Öğrenme hedefi
Mimesis kavramını ve resimle ilişkisini açıklayabileceksin. Platon'un Devlet'te resmi neden gerçeğin üç basamak gerisinde gördüğünü anlatabilecek; Sofist'teki kopya sanatı ile görünüş sanatı ayrımını perspektif, kısaltma ve renk kararlarınla ilişkilendirebilecek; Aristoteles'in Poetika'da taklide öğrenme ve tanıma hazzı üzerinden nasıl değer verdiğini açıklayabilecek ve bir taklidin kimi, hangi teni ve hangi yüzü «model» saydığı sorusunu kendi resimlerine taşıyabileceksin.
Kanca
Platon ressamlara neden güvenmedi?
Bir marangoz yatak yapar; insan o yatakta uyur. Bir ressam da yatak resmeder; ama o yatakta kimse uyuyamaz. Platon'a göre ressamın yaptığı şey, yalnızca bir yatağın belirli bir açıdan nasıl göründüğünün kaydıdır: iyi yapılmışsa uzaktan bakan bir çocuğu kandırabilir, ama yatağın ne olduğu hakkında hiçbir şey öğretmez. Bugün bir natürmortu ya da bir portreyi günlerce işleyen biri için bu suçlama ağır gelir. Yine de Batı'da resim üzerine yazılmış neredeyse her kuram, bu itirazla bir biçimde hesaplaşmak zorunda kalmıştır.
Bağlam
Brugge'deki Groeninge Müzesi'nin koleksiyonunda, Flaman ressam Joseph-Benoît Suvée'nin 1791'de boyadığı dar ve yüksek bir tuval durur: yağlı boya, 267 × 131,5 santimetre. Adı Çizim Sanatının İcadı'dır. Konusunu, Yaşlı Plinius'un Doğa Tarihi'nin otuz beşinci kitabında anlattığı bir öyküden alır. Sikyonlu çömlekçi Butades'in kızı, yabancı bir ülkeye gidecek olan sevgilisinin kandil ışığında duvara düşen gölgesinin çevresini çizer; baba bu çizginin üzerine kil bastırır, kabartmayı çömlekleriyle birlikte fırında pişirir.
Suvée sahneyi bir çömlekçi atölyesine yerleştirir: tepede, kalın ahşap bir rafta testiler ve kâseler görünür. Sağda, uzun ayaklı bir sehpanın üstünde yanan küçük kandil, odadaki tek ışık kaynağıdır. Beyaz giysili genç kadın, sol elini sevgilisinin omzuna koymuş, sağ elindeki ince bir uçla duvardaki gölge profilin çizgisini izler. Kırmızımsı tunikli genç adam oturmuştur ve başını kaldırıp kadına bakar. Kadın ise ona değil, duvardaki gölgeye bakmaktadır. Resmin en keskin ayrıntısı budur: sevdiği yüzü korumak isteyen kadının gözü yüzün kendisinde değil, onun duvardaki kopyasındadır.
Ana anlatım
Platon resmi neden gerçeğin gerisinde gördü?
Mimesis (mimesis), eski Yunancada taklit, canlandırma ya da benzetme anlamına gelen ve sanatın dünyayı yeniden sunma biçimini adlandıran kavramdır. Kelime yalnızca resim için kullanılmaz; bir oyuncunun rolüne, bir müzisyenin bir duyguyu seslendirmesine, bir çocuğun büyüklerini oynamasına da mimesis denir. Ama kavramın resimle kurduğu ilişki, Batı sanat kuramının en uzun tartışmalarından birini başlatmıştır.
Platon, Devlet'in onuncu kitabında bu tartışmayı yatak örneğiyle açar. Diyalogda Sokrates'e göre en başta yatağın kendisi vardır: bütün tek tek yatakların ortak olduğu, değişmeyen yatak biçimi. Marangoz bu biçime bakarak tahtadan somut bir yatak kurar. Ressam ise biçime değil, marangozun yatağına bakar ve üstelik onun da yalnızca bir yandan görünüşünü alır. Bu yüzden Platon resmi gerçeklikten üç basamak uzakta sayar.
