Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Perkin'in 1856'da bulduğu mor, Pullar'ın "fazla pahalı olmazsa" koşuluyla karşılandı; patent, babasının sermayesi ve yeni üretim düzenekleriyle Aralık 1857'de ipek boyacılığına satılabildi.
- Punch'ın 1859'daki "leylak kızamığı" yazısı rengin yayıldığını gösterir ama bunu kadınları küçümseyen bir dille anlatır; Perkin'in morunun kimyasal yapısı ise ancak 1994'te doğru biçimde gösterildi.
- Kömür katranı boyaları kıtlığı üretim tarafında kırdı; renk bir sınıfın işareti olmaktan çıkıp bir seçim hâline geldi ve ayrım kumaşa, kesime ve markaya taşındı.
Kısa cevap
William Henry Perkin henüz öğrenciyken, 1856'da kinin sentezlemeye çalışırken kömür katranından türetilen anilinden mor bir boya elde etti ve onu patentleyip bir fabrikada üretmeye başladı. Üç yıl içinde bu mor Londra'da o kadar yaygınlaştı ki bir mizah dergisi onu bir salgın gibi anlattı; ardından gelen kırmızılar, maviler ve yeşiller, rengin fiyatını bitkiden, böcekten ve taştan kopardı. Sentetik boyalar parlak rengi herkesin erişebileceği bir mala çevirdi ve bir rengin kimin olduğunu söyleme gücünü zayıflattı.
Bir "eğer" ile başlayan endüstri
Perkin'in buluşunun kaza tarafı RH-05'te anlatıldı: Royal College of Chemistry'de bir Paskalya tatilinde kinin ararken koyu bir çökelek elde etmiş ve içinden mor bir madde çıkarmıştı. Bu dersin sorusu başka: bir laboratuvar tuhaflığı nasıl bir sanayiye dönüştü?
Perkin elli yıl sonra, 1906'da New York'ta onun onuruna verilen bir yemekte bu soruyu kendisi cevapladı. Anlattığına göre boyayı gösterdiği kimyacı arkadaşları değerli olabileceğini düşündü, ama açıkça pahalıydı ve hammaddesi anilini büyük ölçekte hazırlamak zordu. O yıllarda anilin, birkaç araştırma laboratuvarında bulunan ve satın alınamayan çok nadir bir maddeydi.
Perkin, İskoçya'nın Perth kentindeki tanınmış boyacı firması Pullar'a boyalı ipek parçaları gönderdi. Gelen cevabı yıllar sonra bile kelimesi kelimesine hatırlıyordu: buluşunuz malı fazla pahalı yapmazsa, uzun zamandır ortaya çıkan en değerli buluştur. Perkin'e göre bu cevap, başındaki "eğer" dışında çok umut vericiydi.
Sonraki adımlar, bir buluşun sanayiye dönüşmesinin ne kadar kırılgan olduğunu gösterir. Perkin patent almak istediğinde yaşı sorun oldu: yirmi bir yaşından küçüktü ve reşit olmayan birine patent verilip verilemeyeceği belirsizdi. Hukukçunun görüşüne göre patent Kraliyet'in bir bağışıydı ve yaş bunu etkilemiyordu. Patent 26 Ağustos 1856 tarihlidir ve ipek, pamuk ve yün gibi kumaşları leylak ya da mor renge boyamak için yeni bir boyarmadde üretmeyi konu alır.
Sermaye bulmak daha da zordu. Perkin'in anlattığına göre kimse böyle yeni ve denenmemiş bir ürüne para bağlamak istemedi. Oğlunun mimar yerine kimyacı olmasına üzülmüş olan babası, ömür boyu biriktirdiği sermayenin çoğunu fabrikaya yatırdı; babası ve kardeşi işe ortak oldu. Hammaddeyi belirli bir kalitede bulmak, üretim düzeneklerini icat etmek ve boyayı kumaşa uygulamanın yolunu keşfetmek gerekiyordu. Mor, ipek boyacılığına ilk kez Aralık 1857'de satıldı.
