Öğrenme hedefi
1940'lar ve 1950'lerde New York'ta gelişen Soyut Dışavurumculuğun, Avrupa'dan kaçan sürgün sanatçıların, devlet destekli sanat programlarının, galericilerin, eleştirmenlerin ve Soğuk Savaş siyasetinin bir araya geldiği bir ortamda nasıl doğduğunu açıklayabileceksin. Modern sanatın ağırlık noktasının Atlantik'in öbür yakasına geçmesini hazırlayan etkenleri sıralayabilecek; Gerçeküstücülükten Soyut Dışavurumculuğa uzanan köprüyü Arshile Gorky'nin eserleri üzerinden gösterebilecek; jestçi ve renk alanı yönelimlerini ayırt edebilecek; hareketin kadın ve siyah sanatçılarını görünmez kılan anlatıyı sorgulayabilecek ve bir sürgünün, bir anının ve bir kaybın soyut bir resme nasıl dönüşebildiğini tartışabileceksin.
Kanca
Sanatın merkezi Paris'ten New York'a nasıl taşındı?
Yüzyıllar boyunca bir ressam için ciddi olmanın yolu Avrupa'dan geçiyordu. On dokuzuncu yüzyılda ve yirminci yüzyılın başında Amerikalı ressamlar Paris'e gidiyor, orada eğitim alıyor, Paris'in sergilerinde kabul görmeyi umuyordu. 1950'lerin sonunda ise tablo tersine dönmüştü: Avrupa'nın büyük müzeleri New York'ta yapılmış dev, soyut tuvalleri görmek için sıraya giriyor, genç Avrupalı ressamlar Amerikalı ustaları taklit ediyordu. Birkaç on yılda bu kadar büyük bir değişim nasıl gerçekleşti? Bir kentin sanat dünyasının merkezi olması, yalnızca orada yaşayan ressamların yeteneğine mi bağlıydı, yoksa savaşa, paraya, siyasete ve kimlerin anlatıya dahil edildiğine mi?
Bağlam
New York'taki Whitney Amerikan Sanatı Müzesi'nde, 152,4 × 127,6 santimetrelik bir tuval durur: Arshile Gorky'nin 1926 ile 1936 dolayları arasında, on yıla yakın bir sürede tekrar tekrar üzerinde çalıştığı Sanatçı ve Annesi. Resimde, sade bir fonun önünde, bir çocuk ile annesi yan yana durur. Çocuk, bir çiçek demeti tutan bir paltoyla ayakta durur; anne, önüne beyaz bir önlük bağlanmış, oturur. Yüzleri sakin, gözleri iri ve koyudur. Tenler pürüzsüz, neredeyse cilalanmış gibi, yumuşak geçişlerle boyanmıştır; ama giysilerin ve arka planın bazı bölümleri bulanık, bitmemiş gibi bırakılmıştır.
Resim, 1912'de Van'da çekilmiş bir fotoğrafa dayanır. Gorky'nin asıl adı Vosdanik Adoian'dı ve Van Gölü kıyısındaki bir köyde doğmuştu. Birinci Dünya Savaşı yıllarında Osmanlı İmparatorluğu'nda Ermenilere yönelik sürgün ve kıyımlar sırasında ailesiyle birlikte bölgeden kaçmak zorunda kaldı; Whitney Müzesi bu olayları Ermeni soykırımı olarak adlandırır. Müzeye göre annesi 1919'da açlıktan öldü ve Gorky ertesi yıl bir mülteci olarak Amerika'ya ulaştı. Fotoğraf, annesinin elinde kalan tek görüntüsüydü. Gorky onu kopyalamadı; hafızanın kendisi gibi bazı yerleri netleşen, bazı yerleri silinen bir anma resmine dönüştürdü. Soyut Dışavurumculuğun kaynaklarından biri, işte böyle bir sürgünün ve kaybın içinden geçti.
Ana anlatım
Merkez neden New York'a kaydı?
İkinci Dünya Savaşı, Avrupa'nın sanat dünyasını dağıttı. Alman ordularının 1940 yazında Paris'e girmesinin ardından André Breton, Max Ernst, André Masson, Yves Tanguy, Piet Mondrian ve Fernand Léger gibi pek çok sanatçı New York'a sığındı. Bu sürgünler, genç Amerikalı ressamlara Avrupa modernizmini kitaplardan değil, doğrudan tanıma fırsatı verdi; otomatik çizim ve bilinçdışı düşüncesi, onların arasında hızla yayıldı.
