İçeriğe geç

Ders SA-02 · Sanat ve İllüstrasyon

Çizgi mi, renk mi? Floransa–Venedik tartışması

TarihTarihsel kaynaklara dayanır

Temel · 1.255 kelime · yaklaşık 6 dakika okuma · seslendirme 9 dk

Bu dersin sonunda: disegno ve colore tartışmasını ve bugüne yansımalarını açıklar.

  • disegno
  • colore
  • coloris tartışması
  • akademi
  • renk hiyerarşisi
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. Rönesans'tan itibaren disegno, yani çizim ve tasarım, aklın ve bilginin işareti sayıldı ve Floransa ile Roma'yla özdeşleşti; colore, yani renk, duyuların alanı sayıldı ve Venedik ile Titian'la özdeşleşti.
  2. Vasari'nin aktardığına göre Michelangelo, Titian'ın rengini beğendiği hâlde Venedik'te baştan iyi çizmeyi öğrenmemelerine yazık olduğunu söyledi; on yedinci yüzyılda Paris'te aynı tartışma, Roger de Piles'ın bir Titian kopyası üzerine kurduğu diyalogla yeniden alevlendi.
  3. Charles Blanc 1867'de çizimi sanatın eril, rengi dişil cinsi saydı; renk, ölçülemez ve kararsız sanıldığı ve bu nitelikler dönemin önyargılarıyla dişil olana bağlandığı için uzun süre ikincil görüldü.

Kısa cevap

Renk yüzyıllar boyunca çizimden aşağı görüldü, çünkü Rönesans'tan itibaren çizim, yani disegno, ressamın aklının ve bilgisinin, önceden düşünülmüş bir tasarımın işareti sayıldı; renk ise duyulara hitap eden, değişken, öğretilmesi ve kurala bağlanması zor bir malzeme olarak görüldü. Vasari'nin aktardığına göre Michelangelo, Titian'ın renklerini beğendiği hâlde Venedik'te ressamların baştan iyi çizmeyi öğrenmemesine yazık olduğunu söyledi; iki yüz yıl sonra Fransız akademisinde bu sıralama tartışıldı, on dokuzuncu yüzyılda Charles Blanc onu çizimi "sanatın eril cinsi", rengi "dişil cinsi" sayan bir benzetmeyle yeniden kurdu.

İki şehir, iki gelenek

On altıncı yüzyıl İtalya'sında iki büyük resim merkezi, sanat yazarlarının anlatımında iki farklı çalışma biçimiyle anıldı. Floransa ve Roma, bir figürü önce çizimle araştırıp biçimi kesinleştirmeyi öne çıkaran bir gelenekle özdeşleşti. Venedik ise renkle ve boyayla doğrudan çalışmaya daha yatkın görüldü; bu dersin anekdotu, ayrımın nasıl kurulduğunu gösteriyor.

Bu iki gelenek, zamanla bir değer sıralamasına dönüştü. Disegno aklın, colore duyuların alanı sayıldı; biri öğretilebilir bir bilgi, öbürü doğuştan gelen bir yetenek gibi anlatıldı.

Michelangelo, Titian'ın atölyesinde

Tartışmanın en ünlü anekdotu, Giorgio Vasari'nin sanatçı biyografilerinde yer alır.

Vasari yalnız aktarmakla kalmaz, Michelangelo'ya hak verir: çok çizmemiş ve seçkin eski ve yeni eserleri incelememiş biri, ona göre, belleğinden iyi iş çıkaramaz ve doğadan kopyaladığı şeyleri, sanatın doğanın ötesine geçtiği o zarafet ve mükemmelliğe ulaştıramaz. Bu cümle, hiyerarşinin mantığını açıkça gösterir: doğa renkleri ve biçimleri olduğu gibi verir, ama kusurlarıyla birlikte; onları düzeltip yüceltecek olan, çizimle eğitilmiş akıldır.

Vasari Toskanalı bir ressamdı; anekdotu anlatan da ziyarette Michelangelo'nun yanında bulunan kendisiydi. Anekdotun bir tarafın kaleminden geldiğini unutmamak gerekir: Venedik'in gözünden aynı ziyaret başka türlü anlatılabilirdi.

Akademide kavga

Tartışma, sanatın bir akademide öğretilmeye başlanmasıyla kurumsal bir boyut kazandı. Akademi, sanatı kurallara bağlamak ve öğretmek isteyen bir kurumdu; kurala bağlanması kolay olan disegno, bu yüzden müfredatın merkezine yerleşti.

On yedinci yüzyıl Paris'inde tartışma, rengin hayranları ile çizimi savunanlar arasında açık bir kavgaya dönüştü. Rengin savunucularından Roger de Piles, bu tartışmayı bir diyalog biçiminde yazdı.

Diyalogun daha ilk sayfasında Titian'ın bir tablosunun "kavganın konusu" olması, Michelangelo'nun Belvedere'deki yorumundan yüz elli yıl sonra aynı ressamın hâlâ tartışmanın simgesi olduğunu gösterir.

