Öğrenme hedefi
1907 sonrasında Montmartre atölyelerinde biçimlenen Kübizmin, Rönesans'tan beri resmin temel sözleşmesi olan tek bakış noktasını nasıl sorguladığını açıklayabileceksin. Kübizmin Cézanne'dan ve Avrupa dışı sanattan hangi kaynaklarla beslendiğini anlatabilecek; analitik ve sentetik evreleri birbirinden ayırabilecek; Picasso ve Braque'ın yanında Juan Gris'in, Salon Kübistlerinin ve Delaunay'lerin farklı yollarını tanıyabilecek; Afrika heykellerinin sömürge bağlamında nasıl alındığını eleştirel olarak değerlendirebilecek ve Kübist resmin yüzü ve teni düzlemlere ayırırken neyi kazandığını, neyi yitirdiğini tartışabileceksin.
Kanca
Tek bir bakış açısı neden yetmedi?
Bir fincanı elinde çevirdiğini düşün. Önce yukarıdan bakarsın, ağzının yuvarlak olduğunu görürsün; sonra yandan bakarsın, düz bir kenar ve bir kulp görürsün; altını çevirirsin, dibinin daha küçük bir halka olduğunu fark edersin. Zihnindeki fincan, bu görünüşlerin hepsinin toplamıdır. Oysa beş yüz yıldır Avrupa resmi, perspektif dersinde gördüğümüz gibi, dünyayı tek bir gözün, tek bir sabit noktadan, tek bir anda gördüğü biçimde göstermeyi ideal saymıştı. 1900'lerin ilk on yılında Montmartre'de birkaç genç ressam bu idealin, bir nesneyi bildiğimiz ve deneyimlediğimiz biçimde göstermek için yetersiz olduğunu düşünmeye başladı. Tek bir bakış açısı neden yetmiyordu ve onun yerine ne konabilirdi?
Bağlam
Chicago Sanat Enstitüsü'nde, 93,3 × 74,4 santimetrelik bir tuval durur: İspanyol ressam Juan Gris'in 1912 tarihli Pablo Picasso'nun Portresi. Resimde, elinde bir palet tutan bir ressam oturur; ama yüzü, omuzları, ceketi ve eli, birbirine yaslanan, kesişen, keskin kenarlı küçük düzlemlere ayrılmıştır. Bazı düzlemler yandan, bazıları önden, bazıları yukarıdan görülmüş gibidir. Renkler soğuk mavilere, grilere ve kahverengilere indirgenmiştir. Işık tek bir kaynaktan gelmez; her düzlemin kendi açığı ve koyusu vardır ve bu düzlemler resmin yüzeyinde bir çapraz ızgara gibi dizilir. Sağ alt köşede, küçük harflerle, «Pablo Picasso'ya saygı» yazar.
Gris bu portreyi, 1912 ilkbaharında Paris'teki Bağımsızlar Salonu'nda sergiledi; bu sergi onun Paris sanat dünyasına ilk büyük çıkışıydı. Madrid'de doğan Gris, 1906'da Paris'e gelmiş, Montmartre'de Picasso'nun da yaşadığı ve atölyesi olduğu eski bir yapıya yerleşmiş, geçimini bir süre gazetelere karikatür çizerek sağlamıştı. Portre, bir yandan yeni bir resim dilini icat eden bir sanatçıya duyulan saygıyı gösterir; öbür yandan Gris'in bu dili kendi düzenli, geometrik ve berrak yöntemine dönüştürmeye başladığını ilan eder. Picasso'nun kendi eserleri telif koruması altında olduğu için bu derste onları görsellerle değil, yalnızca betimlemelerle anacağız; Gris'in portresi ise bize hem Kübizmin hem de onu kuran ilişkilerin bir resmini sunar.
Ana anlatım
Kübizm hangi kaynaklardan doğdu?
Kübizm (Cubism), yaklaşık 1907 ile 1920'ler arasında Paris'te Pablo Picasso ve Georges Braque'ın öncülüğünde gelişen, nesneleri ve figürleri geometrik düzlemlere ayırıp birden fazla bakış noktasından görülmüş parçaları aynı resim yüzeyinde birleştiren, Rönesans'tan beri süren tek bakış noktalı perspektifi ve yanılsamacı derinliği terk eden sanat akımıdır. Adı, bir eleştirmenin alayından doğdu: Fransız eleştirmen Louis Vauxcelles, 1908'de Braque'ın sanat satıcısı Daniel-Henry Kahnweiler'in galerisindeki sergisi için, Braque'ın her şeyi, yerleri, figürleri ve evleri geometrik şemalara, küplere indirgediğini yazdı. İzlenimcilerde olduğu gibi, alaycı bir ad akımın kendi adı oldu.
