Öğrenme hedefi
Birinci Dünya Savaşı'nın başında Avrupa'dan İstanbul'a dönen genç ressamların Türk resmini nasıl değiştirdiğini açıklayabileceksin. Bu ressamların Sanayi-i Nefise'deki eğitimlerini ve Paris'teki atölyelerde öğrendiklerini anlatabilecek; kurdukları dernek, düzenledikleri sergiler ve savaş yıllarındaki ortak çalışmaları sayesinde bir sanat ortamını nasıl örgütlediklerini gösterebilecek; Avrupa İzlenimciliğini İstanbul'un ışığına ve konularına nasıl uyarladıklarını tartışabilecek ve bu kuşağın kadın ressamlara, figür resmine ve tene nasıl yaklaştığını değerlendirebileceksin.
Kanca
Çallı ve arkadaşları İzlenimciliği İstanbul'a nasıl getirdi?
1874'te Paris'te bir grup ressam, İzlenimcilik dersinde gördüğün gibi, parlak paleti, seçilir fırça izleri ve dışarıda boyanmış manzaralarıyla eleştirmenleri öfkelendirmişti. Kırk yıl sonra bu resim dili Avrupa'da artık yeni değildi; Paris'te Kübistler ve Fovlar çoktan başka yollara sapmıştı. Tam o yıllarda, 1914'te, savaşın başlamasıyla Paris'teki atölyelerinden ayrılıp İstanbul'a dönen bir grup genç Osmanlı ressamı, bu açık renkleri, titreşen ışığı ve hızlı fırça darbelerini yanlarında getirdi. Boğaz'ın sularını, Kadıköy'ün bahçelerini, İstanbul'un kalabalık meydanlarını bu yeni dille boyadılar. Avrupa'da bir kuşak önce ortaya çıkan bir akım, İstanbul'da nasıl yeni bir başlangıç olabildi?
Bağlam
İstanbul'daki Sakıp Sabancı Müzesi'nin koleksiyonunda, 92 × 73,5 santimetrelik bir tuval durur: Nazmi Ziya Güran'ın 1935 tarihli Taksim Meydanı. Resmin merkezinde, 1928'de İtalyan heykeltıraş Pietro Canonica'nın yaptığı Cumhuriyet Anıtı yükselir. Çevresinde meydanın ağaçları, binaları ve kalabalığı vardır; müzenin açıklamasına göre resimde, 1934'teki kılık kıyafet düzenlemesinin ardından dönemin Batı modası giysileri içindeki kadınlar da görülür. Işık meydanın taşlarına, ağaçların yapraklarına ve figürlerin giysilerine kısa, parlak fırça darbeleriyle düşer; gölgeler koyu değil, mavi ve mor tonlarla boyanmıştır.
Nazmi Ziya, 1881'de İstanbul'da doğdu. Asker Ressamlar kuşağının öğretmeni Hoca Ali Rıza'dan ilk resim derslerini aldı, sonra Sanayi-i Nefise Mektebi'nde okudu. Kaynaklara göre 1905'te İstanbul'a gelen Fransız ressam Paul Signac ile tanışması, onun sanata bakışını değiştirdi. 1908'de okulu bitirdikten sonra Paris'e gitti, önce Julian Akademisi'nde, sonra Güzel Sanatlar Okulu'nda Fernand Cormon'un atölyesinde çalıştı. İstanbul'a döndüğünde, ışığın ve rengin peşinde koşan bu resmi, öğretmenliği ve kendi tuvalleriyle yaymaya başladı. Taksim Meydanı, onun İzlenimci diliyle Cumhuriyet'in yeni kentini bir araya getirir. Nazmi Ziya bu resmi yaptıktan iki yıl sonra, Eylül 1937'de öldü; Taksim Meydanı bu yüzden onun son dönem kent manzaralarından biri olarak da okunabilir.
Ana anlatım
Bu kuşak kimlerden oluşuyordu?