Rengin cinsiyeti

On dokuzuncu yüzyılda hiyerarşi, bir sanat kuramı kitabında açıkça bir benzetmeyle ifade edildi. Fransız eleştirmen Charles Blanc'ın Grammaire des arts du dessin'i, yani "Çizim Sanatlarının Grameri", kitabın başında renk ile çizimin ilişkisini tek bir cümleyle koyar.

Blanc'ın benzetmesi iki önyargıyı tek cümlede birleştirir: rengi duygusal ve kararsız sayar ve bu nitelikleri dişil olana bağlar. Kartın sorusunun cevabı da buradadır. Renk, ölçülemeyen ve kurala bağlanamayan bir şey sanıldığı için ikincil görüldü; aynı dönemin toplumsal önyargıları da bu ikincilliği bir cinsiyet imgesiyle pekiştirdi. Rengin bugün ölçülebildiğini, bir sayı sistemine oturtulabildiğini bu serinin BI dersleri gösterdi. Aynı sorunun felsefi yüzü, rengin nesnede mi zihinde mi olduğu tartışması, FE-01'in konusudur.

Örnek — "pembe yanaklar" ve ten

Blanc, rengin çizimin yapamayacağı bir şeyi yaptığını göstermek için bir yüz örneği verir: renk olmadan, genç bir kızın alnının solgunluğunun anlattığı sıkıntıyı ya da onu kızartan utancı nasıl gösterebilirsiniz? Bu örnek, rengin ne kadar güçlü olduğunu anlatırken sessiz bir varsayım da taşır: kızarmanın görülebildiği açık bir ten.

Serinin dört ten örneğiyle bu varsayımı sınayabiliriz. En açık F1C7A9 ile en koyu 4A2C1D arasındaki CIELAB farkının yüzde 99'undan fazlası açıklıktan gelir: iki ten, ton ve kroma bakımından birbirine çok yakındır, ama açıklıkta 62 birim ayrılır. Bu, Blanc'ın kendi terimleriyle ilginç bir sonuç verir: ten tonları arasındaki farkı büyük ölçüde çizimin ve açık-koyunun aracı olan değer taşır, rengin kendi araçları olan ton ve kroma değil.

Kızarmanın kendisi ise başka bir sorudur. RH-06'da gördüğümüz gibi yüzün kırmızılığı kan akışına bağlıdır, ama pembe olarak algılanması yüksek bir açıklık ister; koyu bir tende aynı kan akışı daha derin, kırmızımsı bir kahverengi olarak görünür. Blanc'ın "kızaran genç kız"ı, kızarmanın pembe bir leke olarak göründüğü bir ten üzerine kurulmuş bir örnektir. Rengin duyguyu taşıdığı iddiası bu yüzden bir tenin rengine göre farklı biçimler alır; bir ressam koyu tende duyguyu göstermek için pembeye değil, kırmızılığın ve parlaklığın başka işaretlerine bakmak zorundadır.

Sık yapılan yanlış

Yaygın yanlış"Venedikli ressamlar çizim bilmezdi."
Doğrusu

Michelangelo'nun eleştirisi bile Titian'ın renklerini ve üslubunu överek başlar; tartışma çizimin var olup olmadığı değil, hangisinin önce geldiği ve neyin öğretilmesi gerektiği üzerineydi.

Yaygın yanlış"Rengin çizimden aşağı görülmesi yalnız bir sanat tartışmasıydı."
Doğrusu

Blanc'ın benzetmesi, rengin ikincil sayılmasının dönemin toplumsal cinsiyet önyargılarıyla iç içe geçtiğini açıkça gösterir.

Özet

  1. Rönesans'tan itibaren disegno, yani çizim ve tasarım, aklın ve bilginin işareti sayıldı ve Floransa ile Roma'yla özdeşleşti; colore, yani renk, duyuların alanı sayıldı ve Venedik ile Titian'la özdeşleşti.
  2. Vasari'nin aktardığına göre Michelangelo, Titian'ın rengini beğendiği hâlde Venedik'te baştan iyi çizmeyi öğrenmemelerine yazık olduğunu söyledi; on yedinci yüzyılda Paris'te aynı tartışma, Roger de Piles'ın bir Titian kopyası üzerine kurduğu diyalogla yeniden alevlendi.
  3. Charles Blanc 1867'de çizimi sanatın eril, rengi dişil cinsi saydı; renk, ölçülemez ve kararsız sanıldığı ve bu nitelikler dönemin önyargılarıyla dişil olana bağlandığı için uzun süre ikincil görüldü.

Kendini sına

  1. (Kolay) Disegno ve colore sözcükleri ne anlama gelir?
  2. (Kolay) Michelangelo Titian'ın hangi tablosunu gördükten sonra Venedik'teki eğitimi eleştirdi?
  3. (Orta) Renk neden uzun süre çizimden daha aşağı bir değer olarak görüldü?
  4. (Orta) Akademilerin kurulması bu hiyerarşiyi nasıl güçlendirdi?
  5. (Zor) Charles Blanc'ın "eril çizim, dişil renk" benzetmesi hangi iki önyargıyı birleştirir?
  6. (Zor) Blanc'ın "kızaran genç kız" örneği hangi ten varsayımına dayanır ve ten tonları arasındaki fark neden daha çok değerde yatar?

