İçeriğe geç

Ders DT-12 · Renk Dili ve Teorisi

60-30-10: rengin oranı

UygulamaBeceri ve yöntem, adım adım

Temel · 1.392 kelime · yaklaşık 6 dakika okuma · seslendirme 10 dk

Bu dersin sonunda: paletteki renkleri baskın, destekçi ve vurgu olarak oranlar.

  • 60-30-10 kuralı
  • baskın renk
  • destekçi renk
  • vurgu rengi
  • ışık değeri
  • göze çarpma
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
  1. 60-30-10 kuralı paletin renklerine baskın, destekçi ve vurgu rolleri verir ve alanın kabaca yüzde altmışını, otuzunu ve onunu bu rollere ayırır; kökeni belgelenmiş değildir, bir başlangıç ayarıdır.
  2. Arkasındaki fikir Goethe'nin ışık değerlerine kadar gider: parlak renkler küçük, sönük renkler büyük alanla dengelenir; Itten bunu miktar kontrastı olarak sistemine aldı.
  3. Vurgu az kullanıldığında güçlüdür, çünkü seyrek bir renk çevresinden kendiliğinden ayrılır, gözün uyumundan kaçar ve bir işaret olarak anlamını korur; yüze yakın vurgular ise tenin görünüşünü değiştirebileceği için kişinin teniyle birlikte denenir.

Kısa cevap

60-30-10 kuralı, bir mekânda ya da tasarımda alanın kabaca yüzde altmışını baskın bir renge, yüzde otuzunu destekçi bir renge, yüzde onunu vurgu rengine ayırmayı önerir. Kökeni belgelenmiş bir kişi ya da kitap değil, iç mimarlık ve moda pratiğinden gelen bir alışkanlıktır; arkasındaki fikir ise çok daha eskidir ve Goethe'nin renklerin farklı görsel ağırlıkları olduğu düşüncesine kadar gider. Vurgu rengi az kullanıldığında güçlüdür, çünkü göz, çevresinden ayrılan küçük ve seyrek bir rengi kendiliğinden yakalar; aynı renk alanın yarısını kaplarsa artık bir vurgu değil, yeni zemindir.

Kural ne diyor?

60-30-10 kuralı bir paletin renklerine üç rol verir. Baskın renk alanın en büyük kısmını kaplar ve bütünün havasını belirler: bir odada duvarlar ve büyük halı, bir web sayfasında zemin. Destekçi renk baskın rengi tamamlar ve alanları birbirinden ayırır: koltuklar, perdeler, kartlar, menüler. Vurgu rengi en küçük paydır ve gözü belirli noktalara çeker: yastıklar, bir vazo, bir düğme, bir bağlantı.

Sayılar kesin değildir; bir oran önerisidir. Yüzde altmış beş, yirmi beş, on da olabilir; yetmiş, yirmi, on da. Önemli olan, üç rengin eşit alanlarda olmaması ve aralarında açık bir hiyerarşi kurulmasıdır. DT-10'da gördüğümüz baskın renk fikrinin sayıya dökülmüş hâlidir bu.

Kural nereden geliyor?

60-30-10 kuralının kökeni, sık sık "iç mimarlığın en eski kurallarından biri" diye anılır, ama belgelenmiş bir kaynağı yoktur. Kuralı anlatan tasarım yazıları da bunu açıkça kabul eder: kökeni belirsizdir, iç mimarlıkta yerleşmiş, sonra moda, grafik tasarım ve en son web ve arayüz tasarımına geçmiştir. Moda dilindeki karşılığı sık verilen bir örnektir: bir takım elbisenin kumaşı baskın, gömlek destekçi, kravat ya da mendil vurgu rengidir.

Bir kuralın kökeninin belirsiz olması onu değersiz kılmaz, ama nasıl okunacağını belirler. Bu bir ölçüm sonucu değil, uygulayıcıların deneyimlerinden süzülmüş bir pratiktir. Onu yasa gibi değil, bir başlangıç ayarı gibi kullanmak gerekir.