1914 Kuşağı (1914 Generation), Sanayi-i Nefise Mektebi'nde yetişip 1908–1910 yıllarında devlet bursuyla ya da kendi olanaklarıyla Avrupa'ya resim eğitimine giden ve Birinci Dünya Savaşı'nın başlamasıyla 1914 dolaylarında İstanbul'a dönen, Türk resminde İzlenimci bir anlayışı yaygınlaştıran ressamlar kuşağıdır. Kuşağın önde gelen adı İbrahim Çallı olduğu için bu ressamlar Çallı Kuşağı olarak da anılır. Kuşağın içinde Hikmet Onat, Nazmi Ziya Güran, Feyhaman Duran, Hüseyin Avni Lifij, Namık İsmail, Ruhi Arel ve Sami Yetik gibi ressamlar yer alır.
Bu ressamların çoğu Paris'te, Nazmi Ziya gibi, Fernand Cormon'un ya da Julian Akademisi'ndeki hocaların atölyelerinde çalıştı. Bu atölyeler akademik bir eğitim veriyordu; ama genç Osmanlılar, Paris'in müzelerinde, galerilerinde ve sokaklarında, İzlenimcilerin ve onları izleyen ressamların eserlerini de yakından gördü. Önceki asker ressam kuşağı çoğunlukla fotoğraftan ve atölyede çalışırken, 1914 Kuşağı açık havaya çıktı, doğrudan gözlemden ve ışığın anlık etkilerinden yola çıktı.
Kuşağın ressamları birbirinden farklı yollar da izledi. Avni Lifij, Paris'te Cormon'un atölyesinde çalıştıktan sonra, İzlenimcilikten çok Sembolizme ve kendine özgü, şiirsel ve hüzünlü bir resim diline yöneldi. Namık İsmail, sonraki yıllarda okul yöneticisi olarak da önemli bir rol üstlendi. Bu farklılık, kuşağı tek bir üslup altında toplamanın zorluğunu gösterir: onları birleştiren, ortak bir eğitim ve ortak bir tarih kadar, İstanbul'da bir sanat ortamı kurma çabasıydı.
Bu kuşağın en kalıcı etkisi belki de öğretmenlikleri oldu. Çallı, Hikmet Onat, Feyhaman Duran ve Namık İsmail uzun yıllar Sanayi-i Nefise'de ve onun devamı olan, 1928'de Güzel Sanatlar Akademisi adını alan okulda ders verdi. Cumhuriyet'in ilk yarım yüzyılında resim eğitimi alan pek çok genç, bu hocaların atölyelerinde canlı modelden çalıştı, açık havada manzara yaptı ve rengin ışıkla ilişkisini onlardan öğrendi. Sonraki kuşakların bir kısmı bu hocalara karşı çıkarak kendi yolunu arayacaktı; ama karşı çıkılan şey bile, bu kuşağın kurduğu eğitimin ve sergi düzeninin kendisiydi.
Sanat ortamını nasıl örgütlediler?
Osmanlı Ressamlar Cemiyeti (Ottoman Painters Society), 1909'da İstanbul'da kurulan, ressamların dayanışmasını, sergi düzenlemesini ve sanat yayıncılığını amaçlayan, sonradan Türk Ressamlar Cemiyeti adını alan ilk ressamlar derneğidir. Kaynaklara göre cemiyet, 1910'dan itibaren bir dergi de yayımlamaya başladı. Avrupa'dan dönen ressamlar bu cemiyetin çevresinde toplandı ve Türk resminin kurumsal bir yapıya kavuşmasında önemli bir rol oynadı.
Galatasaray Sergileri (Galatasaray Exhibitions), 1916'dan itibaren İstanbul'daki Galatasaray Lisesi'nin binasında düzenli olarak açılan ve cemiyetin çevresindeki ressamların eserlerini halka gösteren resim sergileridir. Bu sergiler, Paris'in Salonları gibi, İstanbul'da resmin düzenli olarak halkın ve eleştirmenlerin önüne çıktığı bir buluşma noktası oldu. Sergiler yıllar boyunca sürdü ve Türk resminin gelişimini izlemek için önemli bir takvim oluşturdu.
Şişli Atölyesi (Şişli Studio), Birinci Dünya Savaşı sırasında, 1917'de İstanbul'un Şişli semtinde, savaşı ve cephe hayatını konu alan büyük boyutlu resimler üretmek için kurulan ortak atölyedir. Kaynaklara göre Çallı, Hikmet Onat, Ruhi Arel, Sami Yetik ve başka ressamlar burada çalıştı ve bu atölyede üretilenlerin de içinde bulunduğu yüzü aşkın resim, 1918'de Viyana'da ve ardından Berlin'de açılan bir Osmanlı resim sergisinde gösterildi. Aynı yıllarda Alman ressamlar savaşı bir çığlık olarak resmederken, Osmanlı ressamlarının savaş resimleri ise daha çok resmî, kahramanlık vurgulu ve tarihsel bir dille, cephedeki askerleri, topçuları ve hastaneleri gösterdi.
