Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Diller tayfı farklı böler; Berlin ve Kay 1969'da temel renk terimlerinin belirli bir sırayla ortaya çıktığını öne sürdü ve bu sırada maviye ayrı bir sözcük görece geç gelir.
- Türkçe, gök ve mavinin ardından lacivertle mavi bölgeyi ikiye ayırır; Özgen ve Davies Türkçede on iki temel renk terimi olabileceğini gösterdi, tıpkı Rusçanın goluboy ve siniy ayrımı gibi.
- Deneyler, renkler dildeki bir sınırın iki yanına düştüğünde daha hızlı ayırt edildiğini, ama bu etkinin küçük olduğunu ve sözel düşünme meşgul edilince kaybolduğunu gösterir; bir renge kelimemiz olmasa da onu görürüz.
Kısa cevap
Evet, bir renge ayrı bir kelimemiz olmasa da onu görürüz: gözümüz ve görme sistemimiz dilden bağımsız olarak renkleri ayırt eder. Ama dil, renkleri nasıl grupladığımızı ve iki rengi ne kadar hızlı ayırdığımızı küçük ölçüde etkiler; iki renk dilimizdeki bir sınırın iki yanına düştüğünde onları biraz daha hızlı ayırırız, ve bu etki sözel düşünme meşgul edilince kaybolur. Tartışma, dilin renk algısını değiştirip değiştirmediği değil, bu etkinin ne kadar derin ve ne kadar kalıcı olduğu üzerinedir.
Diller renkleri farklı böler
Dünyanın dilleri tayfı aynı yerlerden bölmez. Bazı dillerde yeşil ve mavi için tek bir sözcük vardır; dilbilimciler buna yeşil ile mavinin birleşimi anlamında "grue" der. Bazı dillerde ise tersine, İngilizcenin tek sözcükle andığı bir bölge iki ayrı sözcükle anılır. Rusça bunun en çok incelenen örneğidir: açık maviler için "goluboy", koyu maviler için "siniy" kullanılır ve konuşucular için ikisi, İngilizce konuşan birinin "açık mavi" ve "koyu mavi" dediği gibi bir renk ile onun tonu değil, iki ayrı renktir.
1969'da antropolog Brent Berlin ve dilbilimci Paul Kay, farklı dillerdeki temel renk terimlerini karşılaştırdı ve bu terimlerin rastgele değil, belirli bir sırayla ortaya çıktığını öne sürdü: önce açık ile koyu, sonra kırmızı, sonra yeşil ya da sarı, ardından mavi, kahverengi ve öbürleri. Kuramın merdiveni ve ona yöneltilen bir karşı örnek RH-01'de anlatıldı. Burada önemli olan, maviye ayrı bir sözcüğün bu merdivende görece geç geldiğidir; bu yüzden pek çok dilde mavi, yeşille ya da koyu renklerle aynı sözcüğü paylaşır.
Türkçede gök, mavi ve lacivert
Türkçe bu tartışmanın ilginç bir örneğidir. Eski Türkçede gökyüzünün rengi "gök" sözcüğüyle anılırdı; bugün kullandığımız "mavi" daha sonra Arapçadan girdi. RH-02 ve RM-03 bu tarihe değinmişti. Ama Türkçenin bugünkü renk sözlüğünde daha şaşırtıcı bir özellik vardır: "lacivert".
Emre Özgen ve Ian Davies 1998'de Türkçe konuşucularla yaptıkları deneylerde, renk adlandırma görevlerinde tutarlılığı ve belirginliği ölçtü. Sonuçları Türkçede on iki temel renk terimi olabileceğini düşündürdü; yani Berlin ve Kay'in İngilizce gibi dillerde saydığı on birin bir fazlası. On ikinci terimin adayı lacivertti: renk uzayının küçük bir bölgesi tutarlı biçimde lacivert olarak adlandırılıyordu ve bu bölge, maviden ayrı bir odağı olan koyu mavi bir kategori gibi davranıyordu. Yazarlar, mavi ile siyahın kesişiminde yeni bir temel terimin oluşmakta olabileceğini öne sürdü.
Bu, Türkçeyi Rusçaya benzer kılar: iki dil de İngilizcenin tek bir "blue" dediği bölgeyi ikiye ayırır. Türkçede ayrım açık ile koyu mavi arasında, mavi ile lacivert arasındadır.
Dil algıyı değiştirir mi?
Asıl soru, bu sözcük farklarının insanların renkleri görme biçimini değiştirip değiştirmediğidir. Buna dilsel görelilik tartışması denir.
