İçeriğe geç

M07-D04

Yas araştırması Freud'a ne diyor

Yas çalışması kavramını sınayan araştırmaları ve süren bağlar görüşünü karşılaştırır.

Psikanaliz Akademisi — M07, Narsisizm, yas ve tekrar · 3.052 kelime · 16 örnek durum · 5 kanıt kartı · ≈ 14 dk okuma · 20 dk dinleme

Terapi Akademisi’nde: S04-P01-D14

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Yas çalışması varsayımı Freud'un yas betimlemesinden türetildi, ama bir reçeteye dönüştürülmesi onun sonrasında, kuramcılar ve yardım meslekleri eliyle oldu.

Boylamsal izlemler ilk aylarda sakin görünenlerde sonradan bir patlama bulmadı; anlatmanın ve yazmanın beklenen yararı da yas tutanlarda görülmedi.

Süren bağlar görüşü yas tutanların ölenle ilişkiyi sürdürebildiğini söyledi; küçük bir izlem ise bağın gücünün süren yasla da birlikte gidebildiğini buldu. Bağın biçimi ve kültürü belirleyici.

Freud'un 1929 mektubu, kendi kuramından farklı bir sesle sevginin kayıptan sonra da sürebileceğini yazıyor; ama bu satırlar kuramı düzeltmekten çok bir dostu teselli ediyor.

Açılış sahnesi

Bilecik'te, kasım sonunda bir mahalle muhtarlığı. Soba yeni yanmış, camlar buğulu. Nermin muhtar; masasında mühür, bir yığın yerleşim yeri belgesi, bir de seçimden kalma bir takvim. Kapıdan Kadir giriyor. Asansör bakım teknisyeni, iş tulumunun üstüne montunu geçirmiş, elinde kızının okulu için istenen bir form var. Formdaki "anne" satırını boş bırakmış.

"Sekiz ay oldu," diyor Kadir, kendiliğinden. "İşe ikinci hafta döndüm. Asansörde mahsur kalan bir teyzeyi çıkardım geçen gün, güldük bile. Ablam her akşam arıyor. Hiç ağlamadığımı söylüyor, içime attığımı, bir gün hepsinin birden patlayacağını. Bir doktora gitmemi istiyor."

Nermin mührü bırakıyor. "Sen ne diyorsun?"

"Bilmiyorum. Uyuyorum, yiyorum, çalışıyorum. Bir tek şu var: eşimin telefon hattını kapatmadım. Faturasını ödüyorum. Arada bir arıyorum, sesli mesajındaki o iki cümleyi dinliyorum. Ablam bunu da duysa 'bırakamıyorsun işte' der."

Nermin bir süre formu doldurmakla meşgul görünüyor. "Babam iki yıl önce gitti," diyor sonra. "Her seçimden önce fotoğrafına bakıp 'yine aday oldum' derim. Bunu kimseye söylemedim. Bırakamamak mı bu, başka bir şey mi, ben de bilmiyorum."

Muhtarlık, form ve bu iki insanın konuşması uydurmadır; dersin sorusuna bir oda vermek için kuruldu, gerçek bir kişiye dayanmıyor.

Bu derste ne olacak

Kadir'in ablası bir kuram konuşuyor, belki farkında olmadan. Yasın bir iş olduğu, bu işin yapılması gerektiği, yapılmazsa bastırılan acının bir gün geri döneceği fikri yirminci yüzyılın büyük kısmında hem klinikte hem gündelik dilde sağduyu sayıldı. Fikrin önemli bir kaynağı Freud'un 1917 tarihli yazısıdır; o metni M07-D03 okudu. Bu ders metne dönmüyor. Metinden doğan beklentinin yetmiş yıl sonra nasıl sınandığını anlatıyor.

Varsayımı parçalarına ayırdıktan sonra gecikmiş yas arayan, kaybı anlatmanın ve yazmanın etkisini ölçen, ölenle süren bağı izleyen çalışmalara bakacağız. En sonda Freud'un kendisine döneceğiz: 1929'da bir dostuna yazdığı bir mektup, kendi kuramından ayrılan bir sesle konuşuyor.