İzlenimcilik İstanbul'da nasıl değişti?
Türk İzlenimciliği (Turkish Impressionism), 1914 Kuşağı ressamlarının Avrupa İzlenimciliğinin parlak paletini, kısa ve seçilir fırça izlerini ve doğanın karşısında çalışma alışkanlığını İstanbul'un ışığına, manzaralarına ve gündelik hayatına uyarlayarak oluşturduğu resim anlayışının genel adıdır. Bu ressamların tuvallerinde Boğaz'ın ve Marmara'nın suları, Kadıköy'ün, Moda'nın ve Üsküdar'ın bahçeleri ve sokakları, eski İstanbul evleri, çiçekler ve natürmortlar, parlak ve titreşen bir ışıkla boyandı.
Ama bu İzlenimcilik, Paris'teki kaynağının birebir kopyası değildi. Birçok sanat tarihçisi, 1914 Kuşağı'nın İzlenimciliğinin, akademik eğitimin sağlam çizimini ve biçimlerin hacmini büyük ölçüde koruduğunu, Monet'nin geç dönemindeki gibi biçimlerin ışıkta eridiği bir resme pek yönelmediğini belirtir. Bazı eleştirmenler bu yüzden «yarım kalmış» ya da «ılımlı» bir İzlenimcilikten söz eder; başkaları ise bunu, Avrupa'dan gelen bir dilin yerel bir ışığa ve yerel bir eğitim geleneğine göre dönüştürülmesi olarak değerlendirir. Kırk yıllık gecikme de bir eksiklikten çok, farklı bir tarihsel koşulun sonucuydu: Osmanlı'da bu resim, bir akademik geleneğe karşı çıkmaktan çok, yeni kurulmakta olan bir modern resim ortamının ilk ortak dili oldu.
Kadın ressamlar ve figür resmi nerede duruyordu?
1914 yılı, Türk resminde kadınlar için de bir dönüm noktasıydı. Bu yıl, kız öğrencilere resim eğitimi vermek için İnas Sanayi-i Nefise Mektebi, yani kızlar için ayrı bir güzel sanatlar okulu açıldı. Okulun ilk öğretmenleri arasında, Türk resminde kadın ressamlar dersinde ayrıntılı olarak ele alacağımız Mihri Müşfik de vardı. Kız öğrencilerin canlı modelden çalışabilmesi, özellikle çıplak model konusunda, uzun süre tartışma konusu oldu; bu tartışma, Avrupa akademilerinin kadınlara koyduğu engellerin İstanbul'daki bir karşılığıydı.
1914 Kuşağı, önceki Asker Ressamlar kuşağına göre insan figürüne çok daha fazla yer verdi. Çallı'nın ve arkadaşlarının tuvallerinde çıplak figürler, portreler, aile sahneleri ve kent kalabalıkları görülür. Bu figürlerin tenleri, İzlenimci ışık anlayışıyla, sıcak ve serin renk lekelerinin yan yana konmasıyla, açık havada yaprakların ya da suyun yansıttığı ışığı taşıyacak biçimde boyandı. Taksim Meydanı'ndaki küçük figürler ise ayrıntıdan çok, giysileri ve duruşlarıyla dönemin yeni kent hayatını gösterir; tenleri birkaç sıcak dokunuşla belirtilir. Bu resimlere bakarken, İzlenimci ışığın tene hangi renkleri taşıdığını ve figürlerin Cumhuriyet'in yeni toplumsal imgesini nasıl temsil ettiğini birlikte sormak gerekir.
Uygulama
Bu deneme, 1914 Kuşağı'nın yaptığı gibi, akademik bir biçim anlayışını koruyarak İzlenimci bir ışık ve renk dilini kendi çevrene nasıl uygulayabileceğini ve açık havadaki ışığın figürlerin tenine hangi renkleri taşıdığını deneyerek fark etmeni sağlayacak.