Punch'ın "leylak kızamığı"
İki yıl sonra renk sokaktaydı. Londra'nın mizah dergisi Punch, 20 Ağustos 1859 sayısında "The Mauve Measles", yani "leylak kızamığı" başlıklı bir yazı yayımladı. Yazı, kadınları saran yeni bir hastalığı bir doktor ağzıyla anlatır: hastalığın ilk belirtisi baş ve boyun çevresinde leylak renkli kurdele döküntüsüdür; döküntü yayılır, kollar, eller, hatta ayaklar aynı renge bürünür ve tuhaf görünse de yüz bile bu renkle boyanmış görünür. Hastalık çok bulaşıcıdır; evin hanımı kapınca bütün aile bir hafta içinde yakalanır.
Bu metin bir tarih belgesi olarak okunurken dikkat ister. Yazı, modayı kadınlara özgü bir akıl zayıflığı gibi sunar ve "tedavi" olarak kadınların harçlığının kesilmesini ve evde tutulmasını önerir. Yani rengin yayıldığını gösterir, ama yayılmanın nedenini değil, dönemin erkek mizahçılarının ona nasıl baktığını anlatır. Yazının bazı kişilerin hastalığı Fransızlara bağladığını söylemesi de moda ağlarının Paris ile Londra arasında aktığını hatırlatır; morun Perkin'in fabrikasından mı yoksa başka kaynaklardan mı geldiğini yazıdan çıkaramayız.
Bir renkten bir sanayiye
Perkin'in anlatımında asıl kırılma, morun başarılı olduğunun görülmesiyle gelir. Ondan sonra herkes anilinle deney yapmaya başladı ve buluştan üç yıl sonra Fransa'da Verguin macentayı buldu. Perkin'in karşılaştığı güçlüklerin hiçbiri bu yeni boyada yaşanmadı: yol açılmıştı, morun kumaşa uygulanma yöntemleri macentaya da uyuyordu ve ilk önyargılar artık kalmamıştı. Kısa süre içinde, Perkin'in deyişiyle, ticari anilinden gökkuşağının bütün renklerinde boyalar elde edildi.
Bu zincirin sonraki halkaları ağırdır. Perkin'in anlattığına göre 1868'de Graebe ve Liebermann'ın kök boya bitkisinin kırmızısı alizarin üzerine başlattığı araştırma, onu kömür katranındaki antrasenden üretmeye uzandı ve alizarin yapay olarak üretilen ilk doğal boyarmadde oldu; TK-06'da anlatılan sentetik indigo aynı çağın ürünüydü. Bir yüzyıl önce bir tarlanın, bir salyangoz kıyısının ya da bir dağ ocağının tekelinde olan renkler, bir fabrikanın ürettiği tozlara dönüştü. Sanayileşmenin ekonomik tarafı EC-03'ün konusudur.
Morun kendisi de uzun süre çözülmemiş bir soru olarak kaldı. Perkin 1863'te Royal Society'ye sunduğu bir çalışmada, rengin bulunmasından yedi yıl sonra bile bileşiminin belirlenmemiş olduğunu yazıyordu. Kimyacılar Meth-Cohn ve Smith, 1994'te Perkin'in fabrikasından kalma örnekleri incelediler; literatürdeki yapının yanlış olduğunu ve Perkin'in morunun esas olarak iki ayrı boyanın karışımı olduğunu gösterdiler. Yani moda dünyasını değiştiren renk, yapıldığı günden yaklaşık yüz kırk yıl sonrasına kadar tam olarak ne olduğu bilinmeden satıldı.
Renk kimin?
Bu dersin asıl sorusu, ucuzlayan boyanın bir rengin toplumda taşıdığı anlamla ne yaptığıdır. TK-03'te mor bir yasayla korunuyordu; TK-04'te ultramarinin fiyatı sözleşmeye yazılıyordu; TK-06'da çivit otu üreticileri indigoyu yasaklatıyordu. Bu derslerin ortak noktası, parlak ve kalıcı bir rengin kıt olmasıydı. Kıtlık, rengi bir sınıfın, bir makamın ya da bir tekelin malı yapıyordu.
