M23-D04
Karşıaktarım: engelden araca
Karşıaktarım kavramının engel olarak görülmesinden bilgi kaynağı sayılmasına uzanan tarihini açıklar.
Psikanaliz Akademisi — M23, Aktarım, karşıaktarım ve ittifak · 3.024 kelime · 16 örnek durum · 4 kanıt kartı · ≈ 14 dk okuma · 20 dk dinleme
Terapi Akademisi’nde: S02-P02-D07
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Freud karşıaktarımı 1910'da hastanın etkisiyle doğan ama hekimin kompleksleri yüzünden tehlikeli olan bir tepki diye adlandırdı ve öz analiz istedi; 1912'de cerrahı örnek gösterdi.
Winnicott analistin nefretini kişisel ve nesnel diye ayırdı; Heimann tepkiyi bir araştırma aracına çevirdi, Little onun hastaya kabul edilebileceğini savundu.
Racker'ın ayrımında terapist danışanın deneyimini içeriden duyabilir ya da onun iç dünyasındaki bir figürün yerine geçebilir; iki yol da bilgi verir, riskleri farklıdır.
Kernberg klasik ve bütüncül tanımı adlandırdı; ilişkisel okulda karşıaktarım odanın her anına yayıldı.
Tanım genişledikçe kendi payını ayırma görevi ağırlaştı: uykusuzluk, yas ya da kurtarma isteği danışana ait olmayabilir.
Açılış sahnesi
Siirt'in Kurtalan ilçesinde, tren istasyonuna inen caddenin üstünde küçük bir dövme dükkânı. Sabah treni hattın son durağına yeni girmiş.
Sevinç dokuz yıldır iğne tutuyor. Karşısındaki koltukta Nihat oturuyor; ilçenin köylerinde hane anketi dolduran bir saha görevlisi. Sol bileğinin içine kızının doğum tarihini yazdırıyor, ilk dövmesi.
Üçüncü rakamda Sevinç kendi sağ omzunun kulağına doğru kalktığını fark ediyor. Eli sertleşmiş, nefesini tutmuş. Makineyi kaldırıyor.
"Acıdı mı?"
"Yok abla, devam."
Sevinç devam etmiyor. Önce kendine bakıyor: gece iki kez uyanmıştı, sabah ev sahibiyle kira tartışması yapmıştı; omzu dükkâna girmeden de ağrıyordu. Sonra Nihat'a bakıyor: kolu masaya çivilenmiş gibi, parmakları bembeyaz. Bir de aralarındakine bakıyor: her rakamda Nihat biraz daha kaskatı oluyor, o kaskatı oldukça Sevinç'in eli de sertleşiyor.
"Bir nefes alalım. Sen de ben de."
Nihat güçlükle gülüyor, omuzlarını bırakıyor. Sevinç'in omzu da iniyor. Son rakam ötekilerden temiz çıkıyor.
Bu derste ne olacak
Önceki derste terapistin utancı ve çekimi danışan hakkında bir şey söyleyebilen işaretler olarak okundu. Bu ders o okumanın nereden geldiğini izliyor: Freud'un 1910'daki ilk anışı ve 1912 öğütleri, Londra'da ve Buenos Aires'te kavramı tersine çeviren yazılar, Racker'ın iki özdeşim türü, Kernberg'in tanım ayrımı ve ilişkisel okulun bakışı. Usta katmanında bu genişlemenin bedeline bakacağız: her duygu danışandan gelmez.
Sıfır noktası
Karşıaktarımın geniş tanımı Terapi Akademisi'nde verildi (S02-P02-D07): terapistin danışana yönelen duygu, düşünce ve eğilimlerinin bütünü. Bu derste o tanım bir tarihin ürünü olarak ele alınıyor. Aynı sözcük yetmiş yıl içinde önce temizlenmesi gereken bir lekeyi, sonra okunması gereken bir izi adlandırdı. Açılıştaki dükkânda bu tarihin üç durağı küçük ölçekte görünüyor: Sevinç'in uykusuzluğu ona, Nihat'ın korkusu Nihat'a aitti, iki beden arasında gidip gelen gerginlik ise ikisinden birine ait sayılamazdı.
