Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
- Serebral akromatopside gözler ve koniler sağlamdır, ama beynin renk işleyen bölgeleri zarar gördüğü için renk kaybolur; Sacks ve Wasserman'ın ressamı bir trafik kazasından sonra dünyayı siyah beyaz bir televizyon ekranındaki gibi görmeye başladı.
- Ressamın ışıklılık duyarlılık eğrisi normal gündüz görmesindeki gibi yaklaşık 560 nanometrede tepe yapıyordu; konileri çalışıyordu. Renk, günlük hayatından, belleğinden ve rüyalarından çekildi; zamanla ilk dönemin kederi azaldı ve bir «rengi unutma» gerçekleşti.
- Dört teni gri tonlara çevirmek her birini 15–22 birim uzaklaştırır, en çok en doygun teni; ten örnekleri arasındaki mesafe ise yaklaşık aynı kalır. Kaybolan, tende sıcaklığı taşıyan renktir.
Kısa cevap
Gözü sağlam olan biri renk göremeyebilir, çünkü renk gözde değil, beyinde kurulur: gözün konileri yalnız ışığın miktarını üç ayrı kanalda ölçer, bu ölçümlerden bir renk çıkaran hesap ise beynin görme bölgelerinde yapılır ve bu bölgeler zarar görünce koniler çalışsa da renk kaybolur. Oliver Sacks ve Robert Wasserman'ın anlattığı ressam, bir trafik kazasından sonra dünyayı siyah beyaz bir televizyon ekranındaki gibi görmeye başladı; oysa gözleri çalışıyordu ve ışıklılığı normal gözlü biri gibi algılıyordu. Renk yalnız dışarıdaki dünyadan değil, onun hayal gücünden, belleğinden ve rüyalarından da çekildi; bu da rengin beyinde ne kadar derin bir yerde kurulduğunu gösterir.
Bir mektup
Mart 1986'nın başında nörolog Oliver Sacks bir mektup aldı. Mektubu yazan, altmış beş yaşını yeni geçmiş bir ressamdı. Sacks ile Robert Wasserman'ın bir yıl sonra yayımladığı yazıda ressam «Bay I.» ve «Jonathan I.» diye anılır.
Mektuba göre ressam 2 Ocak'ta arabasını kullanırken yan taraftan küçük bir kamyonun çarpmasıyla kaza geçirmiş, hastanede beyin sarsıntısı geçirdiği söylenmişti. Göz muayenesinde harfleri ve renkleri ayırt edemediği anlaşılmıştı; harfler ona Yunan harfleri gibi görünüyordu ve her şey siyah beyaz bir televizyon ekranındaymış gibiydi. Birkaç gün içinde harfleri yeniden okumaya başladı ve görmesi, kendi deyişiyle, bir kartalınki kadar keskinleşti. Ama renkler geri gelmedi.
Göz mü, beyin mi?
Sacks ve Wasserman'ın ilk sorusu, bu renk körlüğünün nereden geldiğiydi. BI-12, doğuştan gelen renk körlüğünü, yani bir ya da daha fazla koni türünün eksik ya da farklı olmasını anlatmıştı. Ressamın durumu buna uymuyordu: hayatı boyunca renkleri normal görmüştü ve renk körlüğü, retinadaki konilerin yavaş bozulmalarıyla bağdaşmayacak kadar ani, bir kazanın ardından gelmişti.
Bir ölçüm bunu açıkça gösterdi. İnsan gözü, tayfın farklı bölgelerindeki ışığı aynı parlaklıkta görmez.
Sacks ve Wasserman'a göre ressamın tayfı parlaklık bakımından algılayışı, retinadan kaynaklanan tam renk körlerininkine hiç benzemiyordu; onlarda en parlak nokta yaklaşık 500 nanometrede, yeşildedir. Ressamın eğrisi ise normal gündüz görmesi olan birininki gibi yaklaşık 560 nanometrede, sarımsı yeşilde tepe yapıyordu. Yani konileri çalışıyordu; ışığı onlarla alıyordu. Kaybolan, konilerin sinyallerini renge dönüştüren beyin işlemiydi.
PS-07, rengin gözden beynin arka-alt bölgelerine kadar birçok basamakta işlendiğini ve Zeki'nin 1990 derlemesine göre bu tür hastaların klinik kanıtının yaklaşık bir yüzyıl reddedildiğini anlatmıştı. Ressamın vakası, zincirin hangi halkasının koptuğunu gösterir: göz sağlamdı, beyindeki renk işlemi değildi.