Kübizmin birinci kaynağı Cézanne'dı. Cézanne'ın natürmortlarında bir masanın kenarı sağda ve solda farklı yüksekliklerde akar, bir sürahinin ağzı yukarıdan, gövdesi yandan bakılmış gibi durur; beşinci seviyede ona ayrılan derste ve bir önceki derste bu yöntemin ayrıntılarını gördün. Doğayı silindirler, küreler ve konilerle düşünme önerisi de ondan gelir. 1907'de Paris'te, ölümünden bir yıl sonra, büyük bir Cézanne sergisi açıldı ve genç ressamları derinden etkiledi.
İkinci kaynak, Avrupa dışı sanattı ve bugün eleştirel olarak yeniden okunuyor. Picasso 1907'de, Avignonlu Kızlar adlı büyük tuvali üzerinde çalışırken, Paris'teki Trocadéro Etnografya Müzesi'nde Afrika ve Okyanusya heykelleri ve maskeleriyle karşılaştı. Resmin sağındaki iki kadının yüzü, maskeye benzeyen keskin, açılı biçimlerle yeniden boyandı; soldaki figürler ise Picasso'nun kendi ülkesi İspanya'nın eski İber heykellerinden esinlenmişti. Bu nesnelerin büyük bölümü sömürge yönetimleri ve askerî seferler sırasında Afrika'dan Avrupa'ya getirilmişti; onları yapan sanatçıların adları kaydedilmemiş, nesneler çoğu zaman anlamlarından ve törensel işlevlerinden koparılarak «ilkel» diye sergilenmişti. Post-İzlenimcilik dersinde tanıdığın ilkelcilik kavramı burada da geçerlidir: Kübist ressamlar bu heykellerin biçimsel gücünden büyük ölçüde yararlandı, ama onları yapan toplulukların kendi sanat geleneklerine ve bilgisine genellikle yer vermedi.
Analitik ve sentetik Kübizm nasıl ayrılır?
Analitik Kübizm (Analytic Cubism), kabaca 1908 ile 1912 arasında Picasso ve Braque'ın nesneleri çok sayıda küçük, kesişen düzleme ayırdığı, paleti gri, kahverengi, okr ve yeşil tonlarla sınırladığı ve konunun bazen neredeyse tanınmaz hâle geldiği evredir. Bu evrede iki ressam o kadar yakın çalıştı ki, bazı resimlerini birbirinden ayırmak uzmanlar için bile zordur; Braque sonradan ikisini bir ipe bağlanmış iki dağcıya benzetti. Renkleri azaltmak, dikkati biçimin kendisine, düzlemlerin kesişmesine ve mekânın parçalanmasına yöneltiyordu. Resimlerde bazen bir şişe ağzı, bir keman sapı, bir bıyık ya da harfler gibi küçük, tanınabilir ipuçları bırakılarak izleyicinin konuyu yeniden kurmasına yardım edildi.
Sentetik Kübizm (Synthetic Cubism), kabaca 1912'den sonra, nesnelerin artık küçük parçalara ayrılmak yerine daha büyük, daha düz ve daha renkli biçimlerden kurulduğu, gazete kâğıdı, duvar kâğıdı ve başka hazır malzemelerin resme yapıştırıldığı evredir. Kolaj ve karışık teknik dersinde incelediğin papier collé, bu evrenin en önemli buluşlarındandır ve aynı derste Gris'in 1914 tarihli Kahvaltı adlı çalışmasını görmüştün. Analitik evre bir nesneyi parçalara ayırıyordu; sentetik evre ise parçalardan, hatta gerçek dünyadan alınmış malzemelerden yeni bir nesne kuruyordu. Resim, dünyanın bir penceresi olmaktan çıkıp, kendi başına bir nesne, bir yapı olmaya doğru ilerledi.
Kübizm düşüncesini besleyen bir başka etken de dönemin bilim ve felsefe ortamıydı. Dördüncü boyut, Einstein'ın yeni fizik kuramları ve zamanın öznel algısı üzerine tartışmalar, Paris'teki sanatçılar ve yazarlar arasında yaygın olarak konuşuluyordu. Bu kavramların Kübist resimle ilişkisi sanat tarihçileri arasında tartışmalıdır ve dolaysızdır diye söylemek zordur; ama nesneyi tek bir anın ve tek bir bakışın ötesinde düşünme isteğinin, çağın genel entelektüel iklimiyle örtüştüğü açıktır.
