Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Turkuaz Avrupa dillerine taşla birlikte, pazarlar üzerinden girdi ve 1303 tarihli bir sözlükte bile vardı; Türkçe «turkuaz» 1930'da Fransızcadan döndü, eski ad firuze Farsçadır.
- Lacivert Farsça «lācivard» taşından gelir; aynı sözcük Arapça ve Latince üzerinden Fransızcada yanlış ayırmayla «azur» oldu.
- Eflatun Platon'un Arapça adından, kırmızı kermes böceğinden, haki topraktan, bordo bir kentten gelir; ten sözcükleri de alıntıdır ve hiçbiri bir ölçü değildir.
Kısa cevap
Turkuaz, Avrupa dillerine taşla birlikte, tüccarların elinden girdi: batıya doğudan, Türk ülkeleri üzerinden ulaşan taşa Fransızlar «Türk taşı» dedi, İtalyanlar «turchese», Almanlar «Türkis» dedi; aynı ad Türkçeye ise ancak yirminci yüzyılda, Fransızcadan geri döndü. Lacivert, Afganistan'da çıkan mavi taşın Farsça adından, eflatun ise bir sözlükçünün tahminine göre filozof Platon'un Arapça adından gelir. Renk adlarının çoğu böyle bir maddenin, bir yerin ya da bir kişinin adıdır ve yolları çoğu zaman ticaretin yollarıdır.
Bir taşın iki adı
Aynı taşın Türkçede iki adı vardır: firuze ve turkuaz. İkisi aynı yoldan gelmedi.
Firuze eski addır. Sevan Nişanyan'ın sözlüğüne göre sözcük Farsça «fērōza» biçiminden alındı ve Orta Farsçada «güçlü, muzaffer» anlamına gelen «pērōz» sözcüğüne dayanır. Taşın adı, rengine değil, ona yüklenen bir değere işaret eder. RH-11, Selçuklu çinilerinde firuze denen yeşile yakın turkuazı anlatmıştı.
Turkuaz ise Türkçeye bir yolculuktan dönerek girdi. Nişanyan, sözcüğün Türkçede ilk kez 1930'da bir gazetede, İstiklal Caddesi'ndeki bir lokantanın adında görüldüğünü kaydeder; kaynağı Fransızca «turquoise»dur. Yani adında «Türk» geçen taşın adı, Türkçeye bir Fransızca sözcük olarak girdi.
Turkuaz Avrupa'ya nasıl gitti?
Kartın sorusunun cevabı taşın yolundadır. RH-11, adın Eski Fransızcadaki «Türk taşı» ifadesinden geldiğini ve taşın Sina'dan, Nişabur'dan batıya nasıl taşındığını anlatmıştı. Burada adın kendisinin nasıl dolaştığına bakalım.
Ad tek bir dilde kalmadı. İspanyolcada «turquesa», Ortaçağ Latincesinde «turchesius», Orta Felemenkçede «turcoys», Almancada «Türkis», İsveççede «turkos» oldu. Hepsinin içinde aynı kavim adı durur. Bu, sözcüğün bir dilden öbürüne kitaplarla değil, taşın alınıp satıldığı pazarlarla yayıldığını düşündürür: taşı satan, adını da satar.
Nişanyan bu yolun erken bir izini gösterir. 1303 tarihli Codex Cumanicus, Latin harfleriyle yazılmış, İtalyanca ve Latince sözcüklerin karşısına Farsça ve Kıpçakça karşılıklarını koyan bir sözlüktür. Orada İtalyanca «turchese» sözcüğünün karşısına Farsça ve Kıpçakça «peroza» yazılmıştır. Aynı taş, satıcının dilinde firuze, alıcının dilinde «Türk taşı»dır.
Lacivert ve «l'azur»
Lacivert de bir taşın adıdır. TK-04'te lacivert taşının Bedahşan'dan geldiğini ve ultramarin pigmentinin hammaddesi olduğunu görmüştük. Nişanyan'a göre Türkçe «lacivert», Farsça «lācivardī», yani «lacivert taşı rengi» sözcüğünden alındı. 1360'a tarihlenen Dânişmendnâme'de gökyüzü «lājiverd kubbe» diye anılır ve yirminci yüzyıl başına kadar renk adı olarak «laciverdî» biçimi tercih edildi. Farsça sözcüğün kökü üzerine iki açıklama vardır: Nişanyan onu Sanskritçeye bağlar, Etymonline ise Türkistan'da taşın çıkarıldığı bir yer adına.
