İçeriğe geç

Ders 6.3.02 · Seviye 6 — Uzmanlık ve Profesyonel Pratik

Güzel ve yüce

Fırtınalı bir deniz neden hem korkutur hem büyüler?

6.3 Sanat Kuramı ve Estetik

2.053 kelime · yaklaşık 9 dakika okuma · Animasyon, 11 dk video senaryosu · Uzman

  • güzel
  • yüce
  • çıkarsız beğeni
  • matematiksel yüce
  • dinamik yüce

Öğrenme hedefi

Edmund Burke'ün ve Immanuel Kant'ın estetik kavramlarını resimle ilişkilendirebileceksin. Güzel ile yüce arasındaki farkı iki düşünürün kendi gerekçeleriyle açıklayabilecek; Kant'ın çıkarsız beğeni fikrini bir resme bakma deneyimine uygulayabilecek; matematiksel yüce ile dinamik yüceyi bir tablonun ölçeği, ışığı ve kenarları üzerinden ayırt edebilecek ve Burke'ün karanlık ile siyahlığı dehşete bağlayan akıl yürütmesinin koyu tenlerin temsiline nasıl sızdığını fark edip kendi paletinde karanlığa hangi anlamı yüklediğini sorgulayabileceksin.

Kanca

Fırtınalı bir deniz neden hem korkutur hem büyüler?

Kıyıda durup kabaran dalgaları izleyen biri, içinde birbirine zıt iki şey hisseder. Bir yanı geri çekilmek ister: o suyun içinde olsa ne olacağını bilir. Öbür yanı gözünü alamaz: dalganın boyuna, gürültüsüne, bulutların hızına bakmaya devam eder. Bir müzede aynı fırtınanın resmi karşısında bu çekişme daha da tuhaflaşır, çünkü tehlike artık tamamen ortadan kalkmıştır; yine de izleyici ürperir. On sekizinci yüzyıl düşünürleri bu karışık duyguyu çözmek için güzelden ayrı bir kavrama ihtiyaç duydular.

Bağlam

J. M. W. Turner'ın Kar Fırtınası: Bir Liman Ağzı Açıklarında Buharlı Gemi adlı resmi 1842'de Londra'da Kraliyet Akademisi'nde sergilendi. Yağlı boya tuval 91,4 × 121,9 santimetredir ve Turner'ın ölümünden sonra ulusa bıraktığı eserlerle birlikte bugün Tate'in koleksiyonundadır. Sergilendiği sırada başlığına, ressamın Ariel adlı gemi Harwich'ten ayrıldığı gece bu fırtınanın içinde bulunduğunu söyleyen bir açıklama eklenmişti. Turner'ın sonradan anlattığı rivayete göre fırtınayı gözlemek için denizcilere kendisini dört saat direğe bağlatmıştı; ancak birçok araştırmacı bu öykünün harfiyen doğru olduğundan kuşkuludur.

Resimde ufuk çizgisi yoktur. Kar, köpük ve duman tuvalin ortasındaki koyu gemi gövdesinin çevresinde dev bir girdap gibi döner. Gövdenin tepesinde ince bir direk ve küçük bir bayrak seçilir; bacadan çıkan kahverengi-kızıl duman yukarı doğru kıvrılıp soluk, parlak bir gökyüzü boşluğuna karışır. Fırça izleri çoğu yerde nesneyi değil, hareketin yönünü çizer. Resmin önünde durduğunda nerede olduğunu, neyin gökyüzü neyin su olduğunu kestirmek zorlaşır. Eleştirmen John Ruskin 1843'te bu resmi, deniz hareketinin, sisin ve ışığın tuvale konmuş en büyük anlatımlarından biri olarak övdü; oysa dönemin birçok eleştirmeni onu anlamsız bir karmaşa diye küçümsemişti.

Ana anlatım

Burke güzeli ve yüceyi nasıl ayırdı?

İrlandalı düşünür Edmund Burke, 1757'de yayımladığı Yüce ve Güzel Kavramlarımızın Kökeni Üzerine Felsefi Bir Soruşturma'da iki duyguyu bedenin iki farklı tepkisine bağladı. Burke'e göre güzel (beautiful), sevgiye ve yumuşak bir gevşemeye yol açan niteliklerin, yani küçüklüğün, pürüzsüzlüğün, yönünü birdenbire değiştirmeyen yumuşak geçişlerin ve narinliğin uyandırdığı hoşnutluktur. Yüce (sublime) ise acıyı ve tehlikeyi akla getiren her şeyin, güvenli bir uzaklıktan algılandığında uyandırdığı güçlü ve sarsıcı duygudur.