2007'de Jonathan Winawer ve arkadaşları, Rusça ve İngilizce konuşucuları hızlı bir renk ayırt etme göreviyle sınadı. Katılımcılar, goluboy ile siniy sınırının iki yanına yayılan mavi tonlardan hangisinin hedef renkle aynı olduğunu olabildiğince hızlı seçti. Rusça konuşucular, iki renk dillerinde farklı kategorilere düştüğünde, aynı kategoriye düştüğünden daha hızlı ayırt etti. Bu üstünlük, katılımcılar aynı anda sözel bir görevle meşgul edildiğinde, yani bir sözel karışma yaratıldığında kayboldu, uzamsal bir görevle meşgul edildiğinde ise kaybolmadı. Etki, birbirine çok yakın ve ayırt edilmesi zor renklerde daha güçlüydü. İngilizce konuşucularda ise böyle bir sınır etkisi görülmedi.
Bir yıl önce yayımlanan başka bir çalışma, bu etkinin beynin hangi yarısında olduğunu inceledi. Aubrey Gilbert ve arkadaşları, renk ayırt etme hızının görme alanının sağ yarısında, yani dil işlemlerinin çoğunlukla yürüdüğü sol beyin yarım küresine giden yarıda, renk adlarından etkilendiğini, sol yarıda ise etkilenmediğini buldu. Bu da etkinin, gözün kendisinde değil, dilin devreye girdiği bir işlem aşamasında olduğunu düşündürür.
Papua Yeni Gine'de konuşulan Berinmo dili daha da çarpıcı bir karşılaştırma sunar. Bu dilde beş temel renk terimi vardır ve sınırlardan biri, İngilizcenin mavi ile yeşil arasındaki sınırının yerinde değil, başka bir yerdedir. Debi Roberson ve arkadaşları 2000'de, hem İngilizce hem Berinmo konuşucularında kategorik algı etkileri buldu, ama her grupta yalnız kendi dilinin sınırlarında.
Karşı görüş
Bu bulgular, "dil ne görebileceğimizi belirler" gibi güçlü bir iddiayı desteklemez. Hiçbir çalışma, bir renge kelimesi olmayan birinin o rengi göremediğini ya da onu komşusundan ayırt edemediğini göstermez. Rusça konuşucuların üstünlüğü milisaniyeler düzeyindedir ve sözel düşünme meşgul edilince kaybolur; bu, etkinin görmenin kendisinden değil, görülen şeyi kategorilere ayırırken devreye giren sözel bir süreçten geldiğini düşündürür.
Öbür yandan Berlin–Kay geleneğinin savunucuları, farklı dillerin odak renklerinin, yani her kategorinin en tipik örneğinin, diller arasında şaşırtıcı ölçüde benzer olduğunu vurgular; bu da renk kategorilerinin tamamen keyfi olmadığını, görme sisteminin yapısından ve dünyadaki renklerin dağılımından beslendiğini gösterir. Bugünkü genel tablo iki uçlu değildir: dil, evrensel bir görme sisteminin üzerine yerleşir ve ondan gelen bilgiyi, özellikle hızlı karşılaştırma ve hatırlama görevlerinde, kendi kategorilerine göre biraz eğer.
Örnek — tenler için kelimeler
Renk sözcüklerinin algıyı küçük ölçüde, iletişimi ise büyük ölçüde etkilediğini gündelik bir örnekte görebiliriz: insan tenleri için kullandığımız sözcükler.
Türkçede tenleri anmak için "buğday tenli" ya da "esmer" gibi sözcükler kullanılır; kozmetik ve moda dünyası ise alt tonları ve açıklık derecelerini ayırmak için çok daha ince bir sözlük geliştirmiştir. Bir makyaj ekibi ya da bir fotoğraf stüdyosu, "biraz daha sıcak, sarıya çalan bir orta ton" ile "pembeye çalan açık bir ton" arasındaki farkı konuşabilmek için bu sözlüğe ihtiyaç duyar. Kelime yoksa fark yine görülür; ama o farkı başkasına tarif etmek, tutarlı bir ürün skalası kurmak ve bir fotoğrafta düzeltmeyi istemek zorlaşır.
Sözlük aynı zamanda kimin merkezde durduğunu da gösterebilir. TK-18'de gördüğümüz gibi uzun yıllar tek bir açık pembe tona "ten rengi" denmesi, bu sözcüğün yalnız bir grubu tarif ettiğini gösteriyordu. Farklı tenleri eşit incelikte adlandırabilen bir sözlük, onları eşit incelikte görmeyi ve korumayı da kolaylaştırır.
Sık yapılan yanlış
Yaygın yanlış"Bir renge kelimesi olmayan insanlar o rengi göremez."
Hiçbir deney bunu göstermez; görme sistemi dilden bağımsız olarak renkleri ayırt eder. Dilin etkisi, kategorilere ayırma ve hızlı karşılaştırma gibi görevlerde küçük ve koşula bağlıdır.
Yaygın yanlış"Dilin renk algısına hiçbir etkisi yoktur."
