Öğrenme hedefi
John Everett Millais'nin 1851–1852 tarihli Ophelia'sının nasıl yapıldığını, önce açık havada boyanan manzara ile sonra stüdyoda bir modelle boyanan figürün iki ayrı aşamasını izleyerek açıklayabileceksin. Sahnenin Shakespeare'in Hamlet'indeki kaynağını ve oyunda sahnede görülmeyen bir anın neden resme konu olduğunu tanıyabilecek; Prerafaelit ressamların doğaya sadakat ilkesini ve çiçeklerin taşıdığı anlamları anlatabilecek; modelin soğuk bir küvette geçirdiği saatleri, bir resmin arkasındaki insan emeğinin bir parçası olarak tartışabilecek; kemerli formatın, yatay figürün ve çiçeklerin kurduğu göz yolunu çizebilecek ve ayrı ışıklarda boyanan bir ten ile bir manzarayı birleştirirken farklı tenlerin nasıl ele alınması gerektiğini değerlendirebileceksin.
Kanca
Bir modelin küvette hastalandığı tablo
Bir nehrin durgun suyunda genç bir kadın sırtüstü yüzüyor. Kolları açık, avuçları yukarı dönük, dudakları aralık, sanki şarkı söylüyor. Giysisi suyun üstünde yayılmış, çevresinde çiçekler dolaşıyor; kıyıdaki her yaprak, her ot, her yaban gülü tek tek seçiliyor. Bu kadar sakin ve bu kadar parlak görünen resmin arkasında ise zorlu bir hikâye var: manzara aylarca bir nehir kıyısında sineklerle ve rüzgârla boğuşularak boyandı, figür ise Londra'da, kış ortasında, içi suyla doldurulmuş bir küvette saatlerce uzanan bir modelden çalışıldı. Bir resmin güzelliği, onu yapmak için katlanılan zahmeti gösterir mi, yoksa saklar mı?
Bağlam
Londra'daki Tate Britain'da bulunan Ophelia, müzenin kaydına göre 1851–1852 yıllarında yağlı boyayla tuvale işlenmiş, 76,2 × 111,8 santimetrelik bir resimdir ve müzeye 1894'te Sir Henry Tate'in bağışıyla girmiştir. Tuvalin üst kenarı kemerli biçimdedir. Resim, kaynaklara göre ilk kez 1852'de Londra'daki Kraliyet Akademisi sergisinde gösterildi.
Sahne, Shakespeare'in Hamlet oyununun dördüncü perdesinin yedinci sahnesinden alınmıştır. Oyunda Ophelia, sevdiği Hamlet'in soğukluğu ve babasının ölümüyle derin bir yasa ve sarsıntıya düşmüştür. Ölümü sahnede gösterilmez; Kraliçe Gertrude onu sözle anlatır: Ophelia bir derenin üstüne eğilen söğüdün dallarına çiçek çelenkleri asmaya çalışırken bir dal kırılır ve suya düşer; giysileri bir süre onu suyun üstünde tutar, o da eski şarkılar söyler; sonra ıslanıp ağırlaşan giysiler onu dibe çeker. Millais, izleyicinin sahnede hiç görmediği, yalnızca dinlediği bu anı resme dönüştürdü.
Ana anlatım
Manzara nasıl boyandı?
Prerafaelit Kardeşliği (Pre-Raphaelite Brotherhood), 1848'de Londra'da Millais'nin de aralarında bulunduğu genç sanatçıların kurduğu, Kraliyet Akademisi'nin Raffaello sonrası ideal güzellik kurallarına karşı çıkan, parlak renkleri, keskin ayrıntıyı ve doğanın dikkatle gözlenmesini savunan topluluktur. Doğaya sadakat (truth to nature), bu ressamların ve onları destekleyen eleştirmen John Ruskin'in savunduğu, doğayı genel ve ideal bir kalıpla değil, gerçekte görüldüğü gibi, bitkisi bitkisine, yaprağı yaprağına gözlemleyerek boyama ilkesidir.