Goethe'nin miktar dengesi

Kuralın arkasındaki fikir ise belgelenmiştir ve iki yüz yıldan eskidir. Goethe, renklerin görsel ağırlıklarının farklı olduğunu ve dengeli bir görünüm için farklı alanlarda kullanılmaları gerektiğini düşünüyordu. Itten'in aktardığı biçimiyle Goethe, renklere bir ışık değeri verdi: sarı 9, turuncu 8, kırmızı 6, yeşil 6, mavi 4, mor 3. Parlak renk küçük, sönük renk büyük alanla dengelenir; bu yüzden uyumlu alanlar ters orantılıdır: sarı 3, turuncu 4, kırmızı 6, yeşil 6, mavi 8, mor 9. DT-08, bu düşüncenin tamamlayıcı çiftlerdeki sonucunu ele almıştı; DT-11'de de Itten'in bunu miktar kontrastı adıyla sistemine aldığını gördük.

60-30-10 ile Goethe'nin ölçeği arasındaki ilişki şudur: ikisi de "alanlar eşit olmamalı" der. Goethe hangi rengin ne kadar alan istediğini rengin kendi parlaklığına bağlar; 60-30-10 ise renklerden bağımsız, rollere dayalı bir kısaltmadır. Pratikte ikisini birleştirmek iyi sonuç verir: vurgu rengi, çoğu zaman paletin en parlak ve en doygun rengi olarak seçilir ve küçük alanla dengelenir.

Vurgu neden az kullanıldığında güçlüdür?

Kartın sorusu, oranın neden işe yaradığına dair üç açıklamayı bir araya getirir.

Birincisi dikkattir. Görsel sistem, çevresinden renkçe ayrılan tek bir öğeyi aramaya gerek kalmadan, neredeyse anında fark eder. Anne Treisman ile Garry Gelade'nin 1980'de yayımladığı dikkat kuramı, rengin bu tür "öne fırlama" etkisi yaratan temel özelliklerden biri olduğunu savunur. Kırmızı noktalar arasında tek bir mavi nokta hemen görülür; ama yarısı kırmızı yarısı mavi bir alanda hiçbir nokta öne çıkmaz. Vurgu rengi seyrek olduğu için öne fırlar; çoğaldıkça bu üstünlüğünü kaybeder. Dikkatin kendisi PS-04'ün konusudur.

İkincisi uyumdur. BI-14'te gördüğümüz gibi, göz uzun süre bakılan geniş bir renge uyum sağlar ve onun canlılığını daha az hisseder. Alanın büyük kısmını kaplayan doygun bir renk, bir süre sonra daha sönük görünür. Küçük bir alan ise bu uyumdan kaçar ve canlılığını korur.

Üçüncüsü roldür. Vurgu rengi, "buraya bak" diyen bir işarettir. Sayfanın her yerinde aynı işaret varsa, işaret hiçbir yeri göstermez. Bir web sayfasında her düğme, her bağlantı ve her başlık aynı parlak turuncuysa, kullanıcı hangisinin en önemli olduğunu anlayamaz.

Kuralı bilinçli bozmak

Her kural gibi 60-30-10 da bozulabilir, ama bilinçli olarak. Bir kampanya afişi, tek bir parlak rengin alanın büyük kısmını kapladığı ve metnin küçük bir nötr alanda kaldığı ters bir oranla, uzaktan dikkat çekmeyi amaçlayabilir. Bir çocuk odası, çok renkli ve eşit paylı bir düzenle bilinçli olarak neşeli ve hareketli bir hava yaratabilir. Monokromatik bir tasarımda, DT-09'da gördüğümüz gibi, üç rol tek bir tonun farklı açıklıklarına dağıtılır.

Bozmanın bedeli, hiyerarşinin başka bir yolla kurulması gerekmesidir. Oran eşitlendiğinde gözü yönlendirecek başka bir araç, örneğin güçlü bir açık–koyu farkı, boyut ya da konum gerekir. Bu araçların birlikte nasıl kullanıldığı GT-03'ün konusudur. Mekânda renk oranının pratiği ise MI-02'de ele alınır.

Örnek — kıyafette vurgu ve yüz

60-30-10 kuralının en gündelik uygulaması giyimdir. Bir kişinin koyu lacivert bir ceket (baskın), açık gri bir gömlek (destekçi) ve küçük, doygun bir renkte bir fular ya da kravat (vurgu) giydiğini düşünelim.

