Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Altın, kırmızı ve sarı ışığı neredeyse tamamen yansıtan, maviyi kısmen soğuran bir metaldir; Glantschnig ve Ambrosch-Draxl'a göre göreliliği hesaba katmayan bir hesapta soğurma kenarı morötesinde kalır ve altın beyaz görünürdü.
- Ayasofya'nın 537'de tamamlanan yeniden yapımında kubbe cam mozaiklerle kaplandı ve ilk evreye ait bölümlerde renkli cam motifler altın bir zemin üzerinde durur; altın tessera, iki cam katmanı arasındaki bir altın varaktır.
- 1995 ve 1996 tarihli Olimpiyat Şartı'na göre birincilik madalyası en az 6 gram altınla kaplanmış gümüştür; altın rengi, metalin kütlesinden ayrıldığında da değer taşımaya devam eder ve tenlerle aynı sıcak ton ailesinde durur.
Kısa cevap
Altın önce bir metalin rengidir: bu metal kırmızı ve sarı ışığı neredeyse tamamen yansıtırken mavinin bir kısmını soğurur ve bu soğurmanın yerini, fizikçilere göre, elektronların ışık hızına yaklaşmasından doğan göreliliksel etkiler belirler; bu etkiler olmasaydı altın gümüş gibi beyaz görünürdü. Ama altın aynı zamanda bir değerin rengidir: altıncı yüzyılda Ayasofya'nın kubbesini altın zeminli mozaiklerle kaplayan da, bugün olimpiyat birincisine gümüşten yapılmış altın kaplama bir madalya veren de bu değeri renge dönüştürür. İkisi birbirinden ayrılmaz; altın rengi, metali taklit edebildiği ölçüde değerini de taşır.
Bilim — altın neden sarıdır?
Metaller rengini, çoğu pigmentten farklı bir yoldan alır. Bir metal ışığı içine alıp dağıtmaz; yüzeyinden yansıtır. Gümüş görünür ışığın bütün dalga boylarını hemen hemen eşit yansıttığı için beyazımsı bir ayna gibidir. Altın ise kırmızıyı ve sarıyı neredeyse tamamen yansıtır, maviden itibaren yansıtması düşer. Bu düşüşün başladığı enerjiye soğurma kenarı denir.
Altının soğurma kenarının yeri, fizikte şaşırtıcı bir yerden gelir. Ağır bir atom olan altında, çekirdeğe yakın elektronlar ışık hızının önemli bir kesrine ulaşacak kadar hızlıdır ve bu, Einstein'ın görelilik kuramının öngördüğü etkileri elektronların enerji düzeylerine taşır.
Enerjileri dalga boyuna çevirince tablo netleşir: 3,5 elektronvolt yaklaşık 354 nanometreye, yani morötesine karşılık gelir; 1,9 elektronvolt ise yaklaşık 653 nanometreye, kırmızıya. Görelilik olmasa soğurma görünür tayfın dışında kalacak ve altın gümüş gibi parlayacaktı. Görelilik onu görünür tayfın içine çeker ve metal sarıya döner. Aynı çalışma gümüşe de değinir: gümüşte yansıtmanın hızla düştüğü enerji görelilik hesaba katılınca 3,5'ten 3 elektronvolta, yani yaklaşık 354'ten 413 nanometreye iner. Bu nokta görünür tayfın mor ucunun sınırındadır; gümüş bu yüzden beyaz kalır, altın ise sarıya geçer.
Tenlerin yanında altın, RH-11'deki turkuazın tam tersi davranır. Turkuaz tenlerden tonla ayrılıyordu. Temsilî bir altın rengi olan D4AF37'nin ton açısı yaklaşık 89 derecedir; serimizin dört teni ise 52 ile 63 derecelik dar bir aralıktadır. Aradaki ton farkı yalnız 26 ile 37 derecedir. Altın ile ten aynı sıcak ton ailesindedir; birbirinden esas olarak açıklıkla ve metalin parlamasıyla ayrılırlar. Açıklık farkı en açık tende 10, en koyu tende 52 birim kadardır.
Tarih — altın zeminin ışığı
Altının rengi yüzyıllarca bir yüzeyin rengi olmaktan çok bir ışığın rengi olarak kullanıldı. İstanbul bunun en büyük örneklerinden birini taşır.
