İçeriğe geç

M07-D05

Tekrar zorlantısı

Freud'un acı veren deneyimin tekrarına dair gözlemlerini ve açıklamasını aktarır.

Psikanaliz Akademisi — M07, Narsisizm, yas ve tekrar · 3.206 kelime · 16 örnek durum · 5 kanıt kartı · ≈ 15 dk okuma · 21 dk dinleme

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Freud 1914'te bir teknik gözlem yaptı: bazı hastalar unuttuklarını anlatmıyor, onu analistle ilişkilerinde ve hayatlarında yeniden yapıyordu. Aktarımı bu tekrara açılan sınırlı bir alan saydı; direnci adlandırmanın ardından uzun bir işleme gelir.

1920'de makara oyunu, aktarımda canlanan hayal kırıklıkları ve yazgıya benzeyen örüntüler haz ilkesini aşan bir eğilimin gerekçesi oldu; Freud bu örneklerin çoğuna başka açıklamaların da yettiğini kabul etti.

İlişki temalarının tekrarı bugün ölçülebiliyor ve yaşla değişebiliyor. Bir zararın yeniden yaşanması kişinin onu istediğini göstermez; sorumluluk faile aittir.

Açılış sahnesi

Giresun'da, limana inen yokuşun ortasında eski bir berber dükkânı. Yılmaz kırk yıldır aynı koltuğun başında; aynanın kenarındaki kartpostallar sararmış. Koltukta Ferda oturuyor. Liman işletmesinde vinç operatörü, kısa saçını her ay burada düzelttiriyor.

"Yine dilekçe yazdım," diyor Ferda aynaya bakarak. "İstifa. Şefim geçen hafta beni vardiya sorumluluğuna önerdi. Ertesi sabah elim dilekçeye gitti. Bu üçüncü iş. Üçünde de tam bir şey verilecekken çıktım."

Yılmaz makası bırakmıyor. Dükkânın köşesinde üç yaşındaki torunu yere oturmuş, Yılmaz'ın eski taraklarından birini bekleme koltuklarının altına fırlatıyor, "gitti!" diye bağırıyor, sonra emekleyip çıkarıyor. Sabahtan beri aynı oyun. Annesi bu hafta Trabzon'da bir kursta; çocuk onu hiç sormadı.

"Tarağı neden hep atıyor, bilmiyorum," diyor Yılmaz. "Çıkarınca seviniyor ama asıl atmayı seviyor gibi. Senin dilekçe de öyle mi?"

Ferda gülüyor, cevap vermiyor. Aynada kendi yüzüne, sonra koltuğun altına bakıyor.

Berber dükkânı, vinç operatörü ve tarak oyunu bu sayfada yaşamak için yazıldı; hiçbiri gerçek bir hayattan alınmadı.

Bu derste ne olacak

Acının içeride saklanıp bir gün patlayacağı bekleyişi M07-D04'te zayıf düştü. Freud'un kafasını kurcalayan başka bir tabloydu: insanların kendilerine iyi gelmeyen bir şeyi, istemeden ve fark etmeden, yeniden kurması.

Önce 1914 tarihli kısa bir teknik yazıyı, aktarımın tekrara açtığı alanı ve "çalışıp işleme" denen zaman alıcı işi okuyacağız. Sonra 1920 kitabının ikinci ve üçüncü bölümlerinden bir makara oyunu ile yazgı gibi görünen hayat örüntüleri gelecek. Usta katmanında tekrarın bugün nasıl ölçüldüğüne ve onu kişinin "isteği" sanmanın neden yanlış olduğuna geçeceğiz.

Sıfır noktası

Tekrar gündelik dilde masum bir sözcük; öğrenme de alışkanlık da ona dayanır. Freud'un ilgilendiği tekrar, kişiye bir şey kazandırmadığı hâlde yeniden ortaya çıkan hoş olmayan bir sahneydi. Ruhsal hayatı haz ilkesinin yönettiği varsayımı (M03-D08) bu noktada zorlanıyordu: insan acı veren bir şeye neden geri dönsün?

Yaygın yanlış"Tekrar zorlantısı, insanın acıdan gizlice hoşlandığı anlamına gelir."
Doğrusu

Freud 1920'de tam bunu ayırmaya çalışır: tekrarın bir kısmı başka bir kaynaktan haz sağladığı için anlaşılırdır, onu şaşırtan kısım ise ne o zaman ne şimdi haz olanağı taşımayan yaşantıların geri gelmesidir. Acının kendisinden haz alma ayrı bir tartışmadır; Freud onu ahlaki mazoşizm adıyla başka bir yazıda işler (M06-D02).

