Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Mikrofon iki şeyi değiştirir — taşıma gücü artık gerekli değildir ve küçük ayrıntılar büyür — iki şeyi değiştirmez: rezonans ve entonasyon-ritim-söz. Bir yardımcı değil bir büyüteçtir; iyi olanı da kötü olanı da büyütür.
Mesafe yalnız bir seviye ayarı değil bir renk ayarıdır: yönlü mikrofonlarda yaklaştıkça kalın frekanslar artar. Yakın mahrem, orta dengeli, uzak açık bir ses verir.
Mikrofon tekniğinin merkezi mesafe hareketidir: yüksek söylerken uzaklaş, sessiz söylerken yaklaş. Böylece kendi dinamik aralığın mikrofonun kaldırabileceği aralığa sığar ve dinamik yok olmaz, tınıya dönüşür.
Patlamalı sesler — özellikle p, t ve k — kapsüle çarpan hava patlamalarıdır ve çözümü tek bir harekettir: mikrofonu tam karşıya değil hafifçe yana tutmak. Aynı açı, keskin "s" seslerinin de bir bölümünü çözer.
Monitörde kendini duyamayan bir şarkıcı itmeye başlar ve sekiz modüllük teknik bir anda gider. Ses salonda zaten yeterlidir; doğru davranış itmek değil, monitör seviyesi istemektir.
Açılış sahnesi
İki şarkıcı aynı sahnede.
Birincisi güçlü sesli. Odada, mikrofonsuz, arka sıraya rahatça ulaşıyor. Sekiz modüldür teknik çalışmış ve taşıma gücü yerinde.
İkincisinin sesi küçük. Odada zar zor duyuluyor.
Mikrofon veriliyor.
Ve sonuç tersine dönüyor.
Birincisi sert duyuluyor. Patlamalar var, "s" sesleri tırmalıyor, ses sürekli fazla geliyor ve bütün cümleler aynı yükseklikte.
İkincisi yakın, sıcak ve ayrıntılı duyuluyor. Nefesi bile ifadenin parçası olmuş.
Şimdi buradaki asıl mesele.
Mikrofon, odanın ödüllendirdiği şeyleri ödüllendirmiyor.
Odada taşıma gücü kazandırıyordu. Mikrofonda taşıma gücünü zaten mikrofon sağlıyor ve senin fazladan verdiğin her şey bir sorun hâline geliyor.
Ama şuna dikkat: ikinci şarkıcı tekniksiz değil. Mikrofon tekniği bilmeyen bir ses de mikrofonda kötü duyulur.
Yani mikrofon tekniği ortadan kaldırmıyor. Hangi tekniğin gerektiğini değiştiriyor.
Bu ders o değişimi kuruyor.
Bu derste ne olacak
Önce mikrofonun neyi değiştirip neyi değiştirmediğini ayıracağız. Sonra ana kontrolü kuracağız: mesafe. Ardından mesafeyi bir ifade aracına çevireceğiz — bu, mikrofon tekniğinin merkezi. Sonra patlamalı sesleri ve keskin "s" seslerini ele alacağız; ikisinin de çözümü aynı. En sonda monitörden kendini duymayı ve oradaki tuzağı konuşacağız.
Sıfır noktası
Mikrofon iki şeyi değiştiriyor, iki şeyi değiştirmiyor. Karıştırılmaması gerekiyor.
Değiştirdiği birinci şey: taşıma gücü artık gerekli değil.
Odada duyulmak için ürettiğin gürlüğü mikrofon senin yerine üretiyor. Bu, çok sessiz söylemeyi mümkün kılıyor ve akustik olarak erişilemeyen bir ifade aralığı açıyor.
Fısıltıya yakın bir ses, mikrofonla bir salonu dolduruyor. Bu, çağdaş popüler müziğin büyük bölümünün üstüne kurulduğu imkân.
Değiştirdiği ikinci şey: küçük ayrıntılar büyüyor.
Nefesin duyuluyor. Dudak sesleri, dil şapırtıları, yutkunma duyuluyor. Bir cümlenin sonundaki en ufak titreme duyuluyor.
Bunların bir kısmı ifade, bir kısmı gürültü. Ayrımı sen yapıyorsun.
Değiştirmediği birinci şey: rezonans.
Rezonansı olmayan bir ses mikrofonda da renksiz duyuluyor. Mikrofon sesi büyütüyor, zenginleştirmiyor. Üçüncü modülde kurduğun şey burada da geçerli.