Sık yapılan hatalar
Yaygın yanlış1914 Kuşağı'nın İzlenimciliğini Paris'teki İzlenimciliğin bir kopyası sanmak.
Bu ressamlar akademik çizimi ve hacmi büyük ölçüde korudular ve İzlenimciliği İstanbul'un ışığına uyarladılar. Farkları karşılaştır.
Yaygın yanlışKuşağı tek bir üslupla tanımlamak.
Avni Lifij gibi ressamlar Sembolizme ve kişisel bir şiirsel dile yöneldi. Ressamları tek tek tanı.
Yaygın yanlışBu kuşağın yalnızca manzara ve natürmort yaptığını düşünmek.
Portreler, çıplak figürler ve savaş resimleri de bu kuşağın eserleri arasındadır. Şişli Atölyesi'ni unutma.
Yaygın yanlışGüneşli bir figürün tenini tek ve düz bir karışımla geçiştirmek.
Açık havadaki ışık tene çevredeki renkleri taşır. Sıcak ve serin lekeleri yan yana kurmayı dene.
Kapanış
Çallı ve arkadaşları İzlenimciliği İstanbul'a nasıl getirdi? Sanayi-i Nefise'de yetişip 1908–1910 yıllarında Paris'teki atölyelere giden, orada İzlenimciliğin açık renklerini ve ışığını tanıyan ve 1914'te savaşla birlikte İstanbul'a dönen bir kuşakla. Bu kuşak, Osmanlı Ressamlar Cemiyeti'nin çevresinde toplandı, 1916'dan itibaren Galatasaray Sergileri'ni düzenledi, savaş yıllarında Şişli Atölyesi'nde büyük savaş resimleri üretti ve Boğaz'ın, bahçelerin, meydanların ışığını kendi tuvallerine taşıdı. Nazmi Ziya'nın Taksim Meydanı, bu İzlenimci dilin Cumhuriyet'in yeni kentine nasıl uyarlandığını gösterir. Aynı yıl açılan İnas Sanayi-i Nefise Mektebi ise kadın ressamlar için yeni bir kapı araladı. Ödevde bu ressamlardan birinin tuvalinde İstanbul ışığının nasıl kurulduğunu adım adım göstereceksin.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| 1914 Kuşağı | 1914 Generation | Avrupa'da eğitim alıp savaşla İstanbul'a dönen ve Türk resminde İzlenimci anlayışı yaygınlaştıran ressamlar kuşağı |
| Osmanlı Ressamlar Cemiyeti | Ottoman Painters Society | 1909'da kurulan, sergi ve yayınla ressamların dayanışmasını amaçlayan ilk ressamlar derneği |
| Galatasaray Sergileri | Galatasaray Exhibitions | 1916'dan itibaren Galatasaray Lisesi binasında düzenli olarak açılan resim sergileri |
| Şişli Atölyesi | Şişli Studio | 1917'de savaş konulu büyük resimler üretmek için İstanbul'da kurulan ortak atölye |
| Türk İzlenimciliği | Turkish Impressionism | Avrupa İzlenimciliğinin ışık ve renk anlayışının İstanbul'un manzaralarına ve akademik eğitime uyarlanmış biçimi |
Ödev
Bu dönemden bir eser seç ve 5 cümlelik biçimsel analiz yaz.
- İbrahim Çallı, Hikmet Onat, Nazmi Ziya Güran, Feyhaman Duran, Avni Lifij ya da aynı çevreden bir başka adın tablosunu seç; eserin künyesini ve görüntüsünü güvenilir bir müze ya da koleksiyon kaydından doğrula.
- Tablonun nerede ve hangi yıl yapıldığını ve bir manzara, natürmort, portre ya da figürlü bir sahne olup olmadığını not et.
- Beş cümlelik analizinde ışığın yönünü ve rengini, gölgelerin hangi tonlarla kurulduğunu, fırça darbelerinin boyutunu, biçimlerin hacmini koruyup korumadığını ve figür varsa yüzüne ve ellerine hangi renklerin yansıdığını incele.
- Analizini, tablonun Paris'teki örneklerden ayrıldığı bir noktayı göstererek bitir.
Kendini değerlendir
- Değer (Ton): Güneşli bölgelerle gölgeli bölgeler arasındaki basamağı ve gölgenin hangi renge çaldığını not ettin mi?