Burke yüceyi besleyen nitelikleri tek tek sayar: belirsizlik, güç, yoksunluk (karanlık, yalnızlık, sessizlik), büyüklük, sonsuzluk izlenimi ve ani, keskin ışık karşıtlıkları. Bunların ortak noktası zihni doldurup onu başka hiçbir şey düşünemez hâle getirmeleridir. Burke bu hâli şaşkınlık (astonishment) diye adlandırır: bir an için korkuyla karışık bir donma.

Burke'ün kuramında belki en ilginç kavram, tehlikeyle arasına mesafe koyan kişinin duyduğu özel zevktir. Gerçekten dalganın içinde olan birinin duyduğu şey yalnızca dehşettir. Kıyıda duran ya da bir resmin önünde bulunan kişi için ise tehlike yalnızca bir düşüncedir; bu durumda dehşet, Burke'ün «hoş bir dehşet» dediği bir tür heyecana dönüşür. Turner'ın resmi bu mesafeyi bilerek daraltır: ufku kaldırarak, izleyiciyi kıyıya değil, fırtınanın ortasına yerleştirir.

Bir ressam için Burke'ün listesi neredeyse bir teknik rehber gibi okunabilir. Belirsizlik kaybolan kenarlarla, büyüklük figürü küçülten ölçekle, sonsuzluk çerçeveden taşan biçimlerle, ani ışık da karanlığın içine yerleştirilmiş tek bir parlak alanla kurulabilir. Kar Fırtınası'nda bunların hepsi aynı anda iş başındadır.

Kant yüceyi nerede buldu?

Alman filozof Immanuel Kant, 1790'da yayımlanan Yargı Gücünün Eleştirisi'nde Burke'ün betimlediği deneyimi kabul eder, ama açıklamasını başka bir yere taşır. Önce güzeli tanımlar. Kant'a göre bir şeyi güzel bulduğumuzda duyduğumuz haz çıkarsız beğenidir. Çıkarsız beğeni (disinterested pleasure), bir nesneye sahip olma, onu kullanma ya da ondan yarar sağlama isteğinden bağımsız olarak yalnızca biçimine bakmaktan duyulan hazdır. Bir elmanın resmini güzel bulmak, onu yemek istemekten farklıdır.

Kant yüceyi ikiye ayırır. Matematiksel yüce (mathematical sublime), büyüklüğü bakanın imgelemini aşan, tek bir bakışta bütün olarak kavranamayan şeylerin karşısında duyulan duygudur: uçsuz bucaksız bir okyanus, göğe yükselen bir sıradağ. Dinamik yüce (dynamical sublime) ise doğanın bizi ezebilecek gücüne güvenli bir yerden bakarken duyulan duygudur. Kant bu ikinci türün örneklerini sayarken sarkan kayalıkları, gök gürültüsüyle yüklü bulutları, yanardağları, kasırgaları ve kabarmış sınırsız okyanusu anar.

Kant'ın asıl hamlesi, yücenin kaynağını doğada değil, bakan kişinin zihninde aramasıdır. Fırtına karşısında imgelemimiz yenilir; onu bir bütün olarak kavrayamayız. Ama tam bu yenilgi anında aklımızın, hiçbir duyusal büyüklüğün ölçemeyeceği bir yeti taşıdığını fark ederiz. Kant'a göre bizi yücelten şey dalga değil, dalga karşısında kendi aklımızın bağımsızlığını duymaktır.

Bu ayrım bir ressama önemli bir soru sordurur. Bir resim yüceyi gerçekten gösterebilir mi, yoksa yalnızca izleyicide imgelemin sınırına dayandığı anı tetikleyebilir mi? Turner'ın yanıtı ikincisine yakın görünür: fırtınanın her bir dalgasını değil, gözün hiçbir yerde tutunamadığı bir kargaşayı boyar.

Resim güzeli ve yüceyi hangi araçlarla kurar?

İki kavram, kuramdan tuvale indiğinde somut kararlara dönüşür. Güzel üzerine kurulmuş bir resim genellikle okunaklı bir ölçeğe, açık bir yerleşime ve yumuşak değer geçişlerine yaslanır. Bakan, resmin bütününü rahatça kavrar ve gözü bir bölümden öbürüne takılmadan dolaşır.

