirelim. Öksürüğü iki haftadır süren yüz çocuk düşünelim ve hepsine on beşinci günde, hiçbir etkisi olmayan bir şurup verildiğini varsayalım. Yirmi beşinci güne gelindiğinde bu çocukların çok büyük kısmının öksürüğü, doğal seyri gereği zaten geçmiş olacaktır. Her birinin annesi "şurup başladıktan birkaç gün sonra geçti" diyebilir. Yüz gerçek hikâye, hiçbir etkisi olmayan bir şurubu mucize gibi gösterebilir. Bu hesap bir öğretim örneğidir; ama dayandığı süreler gerçek verilerden gelir.

Herkes için aynı mı?

Doğal seyir herkes için aynı değildir ve bu da anekdotların genellenmesini zorlaştırır. Thompson'ın verileri yüksek gelirli ülkelerde birinci basamakta görülen çocuklardan geliyor; daha küçük bebeklerde, astımı ya da kronik akciğer hastalığı olan çocuklarda, sigara dumanına maruz kalan evlerde ve bağışıklığı zayıf kişilerde aynı enfeksiyon daha uzun ve daha ağır seyredebilir. Yaşlılarda basit görünen bir solunum yolu enfeksiyonu zatürreye dönebilir. Bu yüzden bir komşunun "bende üç günde geçti" hikâyesi, farklı yaşta ve farklı sağlık durumundaki biri için hiçbir şey söylemeyebilir. Doğal seyri bilmek, aynı zamanda ondan ne zaman sapıldığını fark etmeyi de sağlar.

Ne zaman hekime?

Kendiliğinden geçmesi beklenen bir hastalık da yakından izlenmelidir; çünkü doğal seyirden sapma bir uyarıdır. Bir çocukta hızlı ya da zorlanarak nefes alma, nefes alırken göğüs kafesinin içe çekilmesi, dudaklarda morarma, sıvı içmeyi reddetme, idrarın belirgin azalması ya da aşırı uyuşukluk varsa beklemeden hekime başvur; nefes almakta ciddi güçlük çeken bir çocuk için 112'yi ara. Üç aydan küçük bir bebekte ateş her zaman hekime gösterilmelidir. Yetişkinde kanlı balgam, açıklanamayan kilo kaybı, göğüs ağrısı ya da beklenen süreyi belirgin biçimde aşan bir öksürük de muayene gerektirir. Bir çareyi denerken bu işaretleri gözden kaçırma.

Kendi hayatında

Önümüzdeki günlerde bir "bende işe yaradı" hikâyesi duyman neredeyse kesin: bir akrabadan, bir komşudan, bir videodan. O hikâyeyi bu kez bir dedektif gibi dinleyeceksin.

Dört satırı doldurmakta zorlandığın yer, bir sonraki dersin konusuna işaret edecek: karşı olguyu tahmin etmenin yolları.

Kapanış

  1. Bir iyileşme hikâyesi tedaviyi ve iyileşmeyi sıraya dizer; aradaki nedensel oku ise kendisi kanıtlayamaz.
  2. Pek çok hastalık doğal seyri içinde kendiliğinden geçer ve insanlar bir çareye çoğu zaman şikâyet en uzun sürdüğünde başvurur; bu, işe yaramayan bir şeyi bile işe yarıyor gibi gösterebilir.
  3. Bir tedavinin etkisi gerçekleşen sonuçla karşı olgu arasındaki farktır; karşı olgu tek bir kişide görülemez, karşılaştırma grubu gerektirir.

Beş soru

  1. Bir komşun belinin ağrıdığı ikinci haftada bir masaj yağı kullanmaya başladığını ve üç gün sonra ağrının geçtiğini anlatıyor. Bu hikâyeyi değerlendirirken sorman gereken ilk soru nedir?
  2. Thompson'ın derlemesine göre çocukların yüzde 90'ında akut öksürük kaç günde geçer ve bu bilgi Gülay Hanım'ın hikâyesini nasıl etkiler?
  3. "Karşı olgu doğrudan gözlenemez" ifadesi ne anlama gelir?
  4. Bir ürünün internet sayfasında yüzlerce olumlu yorum var, hiç olumsuz yorum yok. Bu durum neden ürünün etkili olduğunu göstermez?
  5. Doğal seyri bilmenin, bir hastalığın kötüye gittiğini fark etmeye ne katkısı vardır?

Yanıtlar

Masaj yağı hikâyesinde ilk soru, bu tür bir bel ağrısının doğal seyrinin ne olduğudur. Bel ağrılarının çoğu zamanla kendiliğinden azalır; ağrının üç gün sonra geçmesi, yağ kullanılmasa da beklenebilecek bir şey olabilir.

Akut öksürük çocukların yüzde 90'ında 25 günde geçer. Gülay Hanım'ın oğlunun öksürüğü yaklaşık üç hafta sürmüştü; yani doğal seyrin içindeydi ve dördüncü haftanın başında geçmesi şişe olmasa da beklenebilirdi. Bu, şişenin işe yaramadığını kanıtlamaz; işe yaradığını da kanıtlamaz.

Karşı olgu, tedavi uygulanmasaydı aynı kişinin başına ne geleceğidir. Bir kişi aynı anda hem tedavi almış hem almamış olamayacağı için bu durum hiçbir zaman yaşanmaz ve gözlenemez; ancak benzer kişilerden oluşan bir karşılaştırma grubuyla tahmin edilebilir.

Olumlu yorumlar seçilmiş olabilir: ürünü işe yaramadığı için bırakan kişiler genellikle yorum yazmaz, olumsuz yorumlar silinmiş de olabilir. Ayrıca kendiliğinden geçen bir şikâyette kullanıcıların çoğu ne kullanırlarsa kullansınlar iyileşir. Karşılaştırma grubu olmadan bu yorumlar etkinlik hakkında bilgi vermez.

Doğal seyri bilen biri, beklenen süreyi ve beklenen gidişi bilir; bu yüzden hastalık bu yoldan saptığında, örneğin beklenenden uzun sürdüğünde ya da yeni ve ağır belirtiler eklendiğinde, bunu daha erken fark eder ve hekime zamanında başvurur.

Sonraki derse köprü

Gülay Hanım'ın şişesi hakkında gerçekten bir şey öğrenmek isteseydik ne yapmamız gerekirdi? Bir yol, şişeyi kullanan ve kullanmayan çocukları bulup izlemek; başka bir yol, çocukları bilerek iki gruba ayırıp birine şişeyi vermek. Bir sonraki ders bu iki yolu, yani gözlem ile deneyi birbirinden ayırıyor ve hangisinin karşı olguyu daha iyi tahmin ettiğini soruyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.