Yaygın yanlış"Karşıaktarım kavramını Paula Heimann buldu."
Sözcüğü yayımlanmış bir metinde ilk kullanan Freud'dur, 1910'da. Heimann'ın 1950 yazısı kavramı icat etmedi, onun değerini tersine çevirdi (M16-D04). Freud'un kısa tarifinde bile duygunun hastanın etkisiyle doğduğu yazılıdır; sonraki kuşak bu yarım cümleyi büyüttü.
Mekanizma
Nürnberg'den bir uyarı
Freud 1910'da Nürnberg'de toplanan ikinci kongrede tedavinin geleceği üzerine bir konuşma yaptı. Teknik yenilikleri sıraladığı kısımda bazı yeniliklerin hekimin kişisine dokunduğunu söyler ve karşıaktarımı ilk kez adlandırır: «die sich beim Arzt durch den Einfluß des Patienten auf das unbewußte Fühlen des Arztes einstellt», yani hastanın hekimin bilinçdışı duyguları üzerindeki etkisiyle hekimde beliren tepki. Hekimin bu tepkiyi kendinde tanıması ve yenmesi gerektiğini ekler.
Ardından gelen cümle daha ağırdır: «jeder Psychoanalytiker nur so weit kommt, als seine eigenen Komplexe und inneren Widerstände es gestatten». Her analist ancak kendi komplekslerinin ve iç dirençlerinin izin verdiği yere kadar ilerleyebilir. Freud buradan bir öz analiz şartı çıkarır; bu şart sonra kurumsallaşacak eğitim analizinin (M01-D08) öncülüdür.
İki yıl sonra hekimlere öğütler yazısında Freud çizgiyi sertleştirdi. Hekime örnek olarak bir cerrahı gösterir («den Chirurgen zum Vorbild zu nehmen»): duygularını, insanca acıma duygusunu bile bir kenara itip zihnini ameliyatı ustalıkla yapmaya veren biri. En tehlikeli duyguyu da adlandırır: yeni ve saldırıya uğrayan bir yöntemle başkalarını etkileyecek bir başarı gösterme hırsı. Stekel'den aldığı bir benzetmeyle, analistte çözülmemiş her bastırmanın algısında bir kör nokta açtığını yazar; kör noktanın klinik tarifi Terapi'de (S02-P02-D07) verildi. Aynı yazının dinleme bölümü terapistin bilinçdışını bir alıcı aygıtı gibi kullanmayı önermişti (M21-D06). Klasik dönemin iki yüzü böylece yan yana durur: hekimin içi bir alettir, ama aletin kusurları ayıklanmalıdır.
Ellili yıllar: duygunun okunması
1940'ların sonundan itibaren Londra'da birkaç analist, Freud'un yenilmesini istediği tepkiye başka bir gözle bakmaya başladı. Donald Winnicott 1947'de Britanya Psikanaliz Derneği'nde okuduğu, 1949'da IJP'de basılan nefret yazısında ağır hastalarla çalışan analistin ve bakım personelinin hastaya nefret duyabileceğini açıkça yazdı. Bu nefretin bir kısmı analistin kendi çözülmemiş sorunlarından gelir; bir kısmı ise hastanın gerçekten yaptıklarına verilen, gözlenebilir bir tepkidir. Winnicott'a göre bu duyguyu kendinden saklayan analist tedaviyi hastanın değil kendi ihtiyacına göre biçimlendirir. Olağan bir annenin de bebeğine nefret duyabildiğini, bunu eyleme dökmeden tutabildiğini savundu.