Mekanizma

Hatırlamak yerine yapmak

1914'te Freud, Viyana çevresinin yeni kurulan uluslararası dergisinde genç analistlere yönelik bir dizi teknik yazının ikincisini yayımlar: "Erinnern, Wiederholen und Durcharbeiten", yani hatırlamak, tekrarlamak ve çalışıp işlemek. Hipnoz döneminde hasta geçmiş bir duruma geçer, onu şimdiyle karıştırmadan anlatırdı. Yeni teknikte bu düzgün akış bozuldu.

Freud bunu şöyle koyar: hasta unuttuğu ve bastırdığı şeyden hiçbir şey hatırlamaz, onu eyleme döker ("er agiere es"); onu anımsamak yerine bir eylemle yeniden üretir ve tekrarladığını elbette bilmeden tekrarlar.

Örnekler sadedir. Hasta anne babasının otoritesine karşı inatçı olduğunu hatırlamaz; analiste karşı öyle davranır. Hiçbir işi bitiremediğini yazgısı gibi anlatır, ama hangi çocukluk çaresizliğine dayandığını hatırlamaz. Freud'un vardığı yer şudur: hasta tedavide kaldıkça bu tekrardan kurtulamaz ve sonunda anlaşılır ki bu onun hatırlama biçimidir.

Ölçüyü de verir: direnç (Terapi tarafında S05-P01-D01) ne kadar büyükse hatırlamanın yerini o kadar çok eylem alır. Tekrar tedavinin dışına da taşar; hasta bu dönemde bir sevgili seçer, bir işe atılır. Freud bu yüzden hastadan tedavi süresince hayati kararları ertelemesini istediğini yazar ve kendi hastalarından birini anar: evini ve kocasını defalarca, nedenini bilmeden bırakıp kaçmış yaşlıca bir kadın, yoğun bir sevgi aktarımıyla başladığı tedaviyi bir hafta dolmadan aynı biçimde bırakıp gitmiştir.

Oyun alanı ve çalışıp işleme

Tekrar durdurulamıyorsa onunla ne yapılacaktır? Freud'un cevabı aktarımdır (kavram Terapi S02-P02-D06'da tanımlandı). Tekrara belirli bir alanda hakkını vermeyi önerir: aktarımı ona bir oyun alanı ("Tummelplatz") olarak açmak, orada neredeyse tam bir serbestlikle ortaya çıkmasına izin vermek. Hastanın sıradan nevrozunun yerini bir aktarım nevrozu alır. Aktarım, hastalık ile hayat arasında bir ara bölgedir ("Zwischenreich"): hastalığın özelliklerini taşıyan ama müdahaleye açık, yapay ve geçici bir durum.

Yazının son sayfası, direnci hastaya söyleyip işin bittiğini sanan yeni analistlere ayrılmıştır. Danışıldığı vakalarda analist, direnci adlandırdığı hâlde hiçbir şeyin değişmediğinden yakınır. Freud'a bakılırsa tedavi aslında iyi gitmektedir: adlandırmak direnci ortadan kaldırmaz, hastaya onun içine gömülmesi için zaman tanımak gerekir.

Yaygın yanlış"Bir örüntüyü fark ettin mi, ondan kurtulursun."
Doğrusu

Freud'un 1914 yazısı bu beklentiyi, kendi meslektaşlarının hatası olarak anlatır: direnci adlandırmak sürecin başıdır. Değişimin hangi koşullarda geldiği Bölüm V'te tedavi kanıtıyla ele alınacak.

Makara oyunu

1920'de yayımlanan Jenseits des Lustprinzips'in (Haz İlkesinin Ötesinde) ikinci bölümü travmatik nevrozlarla ve hastayı kaza anına geri götüren rüyalarla açılır. Bu rüyaların rüya kuramına açtığı sorun M03-D09'da anlatıldı; savaş nevrozları tartışması M07-D08'in konusu. Freud burada "karanlık ve kasvetli" bir konuyu bırakmayı önerir ve ruhsal aygıtın en erken ve olağan etkinliklerinden birine döner: çocuk oyununa.

Gözlem, birkaç hafta aynı evde yaşadığı on sekiz aylık bir oğlana aittir. Freud metinde adını vermez; çocuk, kızı Sophie'nin oğlu Ernst'tir. Çocuk, annesi saatlerce evden çıktığında ağlamayan, uslu sayılan biridir. Eline geçen küçük nesneleri yatağın altına, köşelere fırlatır ve bunu uzun bir "o-o-o-o" sesiyle yapar; annesi ile Freud bu sesin "fort", yani "gitti" anlamına geldiğinde birleşir. Bir gün Freud oyunun tamamını görür: çocuk ipe sarılı tahta bir makarayı perdeli karyolasının kenarından atıp kaybeder, ipten çekip geri getirir ve onu sevinçli bir "da", yani "burada" ile karşılar.