Bu hiyerarşinin arkasında idealar kuramı (theory of Forms) yatar. İdealar kuramı, Platon'a göre duyularla algıladığımız değişken şeylerin, yalnızca akılla kavranabilen kalıcı ve kusursuz biçimlerin eksik yansımaları olduğunu söyleyen görüştür. Bu çerçevede resim, zaten eksik olan bir yansımanın yansımasıdır. Sokrates daha da ileri gider: bir marangozu resmeden usta bir ressam, onu uzaktan göstererek çocukları ve saf insanları gerçek bir marangoz gördüklerine inandırabilir. Resmin tehlikesi, bilgi vermeden bilgi izlenimi uyandırabilmesidir.
Suvée'nin resmindeki kadın, bu tabloyu neredeyse sahneler. Genç adam oradadır, ışıkta, sıcak tenli ve canlıdır; ama kadının çizdiği şey onun kendisi değil, kandilin duvara attığı gölgedir. Platon'un diliyle, bir görünüşün görünüşü.
Gölge, Platon'un düşüncesinde tesadüfi bir imge de değildir. Devlet'in yedinci kitabındaki mağara benzetmesinde, zincirlenmiş insanlar ömürleri boyunca yalnızca arkalarındaki ateşin duvara düşürdüğü gölgeleri görür ve onları gerçeğin kendisi sanır. Suvée'nin kandil ışığında duvara vuran profili, bu sahneyle aynı düzeni kurar: bir ışık kaynağı, bir cisim ve bir yüzeyde onun karanlık izi. Aradaki fark, Butades'in kızının gölgeyi gerçek sanmamasıdır; o, gölgenin bir iz olduğunu bilir ve onu, sevdiği kişi gittikten sonra da kalacak bir işarete dönüştürmek ister. Taklit burada bilgi iddiası değil, bir hatırlama aracıdır.
Kopya ile görünüş arasındaki fark ne?
Platon Sofist adlı diyalogda taklidi ikiye ayırır ve bu ayrım bir ressamın her gün verdiği kararlara şaşırtıcı ölçüde yakındır. Kopya sanatı (eikastikē, copy-making), modelin gerçek ölçülerini ve renklerini olduğu gibi aktarmaya çalışan taklittir. Görünüş sanatı (phantastikē, appearance-making), gerçek ölçüleri değil, belirli bir bakış noktasından doğru görünecek ölçüleri seçen taklittir. Diyalogdaki örnek büyük heykellerdir: gerçek oranlarla yontulmuş dev bir figürün aşağıdan bakana üst bölümleri küçük görüneceği için, heykeltıraşlar bu oranları bilerek değiştirir.
Bir ressam için görünüş sanatı istisna değil, günlük iştir. Kısaltmalı bir kolu çizerken kolun gerçek uzunluğunu değil, gözüne düşen kısa biçimini çizersin. Perspektifte paralel raylar birleşir, uzaktaki bir insan elindeki bardaktan küçük çizilir. Renkte de durum aynıdır: beyaz bir gömleğin gölgedeki bölümünü tüpten çıktığı gibi beyazla değil, çevresindeki ışığın rengini taşıyan grimsi bir tonla boyarsın.
Ten, bu ayrımın en açık sınandığı yerdir. Bir kişinin «gerçek» ten rengi diye tek bir karışım yoktur; aynı yüz pencere ışığında, kandil ışığında ve gölgede başka renkler gösterir. Açık tenli bir yüzde gölgeler sıcak ve kırmızımsı, koyu kahverengi bir yüzde ise parlak vurgular çoğu zaman gökyüzünün serin, mavimsi yansımasını taşıyabilir. Koyu teni tek bir koyu kahveyle «olduğu gibi» boyamak, kopya sanatına sadakat gibi görünür ama sonucu düz ve cansız bir yüzey olur. Platon'un şüphelendiği görünüş sanatı, bu yüzden resmin gözleme dayanan dürüstlüğünün ta kendisi sayılabilir.
Aristoteles taklide ne kattı?