Heimann'ın 1950 yazısı bu çizginin en çok anılan durağıdır; argümanı M16-D04'te anlatıldı. Bir yıl sonra Margaret Little aynı dergide, analistin tepkisini zamanı yerinde olduğunda hastaya kabul etmesinin bazen yararlı olabileceğini savundu. Bu öneri sonraki on yıllarda terapistin kendini açması tartışmasının kaynaklarından biri oldu (M21-D08).
Racker: iki özdeşim
Aynı yıllarda Buenos Aires'te çalışan Heinrich Racker, karşıaktarımı en ayrıntılı sınıflayan yazar oldu; ilk makalesi 1953'te IJP'de, kapsamlı çalışması 1957'de Psychoanalytic Quarterly'de çıktı. Racker analizin hasta bir kişi ile sağlıklı bir kişi arasında geçtiği düşüncesini bir efsane saydı: odada iki kişilik ve iki aktarım vardır.
Racker iki özdeşim biçimi ayırdı. Uyumlu özdeşimde analist hastanın bir parçasıyla kendi kişiliğinin karşılık gelen parçası üzerinden özdeşleşir: hastanın korkusunu kendi korkusuyla tanır, empatinin zemini buradadır. Tamamlayıcı özdeşimde analist hastanın iç dünyasındaki nesnelerden biriyle özdeşleşir: hasta onu eleştirel bir babaya dönüştürüyorsa analist kendini sert, sabırsız ve yargılayıcı bulur.
İki biçim aynı danışanla, aynı seansta art arda gelebilir. Riskleri farklıdır: uyumlu özdeşimde terapist danışanın çaresizliğine gömülüp yön kaybedebilir, tamamlayıcı özdeşimde ise farkına varmadan danışanın beklediği eski ilişkiyi oynar.
Yaygın yanlış"Uyumlu özdeşim iyidir, tamamlayıcı özdeşim bir hatadır."
Racker ikisini bir değer sıralamasına koymadı. Tamamlayıcı tepki, danışanın iç dünyasındaki bir ilişkinin odaya nasıl taşındığını gösteren en açık işarettir; tehlike yalnız onu fark etmeden eyleme dökmektir. Uyumlu özdeşim de terapist danışanın duygusuna batıp ondan ayrılamadığında düşünme alanını kapatabilir.
Tanımın genişliği
1960'lara gelindiğinde iki tanım yan yana dolaşıyordu. Otto Kernberg 1965'te JAPA'da yayımladığı notlarında bunları adlandırdı. Kernberg ağır kişilik sorunlarında geniş tanımı daha yararlı buldu, çünkü bu danışanlar terapistte yoğun ve hızla değişen tepkiler uyandırır (M18-D03). Ama ayrımı korudu: genişletilmiş bir tanım, terapistin kendi payını görme yükümlülüğünü kaldırmaz.
İlişkisel dönüşle (M19-D01) bir adım daha atıldı. İki kişilik bir psikolojide terapistin öznelliği odanın her anındadır; karşıaktarım ara sıra beliren bir bozulma olmaktan çıkıp her yoruma, sessizliğe ve seçime sinmiş olan şeye dönüşür. Öznelerarası okul (M19-D02) bunu terapistin de etkilenen ve etkileyen bir taraf olduğu sistemin doğal sonucu sayar. Freud'un tanınıp yenilmesini istediği tepki, yüz yıl içinde odadaki ilişkinin kendisi oldu.
Usta katmanı
Bütüncül tanımın gücü, terapistin her tepkisini bir ipucu yapmasıdır; zayıflığı da buradan gelir. Her duygu danışanın bir iletisi sayılınca terapist kendi yorgunluğunu, önyargısını ve hayatını danışanın üzerine yazabilir. Heimann'ın genişlemesine Klein'ın gösterdiği çekince de bu kaygıdan besleniyordu. Kavram genişledi; kendi payını ayırma görevi hiç kalkmadı.
