İçeriğe geç

M16-D01

Nesne ilişkileri nedir

Nesne ilişkileri kuramının temel önermesini ve dürtü kuramından farkını açıklar.

Psikanaliz Akademisi — M16, Nesne ilişkileri · 3.027 kelime · 16 örnek durum · 5 kanıt kartı · ≈ 14 dk okuma · 20 dk dinleme

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Psikanalizde "nesne" bir isteğin yöneldiği kişi ya da şeydir; terim soğuk görünür ama değer yargısı taşımaz. Freud'da nesne dürtünün en değişken bileşeniydi, ama 1923'te benin karakterini bırakılmış sevgi bağlarının çökeltisi diye de düşündü.

Nesne ilişkileri geleneği bu çökelti fikrini merkeze aldı: insanı ilk ve en çok harekete geçiren şey başkalarıyla bağdır ve bu bağlar iç nesneler olarak taşınıp sonraki ilişkileri biçimlendirir.

Greenberg ve Mitchell 1983'te dürtüden ilişkiye ve ilişkiden yapıya giden iki modeli ayırdı; Britanya geleneğini Freud'un dürtü kuramından uzaklaşan tarafa, Amerikan ego psikolojisini onu genişletmeye çalışan tarafa koydu.

Gelenek bir ailedir: Klein dürtüyü korudu, Fairbairn bıraktı, Winnicott ve Bağımsızlar arada kendi yollarını açtı, Bion düşünmenin kuramına yöneldi.

İç temsiller anlatılardan puanlanabiliyor ve puanlayıcılar arasında tutarlılık iyi; bebeğin iç dünyasına dair özgül iddialar ise doğrudan sınanamıyor.

Açılış sahnesi

Uzunköprü'de, köprüye inen çarşının ortasında küçük bir kasap dükkânı, kasım başı, öğle sakinliği. Filiz on bir yıldır tezgâhın arkasında; karşıdaki çay ocağını işleten Orhan iki bardak çay getirip kapının önündeki taburelere oturuyor.

"Dün akşam bir şey oldu," diyor Filiz. "Bizimki işten geç çıktı, haber vermedi. Telefonu açtığında sesim buz gibiydi. Ağzımdan 'yine mi' çıktı."

Orhan çayını karıştırıyor. "Yine mi dediğin ne, ilk defa geç kalmış adam."

"Onu diyorum ya. O 'yine' ona değildi. Dokuz yıl önce boşandığım adama söylerdim onu, aynı tonla. Telefonu kapattıktan sonra mutfakta durdum, kimle konuştuğumu düşündüm."

Orhan bir süre köprünün kemerlerine bakıyor. "Adam gitti ama sesin yerini bilmiş, kalmış."

Filiz güldü, sonra ciddileşti: "Kendi kendine kalmamış. Ben taşımışım, bavulda gibi."

Filiz'in dükkânı da Orhan'ın ocağı da uydurma; Filiz'in mutfakta kendine sorduğu soru ise yarım yüzyıl boyunca Londra'daki bir grup psikanalistin kuramlarını kurduğu sorudur.

Bu derste ne olacak

M15 boyunca Amerika'daki ego psikolojisini izledik: Hartmann'ın uyum kavramından Mahler'in ayrışma-bireyleşmesine kadar sorulan şey, benin nasıl güçlendiği ve olgunlaştığıydı. Aynı yıllarda Britanya'da başka bir soru öne çıktı: insan kimi taşır ve taşıdığı kişilerle içeride nasıl yaşar?

Bu ders tek bir kuramcıyı anlatmaz. Önce "nesne" sözcüğünün Freud'daki teknik anlamını hatırlayacağız. Sonra nesne ilişkileri geleneğinin temel önermesini, dürtü kuramından ayrıldığı yeri ve bu geleneğin içindeki farklı soyları bir harita gibi göreceğiz. Sonunda iç temsillerin nasıl ölçüldüğüne bakacağız.

Sıfır noktası

Gündelik Türkçede "nesne" masa, kalem, taş demektir; bir insana nesne demek kulağı tırmalar. Psikanalizde ise sözcük teknik bir terimdir. Freud onu 1905'ten beri bir isteğin yöneldiği kişi ya da şey anlamında kullandı (M05-D01). Nesne çoğu zaman bir insandır, bir insanın bir parçası, hatta kişinin kendi bedeni de olabilir. Sözcük, bir isteğin hedefinin hangi konumda durduğunu söyler; o hedefin değerini küçümsemez.

