M06-D02
Süperego ve suçluluk
Süperegonun oluşumunu ve bilinçdışı suçluluk kavramını açıklar.
Psikanaliz Akademisi — M06, Zihnin yapısı, kaygı ve savunma · 3.175 kelime · 16 örnek durum · 5 kanıt kartı · ≈ 14 dk okuma · 21 dk dinleme
Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Freud 1914'te kişiyi gözetleyip bir ideale göre ölçen bir mercinin izini sürdü, 1923'te ona süperego adını verdi ve onu Oidipal düğümün çözülüşünden kalan bir miras olarak tarif etti. Bu mirasın hem örnek gösteren hem sınır koyan iki yüzü vardı.
Beşinci bölümün en cesur adımı, kişinin hissetmediği bir suçluluğu tedaviye karşı dirençte okumaktı. 1916'nın suçluluk bilincinden suçluları ve 1924'ün ahlaki mazoşizmi aynı fikrin suça ve acıya uzanan kollarıydı; Freud ikisine de sınır çizdi ve kendi terimini sonradan yanlış adlandırma saydı.
Gözlenebilen suçluluk iki yaşından önce başlıyor, güç kullanan disiplinle birlikte azalıyor ve bilinçli suçluluğa yatkın kişiler yeniden suçtan daha çok uzak duruyor. Bu bulgular Freud'un bilinçdışı suçluluğunu ne doğruluyor ne yanlışlıyor; aynı kelimenin altında farklı şeyler ölçülüyor.
Açılış sahnesi
Amasya'da, Yeşilırmak'a bakan bir apartmanın mutfağında sofra kurulmuş, yemek soğuyor. Nazan denetimli serbestlik müdürlüğünde uzman; bugün imzaya gelen bir gencin dosyasını eve getirmiş. Erol çarşıda saat tamircisi, göz büyüteci hâlâ gömleğinin cebinde.
"Mahallenin bakkalından bir paket pil almış, parasını vermeden," diyor Nazan. "Bakkal onu bebekliğinden tanıyor. Kamera var. Kaçmamış da, dükkânın önündeki basamağa oturup beklemiş."
"Yakalanmak istemiş," diyor Erol. "Ya da aklı yerinde olmayan biri."
"Görüşmede bir şey söyledi. Polis gelince aylardır ilk kez deliksiz uyumuş. Pilden önce de uyuyamıyormuş, nedenini bilmiyor."
Erol büyüteci masaya bırakıyor. "Önce vicdan azabı, sonra suç? Sıra ters olmadı mı?"
Nazan dosyayı kapatıyor. "Ne olduğunu bilmiyorum. Yalnız sırayı yazdım."
Bu mutfağı, dosyayı ve genci gerçek bir kayıttan almadık; üçü de bu sayfanın icadı. Erol'un ters bulduğu sıra ise 1916'da basılmış bir makalede duruyor. Freud orada bazı hastalarında kaynağı bilinmeyen bir suçluluk duygusunun eylemden önce bulunduğunu, eylemin de bu duyguya tutunacak bir yer sağladığını yazdı.
Bu derste ne olacak
M06-D01 Freud'un 1923'te çizdiği yeni zihin haritasını açtı. Bu ders aynı kitabın üçüncü ve beşinci bölümlerine, haritadaki üçüncü merciye ayrılıyor: Freud'un Über-Ich dediği, Türkçede süperego diye yerleşen yapı. Freud'un süperegoyu nasıl Oidipus kompleksinin mirası saydığını ve kişinin kendisinin de fark etmediği bir suçluluğu hangi klinik gözlemden çıkardığını izleyeceğiz; 1916'daki "suçluluk duygusundan suçlular" ile 1924'teki ahlaki mazoşizm bu çizginin iki ucu.
Bugünün tarafında üç çalışma var: Iowa'da iki yaşın altından izlenen çocuklarda suçluluk tepkileri, cezaevinden çıkan kişilerde suçluluğa yatkınlığın yeniden suç işlemeyle ilişkisi ve kişiler arası suçluluğu ölçen bir anket.
Sıfır noktası
Gündelik dilde vicdan, yanlış bir şey yapınca içimizde konuşan sestir. Psikoloji bu sesi ahlaki akıl yürütme (Kohlberg'in evreleri, Temel Psikoloji M11-D08) ve suçluluk gibi ahlaki duygular üzerinden inceler. Freud'un sorusu başka bir yerden gelir: Bu ses kimin sesidir, içeri nereden girmiştir ve neden bazen kişinin hiç duymadığı bir sertlikle konuşur?