Freud'u düşündüren ayrıntı: asıl haz ikinci perdeye, geri gelişe bağlı olduğu hâlde, çocuk çoğunlukla yalnız ilk perdeyi, kaybolmayı, tek başına ve bıkmadan oynar. Annenin gidişi çocuk için hoş olamazdı; bu tatsız yaşantı haz ilkesine rağmen neden oyunda tekrarlanıyordu?

Freud'un ilk okumasında çocuk, edilgen kaldığı yaşantıdan oyunla etkin bir konuma geçer; bu çabayı bir ele geçirme dürtüsüne (Bemächtigungstrieb) bağlamayı dener. Yanına başka bir okuma koyar: nesneyi atmak, gidip duran anneye yönelik bastırılmış bir öç isteğini doyuruyor olabilir. Doktorda boğazına bakılan çocuğun ertesi gün aynı muayeneyi oyun arkadaşına yapmasını da anar. Bölümü, bu örneklerin haz ilkesinin egemenliğini varsaydığını ve onun ötesine tanıklık etmediğini söyleyerek kapatır.

Bir dipnotta Freud, çocuk beş yaşını geçtiğinde annesinin öldüğünü not eder. Sophie Freud 1920 başında öldü; M07-D04'teki 1929 mektubu da aynı kayba dönüyordu.

Yaygın yanlış"Makara oyunu ölüm dürtüsünü kanıtlar."
Doğrusu

Freud oyunu 1920'de haz ilkesine yöneltilmiş bir soru olarak sunar ve tek bir vakanın karar vermeye yetmediğini kendisi yazar. Ölüm dürtüsü argümanı kitabın sonraki bölümlerinde, bu gözlemlerden çok biyolojik bir spekülasyona dayanarak kurulur (M07-D06).

Aktarımda ve hayatta yazgı gibi görünen

Üçüncü bölüm 1914 yazısına dipnotla döner ve onu bir adım ileri taşır. Hastalar aktarımda çocukluğun hayal kırıklıklarını, reddedilmeyi, kıskançlığı da büyük bir ustalıkla canlandırırlar: tedaviyi yarıda bırakmaya çalışır, analisti sert sözlere ve soğuk bir tavra zorlar, gerçekleşmeyecek bir armağan vaadine tutunurlar. Freud'un vurgusu şudur: bunların hiçbiri o zaman haz vermemişti, yine de tekrarlanıyor; bir zorlantı buna itiyor.

Freud aynı şeyi nevrotik olmayan insanların hayatında da bulur; orada tekrar, onları izleyen bir yazgı, yaşantılarındaki "şeytani" bir çizgi gibi görünür. Örnekleri: her koruduğu kişi tarafından bir süre sonra kırgınlıkla terk edilen hayırseverler, her dostluğunun ihanetle bittiği adamlar, birini büyük bir otorite yapıp bir süre sonra kendi eliyle deviren kişiler, her aşkı aynı evrelerden geçen âşıklar. Freud kişinin etkin olduğu tekrarların daha az şaşırtıcı olduğunu söyler; asıl çarpıcı bulduğu, kişinin edilgen göründüğü örneklerdir. Edebiyattan Tasso'nun Kurtarılmış Kudüs'ünü anar: Tancredi sevdiği Clorinda'yı bilmeden öldürür, sonra büyülü ormanda kılıçla yardığı ağaçtan onun sesi yükselir.

Freud bu tabloya ihtiyatla bir ad verir, "kader zorlantısı (Schicksalszwang) denebilecek şey"; sonraki yazında yazgı nevrozu diye de anıldı. Hemen ardından bunun büyük bölümünün akla yatkın bir değerlendirmeyle anlaşılabildiğini, yeni ve gizemli bir güdü gerektirmediğini ekler.

Bir cümle bugün özel dikkat istiyor: Freud, psikanalizin bu tür yazgıyı başından beri büyük ölçüde "kendi hazırlanmış" ve erken çocuklukça belirlenmiş saydığını yazar; kişinin edilgen göründüğü örnekleri de aynı tekrarın içine alır. Bu tarihsel bir iddiadır. Şiddet, istismar ya da kayıp söz konusu olduğunda onu bir kişinin hayatına uygulamak, olan bitenin sorumluluğunu yanlış yere taşır.