Amerikalı ressamlar da bu karşılaşmaya hazırdı. Büyük Buhran yıllarında devlet, işsiz kalan sanatçılara iş sağlamak için büyük programlar başlattı. Federal Sanat Projesi (Federal Art Project), 1935'ten 1943'e kadar ABD hükümetinin İş İlerleme İdaresi aracılığıyla binlerce sanatçıya maaş ödeyerek kamu binaları için duvar resimleri, resimler, afişler ve sanat eğitimi ürettirdiği programdır. Sonradan Soyut Dışavurumcu sayılacak ressamların pek çoğu, Jackson Pollock, Lee Krasner, Willem de Kooning, Mark Rothko ve Gorky, bu projede çalıştı. Program onlara hem geçimlerini sağlama hem de büyük duvar yüzeylerinde çalışma alışkanlığı kazandırdı.
Galeriler ve koleksiyoncular da bu değişimde rol oynadı. Amerikalı koleksiyoncu Peggy Guggenheim, 20 Ekim 1942'de Manhattan'da Bu Yüzyılın Sanatı adlı galerisini açtı; burada hem Avrupalı Gerçeküstücüleri hem de Pollock, Robert Motherwell ve William Baziotes gibi genç Amerikalıları gösterdi. New York Okulu (New York School), 1940'lar ve 1950'lerde New York'ta çalışan, Soyut Dışavurumcuları ve onların çevresindeki şair, müzisyen ve dansçıları kapsayan geniş sanatçı topluluğunun adıdır. Modernizm ve Greenberg dersinde tanıdığın Clement Greenberg ve Harold Rosenberg gibi eleştirmenler, bu sanatçıların eserlerini Avrupa modernizminin doğal mirasçısı olarak sunan güçlü metinler yazdı.
Bu kuşağın bir kısmı Avrupa modernizmini bir öğretmenin atölyesinde öğrendi. Münih'te kendi resim okulunu yönetmiş olan Alman ressam Hans Hofmann, 1930'ların başında Amerika'ya yerleşti ve New York'ta açtığı okulda yıllarca ders verdi. Hofmann, Matisse'in renginden, Kübizmin düzlemlerinden ve Kandinsky'nin soyutlamasından öğrendiklerini, renklerin ve düzlemlerin tuval yüzeyinde birbirini ileri itip geri çektiği bir mekân anlayışıyla birleştirerek öğretti. Lee Krasner ve Helen Frankenthaler gibi sonradan hareketin önemli adları olacak ressamlar, onun derslerinde canlı modelden ve natürmortlardan çalışarak soyutlamaya geçmeyi öğrendi. Hofmann'ın okulu, Avrupa'dan gelen bilginin New York'ta bir kuşağa nasıl aktarıldığının somut bir örneğidir: merkezin kayması yalnızca sergiler ve eleştirilerle değil, sınıflarda, şövalelerin başında yapılan düzeltmelerle de gerçekleşti.
Soyut Dışavurumculuk nasıl bir resimdi?
Soyut Dışavurumculuk (Abstract Expressionism), 1940'ların ortasından 1950'lerin sonuna kadar New York'ta gelişen, çoğu zaman büyük boyutlu, tanınabilir konulardan uzak, jestlerle, renk alanlarıyla ve resim yapma eyleminin izleriyle duygusal ve varoluşsal bir yoğunluk taşımayı amaçlayan resim anlayışıdır. Bu ad, tek bir üslubu değil, iki ana yönelimi ve pek çok bireysel yolu kapsar. Lirik ve jestüel soyut dersinde gördüğün aksiyon resmi, tuvali bir eylem alanı gibi kullanan, boyayı damlatan, fırlatan ya da geniş fırça darbeleriyle sürten Pollock, de Kooning ve Franz Kline gibi ressamların yönelimidir. Renk alanı resmi dersinde incelediğin öbür yönelim ise Rothko, Barnett Newman ve Clyfford Still gibi ressamların, geniş, sakin, yumuşak kenarlı ya da keskin renk alanlarıyla izleyiciyi saran tuvalleriydi.