Aynı yazı, Suriye'de bir kilisenin yakınında bulunduğu söylenen erken İslam dönemine ait bir cam levhayı da anlatır: mor camın yüzeyine bir altın varak katmanı sürülmüş, varaktan üçgen parçalar kesilerek bir haç biçimi açılmış ve üstüne saydam bir cam katmanı eklenmiştir. Levhalar yan yana dizildiğinde altın bir zemin üzerinde mor bir desen oluşuyordu. Tekniğin mantığı hep aynıdır: altın, üstündeki camın koruması altında kalıcı ve parıltılı bir yüzey olur.
Altın zemin bir gökyüzü ya da bir oda değildir; hiçbir yerde durmayan, ışığın kendisi gibi davranan bir mekân kurar. SA-07, aynı mantığın Osmanlı kitap sanatlarında nasıl sürdüğünü, tezhipte ezilmiş varak altının, zerefşanda serpilmiş altın parçacıklarının sayfaya nasıl ışık kattığını anlatır.
Kültür — kaplama bir değer
Altının değeri ile rengi birbirinden ayrılabildiğinde ilginç bir şey olur: renk değeri taşımaya devam eder. Olimpiyat altın madalyası bunun en tanınmış örneğidir.
Altın madalya böylece metalin değil, rengin madalyasıdır. Kazanan sporcu altından yapılmış bir nesne değil, altın görünen bir nesne alır; ama kimse ona «gümüş madalya» demez. Rengin taşıdığı anlam, metalin kütlesinden bağımsız hâle gelmiştir. PZ-05, lüks kategorilerinde altın ve siyahın bir lüks kodu olarak nasıl işlediğini anlattı; olimpiyat madalyası, aynı kodun en yüksek başarıya bağlandığı yerdir.
Bugün — ekrandaki altın, kâğıttaki altın
Bugün altın, çoğu zaman bir metal değil, bir renk kodudur. Tarayıcıların tanıdığı adlandırılmış renkler arasında «gold» FFD700'dür: düz ve parlak bir sarı. Ama düz bir sarı, altının asıl görünüşünü, yani bakış açısına göre değişen parıltıyı ve yansımayı taşımaz. Ekranda altının parıltısı ancak renk geçişleri ve parlak vurgularla taklit edilebilir.
Basılı ve boyalı yüzeylerde bu taklit bir malzemeyle yapılır. MA-10, metalik boyalarda alüminyum pulların, sedefli pigmentlerde ise ince bir metal oksit katmanıyla kaplanmış mika pullarının ışığı nasıl yansıttığını ve bakış açısına göre nasıl renk değiştirdiğini anlattı. Altın görünümlü bir ambalaj ya da bir davetiye, çoğu zaman gerçek altın içermez; altının rengini ve parıltısını, yani onun değerini, bu pullarla taşır.
Altının hikâyesi, RH serisinin öbür renklerinden farklı bir soru sorar. Siyah ve beyaz, bir yüzeyin ışığı ne kadar yansıttığıyla tanımlanıyordu; turkuaz bir taştan ve bir sırdan geliyordu. Altın ise hem bir metalin fiziğini hem bir değerin anlamını taşır ve bu ikisi birbirinden ayrıldığında bile, olimpiyat madalyasında ya da bir ambalajın yaldızında olduğu gibi, renk değeri taşımaya devam eder.
Sık yapılan yanlış
Yaygın yanlış"Olimpiyat altın madalyası altından yapılır."
1995 ve 1996 tarihli Olimpiyat Şartı birincilik ödülünü gümüş yaldızlı bir madalya olarak tanımlar: en az 925/1000 ayarında gümüşten yapılır ve en az 6 gram saf altınla kaplanır. Madalyanın adı metalin değil, rengin adıdır.
Özet
- Altın, kırmızı ve sarı ışığı neredeyse tamamen yansıtan, maviyi kısmen soğuran bir metaldir; Glantschnig ve Ambrosch-Draxl'a göre göreliliği hesaba katmayan bir hesapta soğurma kenarı morötesinde kalır ve altın beyaz görünürdü.
- Ayasofya'nın 537'de tamamlanan yeniden yapımında kubbe cam mozaiklerle kaplandı ve ilk evreye ait bölümlerde renkli cam motifler altın bir zemin üzerinde durur; altın tessera, iki cam katmanı arasındaki bir altın varaktır.