Vurgu rengi genellikle yüze en yakın yerde durur ve bu, onu yüzün "komşusu" yapar. BI-14'te gördüğümüz eşzamanlı kontrast burada devreye girer: yüzün hemen altındaki doygun bir yeşil, teni pembe ve kırmızı tarafa çeker; doygun bir turuncu ise teni biraz daha soğuk ve soluk gösterebilir. Etki bütün tenlerde görülür, ama yönü ve büyüklüğü tenin kendi açıklığına ve alt tonuna göre değişir. Koyu bir tenin yanındaki çok koyu bir vurgu yüzle kaynaşabilir; açık bir tenin yanındaki çok açık bir vurgu da.

Buradan çıkan pratik ilke şudur: vurgu rengini yalnız paletin geri kalanına göre değil, onu taşıyacak kişinin tenine göre de seçmek. Aynı palet, iki farklı kişide farklı bir vurgu rengi isteyebilir. Bu bir "doğru renk" kuralı değil, bir kontrol adımıdır: vurgu rengini yüzün yanında denemek ve tenin nasıl göründüğüne bakmak.

Sık yapılan yanlış

Yaygın yanlış"60-30-10 bilimsel olarak kanıtlanmış bir orandır."
Doğrusu

Kuralın belgelenmiş bir kaynağı ya da onu doğrulayan bir deney yoktur; iç mimarlık ve moda pratiğinden gelen bir başlangıç ayarıdır. Arkasındaki fikir, yani alanların eşit olmaması gerektiği, ise Goethe'ye kadar uzanır.

Yaygın yanlış"Vurgu rengi ne kadar çok kullanılırsa tasarım o kadar canlı olur."
Doğrusu

Vurgu rengi çoğaldıkça göze çarpma üstünlüğünü kaybeder ve yeni bir zemine dönüşür; göz artık nereye bakacağını bilemez.

Özet

  1. 60-30-10 kuralı paletin renklerine baskın, destekçi ve vurgu rolleri verir ve alanın kabaca yüzde altmışını, otuzunu ve onunu bu rollere ayırır; kökeni belgelenmiş değildir, bir başlangıç ayarıdır.
  2. Arkasındaki fikir Goethe'nin ışık değerlerine kadar gider: parlak renkler küçük, sönük renkler büyük alanla dengelenir; Itten bunu miktar kontrastı olarak sistemine aldı.
  3. Vurgu az kullanıldığında güçlüdür, çünkü seyrek bir renk çevresinden kendiliğinden ayrılır, gözün uyumundan kaçar ve bir işaret olarak anlamını korur; yüze yakın vurgular ise tenin görünüşünü değiştirebileceği için kişinin teniyle birlikte denenir.

Kendini sına

  1. (Kolay) 60-30-10 kuralında üç renk hangi rolleri üstlenir?
  2. (Kolay) Goethe'nin ışık değerlerine göre sarı ile mor hangi oranda dengelenir?
  3. (Orta) Vurgu rengi neden az kullanıldığında güçlüdür?
  4. (Orta) 60-30-10 kuralının kökeni hakkında ne biliyoruz?
  5. (Zor) Oranı bilinçli olarak bozan bir tasarımda hiyerarşi nasıl korunur?
  6. (Zor) Yüze yakın bir vurgu rengi tenin görünüşünü nasıl etkileyebilir ve vurgu seçerken bunu nasıl hesaba katarsınız?