Cevaplar

  1. Disegno hem çizim hem tasarım, colore renk anlamına gelir; biri Floransa ve Roma'yla, öbürü Venedik'le özdeşleşti («İki şehir, iki gelenek»).
  2. Kucağına altın yağmuru düşen Danaë'yi; Belvedere'deki ziyaretten sonra («Michelangelo, Titian'ın atölyesinde»).
  3. Çünkü çizim aklın, bilginin ve önceden düşünülmüş tasarımın işareti sayıldı; renk ise duyulara hitap eden, değişken ve kurala bağlanması zor bir malzeme olarak görüldü. On dokuzuncu yüzyılda bu ikincillik Blanc'ın benzetmesinde bir cinsiyet imgesiyle de pekiştirildi («Rengin cinsiyeti»).
  4. Akademi sanatı kurallarla öğretmek istedi; kurala bağlanması kolay olan çizim müfredatın merkezine yerleşti ve renk tartışması kurumsal bir kavgaya dönüştü («Akademide kavga»).
  5. Rengi duygusal ve kararsız saymak ile bu nitelikleri dişil olana bağlamak («Rengin cinsiyeti»).
  6. Kızarmanın pembe bir leke olarak göründüğü açık bir ten varsayımına dayanır. Serinin en açık ve en koyu ten örnekleri arasındaki CIELAB farkının yüzde 99'undan fazlası açıklıktan gelir; ton ve kroma birbirine çok yakındır («Örnek — "pembe yanaklar" ve ten»).

Kaynaklar

  • Vasari, G., Lives of the Most Eminent Painters, Sculptors and Architects, cilt 9, çev. G. du C. de Vere, Macmillan and the Medici Society, 1912–1915; Project Gutenberg.
  • de Piles, R., Dialogue sur le coloris, Paris, Nicolas Langlois; Getty Research Institute kopyası, archive.org.
  • Blanc, C., Grammaire des arts du dessin: architecture, sculpture, peinture, Paris, 1867; archive.org.
  • Takiwaki, H. ve ark., «Graphic analysis of the relationship between skin colour change and variations in the amounts of melanin and haemoglobin», Skin Research and Technology, 8(2), 2002, s. 78–83.

Sonraki adım

SA-03, rengin akademinin gölgesinden çıktığı ana geçiyor: tüp boyanın icadının ressamları nasıl açık havaya çıkardığını, Monet'nin seri resimlerini, yeni sentetik pigmentleri ve Empresyonistlerin gölgeyi neden mor boyadığını anlatıyor. FE-01 ise bu dersin tartışmasının felsefi köklerine iniyor: Galileo ve Locke'un birincil ve ikincil nitelikler ayrımını ve "elma kırmızıdır" cümlesinin tam olarak neyi iddia ettiğini soruyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video akışı

  • 0:00–0:30 Kanca: Bir terazinin bir kefesinde bir kurşun kalem, öbüründe bir boya fırçası; terazi kaleme doğru eğilir.
  • 0:30–2:00 Hikâye: Roma'da bir atölye; iki ziyaretçi bir tabloyu över, dışarı çıkınca biri başını sallar. Altyazıda Vasari'nin aktardığı cümle.
  • 2:00–4:00 Açıklama: Solda bir figür çizimleri dizisi, sağda tuval üzerinde doğrudan boyanan bir figür; iki çalışma biçimi yan yana ilerler.
  • 4:00–5:30 Akademi: Paris'te bir salon; bir Titian kopyası çevrilir ve iki kişi tartışmaya başlar.
  • 5:30–7:00 Aha anı: Blanc'ın cümlesi Fransızca ve Türkçe olarak ekrana yazılır, ardından yavaşça "önyargı" etiketiyle çerçevelenir.
  • 7:00–8:30 Gerçek dünya: Dört ten örneği yan yana; önce yalnız açıklıkları, sonra ton ve kromaları gösterilir. Açıklık çubukları büyük, ton ve kroma çubukları küçük kalır.
  • 8:30–9:00 Yanlış bilinen: "Venedikliler çizim bilmezdi" cümlesinin üstü çizilir.
  • 9:00–9:30 Kapanış: Bir boya tüpünün kapağı açılır; SA-03 ve FE-01 kodları.

Görsel notları

  • Tablolar gösterilmez; atölye, akademi ve figürler özgün illüstrasyondur.
  • Alıntılar kaynaklardaki özgün metinlerden Türkçeye aktarılmıştır; tırnak içinde verilen ifadeler özettir, birebir çeviri olarak sunulmaz.
  • Ten örnekleri dört tondur; hiçbir ten "doğru" ya da "güzel" ten olarak sunulmaz.