Renksiz bir günlük hayat
Sacks ve Wasserman'ın anlattığı en çarpıcı şey, renk kaybının yalnız bir görme sorunu olmamasıdır. Ressam insanların ve kendisinin görünüşüne katlanamıyordu: karısının ve kendi teni ona iğrenç bir gri, «ten rengi» dediğimiz renk «fare rengi» gibi görünüyordu. Yiyecekler grimsi, ölü görünüşleriyle iğrendiriyordu; gözlerini kapatarak yemek yemeye çalıştı, ama işe yaramadı, çünkü zihnindeki domates görüntüsü de siyahtı. Sonunda siyah ve beyaz yiyeceklere yöneldi: siyah zeytin ve pilav, siyah kahve ve yoğurt. Bunlar en azından olağan görünüyordu.
Renk, iç dünyasından da çekildi. Rengi çok iyi bildiği hâlde, yıllarca kullandığı renk kataloglarındaki numaralarıyla bile söyleyebildiği hâlde, onu hayal edemiyordu. Rüyaları da soluk ya da sert karşıtlıklı, renksiz rüyalara dönüştü.
Ama bir kayıp, beklenmedik bir kazanç da getirdi. Bir sabah güneş doğarken parlak kırmızılar ona simsiyah göründü: güneş, kendi deyişiyle, bir bomba gibi, büyük bir nükleer patlama gibi doğdu. Ressam siyah beyaz resimlere döndü ve zamanla kendi deyişiyle bir «gece insanı» oldu: akşam karanlığında başka şehirlere gidip gecenin yarısına kadar sokaklarda dolaşmaya başladı. Gece, renklerin herkes için azaldığı saatlerdir.
Sacks ve Wasserman, zamanla ilk yılların yoğun kederinin ve iğrenmenin azaldığını, ressamın artık karısını ya da kendisini «fare rengi» görmediğini ve onda hem psikolojik hem fizyolojik bir «rengi unutma» gerçekleştiğini düşündüklerini yazar.
Örnek — dört ten, renksiz
Ressamın «fare rengi» dediği şeyi dört ten örneğiyle ölçelim. Her tenin açıklığını koruyup kromasını sıfırladık, yani onları serebral akromatopsisi olan birinin göreceğine en yakın biçimde gri tonlara çevirdik ve her tenin kendi grisinden ne kadar uzaklaştığını hesapladık.
| Ten | Açıklık | Kroma | Gri karşılığı | Kendi grisine uzaklık ΔE00 |
|---|---|---|---|---|
| F1C7A9 | 83 | 23 | CFCFCF | 16,3 |
| C68863 | 62 | 35 | 969696 | 20,9 |
| 8D5524 | 42 | 42 | 626262 | 22,2 |
| 4A2C1D | 21 | 20 | 333333 | 15,4 |
Her ten, renkli hâlinden 15 ile 22 birim uzak bir griye döner. En büyük kayıp, en doygun ten olan 8D5524'tedir. Yani renk kaybı her teni eşit etkilemez: tenin sıcaklığı ne kadar belirginse, grileşmesi o kadar çarpıcıdır. Tenler arasındaki mesafe ise pek değişmez: en açık ile en koyu ten örneği renkli görmede 61,0, gri tonlarda 60,8 birim uzaktadır, çünkü bu örnekler en çok açık-koyu ekseninde farklıdır ve bu eksen renk kaybında yerinde kalır. Serebral akromatopsisi olan biri insanları yine tanır ve açık ya da koyu tenli diye ayırır; kaybettiği, tende yaşamı ve sıcaklığı taşıyan renktir. Ressamın «fare rengi» sözü tam da bunu anlatır. Hesap bir modeldir; gerçek bir hastanın gri tonları, beyindeki hasarın yerine ve büyüklüğüne göre farklı olabilir.
Sık yapılan yanlış
Yaygın yanlış"Renk körlüğü her zaman gözden kaynaklanır."
Doğuştan renk körlüğü genellikle konilerden gelir; ama serebral akromatopside koniler sağlamdır ve renk, beynin renk işleyen bölgeleri zarar gördüğü için kaybolur. Sacks ve Wasserman'ın ressamı ışığı normal gözlü biri gibi algılıyordu, ama rengi göremiyordu.
Yaygın yanlış"Rengini kaybeden biri renkleri hâlâ hayal edebilir."
Ressam renklerin adlarını ve katalog numaralarını biliyordu, ama onları ne dışarıda ne de zihninde görebiliyordu; rüyaları da renksizleşti. Renk kaybı, algı ile birlikte imgelemi de etkileyebilir.
