Öğrenme hedefi
Anlatısal bir sahne kurgulayabileceksin. Bir hikâyenin hangi anının resme en çok şey söyleteceğini seçebilecek; öncesini ve sonrasını sezdiren nesneleri, izleri ve jestleri sahneye yerleştirebilecek; figürlerin birbirine göre konumunu, bakışlarını ve ışığı anlatının hizmetine sokabilecek ve izleyiciye tamamlayacağı ne kadar boşluk bırakacağına bilerek karar verebileceksin.
Kanca
Tek bir karede bütün bir hikâye anlatılabilir mi?
Bir roman yüzlerce sayfada, bir şarkı birkaç dakikada ilerler; ikisi de zamanın içinde akar. Bir resim ise tek bir anı gösterir ve izleyici ona bakarken o an hiç değişmez. Yine de bazı resimlerin önünde durduğumuzda ne olduğunu, az önce ne yaşandığını ve birazdan ne olacağını merak ederiz; hatta tahmin ederiz. Bu ders, durağan bir yüzeyin nasıl olup da zaman içinde uzanan bir hikâyeyi sezdirebildiğini ve bunu kendi resminde nasıl kurabileceğini ele alıyor.
Bağlam
William Hogarth'ın 1743 dolaylarında yaptığı altı resimlik Moda Evlilik (Marriage A-la-Mode) dizisi, çıkar hesabıyla ayarlanmış bir evliliğin hikâyesini anlatır. Dizinin ikinci resmi Baş Başa (The Tête à Tête), 69,9 × 90,8 santimetrelik bir yağlı boyadır; bugün İngiltere'nin ulusal resim koleksiyonunda, NG114 numarasıyla korunur. Müzenin açıklamasına göre sahne, evliliğin ilk günlerinde bir sabahı gösterir: genç kadın bütün geceyi kâğıt oyunuyla geçirmiş gibi uykulu uykulu gerinir, kocası ise geceyi evin dışında geçirmiş olarak koltuğa yığılmıştır.
Hogarth bu geceyi göstermez; onu nesnelere anlattırır. Kocanın cebinden bir kadın başlığı sarkar ve küçük bir köpek onu çekiştirir; kırık kılıcı yerdedir. Devrilmiş bir sandalyenin üstünde iki keman kutusu durur; şöminenin üstündeki oyma bir erkek başı, bu «baş başa» sahnede üçüncü birinin varlığını ima eder. Salondaki birbiriyle uyuşmayan süs eşyaları çiftin uyumsuzluğunu yansıtır. Ödenmemiş faturalarla odadan çıkan kâhyanın şişindeki tek kâğıtta ise resmin kendi tarihi, 1743 yazılıdır. Tek bir sabah, arkasındaki geceyi ve önündeki yıkımı birlikte taşır.
Ana anlatım
Hikâyenin hangi anı resmedilir?
Anlatısal resim (narrative painting), bir olayı, bir öyküyü ya da bir durumu izleyiciye okunabilir biçimde aktarmayı amaçlayan resimdir. Böyle bir resmin ilk kararı, hikâyenin hangi anının gösterileceğidir; çünkü resim, zaman içinde uzanan bir olaydan yalnızca bir kesit alabilir.
Alman yazar Gotthold Ephraim Lessing, 1766'da yayımlanan Laokoon adlı denemesinde bu sorunu tartıştı. Lessing'e göre ressam, olayın tek bir anını seçmek zorunda olduğundan, en verimli anı seçmelidir: öncesinin ve sonrasının en iyi anlaşıldığı, hayal gücüne en geniş alanı bırakan anı. Bu kavram Türkçede verimli an, İngilizcede çoğu zaman gebe an (pregnant moment) olarak geçer. Lessing, bir tutkunun en uç noktasının resmedilmesini de bu yüzden sorgular: doruk anı gösterildiğinde hayal gücünün gidebileceği bir yer kalmaz.
Pratikte bu, olayın ortasını ya da eşiğini aramak demektir. Bir kavgada yumruğun indiği an değil, kalktığı an; bir mektupta okunduktan sonraki yüz değil, zarfın açıldığı an; bir yolculukta varış değil, kapıdan son bakış. Hogarth da düğünü ya da felaketi değil, ikisinin arasındaki bir sabahı seçmişti. Aynı hikâye için birkaç farklı anı küçük eskizlerle denemek, hangisinin en çok şey söylediğini görmenin pratik bir yoludur.