Sıfır noktası

Freud'un 1917'de yası emek isteyen, zamana yayılan bir süreç olarak betimlediğini M07-D03 gösterdi. Sonraki kuşaklar bu süreç anlatımından bir ilke çıkardı: sağlıklı yas acıyla yüzleşmeyi, kaybı anlatmayı ve bağı sonunda bırakmayı gerektirir. Araştırmacılar bu ilkeye bir ad verdi.

Bu varsayım Freud'un kendi cümlesi sayılmamalı. Freud bir süreci betimledi; onu bir sağlık ölçütüne, bir reçeteye ve bir uyarıya çeviren, sonraki yazarlar ile yardım meslekleri oldu. Ders boyunca sınanan şey bu çeviridir.

Yaygın yanlış"Yasın aşamaları Freud'dan gelir."
Doğrusu

Aşamalar halinde ilerleyen yas modeli Freud'a ait değildir ve onun metninde inkâr, öfke, pazarlık gibi sıralı bir dizi yoktur. Bu dizinin kökeni ve onu sınayan bulgular için Temel Psikoloji M11-D12. Freud'un payına düşen başka bir beklentidir: bağların çözülmesi gerektiği.

Mekanizma

Varsayımın parçaları

Wortman ve Silver'ın 1989 tarihli makalesi, kuramdan ve klinik gelenekten derlenmiş yas beklentilerini başlığında doğrudan "efsaneler" diye andı. Yazarlar varsayımı dört parçaya ayırdı: kayıptan sonra çökkünlüğün kaçınılmaz olduğu, sıkıntı yaşamamanın bir hastalık belirtisi sayıldığı, kaybın "işlenmesi" gerektiği ve sonunda bir iyileşme ile çözülme beklendiği. Parçalara ayırmak işe yaradı; her biri ayrı ayrı sınanabilir hale geldi.

Makalenin bir uyarısı da gündelik hayata dönüktü: yanlış beklentiler, yas tutanın çevresindekileri yardımcı olmayan tepkilere iter. Kadir'in ablası da kardeşini korumak isterken onun hâlini bir belirti gibi okuyor.

Gecikmiş yası aramak

Varsayımın en güçlü uyarısı, işlenmeyen yasın saklanıp bir gün beklenmedik bir anda ortaya çıkacağıdır. Bunu sınamak için aynı insanları yıllarca izlemek gerekiyordu.

En sık seyrin işlevin büyük ölçüde sürdüğü dayanıklılık seyri olduğu bulgusu İlişki Akademisi'nde (M12-D10) anlatıldı. Buradaki soru şu: ilk aylarda sakin görünenler sonradan "patladı" mı?

Kimse tek bir kişinin geleceğini bilemez, bu bulgu da Kadir'in ablasına kesin bir cevap vermiyor. Sarsılan, korkunun dayanağı: ilk aylarda ağlamamak sonradan patlamanın güvenilir bir habercisi gibi görünmüyor.

Yaygın yanlış"Ağlamayan, yasını içine atıyordur ve bir gün patlayacaktır."
Doğrusu

Boylamsal izlemler, ilk aylarda belirgin sıkıntı göstermeyen yas tutanların çoğunun sonradan da ağır bir tepki göstermediğini buldu. Bu, hiç kimsenin sonradan zorlanmayacağı anlamına gelmez. Ağlamamak tek başına bir tehlike işareti sayılmaz; günlük işlevin, uykunun ve ilişkilerin nasıl sürdüğü daha çok şey söyler.

Anlatmak, yazmak ve doz

Varsayımın bir başka parçası duyguların dile getirilmesidir. Duyguları yazıya dökme alıştırmalarının başka alanlardaki umut verici sonuçları, kaybın da yazılarak işlenebileceği beklentisini besledi.