Cevaplar

  1. Baskın renk bütünün havasını belirler, destekçi renk onu tamamlar ve alanları ayırır, vurgu rengi gözü belirli noktalara çeker («Kural ne diyor?»).
  2. Yaklaşık bire üç; sarının ışık değeri 9, morunki 3 olduğu için dengeli alanlar ters orantılıdır («Goethe'nin miktar dengesi»).
  3. Seyrek bir renk çevresinden renkçe ayrılır ve dikkati kendiliğinden çeker; geniş alanlara yayılan bir renge göz uyum sağlar ve onun canlılığını daha az hisseder; ayrıca vurgu bir işarettir ve her yerde olduğunda hiçbir yeri göstermez («Vurgu neden az kullanıldığında güçlüdür?»).
  4. Belgelenmiş bir mucidi ya da kaynağı yoktur; iç mimarlıkta yerleşmiş, oradan moda, grafik ve web tasarımına geçmiş bir uygulayıcı pratiğidir («Kural nereden geliyor?»).
  5. Oran eşitlendiğinde gözü yönlendirecek başka araçlar gerekir: güçlü bir açık–koyu farkı, boyut ya da konum («Kuralı bilinçli bozmak»).
  6. Vurgu rengi yüzün komşusu olduğu için eşzamanlı kontrastla teni kendi tamamlayıcısına doğru iter ya da koyu veya açık uçlarda tenle kaynaşabilir; etkinin yönü ve büyüklüğü tenin açıklığına ve alt tonuna göre değişir. Bu yüzden vurgu, yalnız palete göre değil, onu taşıyacak kişinin teniyle birlikte denenerek seçilir («Örnek — kıyafette vurgu ve yüz»).

Kaynaklar

  • Itten, J., The Art of Color, Reinhold Publishing, New York, 1961.
  • Treisman, A. M. ve Gelade, G., «A feature-integration theory of attention», Cognitive Psychology 12(1): 97–136, 1980.
  • Apartment Therapy, «How Design Pros Use the 60-30-10 Rule to Create Balance».
  • Livingetc, «A decorator's guide to the 60-30-10 rule».

Sonraki adım

DT-13 bu dersin "ağırlık" sözcüğünü tartışmaya açıyor: bir rengin kompozisyonda neden ağır ya da hafif göründüğünü, bunda değerin, doygunluğun ve sıcaklığın payını ve öne çıkan ile geri çekilen renklerin bir sayfanın dengesini nasıl değiştirdiğini sorguluyor. GT-03 ise vurgunun gözü nasıl yönettiğini tasarım yöntemine çeviriyor: bir sayfada tek bir rengin okuma sırasını nasıl kurduğunu, boş ve nötr alanların bu rengi nasıl taşıdığını ve tasarımı bulanıklaştırarak hangi öğenin önce görüldüğünü sınamayı anlatıyor.

Laboratuvarda dene

Bu derste anlatılanı Renk Laboratuvarı’nda ölçülebilir bir hedefle dene. Görev, hedefe ulaştığında kendiliğinden tamamlanır.

Tamamlanan görevler yalnız bu tarayıcıda kaydedilir.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Video akışı

  • 0:00–0:30 Kanca: Bir oda üç renkte eşit alanlara bölünmüş; göz nereye bakacağını bilemez. Oranlar yavaşça altmış, otuz ve ona kayınca oda sakinleşir ve küçük turuncu yastık parlar.
  • 0:30–2:00 Hikâye: Kuralın kökeni sorusu; iç mimarlık, moda ve web tasarımı arasında bir yol çizilir ve başında bir soru işareti durur.
  • 2:00–6:00 Açıklama: Goethe'nin ışık değeri çubukları; sarı yüksek, mor alçak. Ardından çubuklar ters dönüp alan paylarına dönüşür.
  • 6:00–7:00 Aha anı: Kırmızı noktalar arasında tek mavi nokta hemen görünür; mavi noktalar çoğaldıkça öne fırlama kaybolur.
  • 7:00–8:30 Gerçek dünya: Aynı ceket–gömlek–fular üçlüsü farklı tenlerden kişilerde; fuların rengi değiştikçe yüzün görünüşü değişir.
  • 8:30–9:30 Yanlış bilinen: "Bilimsel oran" etiketinin üstü çizilir, yerine "başlangıç ayarı" yazılır.
  • 9:30–10:00 Kapanış: DT-13 ve GT-03 kodları.

Görsel notları

  • Oda, ceket ve fular sahneleri özgün illüstrasyondur; gerçek bir marka ya da iç mekân gösterilmez.
  • Goethe'nin ışık değerleri ekranda Itten'in aktarımı olduğu belirtilerek gösterilir.
  • Farklı tenlerden kişilerde vurgu renginin etkisi aynı ışık ve aynı fonda karşılaştırılır.