Kübizm yalnızca Picasso ve Braque'dan mı ibaretti?
Salon Kübistleri (Salon Cubists), Picasso ve Braque'ın Kahnweiler'in galerisi çevresinde neredeyse kapalı biçimde çalıştığı yıllarda, eserlerini Paris'in büyük halka açık sergilerinde, Bağımsızlar Salonu'nda ve Sonbahar Salonu'nda gösteren Jean Metzinger, Albert Gleizes, Fernand Léger, Henri Le Fauconnier ve Robert Delaunay gibi ressamlara verilen addır. 1911 ilkbaharında Bağımsızlar Salonu'nun 41 numaralı salonunda birlikte sergi açtılar ve Kübizmi geniş halkın gözü önüne ilk kez onlar getirdi; bu sergide akımın iki kurucusu hiç eser göstermedi. Metzinger ve Gleizes 1912'de Kübizm Üzerine adlı bir kitap yayımlayarak akımın ilk kuramsal açıklamalarından birini yaptılar.
Orfizm (Orphism), şair ve eleştirmen Guillaume Apollinaire'in 1912 dolaylarında adlandırdığı, Kübizmin düzlemlere ayırma yöntemini parlak, saf renklerle ve renklerin birbirini etkilemesiyle doğan ritim ve hareket duygusuyla birleştiren eğilimdir. Robert Delaunay ve eşi Sonia Delaunay, pencerelerden, Eyfel Kulesi'nden ve dönen disklerden yola çıkarak rengin kendisini resmin konusu yaptı; Sonia bu renk anlayışını kumaşlara, giysilere ve kitap kapaklarına da taşıdı. Kübizm kısa sürede Paris'in sınırlarını da aştı: Prag'da mimarlar ve tasarımcılar, Moskova'da Lyubov Popova gibi ressamlar ve Meksikalı Diego Rivera gibi Paris'teki yabancı sanatçılar onu kendi yollarına uyarladı.
Juan Gris, Kübizmin en berrak ve en düzenli ustalarından biri oldu. Onun resimlerinde düzlemler, rastlantısal gibi görünen parçalar yerine, altta yatan geometrik bir ızgaraya ve dikkatle hesaplanmış bir renk düzenine göre yerleştirilir. Gris, kendi yöntemini bir silindirden bir şişeye ulaşmak olarak tarif ettiği aktarılır: Cézanne doğadaki şişeden silindire gitmişti, kendisi ise soyut bir biçimden başlayıp onu tanınabilir bir nesneye dönüştürüyordu. Gris 1927'de, kırk yaşında öldü.
Kübizm yüzü ve teni nasıl gösterdi?
Kübist bir portrede yüz, bir bireyin görünüşünü kaydetmekten çok, bir yüzün farklı açılardan bilinen parçalarını bir araya getiren bir yapıya dönüşür. Gris'in Picasso portresinde burun yandan, gözler önden görülmüş gibidir; alın, yanak ve çene ayrı ayrı düzlemler olarak birbirine yaslanır. Bu yaklaşım bir bakıma Antik Mısır dersinde gördüğün birleşik bakışı hatırlatır: orada da her parça kendi en tanınır açısından gösteriliyordu. Ama Kübizmde amaç kalıcı bir kalıbı sürdürmek değil, bakışın kendisini sorgulamaktı.
Analitik Kübizmin sınırlı paleti, tenin rengini de neredeyse ortadan kaldırdı. Gri, kahverengi ve okr düzlemlerde, bir figürün teninin açık mı koyu mu, sıcak mı serin mi olduğu çoğu zaman okunamaz; ışık her düzleme ayrı ayrı düşer ve tenin kendi yerel rengi yerine düzlemlerin değer farkları öne çıkar. Bu, bir ressam için iki yönlü bir derstir. Bir yandan, bir yüzün hacmini kuran şeyin renkten çok düzlemlerin değer ilişkisi olduğunu açıkça gösterir. Öbür yandan, bir kişinin tenini ve dolayısıyla kimliğinin önemli bir parçasını silme pahasına kurulmuş bir soyutlamadır. Afrika heykellerinin biçimlerinden yararlanan Kübist resimlerde siyah insanların kendileri çoğu zaman görünmez kaldı; yirminci yüzyılın ortasından itibaren Afrikalı ve Afrika kökenli sanatçılar, Kübizmin düzlemlerini kendi yüzlerini, kendi tenlerini ve kendi hikâyelerini anlatmak için yeniden kullanmaya başladılar.