Kaynaklara göre Millais, 1851 yazında ve sonbaharında Surrey'deki Hogsmill Nehri'nin kıyısında, yaklaşık beş ay boyunca, haftada altı gün ve günde on bir saate varan sürelerle çalıştı. Bir arkadaşına yazdığı mektupta Surrey sineklerinin insan etini delmeye çok hevesli olduğunu, bir tarlaya girip otları ezdiği için yargıç önüne çıkarılmakla tehdit edildiğini ve rüzgârın onu suya düşürmek üzere olduğunu yazar. Kaynaklara göre havalar soğuyup kar yağmaya başlayınca, hasırla kaplı çitlerden kendine nöbetçi kulübesine benzer küçük bir barınak yaptırdı.
Bu uzun gözlem, resmin her köşesinde görülür. Sol üstten suya doğru eğilen söğüdün kırık dalı, solda suyun içinden yükselen sazlar, yukarıda beyaz yaban gülleri, sağ üstte mor çiçek başakları ve suyun yüzündeki yeşil yosunlar ayrı ayrı gözlenmiş bitkilerdir. Kaynaklara göre Millais bir ara figürün yanına sudan çıkarılmış bir su faresi de boyamış, ama resmi görenler hayvanı tanıyamayınca onu sonradan boyayla örtmüştür.
Çiçek dili (language of flowers), Viktorya döneminde yaygın olan, her çiçeğe belirli bir duygu ya da anlam yükleyen ve çiçeklerle ileti gönderme geleneğidir. Suyun üstünde yüzen çiçekler, kaynaklara göre büyük ölçüde Shakespeare'in çelenk betimlemesine ve bu dönemin çiçek diline göre seçilmiştir. Figürün elinin yanındaki kırmızı gelincik, oyunda geçmez; kaynaklara göre uykuyu ve ölümü simgeler.
Küvette ne oldu?
İki aşamalı çalışma (two-stage working), bir resimde manzaranın ve figürün ayrı zamanlarda ve ayrı yerlerde boyanması, çoğu zaman önce yerinde manzaranın, sonra stüdyoda figürün eklenmesidir. Millais manzarayı bitirdikten sonra Londra'ya döndü ve figürü stüdyosunda boyadı. Kaynaklara göre model, o sırada yirmi iki yaşında olan ve kendisi de sonradan resim ve şiir üreten Elizabeth Siddal'dı. Millais onu giyinik hâlde, su dolu bir küvete yatırdı. Kış olduğu için suyu ısıtmak üzere küvetin altına yağ lambaları yerleştirdi. Kaynaklara göre Millais işine o kadar dalmıştı ki lambaların söndüğünü fark etmedi. Siddal soğuk suda yatmaya devam etti ve ağır bir soğuk algınlığına yakalandı. Kaynaklara göre babası Millais'ye bir mektup yazarak tedavi masrafları için elli sterlin istedi; Millais'nin oğlunun anlattığına göre ressam sonunda daha düşük bir tutar ödedi.
Model emeği (model's labour), bir resim için poz veren kişinin harcadığı zamanın, fiziksel dayanıklılığın ve katlandığı koşulların, eserin yapımına katkısının bir parçası olarak görülmesidir. Resim tarihinde modellerin adları çoğu zaman unutulur, katlandıkları zorluklar anlatılmaz. Ophelia'nın öyküsü bunun tersine, modelin adını ve bedelini de kayda geçirmiştir. Bu öykü, bugün birinden poz isterken sorulması gereken soruları da hatırlatır: kaç saat, hangi sıcaklıkta, ne sıklıkla ara vererek ve hangi koşullarla?