Platon'un öğrencisi Aristoteles, Poetika'nın dördüncü bölümünde taklidi başka bir yerden savunur. Ona göre taklit etmek insana çocukluktan beri doğaldır ve insan ilk bilgilerini taklit yoluyla edinir. Dahası, gerçekte bakmaya katlanamadığımız şeylerin, örneğin en aşağı görülen hayvanların ya da cesetlerin, özenle yapılmış imgelerine bakmaktan zevk alırız.
Aristoteles bu zevki öğrenmeye bağlar. Bir imgeye bakınca «bu, şudur» diye tanırız; tanıma hazzı (pleasure of recognition), bir imgede tanıdık bir şeyi fark etmekten ve bu fark ediş sırasında bir şey öğrenmekten doğan zevktir. Platon'un «bilgi vermeden bilgi izlenimi» dediği yerde, Aristoteles tam tersine öğrenmenin en eski yollarından birini görür.
Aynı bölümde ince bir ek de yapar: taklit edilen şeyi daha önce hiç görmemişsek, zevk taklitten değil, işçilikten, renkten ya da başka bir nedenden gelir. Bu, bir ressam için önemli bir ayrımdır. Bir resim izleyicisine iki ayrı şey sunabilir: tanıdığı bir şeyi yeniden görmenin keşfini ve boyanın kendisinin, fırça izinin, rengin yüzeydeki yaşamının zevkini. Bu ikisi birbirini dışlamaz, ama her resim ikisini farklı oranlarda taşır.
Kim taklit edilmeye değer bulunur?
Taklit tartışmasının bir yüzü de neyin model alınacağıdır. Cicero, Buluş Üzerine adlı eserinin ikinci kitabında, Zeuxis'in Kroton'da Helene'yi resmetmek için kentin en güzel kızlarından beşini seçip her birinden en kusursuz bulduğu bölümü aldığını anlatır. Bu öykü yüzyıllar boyunca idealleştirmenin savunusu olarak aktarıldı: ressam doğayı kopyalamaz, dağınık güzellikleri seçip birleştirir. Leon Battista Alberti, 1435'te yazdığı Resim Üzerine'nin üçüncü kitabında aynı öyküyü yeniden anlatır ve ressamlara, tek bir modelde bütün güzelliklerin bulunmayacağını, bu yüzden en güzel parçaları doğadan seçmeleri gerektiğini öğütler. Böylece Kroton öyküsü, Rönesans'tan itibaren atölyelerde bir çalışma yöntemine dönüştü: gözlem esastır, ama gözlenen her şey resme girmez; ressam ayıklar.
Öykünün sessiz bir varsayımı da vardır. «En güzel» olanı seçen, belirli bir kentin, belirli bir dönemin ve belirli bir bakışın ölçütüyle seçer. Benzerlik yakalamak dersinde, idealleştirmenin tek bir yüzü tanınır kılan sapmaları nasıl sildiğini görmüştük; aynı mekanizma bir topluluk ölçeğinde de işler. İdeal, dar bir model grubundan kurulduğunda, o gruba benzemeyen yüzleri, ten renklerini, burun ve dudak biçimlerini «ideal olmayan» konumuna iter. Avrupa akademilerinde yüzyıllarca antik heykel kalıplarından çalışılmasının, figür resminde belirli bir yüz ve beden tipini norm gibi yerleştirdiği sanat tarihçileri arasında sıkça tartışılır.
Butades'in kızının gölge çizgisi bu açıdan ilginç bir sınır örneğidir. Gölge, tenin rengini tamamen siler: kandil ışığında her yüz aynı koyu lekeye dönüşür ve yalnızca profil kalır. Suvée'nin resminde genç adamın teni sıcak ve kızıla çalan tonlarla, genç kadınınki soluk ve serin tonlarla boyanmıştır, ama duvardaki gölgede bu farkın hiçbir izi yoktur. Bir kişiyi renginin tüm çeşitliliğiyle taklit etmek, onun çevre çizgisini kopyalamaktan çok daha fazla gözlem ister.
Uygulama
Üç çizim arasındaki fark, Platon'un tek bir «taklit» sözcüğüyle andığı işin aslında birbirinden ne kadar farklı kararlar içerdiğini gösterecek.
Sık yapılan hatalar
Yaygın yanlışMimesisi yalnızca «birebir kopya» olarak anlamak.