Öncesi ve sonrası nasıl gösterilir?
Anlatı ipucu (narrative clue), resmin gösterdiği anın öncesini ya da sonrasını sezdiren nesne, iz ya da ayrıntıdır. Hogarth'ın devrik sandalyesi, sarkan başlık ve kâhyanın faturaları, resimde görünmeyen bir geceyi ve yaklaşan bir iflası anlatır. İpuçları üç türde düşünülebilir: bir olayın izleri (devrilmiş bir bardak, ıslak bir ayak izi, yarım kalmış bir yemek), bir niyetin işaretleri (hazırlanmış bir bavul, kapıya uzanan bir el) ve bir durumun göstergeleri (eskimiş giysiler, boş bir raf, duvardaki bir takvim).
Figürlerin jesti ve bakışı da zamanı taşır. Jest ve hareket dersinde gördüğün gibi, bir beden yalnızca bir pozda değil, bir hareketin içinde gösterildiğinde öncesi ve sonrası sezilir. Bakışlar ise izleyicinin gözünü yönetir: bir figür bir şeye bakıyorsa izleyici de oraya bakar; iki figür birbirine bakmıyorsa aralarında bir kopukluk okunur. Baş Başada karı koca birbirine bakmaz; bu tek ayrıntı bile evliliğin durumunu söyler.
İpuçlarını seçerken ölçü önemlidir. Her nesne bir şey anlatmaya çalıştığında resim bir bilmeceye döner ve asıl olay kaybolur. Bu nedenle ana olayı ilk bakışta okunur tutup ipuçlarını ikinci ve üçüncü bakışta keşfedilecek biçimde, daha küçük ve daha sakin yerleştirmek yararlıdır.
Sahne nasıl kurulur?
Sahneleme (staging), figürlerin, nesnelerin ve ışığın, anlatının okunacağı biçimde düzenlenmesidir. Figürler arasındaki mesafe ilişkiyi anlatır: birbirine yakın duran figürler bir bağ, uzak duran figürler bir ayrılık düşündürür. Hogarth'ın çifti aynı odadadır ama bedenleri birbirinden uzaklaşan yönlere dönmüştür. Kimin daha büyük, kimin daha önde, kimin ışıkta durduğu da anlatının öznesini belirler.
Işık burada bir vurgu aracıdır. Ana olayı en güçlü değer karşıtlığının olduğu yere koymak, gözü önce oraya çeker; ipuçlarını daha yumuşak bir ışıkta bırakmak onları ikinci sıraya iter. Figürlerin ten renkleri farklı olduğunda bu vurgu planını baştan düşünmek gerekir: koyu tenli bir figür koyu bir fonun önüne konursa sahnede kaybolabilir, açık tenli bir figür güçlü ışıkta öbür figürlerin önüne geçebilir. Her figürün önemini ten renginin değil senin vurgu kararının belirlemesi için fonu ve ışığı buna göre ayarlayabilirsin.
Aynı özen, karakterlerin kim olduğu için de geçerlidir. Anlatısal resimlerde rolleri kalıp yüzlerle ya da ten rengiyle kodlamak, yani kötüyü, hizmetkârı ya da kahramanı bir dış görünüşe bağlamak, sanat tarihinde örnekleri bulunan ve bugün de düşülebilen bir tuzaktır. Bir karakterin rolünü jestine, eylemine ve sahnedeki yerine anlattırmak, hem daha dürüst hem de daha ilginç bir hikâye kurar.
İzleyici hikâyeyi nasıl tamamlar?
Tek bir resim, hikâyenin tamamını söylemez; izleyici eksik parçaları kendi deneyimiyle doldurur. Ne kadar boşluk bırakılacağı ise ressamın kararıdır. Hogarth, ahlak dersi vermek istediği için ipuçlarını çoğaltır ve okumayı yönlendirir; üstelik altı resimlik bir dizi resim (narrative series) kurarak zamanı resimden resme böler.