Resim ilk sergilendiğinde herkes beğenmedi. Kaynaklara göre The Times'da çıkan bir eleştiri, Ophelia'yı otlarla dolu bir hendeğe sokan bir hayal gücünde tuhaf bir sapkınlık olduğunu yazdı; aynı gazetedeki bir başka yazı onu keyifli bir sütçü kıza benzetti. Ruskin bile tekniği kusursuz bulmakla birlikte, sahnenin sıradan bir Surrey kıyısına yerleştirilmesini sorguladı. Bugün ise resim, on dokuzuncu yüzyıl ortasının en tanınan İngiliz resimlerinden biri sayılır.
Göz nasıl dolaşır ve ayrı ışıklarda boyanan ten manzaraya nasıl bağlanır?
Tuvalin kemerli üst kenarı, resme bir sunak ya da bir pencere gibi çerçevelenmiş bir görünüm verir. Figür, resmin alt yarısında, soldan sağa doğru yatay bir çizgi boyunca uzanır; bu yataylık, suyun akışıyla ve resmin genişliğiyle aynı yöndedir. Göz çoğu izleyicide önce, koyu sular ve yeşillikler arasında en açık değer olan yüze çekilir; oradan açık avuçlara, ellerin yanındaki kırmızı gelinciğe ve suyun üstünde dağılan çiçeklere iner, sonra giysinin yayıldığı yöne, sağa doğru ilerler. Yukarıdaki beyaz yaban gülleri ve sağ üstteki mor başaklar, bakışı yeniden yukarıya ve kıyı boyunca geri çağırır.
Resmin yüzü ve elleri, geniş ve yoğun bir yeşil dünyanın içinde küçük, açık ve sıcak alanlardır. Bu ten, yeşille yan yana durduğu için daha pembe ve daha canlı görünür. Ama bu ten, manzarayla aynı ışıkta boyanmamıştır: manzara açık havada, yapraklardan süzülen gün ışığında; figür ise Londra'da, kışın, stüdyo ışığında boyandı. İki aşamalı bir çalışmada ressam, figürün ışığını manzaranın ışığına inandırıcı biçimde bağlamak zorundadır: ışığın yönü, sıcaklığı ve çevreden gelen yansımalar birbirini tutmalıdır.
Bu bağlantı her tende ayrı bir dikkat ister. Açık bir ten, stüdyonun sıcak ışığında boyanıp yeşil bir manzaraya yerleştirildiğinde fazla pembe ya da sarı kalabilir; ona yapraklardan gelen serin, yeşilimsi yansımaları eklemek onu ortama bağlar. Orta tonlu ve alttan yeşilimsi bir zeytin rengi taşıyan bir ten, bu serinliği zaten içinde barındırdığı için yoğun yeşilin yanında gri ve bulanık görünebilir; sıcak alt tonlarını biraz belirginleştirmek onu canlı tutar. Derin kahverengi bir ten koyu sular ve gölgeli yeşillikler arasında değer bakımından kaybolabilir; burada alnı, burnu, dudakları ve parmak uçlarını yakalayan ışıklı yüzeyleri ve kenarları özenle kurmak figürü sudan ve yeşillikten ayırır. Hangi tende olursa olsun, stüdyoda boyanan bir figürü açık havadaki bir manzaraya taşırken, önce ışığın yönünü ve sıcaklığını eşleştirmek, sonra çevrenin rengini tene yansıtmak gerekir.
Uygulama
Üç çalışmayı yan yana koyduğunda, içeride boyadığın tenin manzaraya ilk yerleştirildiğinde nerede sırıttığını ve hangi değişiklikten sonra ortama bağlandığını bir cümleyle yaz; bu not, ayrı ışıklarda yapılan çalışmaları birleştirirken neye dikkat etmen gerektiğini gösterir.
Sık yapılan hatalar
Yaygın yanlışResmi tek oturuşta, figür ve manzara birlikte yapılmış sanmak.
Manzara aylarca Surrey'de, figür sonra Londra'da, stüdyoda boyandı.
Yaygın yanlışSuyun üstündeki bütün çiçekleri yalnızca süs saymak.
Çiçekler büyük ölçüde Shakespeare'in betimlemesine ve dönemin çiçek diline göre seçildi.