Kavram taklidi, canlandırmayı ve benzetmeyi kapsar; Platon bile kopya ile görünüşü ayırır. Mimesis, bir resmin dünyayla kurduğu ilişkinin adıdır, fotoğrafik sadakatin değil.
Yaygın yanlışPlaton'un itirazını basit bir sanat düşmanlığı saymak.
Platon'un sorusu bilgiyle ilgilidir: bir imge bize ne öğretir, neyi öğretiyormuş gibi yapar? Bu soru, bir resmin izleyiciyi nasıl yönlendirdiğini düşünen her ressam için hâlâ işe yarar.
Yaygın yanlışTeni «gerçek rengiyle» tek bir karışımla boyamaya çalışmak.
Ten ışığa, çevreye ve gölgeye göre değişir; tek karışım her tende, özellikle koyu ve çok koyu tenlerde, yüzeyi düzleştirir. Gördüğün değer ve sıcaklık farklarını boya.
Kapanış
Platon ressamlara neden güvenmedi? Çünkü onun gözünde resim, zaten eksik olan bir şeyin yalnızca bir açıdan görünüşünü taklit ediyor ve bilgi vermeden bilgi izlenimi uyandırabiliyordu. Mimesis kavramı bu itirazla doğdu, ama aynı kavram Sofist'te kopya sanatı ile görünüş sanatının ayrımına, Aristoteles'in Poetika'sında öğrenmenin ve tanıma hazzının kaynağına dönüştü. Joseph-Benoît Suvée'nin Çizim Sanatının İcadı'nda sevdiği yüze değil, onun duvardaki gölgesine bakan genç kadın, bu tartışmanın bütün gerilimini tek bir bakışta taşır. Zeuxis'in beş modelinden kurulan ideal ise taklidin kimi ölçü aldığını sorgulamamız gerektiğini hatırlatır. Ödevde mimesis üzerine kendi denemeni yazacaksın.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Mimesis | Mimesis | Eski Yunancada taklit, canlandırma ya da benzetme; sanatın dünyayı yeniden sunma biçimini adlandıran kavram |
| İdealar kuramı | Theory of Forms | Duyularla algılanan şeylerin, akılla kavranan kalıcı biçimlerin eksik yansımaları olduğunu söyleyen Platoncu görüş |
| Kopya sanatı | Copy-making (eikastikē) | Modelin gerçek ölçülerini ve renklerini olduğu gibi aktarmaya çalışan taklit |
| Görünüş sanatı | Appearance-making (phantastikē) | Gerçek ölçüleri değil, belirli bir bakış noktasından doğru görünecek ölçüleri seçen taklit |
| Tanıma hazzı | Pleasure of recognition | Bir imgede tanıdık bir şeyi fark etmekten ve bu sırada öğrenmekten doğan zevk |
Ödev
Mimesis üzerine kısa bir deneme yaz.
- Daha önce yaptığın bir çalışmayı seç; mümkünse içinde bir insan figürü ya da yüz bulunsun.
- Bu resimde, Platon'un ayrımını kullanarak, hangi kararlarının kopya sanatına, hangilerinin görünüş sanatına yakın olduğunu en az iki somut örnekle göster: bir oran, bir kısaltma, bir renk ya da bir ten karışımı.
- Aristoteles'in görüşüne dönerek, bir izleyicinin bu resimde neyi tanıyıp ne öğrenebileceğini ve zevkin ne kadarının işçilikten ya da renkten gelebileceğini tartış.
- Resmindeki modeli neden seçtiğini ve onu idealleştirip idealleştirmediğini, özellikle ten ve yüz özellikleri açısından sorgulayan bir paragrafla denemeni bitir; toplam uzunluk yaklaşık bir sayfa olsun.
Kendini değerlendir
- Oran ve Çizim: Kopya ile görünüş arasındaki farkı gösterdiğin örnekler resmindeki belirli bir oran ya da kısaltmaya bağlı mı?
- Teknik ve Malzeme: Renk ve ten karışımlarına dair gözlemlerin somut ve kendi paletine dayalı mı?