Uygulama
Bu deneme, bir yüzü düzlemlere ayırmanın hacmi nasıl yeniden kurduğunu ve renksiz bir soyutlamanın, ten rengini geri getirdiğinde nasıl yeniden belirli bir insana dönüşebildiğini kendi elinle görmeni sağlayacak.
Sık yapılan hatalar
Yaygın yanlışKübizmi yalnızca «her şeyi küplerle çizmek» sanmak.
Ad bir eleştirmenin alayından doğdu; asıl mesele tek bakış noktasını terk edip nesneyi farklı görünüşlerden kurmaktı. Düzlemlerin nasıl kesiştiğine bak.
Yaygın yanlışKübizmi yalnızca Picasso ve Braque'ın işi saymak.
Gris, Salon Kübistleri ve Delaunay'ler akımı farklı yönlere taşıdı. Kübizmin geniş halka ilk kez 1911'de Salon Kübistleriyle ulaştığını unutma.
Yaygın yanlışAfrika heykellerinin etkisini yalnızca bir esin kaynağı olarak anlatmak.
Bu nesnelerin sömürge bağlamında Avrupa'ya getirildiği ve yapanlarının adsız bırakıldığı da hikâyenin parçasıdır. Etkiyi bu bağlamla birlikte anlat.
Yaygın yanlışBir yüzü düzlemlere ayırırken tenin yerel rengini tamamen yok saymak.
Değer ilişkileri hacmi kurar, ama renk kişiyi tanınır kılar. İkisini birlikte düşün.
Kapanış
Tek bir bakış açısı neden yetmedi? Çünkü bir nesneyi bildiğimiz ve deneyimlediğimiz biçim, tek bir gözün tek bir anda gördüğünden çok daha zengindi. Cézanne'ın çoklu bakış noktalarından ve sömürge bağlamında Paris'e getirilmiş Afrika heykellerinin biçimsel gücünden beslenen Picasso ve Braque, nesneleri düzlemlere ayırdı; analitik evrede paleti daralttı, sentetik evrede gazete ve duvar kâğıdı gibi gerçek malzemelerle yeni nesneler kurdu. Juan Gris'in Pablo Picasso'nun Portresi, bu dili hem bir saygı duruşuna hem de kendi berrak yöntemine dönüştürdü; Salon Kübistleri akımı halkın önüne çıkardı, Delaunay'ler ona rengi geri getirdi. Kübizm, düzlemlerin değer ilişkisinin bir yüzü nasıl kurduğunu gösterirken, tenin ve kimliğin nasıl silinebileceğini de gösterdi. Ödevde Kübist bir tuvalin hangi bakış noktalarını tek bir yüzeyde topladığını beş cümleyle çözeceksin.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Kübizm | Cubism | Nesneleri geometrik düzlemlere ayırıp farklı bakış noktalarından parçaları aynı yüzeyde birleştiren akım |
| Analitik Kübizm | Analytic Cubism | Nesnelerin çok sayıda küçük düzleme ayrıldığı ve paletin gri, kahverengi ve okrla sınırlandığı evre |
| Sentetik Kübizm | Synthetic Cubism | Nesnelerin büyük, düz ve renkli biçimlerden ve yapıştırılmış malzemelerden kurulduğu evre |
| Salon Kübistleri | Salon Cubists | Kübist eserlerini Paris'in büyük halka açık salonlarında sergileyen Metzinger, Gleizes, Léger gibi ressamlar |
| Orfizm | Orphism | Kübist düzlemleri parlak, saf renklerin ritmi ve hareketiyle birleştiren eğilim |
Ödev
Bu dönemden bir eser seç ve 5 cümlelik biçimsel analiz yaz.
- 1907 ile 1925 arasında yapılmış Kübist ya da Kübizmden etkilenmiş bir tablo seç; eserin koleksiyonundaki müzenin çevrimiçi kaydından görüntüsüne ve künyesine ulaş.
- Eserin analitik mi sentetik mi evreye yakın olduğunu, ilk kez hangi sergide ya da hangi galeride izleyiciyle buluştuğunu kaynağa dayanarak not et.
- Beş cümlelik analizinde düzlemlerin boyutunu ve kesişmesini, bakış noktalarının birleşimini, paletin genişliğini, tanınabilir ipuçlarını ve varsa yüzün ya da tenin nasıl ele alındığını anlat.