Yaygın yanlışModelin katlandığı koşulları resmin hikâyesinden ayrı görmek.
Siddal'in soğuk suda geçirdiği saatler, resmin yapımının bir parçasıdır.
Yaygın yanlışStüdyoda boyanan bir teni açık havadaki bir manzaraya olduğu gibi yerleştirmek.
Işığın yönünü ve sıcaklığını eşleştir, çevrenin rengini tene yansıt.
Kapanış
Ophelia'nın sakin yüzeyinin altında iki ayrı zahmet yatar. Millais manzarayı, Prerafaelitlerin doğaya sadakat ilkesiyle, 1851'de Surrey'deki Hogsmill Nehri'nin kıyısında aylarca, sineklere, rüzgâra ve soğuğa rağmen, yaprağı yaprağına boyadı; çiçekleri Shakespeare'in çelengine ve dönemin çiçek diline göre seçti. Figürü ise Londra'da, kışın, suyla dolu bir küvette uzanan Elizabeth Siddal'dan çalıştı; lambalar sönünce model hastalandı ve babası masrafları istedi. Bu öykü, bir resmin arkasındaki model emeğini görünür kılar. Kemerli tuvalde göz, yeşillerin arasındaki en açık değere, yüze çekilir ve çiçekler boyunca dolaşır. Ayrı ışıklarda boyanan ten ile manzarayı birleştirmek ise her tende ışığı ve yansımayı ayrı ayrı eşleştirmeyi gerektirir. Ödevde kemerli çerçeveyi, yatay figürü ve gözünün yüzden çiçeklere uzanan yolunu çizeceksin.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Prerafaelit Kardeşliği | Pre-Raphaelite Brotherhood | 1848'de Londra'da kurulan, akademik ideal güzelliğe karşı parlak renk, keskin ayrıntı ve doğa gözlemini savunan sanatçı topluluğu |
| Çiçek dili | Language of flowers | Viktorya döneminde her çiçeğe belirli bir duygu ya da anlam yükleyen gelenek |
| Doğaya sadakat | Truth to nature | Doğayı ideal bir kalıpla değil, gerçekte görüldüğü gibi ayrıntısıyla gözlemleyerek boyama ilkesi |
| İki aşamalı çalışma | Two-stage working | Manzara ile figürün ayrı zaman ve yerlerde, çoğu zaman önce manzara sonra figür olarak boyanması |
| Model emeği | Model's labour | Poz veren kişinin zamanının, dayanıklılığının ve katlandığı koşulların esere katkısı olarak görülmesi |
Ödev
Eserin kompozisyon iskeletini çiz ve göz yolunu işaretle.
- Genişliği yüksekliğinin bir buçuk katı kadar olan bir dikdörtgen hazırla ve üst kenarını, iki köşeden yuvarlanarak yükselen kemerli bir çizgiyle değiştir; alt yarının ortasından geçen bir yatay çizgiyle suyun yüzeyini belirt.
- Figürü soldan sağa uzanan yatay bir kütle olarak yerleştir; başı sola, yayılan giysiyi sağa doğru geniş bir oval olarak göster ve iki açık avucu küçük dairelerle işaretle.
- Sol üstten suya eğilen söğüt dalını tek bir çapraz çizgiyle, soldaki sazları birkaç dikey çizgiyle, yukarıdaki yaban güllerini küçük noktalarla ekle; gözünün yüzden avuçlara, gelinciğe, sonra sağa ve yukarıya uzanan yolunu oklarla göster.
- Çiziminin yanına, figür suyun üstünde dik olarak dursaydı resmin sakinliğinin nasıl değişeceğini iki cümleyle tahmin et.
Kendini değerlendir
- Kompozisyon: Kemerli formatı ve figürün yatay yerleşimini resmin genel düzenine uygun biçimde kurdun mu?
- Oran ve Çizim: Giysinin sağa yayılışını ve başın küçüklüğünü tuvalin genişliğine göre ölçülü gösterebildin mi?