- 1995 ve 1996 tarihli Olimpiyat Şartı'na göre birincilik madalyası en az 6 gram altınla kaplanmış gümüştür; altın rengi, metalin kütlesinden ayrıldığında da değer taşımaya devam eder ve tenlerle aynı sıcak ton ailesinde durur.
Kendini sına
- (Kolay) Soğurma kenarı nedir ve bir metalin rengini nasıl belirler?
- (Kolay) Olimpiyat Şartı'nın 1995 ve 1996 sürümlerine göre birincilik madalyası hangi metalden yapılır?
- (Orta) Bu rengi bugün çevrende ilk nerede fark edeceksin ve artık neyi farklı göreceksin?
- (Orta) Ayasofya'nın ilk yapım evresine ait mozaiklerde altın hangi işi görür?
- (Zor) Göreliliksel etkiler hesaba katılmasaydı altın neden gümüş gibi beyaz görünürdü?
- (Zor) Altın, tenlerden turkuazın ayrıldığı yoldan neden ayrılmaz ve ondan esas olarak hangi yoldan ayrılır?
Cevaplar
- Bir malzemenin ışığı güçlü biçimde soğurmaya başladığı enerji ya da dalga boyudur; kenarın görünür tayfın neresinde durduğu, metalin hangi renkleri yansıtıp hangilerini yuttuğunu belirler («Bilim — altın neden sarıdır?»).
- En az 925/1000 ayarında gümüşten; madalya en az 6 gram saf altınla yaldızlanır («Kültür — kaplama bir değer»).
- Cevabı sen vereceksin; altının iki yüzünü akılda tutarak bir örnek kurmak istersen: bir madalyada, bir yüzükte ya da bir ambalajın yaldızında altını fark ettiğinde, onun metalin kendisi mi yoksa metali taklit eden bir kaplama ya da pul mu olduğunu, bir cami ya da kilise mozaiğinde ise altının bir yüzeyden çok bir ışık gibi davrandığını görebilirsin («Bugün — ekrandaki altın, kâğıttaki altın»).
- Renkli cam tesseralarla yapılmış bitkisel motiflerin ve haçların durduğu zemini kurar; bu zemin bir gökyüzü ya da oda değil, ışığın kendisi gibi davranan bir mekândır («Tarih — altın zeminin ışığı»).
- Çünkü göreliliği hesaba katmayan hesapta soğurma kenarı yaklaşık 3,5 elektronvoltta, yani morötesinde duruyordu ve yansıtma bu enerjiye kadar yüzde 100'dü; metal görünür ışığın bütün tayfını yansıtırdı («Bilim — altın neden sarıdır?»).
- Çünkü temsilî altının ton açısı dört tenden yalnız 26 ile 37 derece uzaktadır; aynı sıcak ton ailesindedirler. Altın tenden esas olarak açıklıkla ve metalin parlamasıyla ayrılır; turkuaz ise tenlerden 122 ile 133 derece uzaktaydı («Bilim — altın neden sarıdır?»).
Kaynaklar
- Glantschnig, K. ve Ambrosch-Draxl, C., «Relativistic effects on the linear optical properties of Au, Pt, Pb and W», New Journal of Physics 12: 103048, 2010.
- Saba, M., «Glass Ornaments in Late Antiquity and Early Islam (ca. 500–1000)», Heilbrunn Timeline of Art History, The Metropolitan Museum of Art, 2000–.
- International Olympic Committee, «Olympic Charter», 1995 ve 1996 sürümleri.
- International Olympic Committee, «Olympic Charter», 9 Eylül 2013 ve 3 Şubat 2026'dan itibaren yürürlükte olan sürümler.
Sonraki adım
RM-07 altının taşıdığı değerden, bir rengin davranışı değiştirdiği iddiasına geçiyor: 1970'lerde yapılan ilk çalışmaları ve ünlü pembe tonu, sonraki kontrollü çalışmaların bu sonucu tekrar edememesini ve bu pembenin bugün hâlâ uygulanmasını inceliyor; ilk çalışmanın sonucunun neden tekrarlanamamış olabileceğini soruyor. Altın görünümlü yüzeylerin pullarla nasıl kurulduğu MA-10'un konusu.