Yüceye yönelen bir resimde ise bu okunaklılık bilerek bozulur. Ölçek, insan figürünü ya da insan yapısı bir nesneyi çevresindeki kütlelerin yanında küçültür. Ufuk çizgisi kaybolur ya da çerçevenin dışına kayar; izleyici nerede durduğunu kestiremez. Kaybolan kenarlar biçimlerin nerede bitip nerede başladığını gizler. En güçlü değer karşıtlığı çoğu zaman tek bir yere toplanır; Kar Fırtınası'nda bu yer, koyu gemi gövdesinin hemen üstündeki parlak açıklıktır.

Fırça izinin kendisi de bir araçtır. Turner'ın resminde boya, kar ve köpüğü betimlemekten çok onların hareketini taşır; izleyici nesneleri tek tek tanımak yerine bir güçler alanının içinde kalır. Bu, Aristoteles'in tanıma hazzından farklı bir deneyimdir: burada zevk, tanımanın başarısızlığından doğar.

Bu araçlar bir kural değil, bir sözcük dağarcığıdır. Aynı fırtına sakin bir yerleşimle, net kenarlarla ve okunaklı bir ölçekle de boyanabilir; sonuç yüce değil, belki dramatik ya da betimleyici olur. Hangisinin daha iyi olduğu, ressamın ne söylemek istediğine bağlıdır.

Karanlık neden dehşetle eşleştirildi?

Burke'ün Soruşturma'sının dördüncü bölümünde, karanlığın ve siyahlığın kendi doğaları gereği acı verici olduğunu kanıtlamaya çalıştığı bir pasaj vardır. Burke, cerrah William Cheselden'in doğuştan kör olup on üç ya da on dört yaşında katarakt ameliyatıyla görmeye başlayan bir oğlan hakkındaki raporuna dayanır. Aktardığına göre çocuk ilk kez siyah bir nesne gördüğünde büyük bir huzursuzluk duymuş, bir süre sonra siyah bir kadını görünce dehşete kapılmıştır. Burke bundan, siyahlığın korkuyu doğrudan uyandırdığı sonucunu çıkarır.

Bu akıl yürütme bugün hem bilimsel hem ahlaki olarak çürük kabul edilir. Tek bir anekdottan evrensel bir doğa yasası çıkarır ve bir insanın ten rengini karanlıkla, karanlığı da dehşetle aynı çizgiye yerleştirir. Burke'ün güzellik listesinde «açık ve temiz» renklerin, yüce ve korkutucu tarafında ise koyu ve kasvetli renklerin yer alması, bu çerçeveyi daha da güçlendirir. Kant'ın 1764'te yazdığı Güzel ve Yüce Duygusu Üzerine Gözlemler'in son bölümü de halkları bu iki kavrama göre sıralayan ve bugün açıkça ırkçı bulunan yargılar içerir.

Bu pasajlar bir ressam için dipnottan fazlasıdır, çünkü değer ile anlam arasındaki bağı çıplak gösterir. Resimde koyu bir değer kendi başına korkutucu değildir; onu korku, ağırlık, sıcaklık ya da dinginlik taşıyan şey bağlamdır. Koyu kahverengi ve çok koyu bir ten, ışıkta sıcak kırmızı ve altın yansımalar, gölgede mor ve mavi derinlikler, parlak noktalarda serin vurgular taşır; bu teni yalnızca «karanlık» bir kütle gibi boyamak, Burke'ün eşleştirmesini farkında olmadan tekrarlamak demektir. Kendi resimlerinde karanlığa hangi anlamı yüklediğini sormak, bu kuramların mirasıyla hesaplaşmanın en doğrudan yoludur.

Uygulama

İki eskiz arasındaki farkı yaratan kararları tek tek adlandırabildiğinde, Burke'ün ve Kant'ın kavramları senin için bir sözcük olmaktan çıkıp kullanılabilir birer araca dönüşür.

Sık yapılan hatalar

Yaygın yanlışYüceyi yalnızca «çok güzel» ya da «muhteşem» anlamında kullanmak.
Doğrusu

Burke ve Kant için yüce, güzelden ayrı bir duygudur; içinde tehlike, ölçüsüzlük ya da imgelemin yenilgisi bulunur.

Yaygın yanlışYüceyi yalnızca büyük tuvalle elde edilecek bir etki sanmak.
Doğrusu

Etkiyi kuran ölçek, ufuk, kenar ve değer ilişkileridir; küçük bir eskiz de izleyiciyi ölçüsüz bir alanın karşısına koyabilir.