Stroebe ve Schut daha önce, 1999'da, yas çalışması varsayımının belirsiz tanımlandığını, gerçek yasın gidip gelen akışını yansıtmadığını, kanıtının zayıf kaldığını ve kültürler ile tarihsel dönemler boyunca sınanmadığını yazdı. Önerdikleri ikili süreç modeli Temel Psikoloji M11-D12'de anlatıldı; burada modelin daha az bilinen bir öğesine bakıyoruz.

Doz fikrine göre yüzleşmenin kesintisiz olması gerekmez; kaçınma da uyumun içinde yer alır. Kadir'in asansör arızasında güldüğü an bu çerçevede bir ihmal sayılmaz.

Süren bağlar

Freud'un betimlemesinde yasın sonunda ben özgürleşir ve yatırımını yeni bir nesneye yöneltebilir. 1996'da Klass, Silverman ve Nickman'ın derlediği bir kitap bu sonu sorguladı: pek çok yas tutan ölenle bir tür ilişkiyi sürdürüyordu ve bu ilişki her zaman bir saplanma belirtisi gibi görünmüyordu. Kavramın tanımı Temel Psikoloji'de (M11-D12) yapıldı. Kitabın etkisi büyük oldu, ama soru açık kaldı: bağı sürdürmek uyumu kolaylaştırır mı, zorlaştırır mı?

Kart süren bağlar görüşünü bir slogandan kurtarıyor. "Bağı bırak" öğüdü de "bağı sürdür" öğüdü de reçeteye dönüşünce insanların gerçekte yaptığını gözden kaçırıyor; bağın hangi biçimde ve kimde uyumla birlikte gittiği sonraki araştırmanın sorusu oldu.

Kültür burada belirleyici bir değişken. Türkiye'de pek çok ailede ölümün ardından kırkıncı ve elli ikinci günlerde yemek verilir, mevlit okutulur, yıl dönümlerinde ölen anılır. Bu pratikler bağı belirli günlere bağlar, yakınları bir araya getirir ve anmayı toplumsal olarak tanınan bir biçime sokar. Bir bağın "sağlıklı" sayılıp sayılmayacağı da bu düzenlemeye göre değişebilir. Viyana'nın orta sınıf hastalarından çıkarılmış bir çözülme beklentisi bu çeşitliliğin yalnız bir yüzünü görüyordu.

Yaygın yanlış"Ölenle konuşmaya, onu yanında hissetmeye devam etmek yasın tamamlanmadığını gösterir."
Doğrusu

Süren bağ pratikleri pek çok kültürde olağandır ve tek başına bir sorun göstergesi sayılmaz. Bağın gücü ile süren yas belirtileri arasındaki ilişki ise her biçimin aynı işlevi görmediğini düşündürüyor. Belirleyici olan, bağın hayatın geri kalanına yer bırakıp bırakmadığıdır.

Usta katmanı

Tepkilerin çoğu kendiliğinden yatışıyorsa, yatışmayanlar nasıl tanınacaktı? Bu soru 2022'de DSM-5-TR'ye uzamış yas bozukluğunun eklenmesine uzandı; Dünya Sağlık Örgütü'nün ICD-11'i aynı adla bir tanıyı daha önce içermişti. Kavramın tanımı Terapi tarafında S09-P01-D03'te yapıldı; tedavi kanıtı ise bu akademinin Bölüm V'inde ele alınacak.

Prigerson ve arkadaşları 2021'de yeni ölçütleri üç ülkeden örneklemlerle sınadı. Makalenin girişi, patolojik yas kavramının kökünü açıkça Freud'un 1917 yazısına bağlıyor; tanının özünü ise ölene duyulan özlem, anlam kaybı ve kimlik sarsıntısı olarak tanımlıyor. Boelen ve Lenferink 2020'de altı farklı ölçüt takımını aynı 855 kişilik örneklemde karşılaştırdı ve hangi takımın kullanıldığına göre yaygınlık tahminlerinin kabaca yüzde 10 ile yüzde 20 arasında değiştiğini buldu. Eşiğin nereye konduğu, kimin hasta sayılacağını belirliyor.