- Değer (Ton): Yüzü ve avuçları resmin en açık değerleri olarak koyu su ve yeşilliklerden ayırdın mı?
- Kenar ve Ayrıntı: Söğüt dalını, sazları ve çiçekleri sade ama tanınır işaretlerle yerleştirebildin mi?
Kendini sına
1. Ophelia'nın sahnesi Hamlet'te nasıl yer alır?
- A) Sahnede uzun bir sahne olarak oynanır.
- B) Sahnede gösterilmez; Kraliçe Gertrude onu sözle anlatır.
- C) Oyunun son sahnesinde görülür.
- D) Oyunda hiç geçmez.
2. Doğaya sadakat ilkesi ne demektir?
- A) Doğayı yalnızca hafızadan boyamak.
- B) Doğayı ideal bir kalıba uydurmak.
- C) Doğayı gerçekte görüldüğü gibi, ayrıntısıyla gözlemleyerek boyamak.
- D) Yalnızca yeşil tonlar kullanmak.
3. Figürün yanındaki kırmızı gelincik hakkında hangisi doğrudur?
- A) Shakespeare'in metninde geçmez; kaynaklara göre uykuyu ve ölümü simgeler.
- B) Sonradan başka bir ressam tarafından eklenmiştir.
- C) Resimdeki tek çiçektir.
- D) Modelin kendi getirdiği bir çiçektir.
4. Elizabeth Siddal neden hastalandı?
- A) Nehir kıyısında yağmurda poz verdiği için.
- B) Stüdyo çok sıcak olduğu için.
- C) Resmin boyasından etkilendiği için.
- D) Suyu ısıtan lambalar sönünce saatlerce soğuk suda kaldığı için.
5. Stüdyoda boyanan bir teni açık havadaki bir manzaraya yerleştirirken ne gerekir?
- A) Teni olduğu gibi bırakmak.
- B) Işığın yönünü ve sıcaklığını eşleştirmek ve çevrenin rengini tene yansıtmak.
- C) Manzarayı koyulaştırmak.
- D) Yalnızca teni açmak.
Cevaplar
- B — Millais, izleyicinin yalnızca dinlediği bu anı gözle görülür bir resme dönüştürdü.
- C — Prerafaelitler ve Ruskin bu ilkeyi akademik ideal güzelliğe karşı savundu.
- A — Suyun üstündeki öbür çiçekler büyük ölçüde oyunun çelenk betimlemesinden gelir.
- D — Babası tedavi masrafları için Millais'ye bir mektup yazarak para istedi.
- B — Her tende bu eşleştirmenin gerektirdiği ayar farklıdır; değer ve alt tonu gözet.
Referans görseller
- Özgün animasyon: resmin önce yalnızca manzara olarak, bir nehir kıyısında aylar içinde dolması; ardından figürün stüdyoda, ayrı bir ışıkta eklenmesi.
- Özgün animasyon: küvetin altındaki lambaların birer birer sönmesi; suyun sıcaklığının bir termometre çizgisiyle düşmesi.
- Özgün animasyon: pembe beyaz, yeşilimsi buğday ve derin kakao renkli üç elin önce stüdyo ışığında, sonra yeşil bir kıyının yansımaları ve ışık yönü eşleştirilerek manzaraya yerleştirilmesi.
Sonraki derse köprü
Millais, bir oyunda yalnızca sözle anlatılan tek bir kişinin ölümünü, yaprağı yaprağına gözlenmiş bir nehir kıyısında sakin bir imgeye dönüştürdü. Seksen beş yıl kadar sonra, 1937'de Paris'te, İspanyol ressam Pablo Picasso bambaşka bir ölümü, bir kasabanın havadan bombalanmasını, renksiz, griler, siyahlar ve beyazlarla, parçalanmış bedenler ve çığlık atan figürlerle dev bir tuvale taşıdı. Sonraki derste Guernica'yı ve bir kasabanın başına gelenin nasıl evrensel bir çığlığa dönüştüğünü ele alıyoruz.