Kömür katranı boyaları bu kıtlığı üretim tarafında kırdı. Pullar'ın "eğer"i, yani fiyat sorusu, birkaç on yıl içinde cevaplandı: parlak renk artık bir tarlanın ya da bir kıyının değil, bir kimya fabrikasının ürettiği bir maldı. Bir renk herkesin alabileceği bir şey olunca, onu giymek artık kim olduğunuzu söylemiyordu; en fazla neyi seçtiğinizi söylüyordu. Punch'ın alayı bile bunun bir işaretiydi: bir renk, hükümdarın değil, kalabalığın rengi olarak alay konusu olabiliyordu.
Bu değişim bir eşitlenme değil, anlamın yer değiştirmesiydi. Rengin kendisi ucuzlayınca ayrım başka yerlere taşındı: kumaşın kalitesine, kesime, markaya. Rengin bu yeni anlamlarının ekonomisi EC-03'te, tercihlerin psikolojisi ise sonraki derste ele alınır.
Örnek — leylak yakalık yüze renk verir mi?
Punch "yüz bile boyanmış görünüyor" diye alay ediyordu. Bu şakanın fiziksel bir karşılığı var: renkli bir kumaş yüze yakın durunca, üzerine düşen ışığın bir kısmını renklendirip yüze geri yansıtır. Buna karşılıklı yansıma denir.
Basit bir model kuralım. Yüzü aydınlatan ışığın yüzde yirmisi leylak bir yakalıktan yansıyıp gelsin, geri kalanı beyaz olsun. Leylak için KE-04'ün ekranda kullandığı 8E4585 kodunu alıyoruz; ölçülmüş bir mauvein değil, yalnız bir temsil. Karşılaştırmayı adil kılmak için aynı parlaklıkta gri bir yakalıkla yapıyoruz; böylece fark yalnız rengin tonundan gelir.
| Ten örneği | Yüzde yirmi pay: ΔE00 | Yüzde kırk pay: ΔE00 |
|---|---|---|
| F1C7A9 | 2,31 | 5,37 |
| C68863 | 1,37 | 3,19 |
| 8D5524 | 0,92 | 2,15 |
| 4A2C1D | 0,83 | 1,93 |
Modelde yansıyan leylak, bütün tenleri kırmızı eksene doğru iter, ama etkinin büyüklüğü tenle değişir. En açık tende kayma en koyu tendekinin neredeyse üç katıdır, çünkü açık bir yüzey kendisine gelen ışığın daha büyük bir kısmını geri gönderir ve ışığın rengini daha çok taşır. Koyu ten ışığın çoğunu soğurduğu için aynı yakalık onda daha az iz bırakır.
Bu bir model sonucudur: gerçek yüzde payı yakalığın büyüklüğüne, uzaklığına ve ışığın yönüne bağlıdır. Ama sonuç, renkli giysinin yüze etkisinin herkes için aynı olmadığını gösterir. "Bu renk yüzü canlandırır" gibi bir moda öğüdü, çoğu zaman açık tenler üzerinden kurulmuştur.
Sık yapılan yanlış
Yaygın yanlış"Perkin morunu bulunca renk hemen ucuzladı."
Perkin'in anlattığına göre boya başlangıçta pahalıydı, hammaddesi anilin satın alınamıyordu ve ilk satış buluştan bir buçuk yıl sonra, Aralık 1857'de yapılabildi; asıl ucuzlama, ardından gelen boyaların ve üretim düzeneklerinin birikimiyle oldu.
Özet
- Perkin'in 1856'da bulduğu mor, Pullar'ın "fazla pahalı olmazsa" koşuluyla karşılandı; patent, babasının sermayesi ve yeni üretim düzenekleriyle Aralık 1857'de ipek boyacılığına satılabildi.
- Punch'ın 1859'daki "leylak kızamığı" yazısı rengin yayıldığını gösterir ama bunu kadınları küçümseyen bir dille anlatır; Perkin'in morunun kimyasal yapısı ise ancak 1994'te doğru biçimde gösterildi.
- Kömür katranı boyaları kıtlığı üretim tarafında kırdı; renk bir sınıfın işareti olmaktan çıkıp bir seçim hâline geldi ve ayrım kumaşa, kesime ve markaya taşındı.