- Kenar ve Ayrıntı: Biçimlerin kenarlarının ışıkta ne ölçüde eridiğini ya da korunduğunu fark ettin mi?
- Teknik ve Malzeme: Boyanın tuvalde ince mi kalın mı durduğunu ve darbelerin ne kadar uzun olduğunu yakından inceledin mi?
- Son cümlen, iki İzlenimcilik arasındaki farkı tablodan bir ayrıntıyla gösteriyor mu?
Kendini sına
1. 1914 Kuşağı adı nereden gelir?
- A) Ressamların 1914'te doğmasından.
- B) Birinci Dünya Savaşı'nın başlamasıyla 1914 dolaylarında Avrupa'dan İstanbul'a dönmelerinden.
- C) 1914'te açılan bir sergiden.
- D) 1914'te kurulan bir müzeden.
2. Şişli Atölyesi'nde ne üretildi?
- A) Yalnızca natürmortlar.
- B) Seramikler.
- C) Savaşı ve cephe hayatını konu alan büyük boyutlu resimler.
- D) Kitap resimleri.
3. Galatasaray Sergileri neden önemlidir?
- A) İstanbul'da resmin 1916'dan itibaren düzenli olarak halkın ve eleştirmenlerin önüne çıktığı bir buluşma noktası oldukları için.
- B) Yalnızca heykel sergiledikleri için.
- C) Paris'te düzenlendikleri için.
- D) Hiç ziyaretçi almadıkları için.
4. 1914 Kuşağı'nın İzlenimciliği Paris'teki İzlenimcilikten hangi yönüyle ayrılır?
- A) Hiç açık renk kullanmamasıyla.
- B) Yalnızca siyah-beyaz olmasıyla.
- C) Yalnızca soyut olmasıyla.
- D) Akademik çizimi ve biçimlerin hacmini büyük ölçüde korumasıyla.
5. 1914'te açılan İnas Sanayi-i Nefise Mektebi neden önemlidir?
- A) Kız öğrencilere resim eğitimi veren ayrı bir güzel sanatlar okulu olarak kadın ressamlar için yeni bir kapı araladığı için.
- B) Yalnızca erkeklere açık olduğu için.
- C) Askerî bir okul olduğu için.
- D) Yalnızca müzik eğitimi verdiği için.
Cevaplar
- B — Kuşağın önde gelen adı İbrahim Çallı olduğu için Çallı Kuşağı olarak da anılır.
- C — Buradaki resimlerin de yer aldığı bir sergi 1918'de Viyana'da ve Berlin'de açıldı.
- A — Bu sergiler Osmanlı Ressamlar Cemiyeti'nin çevresindeki ressamların eserlerini gösterdi.
- D — Bazı eleştirmenler bu yüzden ılımlı bir İzlenimcilikten söz eder.
- A — Okulun ilk öğretmenleri arasında Mihri Müşfik de vardı.
Referans görseller
- Özgün animasyon: Sanayi-i Nefise'den Avrupa atölyelerine uzanan ve savaşla tersine dönen bir yolculuk haritası; Cormon'un ve Julian Akademisi'nin atölyeleri.
- Özgün animasyon: Galatasaray Lisesi'nde açılan bir sergi; Şişli Atölyesi'nde boyanan büyük savaş tuvalleri ve Viyana'ya giden resimler.
- Özgün animasyon: bir Paris İzlenimci manzarası ile bir İstanbul manzarasının yan yana konması; hacmini koruyan biçimler ile ışıkta eriyen biçimlerin karşılaştırılması.
Sonraki derse köprü
1914 Kuşağı, Osmanlı Ressamlar Cemiyeti ve Galatasaray Sergileri çevresinde bir sanat ortamı kurdu; ama Cumhuriyet'in ilk yıllarında Paris'ten dönen daha genç bir kuşak, bu ortamın kurallarını ve İzlenimci dili yetersiz buldu. 1929'da bir araya gelen bu genç ressamlar ve heykeltıraşlar, kendilerini hiçbir resmî kuruma bağlı olmayan, bağımsız bir birlik olarak tanımladı. Sonraki derste Müstakil Ressamlar ve Heykeltıraşlar Birliği'ni ve bu ilk sanatçı kolektifinin ne istediğini ele alıyoruz.