"Nesne ilişkileri kuramı" adını taşıyan yaklaşımı ilk kez kısa bir tanımla karşılamıştık (Temel Psikoloji M12-D02).

Yaygın yanlış"Nesne ilişkileri kuramı insanları nesne gibi gören, soğuk bir kuramdır."
Doğrusu

Ad Freud'un teknik sözlüğünden miras kaldı ve bir isteğin hedefini anlatıyor. Bu geleneği kuranlar tam tersine, insanın başka insanlara ne kadar derinden bağlı olduğunu kuramın merkezine koymaya çalıştı; sözcüğü değiştirmediler, içini doldurdular.

Mekanizma

Freud'da nesne: dürtünün en değişken parçası

Freud 1915 tarihli dürtüler makalesinde dürtüyü baskı, amaç, nesne ve kaynak diye dört bileşenle betimledi ve nesneyi bunların en değişkeni saydı (M05-D02). Bu çerçevede nesne sonradan gelir: önce bir bedensel gerilim vardır, nesne o gerilimin boşalmasına aracı olduğu için önem kazanır. İlişki, dürtünün doyum yolunda bulduğu bir duraktır.

Freud'un kendi metinleri yine de tek sesli kalmadı. 1914'te narsisizmi tartışırken libidonun bene ya da nesnelere yatırılabileceğini yazdı (M07-D01). 1917'de melankoliyi anlatırken kaybedilen nesnenin bende bir izi kaldığını, kişinin artık o izle konuştuğunu düşündü; "nesnenin gölgesi" imgesi M07-D03'te işlendi. Altı yıl sonra bu düşünceyi bütün karaktere genişletti.

Almanca cümlenin özü kısadır: "der Charakter des Ichs ein Niederschlag der aufgegebenen Objektbesetzungen ist", yani benin karakteri bırakılmış nesne yatırımlarının bir çökeltisidir. Nesne ilişkileri geleneği bu cümlede kendi tohumunu gördü: içeride biriken kişiler. Freud ise bu cümleyi dürtü kuramının içinde kurdu; çökelti, libidonun yolculuğunun bir sonucuydu.

Önermenin dönüşü: önce ilişki

Nesne ilişkileri geleneğinin farkı, Freud'un çökelti cümlesini kuramın kenarından merkezine almasıdır. Temel önerme şudur: insanı harekete geçiren şey, bedensel bir gerilimi boşaltma isteğinden önce başka insanlarla bağ kurma ihtiyacıdır. Bebek yalnızca açlığı gidecek bir göğüs aramaz; bir kişiyle birlikte olmayı arar. İlişki doyumun aracı olmaktan çıkar, kendisi bir amaç olur.

Bu önermenin ikinci adımı içeriye bakar. Çocuk bakım verenleriyle yaşadığı karşılaşmaları yalnız hatırlamaz, onları bir tür iç sahne olarak örgütler: biri bakan, biri bakılan, biri kızan, biri korkan. Bu sahneler sonraki ilişkilerin beklenti kalıbına dönüşür. Filiz'in "yine mi"si böyle bir sahnenin, yeni biriyle oynanmaya başlamasına benzer.

Gelenekteki herkes iç nesneyi aynı biçimde düşünmedi: bazıları onu gerçek yaşantının izi saydı, bazıları bebeğin kendi fantezilerinin ürettiği bir figür.

1983'te Jay Greenberg ve Stephen Mitchell'in kitabı (M01-D08) bu farkı bütün psikanaliz tarihine yaydı ve iki ana çözümü adlandırdı.

Yaygın yanlış"Nesne ilişkileri kuramı Freud'u reddedip dürtüleri tümüyle kaldıran tek bir okuldur."
Doğrusu

Gelenek tek bir okul olmadı. Klein dürtü dilini, hatta ölüm dürtüsünü korudu; Fairbairn dürtü kuramından açıkça ayrıldı; Winnicott ve Bağımsızlar ise iki ucun arasında kendi yollarını buldu. Ortak olan, ilişkiyi kuramın merkezine koyma yönündeki eğilimdi.

Bir okul yerine bir aile

Nesne ilişkileri bir okuldan çok, aynı sorunun etrafında toplanmış kavgalı akrabalardan oluşan bir ailedir. Her birini burada tek cümleyle anıyoruz.