İlk taslak 1914'teki narsisizm makalesinde. Freud orada benin karşısına konan bir idealden ve kişiyi sürekli gözetleyip o ideale göre ölçen bir merciden söz eder; vicdan dediğimiz şeyin bu tarife uyduğunu yazar. İdealin kaynağını anne babanın sesle iletilen eleştirisinde, ardından eğitmenlerde, öğretmenlerde ve çevredeki sayısız insanda bulur. (ayrıntısı M07-D01'de). 1923'te Freud bu mercie yeni bir ad verdi ve kitap boyunca onu ben idealiyle (Ichideal) çoğu yerde birbirinin yerine kullandı.
Yaygın yanlış"Süperego, vicdanın psikanalizdeki adıdır."
Freud 1923'te vicdanı bu merciin işlevlerinden yalnız biri saydı; kişinin olmak istediği ideal ve kendini dışarıdan izleyen öz gözlem de aynı yerdeydi. Üstelik kişinin bildiği vicdanın yanında, Freud'un düşüncesinde süperegonun bilinçdışı kalan bir kısmı da vardı ve dersin asıl konusu o kısım.
Mekanizma
Oidipus'un mirası
Ben ve İd'in üçüncü bölümü "Ben ve Üstben (Ben İdeali)" başlığını taşır ve süperegonun doğuşunu özdeşleşmeye bağlar. İlk cinsel dönemde ebeveynlere yönelen istekler bırakılınca yerlerini o ebeveynlerle özdeşleşmeler alır. M05-D04 bu özdeşleşmelerin benin içinde bir çökelti bıraktığını anlatmıştı; üçüncü bölüm o çökeltinin akıbetini söyler. Çökelti benin geri kalanından ayrı bir konum kazanır ve ona ben ideali ya da süperego olarak karşı çıkar. Freud'un özeti kısadır: Ben ideali "der Erbe des Ödipuskomplexes", Oidipus kompleksinin mirasçısıdır.
Bu mirasçının iki yüzü vardır. Süperego çocuğa yalnız "babası gibi ol" demez, "babası gibi olamazsın" da der; bazı şeyler babaya ayrılmıştır. Freud bu çift yüzü idealin kompleksi bastırmak için devreye girmesine bağlar. Süperego böylece ilk isteklerin kalıntısı olduğu kadar onlara karşı enerjik bir tepki oluşumudur.
Sertliğin kaynağına dair cevap da bu bölümde. Kompleks ne kadar güçlüyse ve bastırılması otoritenin, din dersinin, okulun ve okumanın etkisiyle ne kadar hızlı olduysa, süperego sonradan vicdan olarak, belki bilinçdışı bir suçluluk duygusu olarak, ben üzerinde o kadar sert hüküm sürer. Yapının dayanağı ona göre iki biyolojik olgudur: insan yavrusunun uzun süren çaresizliği ve Oidipus kompleksi. Öğretmenler ve otoriteler babanın rolünü sürdürür; vicdanın talepleri ile benin yapabildikleri arasındaki gerilim suçluluk duygusu olarak yaşanır.
Kendini suçlu bilmeyen suçluluk
Kitabın beşinci bölümü bir klinik gözlemle açılır. Bazı hastalar tedavide her kısmi ilerlemeden sonra kötüleşir; başkalarında belirtileri hafifleten her çözüm onlarda acıyı geçici olarak artırır. Freud buna "negative therapeutische Reaktion" der. Hekime karşı inatlaşmayı ve hastalığın sağladığı kazançları ayıkladıktan sonra geriye kalanı "ahlaki" bir etken diye tarif eder: hastalıkta doyum bulan ve acının cezasından vazgeçmek istemeyen bir suçluluk duygusu. Bu duygu, Freud'un ifadesiyle, hasta için dilsizdir: kişiye suçlu olduğunu söylemez, kişi kendini suçlu değil hasta hisseder. Duygu yalnız iyileşmeye karşı zor kırılan bir direnç olarak görünür.
Freud aynı bölümde suçluluğun bilince yüksek sesle çıktığı iki tabloyu karşılaştırır. Bazı zorlantılı hastalarda suçluluk gürültülüdür ama ben itiraz eder, kendini suçlu bulmaz; melankolide ben suçu itirazsız üstlenir ve cezaya boyun eğer (Yas ve Melankoli, M07-D03). Ardından olağan insana döner: suçluluğun büyük bir kısmı normalde bilinçdışı olmalıdır, çünkü vicdan bilinçdışına ait Oidipus kompleksinden doğar. Biri olağan insanın sandığından çok daha ahlaksız, bildiğinden ise çok daha ahlaklı olduğunu ileri sürerse, Freud'a bakılırsa psikanalizin buna bir itirazı olmazdı.