- Son cümlende, bu eserin bir nesneyi ya da kişiyi gözün gördüğünden daha fazla mı, yoksa daha az mı gösterdiğini tartış.
Kendini değerlendir
- Oran ve Çizim: Nesnenin ya da figürün parçalarını, her birinin bakış yönüyle birlikte ayrı ayrı eşleştirebildin mi?
- Değer (Ton): Düzlemlerin açık ve koyu değerlerinin nasıl dağıldığını gözlemledin mi?
- Kompozisyon: Düzlemlerin resim yüzeyinde bir ızgara ya da ritim oluşturup oluşturmadığını tarif ettin mi?
- Son cümlen, kazanılanla yitirileni birlikte değerlendiriyor mu?
Kendini sına
1. Kübizm adı nereden gelir?
- A) Ressamların kendi manifestosundan.
- B) Louis Vauxcelles'in Braque'ın her şeyi küplere indirgediğini yazdığı alaycı bir eleştiriden.
- C) Bir matematik kitabından.
- D) Bir müzenin salonunun adından.
2. Analitik Kübizmin belirgin özelliklerinden biri nedir?
- A) Parlak, saf renklerin kullanılması.
- B) Gazete kâğıdı yapıştırılması.
- C) Tek bakış noktalı perspektifin korunması.
- D) Nesnelerin çok sayıda küçük düzleme ayrılması ve paletin gri, kahverengi ve okrla sınırlandırılması.
3. Kübizmi geniş halkın önüne ilk kez hangi sergi getirdi?
- A) 1911 ilkbaharında Bağımsızlar Salonu'nun 41 numaralı salonunda Salon Kübistlerinin açtığı sergi.
- B) Picasso'nun 1907'de açtığı kişisel sergi.
- C) 1874'teki İzlenimci sergisi.
- D) Kahnweiler'in 1920'deki müzayedesi.
4. Avignonlu Kızlar'daki Afrika heykellerinin etkisi bugün nasıl değerlendirilir?
- A) Tamamen önemsiz bir ayrıntı olarak.
- B) Afrikalı sanatçıların Picasso'yla birlikte çalıştığının kanıtı olarak.
- C) Biçimsel bir esin olarak, ama bu nesnelerin sömürge bağlamında getirildiği ve yapanlarının adsız bırakıldığı eleştirisiyle birlikte.
- D) Yalnızca İspanyol heykellerinin bir kopyası olarak.
5. Analitik Kübizmin sınırlı paleti tenin gösterilişini nasıl etkiledi?
- A) Tenin yerel rengi çoğu zaman okunamaz hâle geldi ve düzlemlerin değer farkları öne çıktı.
- B) Tenler daha parlak ve canlı boyandı.
- C) Yalnızca koyu tenler gösterildi.
- D) Ten hiç etkilenmedi.
Cevaplar
- B — Eleştiri 1908'de Kahnweiler'in galerisindeki Braque sergisi için yazıldı.
- D — Bu evrede Picasso ve Braque o kadar yakın çalıştı ki bazı resimlerini ayırmak zordur.
- A — Akımın iki kurucusu o sırada yalnızca Kahnweiler'in galerisinde, daha kapalı bir çevrede sergileniyordu.
- C — İlkelcilik kavramı bu tartışmada da geçerliliğini korur.
- A — Bu soyutlama hacmi değer ilişkisiyle kurar ama tenin ve kimliğin bir parçasını siler.
Referans görseller
- Özgün animasyon: elde çevrilen bir fincanın farklı görünüşlerinin tek bir Kübist imgede birleşmesi.
- Özgün animasyon: Cézanne'ın bir elmasından analitik Kübist düzlemlere, oradan sentetik Kübizmin yapıştırılmış kâğıtlarına geçiş.
- Özgün animasyon: bir yüzün önce gri düzlemlerle, sonra aynı değerlerle ama modelin tenine uygun sıcak ve serin tonlarla yeniden kurulması.
Sonraki derse köprü
Kübistler bir fincanı ve bir keman sapını masanın üstünde sakin sakin parçalarken, Avrupa büyük bir felakete doğru ilerliyordu. 1914'te başlayan savaş milyonlarca genç insanın ölümüne yol açtı ve pek çok sanatçıyı cepheye götürdü. Sonraki derste savaştan önce ve savaş sırasında rengi vahşi bir coşkuyla patlatan, insanın iç çığlığını boyayan ve sonunda sanatın bütün kurallarıyla alay eden akımları, Fovizmi, Dışavurumculuğu ve Dada'yı ele alıyoruz.