Gorky, Gerçeküstücülük ile Soyut Dışavurumculuk arasındaki köprünün en önemli adlarından biri oldu. Biyomorfik biçim (biomorphic form), canlı organizmaları, bitkileri, organları ya da hücreleri çağrıştıran, düzgün geometrik değil yuvarlak, kıvrımlı ve organik soyut biçimdir. 1940'ların başından itibaren Gorky, Sanatçı ve Annesi'nin sakin figüratif dilinden uzaklaşarak, ince siyah çizgilerle çevrelenmiş, yer yer sulandırılmış boyayla akan biyomorfik biçimlerle dolu tuvaller yaptı. Breton, Gorky'yi Gerçeküstücülüğün yeni bir sesi olarak selamladı. Kaynaklara göre Gorky'nin bu dönem resimlerindeki biçimlerin bir kısmı, çocukluğunun Van'daki bahçelerinin, tarlalarının ve annesinin önlüğünün anılarından beslenir.
Gorky'nin yaşamı trajik bir biçimde sona erdi. 1946'da atölyesinde çıkan bir yangın pek çok eserini yok etti; aynı yıl kanser ameliyatı geçirdi, 1948'de bir trafik kazasında boynu kırıldı ve kolu bir süre felç kaldı; evliliği dağıldı. Gorky, 1948 yazında, kırk dört yaşında, yaşamını intiharla yitirdi. Onun hikâyesi, Soyut Dışavurumcuların pek çoğunun tuvallerinde dile getirmeye çalıştığı kaygının, yalnızlığın ve kaybın soyut bir kavram değil, yaşanmış bir deneyim olduğunu hatırlatır.
Anlatıda kimler görünmez kaldı?
Ocak 1951'de Life dergisi, Metropolitan Müzesi'nin soyut sanatı sergilerine almamasını protesto eden on beş sanatçının bir grup fotoğrafını yayımladı; fotoğraf «Öfkeliler» adıyla ünlendi. Fotoğraftaki tek kadın, Romanya doğumlu ressam Hedda Sterne'di. Oysa hareketin içinde çok sayıda güçlü kadın ressam vardı: Lee Krasner, Elaine de Kooning, Joan Mitchell, Grace Hartigan ve Helen Frankenthaler. Krasner, Pollock'un eşi olarak anıldığı için yıllarca onun gölgesinde kaldı; kendi yenilikçi resimleri ancak çok sonra hak ettiği ilgiyi gördü. Helen Frankenthaler ise 1952'de, astarlanmamış bir tuvali yere serip üzerine terebentinle çok sulandırılmış yağlı boyayı dökerek Dağlar ve Deniz adlı resmini yaptı. Boya tuvalin liflerine emilerek suluboyayı andıran saydam renk lekeleri oluşturdu. Bu emdirme yöntemi, sonraki yıllarda renk alanı resminin gelişmesinde belirleyici oldu ve bir kadın ressamın buluşunun, hareketin yönünü nasıl değiştirebildiğini gösterdi. 1951'de açılan ve bir New York sokağının adıyla anılan büyük bir karma sergi, bu kadın ressamların birçoğuna ilk önemli görünürlüklerini verdi.
Hareketin erken kuşağında siyah sanatçılar da vardı, ama ana anlatıya çoğu zaman alınmadılar. Norman Lewis, 1940'lardan itibaren ince, müzikal çizgilerle ve kalabalık gibi ritimlerle dolu soyut resimler yaptı ve dönemin önemli galerilerinde sergilendi; ama yirminci yüzyılın büyük bölümünde Soyut Dışavurumculuk kitaplarında adı nadiren geçti. Lewis, 1960'larda sivil haklar hareketi sırasında siyah sanatçıların sanat ile siyasi mücadele arasındaki ilişkiyi tartıştığı bir grubun kurucuları arasında yer aldı. Soyut bir resmin teni, yüzü ya da ırkı gösterme zorunluluğu yoktu; ama kimin «evrensel» soyut ressam, kimin «siyah sanatçı» olarak etiketleneceğine sanat dünyası karar veriyordu.
Kültürel diplomasi (cultural diplomacy), bir devletin kendi değerlerini ve imajını başka ülkelerde yaymak için sanatı, müziği, sergileri ve kültürel değişimleri kullanmasıdır. Soğuk Savaş yıllarında Soyut Dışavurumculuk, bazı çevrelerce, Sovyetler Birliği'nin devlet denetimindeki gerçekçi sanatına karşı özgür bireyin ve özgür toplumun sanatı olarak sunuldu. Modern Sanat Müzesi'nin Uluslararası Konseyi, 1958–1959'da Yeni Amerikan Resmi adlı bir sergiyi sekiz Avrupa ülkesinde dolaştırdı. Bazı araştırmacılar, Amerikan istihbaratının da bazı kültür kuruluşları aracılığıyla bu tür etkinlikleri dolaylı olarak desteklediğini ileri sürdü; bu desteğin boyutu ve sanatçılar üzerindeki etkisi hâlâ tartışmalıdır. Sanatçıların büyük çoğunluğu bu siyasi kullanımdan habersizdi ya da ona karşıydı.