- Bitmişlik ve Sunum: Deneme, Platon'dan Aristoteles'e ve kendi modeline uzanan açık bir düşünce sırası izliyor mu?
- Denemeyi yazarken kendi resim alışkanlıklarından hangisini ilk kez bir kuram sorusu olarak düşündün?
Kendini sına
1. Platon Devlet'in onuncu kitabında resmi neden gerçeklikten üç basamak uzakta sayar?
- A) Resim pahalı malzemelerle yapıldığı için.
- B) Ressam yatağın biçimini değil, marangozun yatağının yalnızca bir yandan görünüşünü taklit ettiği için.
- C) Ressamlar marangozluk bilmediği için.
- D) Resimler karanlık odalarda sergilendiği için.
2. Sofist'teki görünüş sanatı neyi anlatır?
- A) Modelin gerçek ölçülerini olduğu gibi aktarmayı.
- B) Yalnızca soyut biçimler kullanmayı.
- C) Rengi tamamen dışarıda bırakmayı.
- D) Belirli bir bakış noktasından doğru görünecek ölçüleri seçmeyi.
3. Aristoteles'e göre acı veren şeylerin imgelerine bakmaktan neden zevk alırız?
- A) Çünkü imgede tanıdık bir şeyi fark eder ve bu sırada bir şey öğreniriz.
- B) Çünkü imgeler her zaman güzeldir.
- C) Çünkü acıyı unutmak isteriz.
- D) Çünkü imgeler gerçeğin aynısıdır.
4. Cicero'nun aktardığı Zeuxis öyküsü ideal konusunda hangi soruyu doğurur?
- A) Ressamın kaç fırça kullandığını.
- B) Resmin hangi müzede durduğunu.
- C) «En güzel» modelleri kimin ölçütüyle seçtiğini ve buna benzemeyen yüzlerin nereye itildiğini.
- D) Helene'nin gerçekten yaşayıp yaşamadığını.
5. Koyu bir teni tek bir koyu kahve karışımıyla boyamak neden sorunludur?
- A) Koyu kahve boya hızlı kurur.
- B) Ten ışığa ve çevreye göre değer ve sıcaklık değiştirir; tek karışım yüzeyi düzleştirir.
- C) Koyu tenler resimde her zaman gölgede kalmalıdır.
- D) Kahverengi pigmentler ışığa dayanıksızdır.
Cevaplar
- B — Ressam biçime değil, zaten bir taklit olan somut nesnenin bir görünüşüne bakar.
- D — Büyük heykellerde üst bölümlerin oranları, aşağıdan doğru görünsün diye bilerek değiştirilir.
- A — Aristoteles bu zevki «bu, şudur» diye tanıyarak öğrenmeye bağlar.
- C — İdeal, dar bir model grubundan kurulunca o gruba benzemeyenleri dışarıda bırakabilir.
- B — Gördüğün değer ve sıcaklık farklarını boyamak, yüzeye hacim ve yaşam kazandırır.
Referans görseller
- Özgün animasyon: Platon'un üç yatağı; biçim, marangozun yatağı ve ressamın yatağı arasında adım adım uzaklaşan bir sıra.
- Özgün animasyon: gerçek oranlarla yontulmuş ve aşağıdan bakana göre düzeltilmiş iki dev heykelin yan yana karşılaştırılması; ardından aynı ilkenin kısaltmalı bir kolda gösterilmesi.
- Özgün animasyon: açık, orta ve çok koyu tenli üç yüzün önce gölge siluetine indirgenmesi, sonra ışıkta tüm değer ve sıcaklık farklarıyla geri gelmesi.
Sonraki derse köprü
Mimesis tartışması, bir resmin dünyayı ne kadar doğru yansıttığını sorar; ama bazı resimler karşısında hissettiğimiz şey doğrulukla açıklanamaz. Kıyıya vuran dev bir dalga ya da bulutların içinde kaybolan bir dağ, hem ürkütür hem çeker. On sekizinci yüzyılda Edmund Burke ve Immanuel Kant, bu karışık duyguyu güzelden ayırıp ona «yüce» adını verdiler; sonraki ders bu iki kavramı ve resimde nasıl görünür hâle geldiklerini ele alıyor.