Osman Hamdi'nin 1906 tarihli Kaplumbağa Terbiyecisi ise başka bir yol gösterir. Kırmızı giysili, sarıklı, sırtında bir nakkare ve elinde bir ney taşıyan yaşlı bir adam, Bursa'daki Yeşil Cami'nin yıpranmış bir üst odasında beş kaplumbağaya bakar; kaplumbağalar onu dinlemek yerine yere bırakılmış yeşil yaprakları yer. Resimde bir olaydan çok bir durum vardır ve ne anlama geldiği açıkça söylenmez. Resim sık sık Osmanlı'daki yavaş ve sonuçsuz reform çabalarına bir taşlama olarak yorumlanır; ama bu yorum resmin üstünde yazmaz, izleyici onu kurar.
İki resim, bir ölçeğin iki ucuna yakındır: bir uçta her ipucunun tek bir okumaya götürdüğü açık bir hikâye, öbür uçta birden çok yoruma açık bir durum. Hangisinin daha iyi olduğu bir zevk meselesidir; önemli olan, hangisini istediğini bilip ipuçlarının miktarını ve netliğini ona göre ayarlamaktır.
Uygulama
- Malzeme: kurşun kalem, silgi, bir eskiz defteri ve birkaç yaprak kâğıt; bir saat ayır.
- Birkaç cümlelik bir hikâye yaz ya da seç: kim, nerede, ne oluyor, öncesinde ne oldu, sonrasında ne olabilir.
- Hikâyenin üç farklı anını üç küçük kutu eskizle dene; öncesinin ve sonrasının en iyi sezildiği anı seç.
- Seçtiğin an için en az üç anlatı ipucu belirle: bir olayın izi, bir niyetin işareti, bir durumun göstergesi. Her birini sahnede nereye koyacağını işaretle.
- Figürlerin mesafesini, bakış yönlerini ve ışığın en güçlü karşıtlığı nereye düşeceğini bir değer eskiziyle kur.
- Eskizi, hikâyeyi bilmeyen birine göster ve ne gördüğünü anlatmasını iste; anlattığı ile senin hikâyeni karşılaştır.
Sık yapılan hatalar
Yaygın yanlışDoruk anını seçmek.
Olayın en uç noktası gösterildiğinde öncesi ve sonrası için hayal edilecek bir şey kalmaz. Olayın eşiğini ya da ortasını dene.
Yaygın yanlışHer nesneye bir anlam yüklemek.
İpuçları çoğaldıkça ana olay kaybolur ve resim bir bilmeceye döner. Ana olayı ilk bakışta okunur tut, ipuçlarını ikinci plana yerleştir.
Yaygın yanlışRolü görünüşle kodlamak.
Kötüyü ya da kahramanı bir yüz tipine ya da ten rengine bağlamak kalıp yargıyı yeniden üretir. Rolü jest, eylem ve sahnedeki yerle anlat.
Kapanış
Tek bir karede bütün bir hikâye anlatılabilir mi? Hikâyenin tamamı değil ama onu sezdiren bir an anlatılabilir. Lessing'in verimli anı, öncesinin ve sonrasının en iyi anlaşıldığı, hayal gücüne alan bırakan andır; anlatı ipuçları görünmeyen olayları nesnelere, izlere ve jestlere taşır; sahneleme mesafe, bakış ve ışıkla kimin ne yaşadığını okunur kılar; izleyici ise geri kalanı tamamlar. Hogarth'ın Baş Başası bir sabahta bir geceyi ve bir iflası anlatırken, Osman Hamdi'nin Kaplumbağa Terbiyecisi yorumu izleyiciye bırakır. Ödevde tek karelik bir hikâye çizerek bu kararları kendin vereceksin.
Kavram sözlüğü
| Türkçe | İngilizce | Kısa tanım |
|---|---|---|
| Anlatısal resim | Narrative painting | Bir olayı, öyküyü ya da durumu okunabilir biçimde aktarmayı amaçlayan resim |
| Verimli an | Pregnant moment | Öncesinin ve sonrasının en iyi anlaşıldığı, hayal gücüne alan bırakan an |
| Anlatı ipucu | Narrative clue | Gösterilen anın öncesini ya da sonrasını sezdiren nesne, iz ya da ayrıntı |
| Sahneleme | Staging | Figürlerin, nesnelerin ve ışığın anlatıyı okunur kılacak biçimde düzenlenmesi |
| Dizi resim | Narrative series | Bir hikâyeyi birden çok resme bölerek anlatan resim dizisi |
Ödev
Tek karelik bir hikâye çiz.