Aynı sözcük Avrupa'ya Arapça üzerinden gitti ve yolda başını kaybetti. Ortaçağ Latincesinde «lazur» biçimini aldı; Fransızlar bu sözcüğün başındaki «l» sesini kendi dillerindeki «l'» tanımlığı sandı ve geriye «azur» kaldı. İngilizce «azure» bu yanlış ayırmanın ürünüdür. Taşın Latince adı «lapis lazuli» ise «l» sesini korudu ve «lacivert taşı» anlamına gelir.
Bir filozofun rengi ve bir böceğin kırmızısı
Eflatun, adıyla en şaşırtıcı renktir. Nişanyan'a göre sözcük, Yunan filozofu Platon'un Arapça adı olan «Aflāṭūn»dan türetildi. 1876 tarihli Lehçe-i Osmânî, «eflâtûnî» rengini «koyu leylaki» diye tanımlar. Adın neden Platon'dan geldiği bilinmez. Nişanyan, Platon'un Devlet'inde kızılımsı mora en soylu renk dendiği bir ifadeden esinlenmiş olması gerektiğini düşünür; ama bu bir tahmindir.
Kırmızı ise bir böcekten gelir. Nişanyan'a göre sözcük Arapça ve Farsça «ḳirmizī» biçiminden alındı; «ḳirmiz», kırmızı boya veren kermes böceğinin adıdır ve Sanskritçe «kurtçuk» anlamındaki bir sözcüğe dayanır. Etymonline, İngilizce «crimson» sözcüğünün de İtalyanca üzerinden aynı Arapça «qirmizī»den geldiğini yazar. Türkçenin en sıradan renk adıyla İngilizcenin koyu kırmızısı, aynı böceğin adını taşır. TK-05, böcekten kırmızı elde etmenin Amerika'daki kardeşini, koşnili anlatmıştı.
Başka adlar da bir maddeyi saklar. Nişanyan'a göre haki Farsçada «toprağa ait» demektir, bordo Fransız kenti Bordeaux'nun şarabından gelir, mor ise Yunanca ya da Ermenice «böğürtlen» sözcüğüne dayanır. Pembe Farsçada pamuk demektir; Nişanyan, beyaz pamuğun adının nasıl açık gül rengine dönüştüğüne güvenilir bir açıklama bulamadığını not eder.
Örnek — ten için kullanılan sözcükler
Tenleri anlatan sözcükler de alıntılarla doludur. Nişanyan'a göre «ten» Farsçada «beden, gövde» demektir; «bedenin dış yüzü, deri» anlamı Türkçeye özgüdür. «Esmer» Arapçada «koyu renkli» anlamındaki «asmar»dan gelir. «Beniz» ise Eski Türkçede yüz ve görünüş anlamındaki bir sözcüğe dayanır.
Bu sözcüklerin hiçbiri bir ölçü değildir. Serideki ten örnekleri CIELAB'de en açığı 83, en koyusu 21 açıklığa kadar uzanır; sözlüğün «koyu renkli» dediği esmer, bu aralıkta nereden başladığını söylemez. Taşların adları gibi ten adları da bir ölçümden değil, bir karşılaştırmadan doğar. Bir ürün kataloğunda ya da bir fotoğraf talimatında ten sözcüğü tek başına kullanılırsa, farklı okurlar farklı açıklıklar anlayabilir; bu yüzden sözcüğün yanına bir örnek ya da bir ölçü koymak gerekir.
Sık yapılan yanlış
Yaygın yanlış"Turkuaz Türkçe bir sözcüktür."
Türkçedeki «turkuaz», yirminci yüzyılda Fransızca «turquoise»dan alındı; taşın eski Türkçe adı Farsçadan gelen firuzedir. Adındaki «Türk», taşın Avrupa'ya geldiği yolu anlatır.
Yaygın yanlış"Azur ile lacivert farklı kökenden gelir."
İkisi de Farsça «lājvard» sözcüğüne dayanır; Fransızca «azur», Latince «lazur» sözcüğünün baştaki «l» sesinin tanımlık sanılıp atılmasıyla doğdu.
Özet
- Turkuaz Avrupa dillerine taşla birlikte, pazarlar üzerinden girdi ve 1303 tarihli bir sözlükte bile vardı; Türkçe «turkuaz» 1930'da Fransızcadan döndü, eski ad firuze Farsçadır.