Yaygın yanlışKoyu değerleri ve koyu tenleri otomatik olarak tehdit ya da kasvetle eşleştirmek.
Doğrusu

Bu eşleşme Burke'ün çürük akıl yürütmesinin bir mirasıdır; koyu bir ten, ışıkta ve gölgede açık bir ten kadar zengin renk ve değer farkı taşır.

Kapanış

Fırtınalı bir deniz neden hem korkutur hem büyüler? Burke'e göre çünkü tehlikeyi güvenli bir uzaklıktan algıladığımızda dehşet hoş bir heyecana dönüşür; Kant'a göre çünkü imgelemimiz doğanın büyüklüğü ve gücü karşısında yenilirken aklımızın bağımsızlığını fark ederiz. Güzel çıkarsız beğeniyle, yumuşak geçişlerle ve okunaklı bir bütünle ilişkilidir; yüce ise ölçüsüzlükle, belirsizlikle ve güçle. Turner'ın 1842 tarihli Kar Fırtınası'nda ufkun kaybolması, girdap gibi dönen fırça izleri ve koyu gövdenin üstündeki parlak açıklık bu deneyimi izleyicinin gözüne taşır. Burke'ün karanlığı siyahlıkla eşleştiren pasajı ise bir kuramın resimdeki değerlere nasıl yanlış anlamlar yükleyebileceğini hatırlatır. Ödevde yüce kavramını bir tablo üzerinden yorumlayacaksın.

Kavram sözlüğü

TürkçeİngilizceKısa tanım
GüzelBeautifulBurke'e göre küçüklük, pürüzsüzlük, yumuşak geçiş ve narinliğin uyandırdığı, sevgiye yakın hoşnutluk
YüceSublimeTehlikeyi, gücü ya da ölçüsüzlüğü akla getiren şeylerin güvenli bir uzaklıktan uyandırdığı güçlü ve sarsıcı duygu
Çıkarsız beğeniDisinterested pleasureKant'a göre bir nesneye sahip olma ya da ondan yarar sağlama isteğinden bağımsız olarak biçimine bakmaktan duyulan haz
Matematiksel yüceMathematical sublimeBüyüklüğü imgelemi aşan ve tek bakışta bütün olarak kavranamayan şeylerin karşısında duyulan duygu
Dinamik yüceDynamical sublimeDoğanın ezici gücüne güvenli bir yerden bakarken duyulan duygu

Ödev

Yüce kavramını bir tablo üzerinden yorumla.

  1. Ölümünden bu yana en az yetmiş yıl geçmiş bir ressamın, doğanın büyüklüğünü ya da gücünü konu alan bir tablosunu seç; mümkünse müzenin çevrimiçi kaydından künyesini doğrula.
  2. Tablonun ölçeğini, ufuk çizgisini, kenarlarını, değer karşıtlıklarını ve fırça izlerini betimle; her gözlemi resmin belirli bir yerine bağla.
  3. Bu gözlemlerin Burke'ün yüce nitelikleriyle mi, Kant'ın matematiksel ya da dinamik yücesiyle mi daha iyi açıklandığını gerekçeleriyle tartış.
  4. Tablodaki karanlık alanlara ve varsa insan figürlerinin tenlerine hangi anlamın yüklendiğini sorgulayan bir paragraf ekle; toplam uzunluk bir sayfayı geçmesin.

Kendini değerlendir

  • Kompozisyon: Ölçek, ufuk ve yerleşim üzerine gözlemlerin resmin belirli yerlerine bağlı mı?
  • Değer (Ton): En güçlü değer karşıtlığının nerede toplandığını ve etkisini açıkça gösterdin mi?
  • Kenar ve Ayrıntı: Kaybolan ve keskin kenarların yüce etkisindeki payını tartıştın mı?
  • Burke'ün karanlık pasajını okuduktan sonra kendi resimlerinde koyu değerleri kullanma biçimine dair neyi fark ettin?

Kendini sına

1. Burke'e göre yüce duygusunun temel kaynağı nedir?

  • A) Küçüklük ve pürüzsüzlük.
  • B) Tehlikeyi ve acıyı akla getiren şeylerin güvenli bir uzaklıktan algılanması.
  • C) Parlak ve açık renkler.
  • D) Simetrik yerleşim.