Yaygın yanlış"Freud bilinçdışı suçluluğun varlığını gösterdi."
Freud bu suçluluğu tedavide kötüleşen hastaların davranışından geriye doğru çıkardı; kimsenin kendisinde gözleyemeyeceği bir duyguyu tanımladı. Bir yıl sonra adın kendisini "psikolojik açıdan yanlış" buldu. Elimizdeki bir klinik çıkarsamadır, deneysel bir gösterim yok.
Suçluluktan doğan suç, cezadan beslenen acı
Freud bu düşünceye 1916'da, psikanalitik çalışmada karşılaştığı bazı karakter tiplerini anlatan makalede yaklaşmıştı. Son bölümün başlığı "Die Verbrecher aus Schuldbewußtsein", suçluluk bilincinden suçlulardır. Sonradan son derece düzgün insanlar olmuş hastaları ergenlik öncesinden hırsızlık, dolandırıcılık, hatta kundaklama anlatmıştı; Freud bunları önce o yaşın zayıf ahlaki ketlenmelerine bağlayıp geçmişti. Vardığı sonuç açılıştaki Erol'u şaşırtan sıradır: eylem yasak olduğu için yapılıyor, failin üzerindeki kaynağı bilinmeyen bir suçluluk baskısını hafifletiyordu.
Freud bu karanlık suçluluğun kaynağını Oidipus kompleksinde bulur ve ceza almak için "yaramaz" olup cezadan sonra yatışan çocuklarda benzer bir döngü görür. Ama iddiasını sınırlar. Ahlaki ketlenme geliştirmemiş olanları ve toplumla kavgasında kendini haklı görenleri açıklamanın dışında tutar. Bir dostunun ona Nietzsche'nin Zerdüşt'teki "solgun suçlu" konuşmasını hatırlattığını ekler ve suçluların ne kadarının bu "solgunlara" ait olduğunu gelecekteki araştırmanın kararına bırakır.
1924'teki mazoşizm makalesi aynı çizgiyi acıya uzatır. Freud üç biçim ayırır ve üçüncüsüne ahlaki mazoşizm der. Öteki biçimlerde acı sevilen birinden gelmeli, onun buyruğuyla çekilmelidir; bu biçimde o koşul düşer ve önemli olan acının kendisi olur. Freud'un imgesiyle, gerçek mazoşist tokat yiyebileceği her yerde yanağını uzatır. Süperegonun sertliği genellikle bilince yüksek sesle çıkar; benin cezalandırılma arzusu ise kişiden gizli kalır ve davranıştan çıkarsanmak zorundadır. Freud ahlaki mazoşizmi ölüm dürtüsüyle de bağlar (M07-D06).
Yaygın yanlış"Freud'a göre suçluların çoğu suçluluk duygusundan suç işler."
1916 makalesi bu güdüyü bir alt grupla sınırlar. Ahlaki ketlenmesi gelişmemiş olanları ve toplumla kavgasında kendini haklı görenleri Freud açıkça dışarıda bırakır ve oranın ne olduğunu araştırmaya bırakır.
Vicdanın gelişimi: oyun odasından cezaevine
Bugünkü psikoloji suçluluğu bir duygu olarak inceliyor. Suçluluğu belirli bir davranışa, utancı kişinin bütününe yönelen duygu diye ayıran çizgi, terimleriyle birlikte İlişki Akademisi'nde işlendi (M08-D03). Freud'un sertlik cümlesinin yanına Grazyna Kochanska ile arkadaşlarının Iowa'daki çalışması konabilir.
Bulgu Freud'un tablosuyla iki noktada çatışır: suçluluk tepkisi iki yaşına gelmeden gözlenebiliyor, Oidipal dönemin kapanışını beklemiyor; güç kullanan disiplin de onu artırmıyor, azaltıyor. Yine de ölçülen şey çocuğun yüzünde ve davranışında görünen bir duygu; Freud'un bilinçdışı suçluluğu tanımı gereği böyle bir gözleme kendini göstermez.
Yaygın yanlış"Suçluluk duygusu insanı suça iter."