Bulgu bir önceki vakaya bir dikkat ekliyor: geçmişte onarılamamış bir ilişkiyi danışanla onarma isteği, iyi niyetli olsa da ilişkiyi zorlayabilir.
Tepkiyi danışana söylemek ile onu kullanmak aynı şey sayılmamalı. Little'dan bu yana terapistin kendini açması dar ve dikkatli bir alan olarak kaldı; karşıaktarımı kullanmak çoğu durumda onu söylemeden, bir yorumun zamanlamasını ve tonunu belirleyen bir bilgi olarak işlemektir.
Yaygın yanlış"Kendi analizini tamamlamış bir terapist karşıaktarım yaşamaz."
Freud öz analizi tepkileri yok etmek için değil, onları tanıyabilmek için istedi; bütüncül tanımla bakıldığında tepkisiz bir terapist düşünülemez. Kişisel analiz hangi tepkilerin terapistin kendisine ait olduğunu ayırmayı kolaylaştırabilir.
Bir duygunun kime ait olduğunu ayırt etmek, bu sayfadan çok yıllar süren süpervizyon ve kişisel analiz içinde gelişen bir beceridir.
Kanıtın sınırı
Karşıaktarımın tarihi büyük ölçüde klinik yazılardan ve vaka anlatılarından kuruldu; Freud'dan Racker'a kadar kavramın her adımı uzman görüşüdür. Ampirik çalışmalar 1990'lardan sonra çoğaldı ve çoğu terapistlerin ya da süpervizörlerin derecelendirmesiyle yürüyor. Hayes ve arkadaşlarının meta-analizi tepkilerle sonuç arasında küçük bir ters ilişki, yönetimle sonuç arasında daha güçlü bir olumlu ilişki buluyor; ama çalışmalar arasındaki farklılık büyük ve ilişkiler bağıntısal, hangisinin hangisine yol açtığı tartışmalı kalıyor. Racker'ın iki özdeşim ayrımını doğrudan ölçen bir araç yok; terapist tepki ölçekleri tepkilerin türlerini sınıflıyor ama bu ayrımı sınamıyor. Bulgular çoğunlukla Kuzey Amerika, İsrail ve İtalya'dan geliyor; kültürün, sınıfın ya da dinin karşıaktarımı nasıl biçimlendirdiğine dair bilgi sınırlı.
Kendin dene
Aklında kalsın
Freud karşıaktarımı 1910'da hastanın etkisiyle doğan ama hekimin kompleksleri yüzünden tehlikeli olan bir tepki diye adlandırdı ve öz analiz istedi; 1912'de cerrahı örnek gösterdi.
Winnicott analistin nefretini kişisel ve nesnel diye ayırdı; Heimann tepkiyi bir araştırma aracına çevirdi, Little onun hastaya kabul edilebileceğini savundu.
Racker'ın ayrımında terapist danışanın deneyimini içeriden duyabilir ya da onun iç dünyasındaki bir figürün yerine geçebilir; iki yol da bilgi verir, riskleri farklıdır.
Kernberg klasik ve bütüncül tanımı adlandırdı; ilişkisel okulda karşıaktarım odanın her anına yayıldı.
Tanım genişledikçe kendi payını ayırma görevi ağırlaştı: uykusuzluk, yas ya da kurtarma isteği danışana ait olmayabilir.
Sonraki derse köprü
Bu derste karşıaktarımın neden önemsendiği tarihin içinden izlendi; bir duyguyu fark eden terapistin o andan sonra ne yaptığı ise büyük ölçüde açık kaldı. Azarlama isteği ya da koruma arzusu seansın ortasında nasıl tanınır, onu taşımak için hangi iç ve dış kaynaklara başvurulur, araştırmalar bu becerilerde neyi ölçebildi? Karşıaktarımı yönetmek başlığını taşıyan M23-D05 bu sorular üzerine kuruluyor.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.