Yaygın yanlış"Başına hep aynı kötü şeyler geliyorsa, bunu bilinçdışında istiyordur."
Doğrusu

Freud'un "kendi hazırlanmış yazgı" fikri bir varsayımdı ve kendisi bile örneklerin çoğunun akla yatkın biçimde açıklanabildiğini yazdı. Tekrar eden zarar, değişmeyen koşullardan, kalıcı risklerden ve başkalarının davranışından doğabilir. Şiddet ve istismarda sorumluluk her zaman onu uygulayana aittir; yaşayana "istiyordun" demek bir açıklama sayılmaz, ikinci bir yaradır.

Usta katmanı

Freud'un 1914'te klinik izlenimle anlattığı şeyi, Lester Luborsky ve çalışma arkadaşları sonradan seans dökümleri üzerinde ölçmeye çalıştı: insanların başkalarıyla ilişkilerini anlatırken aynı istek, aynı karşılık ve aynı tepki üçlüsüne dönüp dönmediği. S02-P02-D06'daki kart bu tekrarın gösterilebildiğini genel olarak aktarmıştı; burada yöntemin adı ve bir sınaması var.

Waldinger ve arkadaşları 2002'de aynı yöntemle 40 kişinin ergenlikte ve 25 yaşında anlattığı ilişki temalarını karşılaştırdı. Temaların sıklığı büyük ölçüde kararlı kaldı; ama genç yetişkinlikte ötekini reddedici görme azaldı ve temaların yelpazesi genişledi. Tekrar vardı, ama donmuş bir kalıp gibi davranmadı.

Freud'un yazgı örneklerinin en hassas uzantısı yeniden mağduriyet (revictimization) araştırmasıdır. Bir zarar türünü yaşamış olanların aynı zararı yeniden yaşama olasılığı yüksektir; bu yükseklik onların bunu istediğini göstermez.

Aynı tür zararın tekrarlanması, geçmişin bıraktığı izler kadar çevrenin, ilişkilerin ve faillerin değişmemesiyle de açıklanabilir. Walker ve arkadaşları sonuçlarını terapistlere yönelik önerilerle tartışır.

Kanıtın sınırı

Freud'un tekrar gözlemleri birer klinik ve ailevi izlenimdir; makara oyunu tek bir çocuğa, yazgı örnekleri sayılmamış anekdotlara, aktarımdaki tekrar ise adı verilmemiş hastalara dayanır. Freud zorlantıyı "saf" hâlde nadiren yakalayabildiğini kendisi yazdı. Bugünkü ölçümler ilişki temalarının tekrarını destekliyor, ama nedeni açık bırakıyor. Bir davranışın tekrarlanması öğrenmeyle (Temel Psikoloji, M07-D05), pekiştirilen bir alışkanlıkla, değişmeyen bir çevreyle, süregiden bir riskle ya da başkalarının davranışıyla açıklanabilir; bu rakip açıklamalar "bilinçdışı bir zorlantı" varsayımına gerek bırakmadan pek çok tekrarı karşılar. Çekirdek Çatışmalı İlişki Teması çalışmalarının önemli bir kısmı yöntemi geliştiren ekipten geldi ve küçük örneklemlere dayandı. Kavramın Viyana dışındaki kültürlerde, ilişkilerin aile ve topluluk içinde farklı biçimlendiği yerlerde aynı biçimde görülüp görülmediği ayrıca tartışılması gereken bir soru.

Kendin dene

Aklında kalsın

Freud 1914'te bir teknik gözlem yaptı: bazı hastalar unuttuklarını anlatmıyor, onu analistle ilişkilerinde ve hayatlarında yeniden yapıyordu. Aktarımı bu tekrara açılan sınırlı bir alan saydı; direnci adlandırmanın ardından uzun bir işleme gelir.

1920'de makara oyunu, aktarımda canlanan hayal kırıklıkları ve yazgıya benzeyen örüntüler haz ilkesini aşan bir eğilimin gerekçesi oldu; Freud bu örneklerin çoğuna başka açıklamaların da yettiğini kabul etti.

İlişki temalarının tekrarı bugün ölçülebiliyor ve yaşla değişebiliyor. Bir zararın yeniden yaşanması kişinin onu istediğini göstermez; sorumluluk faile aittir.

Sonraki derse köprü

Freud kitabın üçüncü bölümünü bir soruyla bitirir: böyle bir tekrar eğilimi varsa hangi işleve hizmet eder ve haz ilkesiyle nasıl bir ilişki içindedir? Bu soru onu klinik gözlemin dışına taşıdı. Haz İlkesinin Ötesinde'nin kalan bölümlerinde bu sorudan doğan ölüm dürtüsü argümanını adım adım kurmak, Freud'un hangi öncüllere dayandığını ve nerede kendi metninde duraksadığını görmek M07-D06'nın işi.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.