Melanie Klein çocuklarla oyun üzerinden çalıştı ve bebeğin iç dünyasını yoğun fantezilerle dolu bir sahne olarak çizdi; dürtüleri, özellikle saldırganlığı, bu sahnenin yakıtı saydı (M16-D02, M16-D03, M16-D04). Edinburgh'da çalışan Ronald Fairbairn 1940'larda yazdığı makalelerde libidonun doyum değil nesne aradığını öne sürdü ve dürtü kuramından en açık biçimde o koptu; makalelerini 1952'de bir kitapta topladı (M16-D09). Donald Winnicott anne ile bebek arasındaki ortamı, oyunu ve kendiliğin gerçek ya da sahte gelişmesini düşündü (M16-D06, M16-D07, M16-D08). Wilfred Bion Klein'ın kavramlarından düşünmenin nasıl mümkün olduğuna dair bir kuram çıkardı (M16-D10).

Bu ailenin yurdu Britanya'ydı. Viyana'dan, Berlin'den ve Budapeşte'den kaçan analistlerin bir kısmı 1930'larda Londra'ya sığındı; ilhaktan sonra Freud ailesi de Viyana'dan oraya geçti, Anna Freud da onlarla birlikteydi. Klein'ın çoktan bulunduğu Britanya Psikanaliz Derneği'nde iki ayrı çocuk analizi anlayışı karşı karşıya kaldı. Bu yüzleşmenin kendisi ve sonunda üç grubun nasıl aynı dernekte kaldığı M16-D05'in konusu. Klein çizgisine katılmayan ve Anna Freud'u da izlemeyen analistler, Winnicott ve Macar göçmeni Michael Balint gibileri, Orta Grup ve sonra Bağımsızlar adıyla anıldı.

Atlantik'in öbür yakasında ise başka bir hikâye yaşanıyordu. Amerika'daki ego psikolojisi (M15-D02) dürtü kuramını korudu ve ilişkileri benin uyum işlevleri üzerinden düşündü; Mahler'in duygusal nesne sürekliliği (M15-D05) de bu çerçevenin içinden çıktı. Britanya'daki gelenek ise ilişkinin kendisini motor saydı. Otto Kernberg gibi yazarlar sonradan iki çizgiyi birleştirmeye çalışacaktı (M18).

Usta katmanı

Çağdaş izler

Nesne ilişkileri sözcükleri bugün birçok başka yaklaşımın içinde başka adlarla yaşıyor. John Bowlby, Britanya'da eğitim almış bir psikanalistti; bağlanma kuramını (Terapi S01-P03-D06) kurarken Klein'ın fantezi vurgusundan ayrılıp çocuğun gerçek ayrılıklarına ve bakım verenin gerçek davranışına döndü. Onun "iç çalışan model" dediği şey iç nesneye akraba bir kavramdır ve M19-D03'te işlenecek. Zihinselleştirme (Terapi S05-P01-D08) kişinin kendi ve başkalarının davranışını zihin durumlarıyla okuyabilme becerisini adlandırır; kökleri bu geleneğe ve bağlanma araştırmasına uzanır. Şema terapisinin erken dönem uyumsuz şemaları (M11-D09) da çocuklukta oluşup sonraki ilişkilerde yeniden çalışan kalıplardan söz eder. Bu benzerlik bir fikir akrabalığıdır; şema terapisine ilişkin bulgular nesne ilişkileri kuramının iddialarını kanıtlamaz.

İç temsilleri ölçmek

İç nesne doğrudan gözlenemez; bu yüzden araştırmacılar onu insanların anlattıklarından okumaya çalıştı. Sidney Blatt ve arkadaşları 1970'lerin sonunda katılımcılardan annelerini ve babalarını serbestçe betimlemelerini istediler ve bu betimlemeleri geliştirdikleri ölçeklerle puanladılar. Bu yöntem sonradan Nesne İlişkileri Envanteri adını aldı.

Drew Westen da nesne ilişkilerini anlatılardan okuyan bir ölçek geliştirdi: Sosyal Biliş ve Nesne İlişkileri Ölçeği (Social Cognition and Object Relations Scale, SCORS). Ölçek çoğunlukla Tematik Algı Testi'ne (Temel Psikoloji M12-D09) verilen öykülere uygulanır; öykülerdeki insanların ve ilişkilerin nasıl tasarlandığını birkaç ayrı boyutta puanlar.