1929 Nisan'ında Freud, Ludwig Binswanger'in mektubunda bildirdiği ağır bir kaybın ardından dostuna yazar. Mektubun ikinci gününe, kızı Sophie yaşasaydı o gün otuz altı yaşına basacağını not eder. Ardından akut yasın geçeceğini, ama insanın teselli bulmayacağını, bir yerine koyma bulamayacağını yazar; o yeri ne doldurursa doldursun başka bir şey olarak kalacaktır. Freud bunun doğru olduğunu da ekler: bırakmak istenmeyen sevgiyi sürdürmenin tek yolu budur.

Bu mektup sık sık süren bağlar görüşünün öncülü gibi anılır. Bu okuma dikkat ister: satırları kuramcı yazmıyor, kızını kaybetmiş bir baba yazıyor.

Kanıtın sınırı

Bu derste anılan boylamsal çalışmaların çoğu eşini kaybetmiş, çoğunlukla Amerikalı ya da Batı Avrupalı orta yaşlı ve yaşlı yetişkinlerden geliyor. Çocuğun, gencin, beklenmedik ve şiddetli bir ölümün ya da toplu bir felaketin ardından yaşanan yasın aynı biçimde seyredip seyretmediğini bu çalışmalardan çıkaramayız. Örneklemlerin küçüklüğü de bir sınır: Field ve arkadaşlarının kartındaki 39 kişi, bağ ile belirtiler arasındaki bağlantının yönünü belirlemeye yetmiyor.

Kültür bir başka sınır. Türkiye'de kırkı, elli ikisi, mevlit gibi pratiklerin süren bağın işlevini nasıl biçimlendirdiğine dair sistemli araştırma sınırlı. Batı'da geliştirilmiş ölçeklerin bu pratikleri ne kadar yakaladığı bilinmiyor. Gecikmiş yası arayan çalışmalar onu bulamadı, ama bulamamak tamamen yok olduğunu kanıtlamaz; daha büyük ve daha farklı örneklemlerde nadir görülen bir seyir saptanabilir. Freud'un yas betimlemesinin kendisi ise, içsel bir sürece dair bir anlatı olarak, bu ölçümlerin doğrudan sınayabileceği bir şey değil; sınanan, ondan türetilen beklentilerdir.

Kendin dene

Aklında kalsın

Yas çalışması varsayımı Freud'un yas betimlemesinden türetildi, ama bir reçeteye dönüştürülmesi onun sonrasında, kuramcılar ve yardım meslekleri eliyle oldu.

Boylamsal izlemler ilk aylarda sakin görünenlerde sonradan bir patlama bulmadı; anlatmanın ve yazmanın beklenen yararı da yas tutanlarda görülmedi.

Süren bağlar görüşü yas tutanların ölenle ilişkiyi sürdürebildiğini söyledi; küçük bir izlem ise bağın gücünün süren yasla da birlikte gidebildiğini buldu. Bağın biçimi ve kültürü belirleyici.

Freud'un 1929 mektubu, kendi kuramından farklı bir sesle sevginin kayıptan sonra da sürebileceğini yazıyor; ama bu satırlar kuramı düzeltmekten çok bir dostu teselli ediyor.

Sonraki derse köprü

"İşlenmeyen yas bir gün geri döner" uyarısı, acı veren bir şeyin zihinde bekleyip kendini yeniden göstereceği düşüncesine dayanıyordu. Yas araştırması bu beklentiyi zayıflattı, ama Freud aynı yıllarda başka bir gözlemle uğraşıyordu: insanların hoş olmayan deneyimleri, haz ilkesine aykırı biçimde, tekrar tekrar yaşadığı ya da yeniden kurduğu durumlar. Zihin neden kendisini inciten şeye geri döner? M07-D05, Tekrar zorlantısı, Freud'un bu soruya hangi gözlemlerden ulaştığını ve onu nasıl açıklamaya çalıştığını anlatacak.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.