Uygulama
Bu iki çalışma, Gorky'nin yaptığı gibi bir anıyı hem figürle hem de soyutlamayla dile getirmenin ne kadar farklı yollar olduğunu ve bir yüzün teninin hafızada nasıl değişebildiğini deneyerek anlamana yardım edecek.
Sık yapılan hatalar
Yaygın yanlışSoyut Dışavurumculuğu yalnızca Pollock'un damlatmalarıyla özdeşleştirmek.
Hareket, jestçi resimden sakin renk alanlarına kadar pek çok yolu kapsar. Gorky'ye, Rothko'ya, Krasner'a ve Lewis'e de bak.
Yaygın yanlışMerkezin New York'a kaymasını yalnızca Amerikalı ressamların yeteneğiyle açıklamak.
Savaş, sürgün sanatçılar, devlet programları, galeriler, eleştirmenler ve Soğuk Savaş siyaseti de bu değişimin parçasıydı. Birden çok nedeni birlikte düşün.
Yaygın yanlışHareketi yalnızca beyaz erkek ressamların hikâyesi olarak anlatmak.
Krasner, Mitchell, Frankenthaler ve Norman Lewis gibi sanatçılar da bu hareketin içindeydi. Neden uzun süre görünmez kaldıklarını sor.
Yaygın yanlışSoyut bir resmin hiçbir kişisel ya da tarihsel anlam taşımadığını sanmak.
Gorky'nin biçimleri çocukluğunun ve kayıplarının anılarından beslenir. Soyutlamanın arkasındaki yaşamı da araştır.
Kapanış
Sanatın merkezi Paris'ten New York'a nasıl taşındı? Tek bir nedenle değil, pek çok gücün birleşmesiyle. İkinci Dünya Savaşı Avrupalı sanatçıları New York'a sürgün etti; Federal Sanat Projesi genç Amerikalılara geçim ve büyük yüzeyler sağladı; Peggy Guggenheim gibi galericiler ve Greenberg ile Rosenberg gibi eleştirmenler onları görünür kıldı; Soğuk Savaş ise bu resmi özgürlüğün bir simgesi olarak dünyaya taşıdı. Arshile Gorky'nin Sanatçı ve Annesi, bir mültecinin kaybını ve hafızasını taşıyan figüratif bir resimden, Gerçeküstücülükle soyutlama arasında köprü kuran biyomorfik tuvallere uzanan yolun başlangıcıydı. Bu anlatının dışında bırakılan Krasner, Mitchell, Sterne ve Norman Lewis gibi sanatçılar ise, merkezin kimleri içeri alıp kimleri dışarıda bıraktığını gösterir. Ödevde New York Okulu'ndan bir tuvalin jest, renk ya da biçimle hangi duyguyu taşıdığını kısa bir çözümlemeyle göstereceksin.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Soyut Dışavurumculuk | Abstract Expressionism | 1940'lar ve 1950'lerde New York'ta jestler ve renk alanlarıyla duygusal yoğunluk taşımayı amaçlayan soyut resim |
| New York Okulu | New York School | 1940'lar ve 1950'lerde New York'ta çalışan Soyut Dışavurumcular ve çevrelerindeki sanatçılar topluluğu |
| Federal Sanat Projesi | Federal Art Project | 1935–1943 arasında ABD hükümetinin binlerce sanatçıya maaş ödeyerek kamu için eser ürettirdiği program |
| Biyomorfik biçim | Biomorphic form | Canlı organizmaları, bitkileri ya da organları çağrıştıran yuvarlak, kıvrımlı ve organik soyut biçim |
| Kültürel diplomasi | Cultural diplomacy | Bir devletin değerlerini ve imajını başka ülkelerde sanat, sergi ve kültürel değişimle yayması |
Ödev
Bu dönemden bir eser seç ve 5 cümlelik biçimsel analiz yaz.
- 1940 ile 1960 arasında New York'ta yapılmış, Soyut Dışavurumculukla ilişkilendirilen bir eser seç; mümkünse ana anlatının dışında kalmış bir sanatçıyı tercih et ve eserin bilgilerine müzenin kaydından ulaş.
- Eserin boyutlarını, tekniğini ve sanatçının yaşam öyküsünden eseri anlamaya yardım edecek bir bilgiyi kaynağa dayanarak not et.