- Lacivert Farsça «lācivard» taşından gelir; aynı sözcük Arapça ve Latince üzerinden Fransızcada yanlış ayırmayla «azur» oldu.
- Eflatun Platon'un Arapça adından, kırmızı kermes böceğinden, haki topraktan, bordo bir kentten gelir; ten sözcükleri de alıntıdır ve hiçbiri bir ölçü değildir.
Kendini sına
- (Kolay) Firuze sözcüğü hangi dilden gelir ve ne anlama gelen bir köke dayanır?
- (Kolay) Kırmızı sözcüğü hangi canlının adını taşır?
- (Orta) Turkuaz Avrupa dillerine hangi yolla girdi?
- (Orta) Fransızca «azur» sözcüğü nasıl oluştu?
- (Zor) Türkçe «turkuaz» ile «firuze» aynı taşın adıysa, neden iki ayrı ad vardır ve bunlar Türkçeye hangi sırayla girdi?
- (Zor) Bir ürün kataloğunda yalnız «esmer ten için» gibi bir ifade kullanmak neden yetersizdir?
Cevaplar
- Farsçadan; Orta Farsçada «güçlü, muzaffer» anlamındaki «pērōz» sözcüğüne dayanır. Bkz. "Bir taşın iki adı".
- Kermes böceğinin; Arapça ve Farsça «ḳirmiz» bu böceğin adıdır ve İngilizce «crimson» da aynı kaynaktan gelir. Bkz. "Bir filozofun rengi ve bir böceğin kırmızısı".
- Taşla birlikte, ticaret yoluyla: batıya Türk ülkeleri üzerinden ulaşan taşa Fransızcada «Türk taşı» dendi ve ad İspanyolcadan İsveççeye kadar akraba biçimlerle yayıldı; 1303 tarihli Codex Cumanicus'ta İtalyanca «turchese» zaten geçer. Taşı satan, adını da sattı. Bkz. "Turkuaz Avrupa'ya nasıl gitti?".
- Farsça «lājvard» Arapça üzerinden Ortaçağ Latincesine «lazur» olarak geçti; Fransızlar baştaki «l» sesini «l'» tanımlığı sanıp ayırdı ve geriye «azur» kaldı. Bkz. "Lacivert ve «l'azur»".
- Firuze Farsçadan gelen eski addır ve Selçuklu döneminden beri kullanılır; turkuaz ise Nişanyan'a göre ancak 1930'da Fransızcadan alındı. İki ad, taşın iki ayrı yoldan, doğudan ve Avrupa üzerinden tanınmasının izidir. Bkz. "Bir taşın iki adı".
- Çünkü «esmer» bir ölçü değil, «koyu renkli» anlamında bir karşılaştırmadır; serideki ten örneklerinin açıklığı 83 ile 21 arasına yayılır ve sözcük bu aralığın nereden başladığını söylemez. Yanına bir örnek ya da ölçü koymak gerekir. Bkz. "Örnek".
Kaynaklar
- Sevan Nişanyan, Nişanyan Sözlük: Çağdaş Türkçenin Etimolojisi, çevrimiçi sürüm, nisanyansozluk.com; «firuze», «turkuaz», «lacivert», «eflatun» maddeleri.
- Sevan Nişanyan, Nişanyan Sözlük, çevrimiçi sürüm; «kırmızı», «pembe», «haki», «bordo», «mor», «ten», «esmer», «beniz» maddeleri.
- Harper, D., Online Etymology Dictionary, etymonline.com; «turquoise», «azure», «lapis lazuli», «crimson» maddeleri.
- Codex Cumanicus, 1303, yay. Géza Kuun, Budapeşte, 1880 (Nişanyan Sözlük'ün «firuze» maddesindeki aktarımıyla).
- Ahmed Vefik Paşa, Lehçe-i Osmânî, 1876, yay. Recep Toparlı, Türk Dil Kurumu, 2000 (Nişanyan Sözlük'ün «eflatun» maddesindeki aktarımıyla).
Sonraki adım
TK-15 renklerin adından anlamına geçiyor: İslam sanatında yeşil ile mavinin, Hıristiyan liturjisinin renklerinin, Budizmde safranın ve Hinduizmde rengin yerini karşılaştırıyor ve bir rengin kutsal sayılmasının ekonomik nedenleri olup olamayacağını soruyor. Pahalı bir taşın adının bir renk adına dönüşmesini TK-04 ultramarin üzerinden, bir böceğin kırmızısını TK-05 koşnil üzerinden anlatmıştı.