Freud'un 1916 iddiası kişinin hissetmediği bir suçluluğa ve sınırlı bir gruba dairdi. Bilinçli suçluluğa yatkınlık ise Tangney ile arkadaşlarının izlediği kişilerde yeniden suç işlemekten uzak durmayla birlikte gitti.
Usta katmanı
Freud'dan sonra süperego kavramı farklı yönlere çekildi. Melanie Klein süperegonun başlangıcını Freud'un Oidipal takviminden çok daha erken yaşlara taşıdı; tartışma Klein'ın iç dünyasının okunacağı M16-D02'de açılıyor. Suçluluğu bir uygarlık sorunu olarak yeniden ele alan geç Freud ise M09-D04'te.
Joseph Weiss ve Harold Sampson'ın adıyla anılan bir kol bilinçdışı suçluluğu kişiler arası bir yöne çevirdi: kişinin başkasına zarar verdiği, ondan iyi durumda olduğu ya da ondan ayrıldığı için duyduğu ve çoğu zaman fark etmediği suçluluk.
Anketin bir bedeli var: Freud'un tarifinde bilinçdışı suçluluk tam da kişinin bildiremediği şeydi, anket ise ancak fark edilebilen yüzeyi yakalar.
Kanıtın sınırı
Freud'un süperego ve bilinçdışı suçluluk tarifi kendi muayenehanesinden gelen klinik çıkarsamalara dayanıyor; hasta sayısı, kötüleşmenin ölçütü ve karşılaştırma grubu verilmiyor. Kavram sınamaya da direnç gösteriyor: hissedilmeyen bir suçluluk ancak davranıştan geriye doğru çıkarsanabildiği için, aynı davranışı açıklayan başka nedenlerden ayırmanın üzerinde uzlaşılmış bir yolu bilinmiyor. Freud 1916'da suçluların ne kadarının bu türden olduğunu açıkça gelecekteki araştırmaya bıraktı; o oranı ölçen bir çalışma burada yok.
Bugünkü çalışmalar başka bir şeyi ölçüyor: gözlenen ya da bildirilen suçluluğu. Kochanska'nın çocukları ve Tangney'in cezaevi örneklemi ABD'den; O'Connor'un anketi kuramın kendi kurucularıyla geliştirildi. Suçluluk ile utancın ağırlığının kültürden kültüre değişip değişmediği tartışmalı ve bu bulguların Türkiye'deki ailelere, cezaevlerine nasıl taşınacağına dair doğrudan veri az. Freud'un kadında süperegonun farklı oluştuğu iddiası (M05-D07) ve anlatımını babayla sınırlaması da tarifin genellenmesini daraltıyor.
Kendin dene
Aklında kalsın
Freud 1914'te kişiyi gözetleyip bir ideale göre ölçen bir mercinin izini sürdü, 1923'te ona süperego adını verdi ve onu Oidipal düğümün çözülüşünden kalan bir miras olarak tarif etti. Bu mirasın hem örnek gösteren hem sınır koyan iki yüzü vardı.
Beşinci bölümün en cesur adımı, kişinin hissetmediği bir suçluluğu tedaviye karşı dirençte okumaktı. 1916'nın suçluluk bilincinden suçluları ve 1924'ün ahlaki mazoşizmi aynı fikrin suça ve acıya uzanan kollarıydı; Freud ikisine de sınır çizdi ve kendi terimini sonradan yanlış adlandırma saydı.
Gözlenebilen suçluluk iki yaşından önce başlıyor, güç kullanan disiplinle birlikte azalıyor ve bilinçli suçluluğa yatkın kişiler yeniden suçtan daha çok uzak duruyor. Bu bulgular Freud'un bilinçdışı suçluluğunu ne doğruluyor ne yanlışlıyor; aynı kelimenin altında farklı şeyler ölçülüyor.
Sonraki derse köprü
Ben ve İd'in son sayfalarında Freud benin süperegodan duyduğu korkuya bir ad verir, vicdan korkusu (Gewissensangst), ve onu çocukluğun kastrasyon kaygısının devamı sayar. Kaygı burada hâlâ benin efendilerinden gelen bir tehlikeye verilen tepki gibi duruyor. Üç yıl sonra Freud kaygının ne olduğunu ve nereden doğduğunu yeniden düşündü. Bu iki tarifi karşı karşıya koymak ve kaygının bir tehlikeyi önceden haber veren işarete nasıl dönüştüğünü izlemek M06-D03'e, Kaygı kuramının değişimi dersine kalıyor.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.