Rusça, Berinmo ve başka dillerle yapılan deneyler, kategori sınırlarının iki yanındaki renklerin daha hızlı ayırt edildiğini ve bu etkinin sözel süreçlere bağlı olduğunu gösterir; etki küçüktür ama gerçektir.
Özet
- Diller tayfı farklı böler; Berlin ve Kay 1969'da temel renk terimlerinin belirli bir sırayla ortaya çıktığını öne sürdü ve bu sırada maviye ayrı bir sözcük görece geç gelir.
- Türkçe, gök ve mavinin ardından lacivertle mavi bölgeyi ikiye ayırır; Özgen ve Davies Türkçede on iki temel renk terimi olabileceğini gösterdi, tıpkı Rusçanın goluboy ve siniy ayrımı gibi.
- Deneyler, renkler dildeki bir sınırın iki yanına düştüğünde daha hızlı ayırt edildiğini, ama bu etkinin küçük olduğunu ve sözel düşünme meşgul edilince kaybolduğunu gösterir; bir renge kelimemiz olmasa da onu görürüz.
Kendini sına
- (Kolay) Rusçada açık ve koyu mavi için kullanılan iki sözcük nedir?
- (Kolay) Temel renk terimi nedir?
- (Orta) Bir renge kelimemiz yoksa onu yine de görür müyüz?
- (Orta) Özgen ve Davies'in Türkçe üzerine bulgusu Berlin–Kay kuramı açısından neden ilginçtir?
- (Zor) Winawer ve arkadaşlarının deneyinde kategori üstünlüğünün sözel bir görevle kaybolması ne anlama gelir?
- (Zor) Tenler için ince bir sözlüğe sahip olmak, renklerin algısını değil de iletişimini nasıl etkiler?
Cevaplar
- Açık maviler için "goluboy", koyu maviler için "siniy" («Diller renkleri farklı böler»).
- Bir dilde başka bir renk sözcüğünün alt türü olmayan, tek parçalı, herkesin kullandığı ve bir nesneye bağlı olmayan renk sözcüğü («Diller renkleri farklı böler»).
- Evet. Görme sistemi renkleri dilden bağımsız olarak ayırt eder; dilin etkisi, renkler dildeki bir sınırın iki yanına düştüğünde biraz daha hızlı ayırt edilmeleri gibi küçük ve sözel süreçlere bağlı etkilerle sınırlıdır («Dil algıyı değiştirir mi?», «Karşı görüş»).
- Berlin ve Kay'in İngilizce gibi dillerde saydığı on bir temel terimin bir fazlasını, lacivertle birlikte on iki terimi düşündürür ve mavi ile siyahın kesişiminde yeni bir temel terimin oluşuyor olabileceğini gösterir («Türkçede gök, mavi ve lacivert»).
- Etkinin gözün kendisinden değil, görülen renkleri adlandıran ve kategorilere ayıran sözel bir süreçten geldiğini; sözel düşünme meşgulken dilin kategorileri karşılaştırmaya katkı yapamaz («Dil algıyı değiştirir mi?»).
- Farklar sözcük olmadan da görülür, ama onları başkasına tarif etmek, tutarlı bir ürün skalası kurmak ve düzeltme istemek için ortak bir sözlük gerekir; ayrıca eşit incelikte bir sözlük, farklı tenleri eşit özenle görmeyi ve korumayı kolaylaştırır («Örnek — tenler için kelimeler»).
Kaynaklar
- Berlin, B. ve Kay, P., Basic Color Terms: Their Universality and Evolution, University of California Press, 1969.
- Özgen, E. ve Davies, I. R. L., «Turkish color terms: tests of Berlin and Kay's theory of color universals and linguistic relativity», Linguistics 36(5), 1998.
- Winawer, J. ve ark., «Russian blues reveal effects of language on color discrimination», PNAS 104(19): 7780–7785, 2007.
- Gilbert, A. L., Regier, T., Kay, P. ve Ivry, R. B., «Whorf hypothesis is supported in the right visual field but not the left», PNAS 103(2): 489–494, 2006.
- Roberson, D., Davies, I. ve Davidoff, J., «Color categories are not universal: replications and new evidence from a stone-age culture», Journal of Experimental Psychology: General 129(3): 369–398, 2000.
Sonraki adım
TK-14 dilden anlama geçiyor: aynı rengin farklı kültürlerde yas, düğün, şans ya da tehlike anlamı taşımasını, küreselleşmenin bu anlamları nasıl eşitlediğini ve kültürler hakkında kalıp yargılara düşmeden renk anlamlarını konuşmayı tartışıyor. PS-02 ise renklerle duygular arasındaki bağa bakıyor: çok ülkeli renk–duygu çalışmalarının ne bulduğunu, çağrışım ile etki arasındaki mesafeyi ve açıklık ile doygunluğun tondan daha belirleyici olabilmesini inceliyor.