Özet
- Serebral akromatopside gözler ve koniler sağlamdır, ama beynin renk işleyen bölgeleri zarar gördüğü için renk kaybolur; Sacks ve Wasserman'ın ressamı bir trafik kazasından sonra dünyayı siyah beyaz bir televizyon ekranındaki gibi görmeye başladı.
- Ressamın ışıklılık duyarlılık eğrisi normal gündüz görmesindeki gibi yaklaşık 560 nanometrede tepe yapıyordu; konileri çalışıyordu. Renk, günlük hayatından, belleğinden ve rüyalarından çekildi; zamanla ilk dönemin kederi azaldı ve bir «rengi unutma» gerçekleşti.
- Dört teni gri tonlara çevirmek her birini 15–22 birim uzaklaştırır, en çok en doygun teni; ten örnekleri arasındaki mesafe ise yaklaşık aynı kalır. Kaybolan, tende sıcaklığı taşıyan renktir.
Kendini sına
- (Kolay) Serebral akromatopsi doğuştan gelen renk körlüğünden nasıl ayrılır?
- (Kolay) Ressamın renk körlüğü nasıl başladı?
- (Orta) Gözü sağlam olan biri neden renk göremeyebilir?
- (Orta) Ressamın ışıklılık duyarlılık eğrisi neden önemli bir kanıttır?
- (Zor) Renk belleğinin ve rüyaların da renksizleşmesi rengin beyindeki yeri hakkında ne düşündürür?
- (Zor) Dört teni gri tonlara çevirmek, ressamın «fare rengi» sözünü nasıl açıklar?
Cevaplar
- Serebral akromatopside gözler ve koniler sağlamdır ve renk, beynin renk işleyen bölgeleri zarar gördüğü için kaybolur; doğuştan renk körlüğü ise çoğunlukla bir ya da daha fazla koni türünün eksik ya da farklı olmasından gelir. Bkz. "Göz mü, beyin mi?".
- 2 Ocak'ta bir trafik kazasından ve beyin sarsıntısından sonra, aniden; ilk günlerde harfleri de okuyamadı, harfler birkaç gün içinde geri geldi, renkler gelmedi. Bkz. "Bir mektup".
- Çünkü renk gözde değil beyinde kurulur: gözün konileri yalnız ışığın miktarını üç ayrı kanalda ölçer, bu ölçümlerden bir renk çıkaran hesap ise beynin görme bölgelerinde yapılır. Bu bölgeler zarar görünce koniler çalışsa da renk kaybolur; Sacks ve Wasserman'ın ressamı ışığı normal gözlü biri gibi algılıyordu, ama rengi göremiyordu. Bkz. "Göz mü, beyin mi?".
- Çünkü eğri, retinadan kaynaklanan tam renk körlerindeki gibi 500 nanometrede değil, normal gündüz görmesindeki gibi 560 nanometrede tepe yapıyordu; bu, konilerinin çalıştığını ve sorunun gözde değil beyinde olduğunu gösterir. Bkz. "Göz mü, beyin mi?".
- Rengin algı ile imgeleme için ortak beyin düzeneklerinde kurulduğunu; aynı hasar hem dışarıdaki dünyayı hem zihindeki görüntüleri renksizleştirmiştir. Bkz. "Renksiz bir günlük hayat".
- Gri tonlara çevrilen her ten renkli hâlinden 15–22 birim uzaklaşır; tende sıcaklığı taşıyan kroma yok olur, geriye yalnız açıklık kalır. Tenlerin birbirinden farkı korunur, ama her ten yaşamını ve sıcaklığını yitirmiş bir gri olur; ressamın «fare rengi» sözü bu kaybı anlatır. Bkz. "Örnek".
Kaynaklar
- Oliver Sacks ve Robert Wasserman, «The Case of the Colorblind Painter», The New York Review of Books, 19 Kasım 1987.
- Zeki, S., «A century of cerebral achromatopsia», Brain 113(6): 1721–1777, 1990.
- Zeki, S., Watson, J. D., Lueck, C. J., Friston, K. J., Kennard, C. ve Frackowiak, R. S., «A direct demonstration of functional specialization in human visual cortex», The Journal of Neuroscience 11(3): 641–649, 1991.
Sonraki adım
PS-09 renk kaybından fazlalığına geçiyor: harf–renk ve ses–renk sinestezisini, tutarlılık testlerini, yaygınlık tahminlerini ve sanatçı örneklerini anlatıyor ve bir kişinin sinestezi olduğunun nasıl test edildiğini soruyor. Göz kaynaklı renk körlüğünü BI-12, rengin beyindeki yolunu PS-07 anlatmıştı.