Yaygın yanlış"Bir kişinin annesini nasıl betimlediği, annesinin gerçekte nasıl biri olduğunu gösterir."
Doğrusu

Betimleme yöntemleri kişinin taşıdığı temsili okumaya çalışır, dış kişiyi değil. Aynı annenin iki çocuğu çok farklı betimlemeler yapabilir; temsil o kişiyle yaşanan ilişkiyi, kişinin mizacını ve sonraki yaşantıları birlikte taşır.

Kanıtın sınırı

Nesne ilişkileri geleneğinin en verimli fikri, ilişkilerin içe alınıp sonraki ilişkilerde yeniden çalıştığıdır. Bu fikrin genel biçimi bağlanma, sosyal biliş ve şema araştırmalarında farklı adlarla destek buldu ve iç temsillerin anlatılardan güvenilir biçimde puanlanabildiğine dair bulgular birikti. Kuramların daha özgül iddiaları ise başka bir durumda. Bebeğin ilk aylarda hangi fantezileri yaşadığı, iç nesnelerin hangi yaşta ve hangi düzenle kurulduğu, saldırganlığın ya da ilişki arayışının birincil olup olmadığı gibi sorular yetişkin hastaların analizinden ve çocuk analizinden geriye doğru kurulmuş çıkarımlardır; bebek araştırması bu iç yaşantıyı doğrudan ölçemez. Ölçeklerin kendisi de sınırlı: SCORS ve Blatt'ın yöntemleri insanların anlattıklarını puanlıyor ve puanların hangi ölçüde bilinçdışı bir yapıyı, hangi ölçüde anlatma becerisini yansıttığı tartışmalı. Çalışmaların çoğu Amerikan klinik örneklemlerinden geliyor; aile yapısının, bakımın dağıldığı akrabalık düzenlerinin ve anlatma geleneklerinin farklı olduğu toplumlarda puanların aynı anlamı taşıyıp taşımadığı büyük ölçüde bilinmiyor. Greenberg ve Mitchell'in iki model ayrımı ise bir sınıflama aracıdır; hangi modelin doğru olduğunu ayıracak bir deney önermez.

Kendin dene

Aklında kalsın

Psikanalizde "nesne" bir isteğin yöneldiği kişi ya da şeydir; terim soğuk görünür ama değer yargısı taşımaz. Freud'da nesne dürtünün en değişken bileşeniydi, ama 1923'te benin karakterini bırakılmış sevgi bağlarının çökeltisi diye de düşündü.

Nesne ilişkileri geleneği bu çökelti fikrini merkeze aldı: insanı ilk ve en çok harekete geçiren şey başkalarıyla bağdır ve bu bağlar iç nesneler olarak taşınıp sonraki ilişkileri biçimlendirir.

Greenberg ve Mitchell 1983'te dürtüden ilişkiye ve ilişkiden yapıya giden iki modeli ayırdı; Britanya geleneğini Freud'un dürtü kuramından uzaklaşan tarafa, Amerikan ego psikolojisini onu genişletmeye çalışan tarafa koydu.

Gelenek bir ailedir: Klein dürtüyü korudu, Fairbairn bıraktı, Winnicott ve Bağımsızlar arada kendi yollarını açtı, Bion düşünmenin kuramına yöneldi.

İç temsiller anlatılardan puanlanabiliyor ve puanlayıcılar arasında tutarlılık iyi; bebeğin iç dünyasına dair özgül iddialar ise doğrudan sınanamıyor.

Sonraki derse köprü

Filiz'in "yine mi"si geçmişteki gerçek bir evliliğin izine benziyordu. Melanie Klein ise iç dünyanın yalnız yaşanmış sahnelerden kurulmadığını, bebeğin daha ilk aylardan itibaren kendi fantezileriyle o sahneleri doldurduğunu öne sürdü. Bunu konuşamayan küçük çocukların oyuncaklarla oynadığı seanslardan çıkardı. Bir çocuğun oyuncak trenleri çarpıştırması bir oyun mudur, bir fantezinin dili mi? M16-D02, Klein'ın bilinçdışı fantezi kavramını ve oyun tekniğini bu soru üzerinden açacak.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.