- Beş cümlelik analizinde eserin jestçi mi yoksa renk alanına dayalı mı olduğunu, boyanın yüzeyde nasıl davrandığını, ölçeğin izleyici üzerindeki etkisini ve varsa biçimlerin organik mi geometrik mi olduğunu ele al.
- Son cümlende, bu eserin sanatçısının hareketin ana anlatısına dahil edilip edilmediğini ve bunun nedenlerini tartış.
Kendini değerlendir
- Teknik ve Malzeme: Boyanın akışını, kalınlığını, damlalarını ya da geniş alanlarını yakından inceledin mi?
- Kompozisyon: Eserin yüzeyinin nasıl dengelendiğini, merkezi bir odak olup olmadığını tarif edebildin mi?
- Bitmişlik ve Sunum: Eserin ölçeğinin ve nasıl sergilendiğinin etkisini hesaba kattın mı?
- Son cümlen, sanatçının görünürlüğünü kaynaklarla desteklenen bilgilere dayandırıyor mu?
Kendini sına
1. Arshile Gorky'nin Sanatçı ve Annesi hangi kaynağa dayanır?
- A) Hayali bir sahneye.
- B) Bir Rönesans tablosuna.
- C) 1912'de Van'da çekilmiş ve annesinin elinde kalan tek görüntüsü olan bir fotoğrafa.
- D) Bir film karesine.
2. Federal Sanat Projesi sanatçılara ne sağladı?
- A) Hükümetten maaş alarak kamu binaları için eser üretme ve geçimini sağlama imkânı.
- B) Yalnızca yurt dışı gezileri.
- C) Resim yapma yasağı.
- D) Özel galerilerde satış garantisi.
3. Biyomorfik biçim nedir?
- A) Düzgün geometrik bir kare.
- B) Bir fotoğraf kolajı.
- C) Yalnızca düz çizgilerden oluşan bir ızgara.
- D) Canlı organizmaları çağrıştıran yuvarlak, kıvrımlı ve organik soyut biçim.
4. 1951'deki «Öfkeliler» fotoğrafı hareket hakkında neyi gösterir?
- A) Hareketin içindeki pek çok kadın sanatçıya rağmen fotoğrafta yalnızca bir kadının yer aldığını.
- B) Bütün sanatçıların kadın olduğunu.
- C) Sanatçıların Metropolitan Müzesi'ni övdüğünü.
- D) Hareketin Paris'te doğduğunu.
5. Soğuk Savaş yıllarında Soyut Dışavurumculuk nasıl kullanıldı?
- A) Sovyet devletinin resmî üslubu olarak.
- B) Bazı çevrelerce özgür bireyin sanatı olarak sunulup kültürel diplomasi aracı hâline getirildi.
- C) Tamamen yasaklandı.
- D) Yalnızca reklam afişlerinde kullanıldı.
Cevaplar
- C — Gorky fotoğrafı kopyalamadı, onu bir anma resmine dönüştürdü.
- A — Pollock, Krasner, de Kooning, Rothko ve Gorky bu projede çalıştı.
- D — Gorky 1940'larda bu tür biçimlerle dolu tuvaller yaptı.
- A — Krasner, Mitchell ve Frankenthaler gibi ressamlar uzun süre görünmez kaldı.
- B — Bu desteğin boyutu ve sanatçılar üzerindeki etkisi hâlâ tartışmalıdır.
Referans görseller
- Özgün animasyon: 1940'ta Avrupa'dan New York'a uzanan sürgün yolları; Federal Sanat Projesi afişleri ve duvar resimleri.
- Özgün animasyon: 1912 fotoğrafından Sanatçı ve Annesi'ne, oradan Gorky'nin biyomorfik biçimlerine uzanan dönüşüm.
- Özgün animasyon: «Öfkeliler» fotoğrafının yanında, anlatının dışında kalan Krasner, Mitchell, Frankenthaler ve Norman Lewis'in eserleri.
Sonraki derse köprü
Soyut Dışavurumcular sanatın derin bir iç dünyayı, kaygıyı ve varoluşu dile getirmesi gerektiğine inanıyordu. 1950'lerin sonunda genç bir kuşak bu ciddiyete iki yönden karşı çıktı: bazıları reklamların, çizgi romanların ve süpermarket raflarının parlak imgelerini tuvale taşıdı, bazıları ise ressamın elini ve duygusunu tamamen silen, sade geometrik ve endüstriyel biçimlere yöneldi. Sonraki derste Pop Art'ı ve Minimalizmi ele alıyoruz.