Kendini sına
- (Kolay) Perth'teki Pullar firması Perkin'in boyasına nasıl bir cevap verdi?
- (Kolay) Punch'ın "The Mauve Measles" yazısı hangi tarihte yayımlandı?
- (Orta) Sentetik boyalar rengin toplumsal anlamını nasıl değiştirdi?
- (Orta) Perkin'in patent başvurusunda yaşı neden sorun oldu ve nasıl çözüldü?
- (Zor) Punch yazısını bir tarih kaynağı olarak kullanırken hangi iki şeyi ayırmak gerekir?
- (Zor) Karşılıklı yansıma modelinde leylak yakalığın etkisi neden açık tende daha büyüktür, ve bu sonucun sınırları nelerdir?
Cevaplar
- Buluş malı fazla pahalı yapmazsa, uzun zamandır ortaya çıkan en değerli buluş olduğunu söyledi; Perkin bu cevabın başındaki "eğer"e dikkat çeker («Bir "eğer" ile başlayan endüstri»).
- 20 Ağustos 1859'da, derginin 37. cildinde («Punch'ın "leylak kızamığı"»).
- Parlak ve kalıcı renk kıt olduğu sürece bir sınıfın, makamın ya da tekelin malıydı; kömür katranı boyaları rengi bir fabrika ürününe çevirip ucuzlatınca renk kimin ne olduğunu söylemekten çıktı ve bir seçim hâline geldi. Ayrım ortadan kalkmadı, kumaşa, kesime ve markaya taşındı («Renk kimin?»).
- Yirmi bir yaşından küçüktü ve reşit olmayana patent verilip verilemeyeceği belirsizdi; hukukçu, patentin Kraliyet'in bir bağışı olduğunu ve yaşın bunu etkilemediğini söyledi («Bir "eğer" ile başlayan endüstri»).
- Yazının gösterdiği olguyu, yani leylak renginin 1859'da çok yaygın olduğunu, yazarların bakış açısından, yani modayı kadınlara özgü bir zayıflık olarak alaya almalarından ayırmak gerekir. Yazı, rengin nereden geldiğini de göstermez («Punch'ın "leylak kızamığı"»).
- Açık ten üzerine düşen ışığın daha büyük kısmını geri gönderdiği için yansıyan leylak ışığın rengini daha çok taşır; koyu ten ışığın çoğunu soğurur. Sonuç bir modeldir: gerçek etki yakalığın büyüklüğüne, uzaklığına ve ışığın yönüne bağlıdır («Örnek — leylak yakalık yüze renk verir mi?»).
Kaynaklar
- «The Perkin Jubilee», Textile Manufacturers Journal, New York, 13 Ekim 1906 (Perkin'in konuşması; Wellcome Collection kopyası).
- «The Mauve Measles», Punch, or the London Charivari, cilt 37, 20 Ağustos 1859, s. 81.
- Perkin, W. H., «On Mauve or Aniline-Purple», Proceedings of the Royal Society of London, cilt 13, s. 170–176 (19 Ağustos 1863'te alındı).
- Meth-Cohn, O. ve Smith, M., «What did W. H. Perkin actually make when he oxidised aniline to obtain mauveine?», Journal of the Chemical Society, Perkin Transactions 1, 1994, s. 5–7.
- Perkin, W. H., «The origin of the coal-tar colour industry, and the contributions of Hofmann and his pupils», Journal of the Chemical Society, Transactions, 69, 1896, s. 596–637.
Sonraki adım
Renk herkesin alabileceği bir mal olunca yeni bir soru öne çıktı: herkes seçebiliyorsa, insanlar neyi seçiyor ve neden? PS-03 bu soruyu açar: mavinin pek çok ülkede sık seçilen favori olmasını, koyu sarımsı bir kahverenginin neden en az sevilen renkler arasında çıkabildiğini ve tercihlerin nesnelerle kurduğumuz çağrışımlardan ne kadar beslendiğini tartışır. Sanayinin ekonomik tarafı için EC-03'e, morun uzun hikâyesi için RH-05'e bak.