- Kısa bir hikâye seç ya da yaz ve öncesini, anını ve sonrasını birer cümleyle not et.
- Üç küçük eskizle üç farklı anı dene ve en verimli olanı seç.
- Seçtiğin anı en az üç anlatı ipucu, bilinçli bir figür yerleşimi ve tek bir ana vurgu noktasıyla kâğıt ya da tuval üzerinde tamamla.
- Çalışmayı hikâyeyi bilmeyen iki kişiye göster; ne okuduklarını not et ve niyetinle karşılaştıran birkaç cümle yaz.
Kendini değerlendir
- Kompozisyon: Ana olay ilk bakışta okunuyor mu; ipuçları onu bastırmadan ikinci planda mı?
- Değer (Ton): En güçlü değer karşıtlığı ana olaya mı düşüyor; farklı tenlerdeki figürler vurgu planına göre mi okunuyor?
- Oran ve Çizim: Figürlerin jestleri ve bakış yönleri hikâyeyi taşıyor mu?
- İzleyicilerin okuduğu hikâye ile senin niyetin nerede ayrıştı ve bu ayrışma sence bir kusur mu, bir zenginlik mi?
Kendini sına
1. Lessing'e göre ressam hangi anı seçmelidir?
- A) Olayın en uç noktasını.
- B) Öncesinin ve sonrasının en iyi anlaşıldığı, hayal gücüne alan bırakan anı.
- C) Olay bittikten çok sonrasını.
- D) Rastgele bir anı.
2. Hogarth'ın Baş Başa resminde kâhyanın faturaları neyi anlatır?
- A) Resmin boyutunu.
- B) Çiftin mutluluğunu.
- C) Çiftin maddi durumunu ve yaklaşan sıkıntıyı.
- D) Hiçbir şeyi; süs eşyasıdır.
3. Anlatı ipuçlarını yerleştirirken hangi yaklaşım ana olayı korur?
- A) Ana olayı ilk bakışta okunur tutmak, ipuçlarını daha küçük ve sakin yerleştirmek.
- B) Her nesneye eşit vurgu vermek.
- C) İpuçlarını resmin merkezine toplamak.
- D) Ana olayı gizlemek.
4. Koyu tenli bir figür koyu bir fonun önünde kayboluyorsa ne yapılabilir?
- A) Figürün tenini açmak.
- B) Figürü resimden çıkarmak.
- C) Işığı tamamen düzleştirmek.
- D) Fonun değerini ya da ışığı, figür vurgu planına göre okunacak biçimde ayarlamak.
5. Kaplumbağa Terbiyecisi Hogarth'ın resminden anlatı bakımından nasıl ayrılır?
- A) Bir dizinin parçasıdır.
- B) Yorumu açıkça yazılıdır.
- C) Bir olaydan çok bir durum gösterir ve yorumu izleyiciye bırakır.
- D) Hiç figür içermez.
Cevaplar
- B — Verimli an, izleyicinin öncesini ve sonrasını tahmin edebildiği, hayal gücüne alan bırakan andır.
- C — Ödenmemiş faturalar, resimde gösterilmeyen bir maddi çöküşü sezdiren bir ipucudur.
- A — Vurgu sırası kurulduğunda göz önce olayı, sonra ipuçlarını okur.
- D — Figürün önemini ten rengi değil, fon ve ışıkla kurulan vurgu kararı belirlemelidir.
- C — Resimdeki taşlama okuması yaygındır ama resmin üstünde söylenmez, izleyici onu kurar.
Referans görseller
- Özgün şema: aynı hikâyenin üç anı yan yana; doruk anı ile verimli anın karşılaştırması.
- Özgün şema: bir sahnede ipucu türleri (olayın izi, niyetin işareti, durumun göstergesi) ve vurgu sırası.
- Özgün çizim: farklı tenlerde figürlerle kurulmuş bir sahnenin değer eskizi; fon ve ışıkla ayarlanan vurgu.
Sonraki derse köprü
Bir sahnede figürlerin rolünü jestle, eylemle ve yerleşimle anlatmayı gördün. Peki bir figür, hiçbir sahnenin içinde olmadan da kim olduğunu söyleyebilir mi? Sonraki derste, bir karakteri yalnızca dış hattı ve biçimleriyle tanınır kılmayı, silüet ve şekil dili üzerinden ele alıyoruz.