2. Kant'ın çıkarsız beğenisi neyi anlatır?

  • A) Bir nesneye sahip olma ya da ondan yarar sağlama isteğinden bağımsız olarak biçimine bakmaktan duyulan hazzı.
  • B) Pahalı eserlere duyulan ilgiyi.
  • C) Hiçbir şeyden zevk almamayı.
  • D) Bir eseri yalnızca konusuna göre değerlendirmeyi.

3. Kasırga ya da kabarmış bir okyanus karşısında güvenli bir yerden duyulan duygu Kant'ın hangi kavramına girer?

  • A) Güzel.
  • B) Matematiksel yüce.
  • C) Tanıma hazzı.
  • D) Dinamik yüce.

4. Turner'ın Kar Fırtınası'nda yüce etkisini güçlendiren resimsel karar hangisidir?

  • A) Ufuk çizgisinin kaldırılması ve biçimlerin girdap gibi dönen fırça izleriyle eritilmesi.
  • B) Geminin her ayrıntısının net kenarlarla çizilmesi.
  • C) Bütün alanlara eşit değer verilmesi.
  • D) Sakin ve simetrik bir yerleşim.

5. Burke'ün Cheselden anekdotuna dayanan akıl yürütmesinin kusuru nedir?

  • A) Fazla sayıda gözleme dayanması.
  • B) Resim tekniğini yanlış anlatması.
  • C) Tek bir anekdottan evrensel bir yasa çıkarması ve ten rengini karanlık ve dehşetle eşleştirmesi.
  • D) Güzel kavramını hiç tanımlamaması.

Cevaplar

  1. B — Tehlike yalnızca bir düşünce olarak kaldığında dehşet hoş bir heyecana dönüşür.
  2. A — Bir elmanın resmini güzel bulmak, onu yemek istemekten farklı bir hazdır.
  3. D — Kant bu türün örnekleri arasında kasırgaları ve kabarmış okyanusu açıkça anar.
  4. A — İzleyici nerede durduğunu kestiremez ve gözü tutunacak bir yer bulamaz.
  5. C — Koyu bir değerin anlamını bağlam belirler, doğası değil.

Referans görseller

  • Özgün animasyon: aynı kıyı manzarasının önce güzel, sonra yüce ilkelerine göre kurulması; ufkun kayması, ölçeğin küçülmesi, kenarların kaybolması.
  • Özgün animasyon: Kant'ın matematiksel ve dinamik yücesi; imgelemin kavrayamadığı bir sıradağ ile güvenli bir yerden izlenen bir kasırga.
  • Özgün animasyon: siyah bir kütle olarak boyanmış koyu tenli bir yüzün, katman katman sıcak kırmızı, altın, mor ve serin mavi yansımalarla yeniden kurulması; yanında aynı ışıkta açık tenli bir yüz.

Sonraki derse köprü

Burke ve Kant, resmin izleyicide uyandırdığı duyguyu sordu; resmin ne olduğunu ise pek sormadılar. Yirminci yüzyılın ortasında Amerikalı eleştirmen Clement Greenberg soruyu tersine çevirdi: resmi resim yapan, yalnızca ona ait olan şey nedir? Sonraki derste Greenberg'in modernizm kuramını ve bu kuramın resmin düz yüzeyine neden bu kadar önem verdiğini ele alıyoruz.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video akışı

  • 0:00–0:50 · Kanca (animasyon). Kıyıda duran bir figür ve kabaran dalga; geri çekilme ile bakmaya devam etme arasındaki gerilim. Soru ekranda.
  • 0:50–2:10 · Bağlam (görüntü). Tate'ten Kar Fırtınası; ufkun yokluğu, girdap, gövdenin üstündeki parlak açıklık; direğe bağlanma rivayeti kuşku notuyla.
  • 2:10–4:20 · Burke (animasyon). Güzelin nitelikleri, yücenin nitelikleri; şaşkınlık; hoş dehşet ve mesafe.
  • 4:20–6:20 · Kant (animasyon). Çıkarsız beğeni; matematiksel ve dinamik yüce; imgelemin yenilgisi ve aklın bağımsızlığı.
  • 6:20–8:20 · Resimsel araçlar (animasyon). Ölçek, ufuk, kaybolan kenar, toplanmış karşıtlık, hareketi taşıyan fırça izi.
  • 8:20–10:10 · Karanlık ve ten (animasyon). Cheselden anekdotu ve çürüklüğü; koyu tende ışık ve gölge renkleri.
  • 10:10–11:00 · Kapanış (animasyon). Fırtınadan geri çekilen kamera; tuvalin kendisi.