Değiştirmediği ikinci şey: entonasyon, ritim, söz.
Mikrofon hiçbirini düzeltmiyor. Aksine, hepsini daha duyulur hâle getiriyor.
Yani mikrofon bir yardımcı değil, bir büyüteç. İyi olanı da kötü olanı da büyütüyor.
Mekanizma
Mesafe: ana kontrol
Mikrofon tekniğinin merkezinde tek bir değişken var: ağzınla mikrofon arasındaki mesafe.
Ve bu mesafe iki şeyi birden değiştiriyor.
Birincisi: gürlük. Yakınlaştıkça sinyal büyüyor, uzaklaştıkça küçülüyor. Bu beklenen.
İkincisi ve daha az bilineni: tını. Yönlü mikrofonlarda — sahnede kullanılan el mikrofonlarının çoğu böyle — kaynağa yaklaştıkça kalın frekanslar belirgin biçimde artıyor.
Yani mikrofona yaklaşmak sesi yalnız yükseltmiyor, kalınlaştırıyor da.
Bunun sonucu şu: mesafe bir seviye ayarı değil, bir renk ayarı.
Çok yakın — dudağa yakın mesafe. Kalın, yakın, mahrem bir ses. Ama patlamalar ve nefes sesleri de en belirgin burada.
Orta mesafe — birkaç parmak. Dengeli ve en çok kullanılan konum.
Uzak — bir karış ve ötesi. Daha ince, daha açık, odanın sesini de içine alan bir ses.
Bu üç bölgeyi tanımak, mikrofon tekniğinin yarısı.
Mesafeyi ifade aracına çevirmek
Şimdi bu modülün merkezine geliyoruz. Ve profesyonel bir şarkıcıyı izlerken göreceğin şey bu.
Mikrofon sabit durmuyor. Sürekli hareket ediyor.
Kural basit ve terse çalışıyor:
Yüksek söylerken uzaklaş. Sessiz söylerken yaklaş.
Neden? Çünkü mikrofon dinamiği daraltmıyor, olduğu gibi aktarıyor. Yüksek bir cümleyi yakından söylersen sinyal aşırı yükseliyor ve ses bozuluyor. Sessiz bir cümleyi uzaktan söylersen kayboluyor.
Mesafeyi ayarlayarak, kendi dinamik aralığını mikrofonun kaldırabileceği aralığa sığdırıyorsun.
Ve şu ilginç: bunu yaparken dinleyicinin duyduğu dinamik farkı korunuyor. Çünkü mesafeyle birlikte tını da değişiyor — yaklaştığın sessiz cümle daha kalın ve mahrem, uzaklaştığın yüksek cümle daha açık ve parlak duyuluyor.
Yani mesafe hareketi dinamiği yok etmiyor; onu başka bir boyuta çeviriyor.
Bunu öğrenmenin yolu tek: kaydederek denemek. Aynı cümleyi üç mesafede söyleyip dinlemek, tarif okumaktan çok daha hızlı öğretiyor.
Bir uyarı: hareket yumuşak olmalı. Ani mesafe değişimleri duyuluyor ve dinleyiciyi rahatsız ediyor. Cümlenin gidişiyle birlikte, kademeli.
Patlamalı sesler ve açı
Şimdi çok somut bir sorun.
Bazı ünsüzler ağızdan bir hava patlamasıyla çıkıyor. Bu patlama mikrofona doğrudan çarptığında, kayıtta ya da hoparlörde tok ve rahatsız edici bir gürleme oluşuyor.
Beşinci modüldeki harita burada tekrar işe yarıyor. En çok patlama üreten sesler "Fıstıkçı Şahap"ın içinde: özellikle p, t ve k.
Türkçede kelime başında bu sesler sık geçtiği için sorun da sık.
Çözüm çok basit ve tek bir hareketten ibaret.
Mikrofonu ağzının tam karşısına değil, hafifçe yana ya da yukarı doğru tut.
Yani ses mikrofona doğrudan değil, üzerinden geçerek gidiyor. Hava patlaması kapsülü ıskalıyor ama ses yine yakalanıyor.
Bu tek düzeltme, patlama sorununun neredeyse tamamını çözüyor. Ve mikrofonu doğrudan ağza tutmak, yeni başlayanların en yaygın alışkanlığı.
Keskin "s" sesleri
İkinci sorun ve çözümü aynı yerden geliyor.
"s", "ş" ve "z" sesleri yüksek frekans ağırlıklı. Mikrofon bunları olduğu gibi yakalıyor ve hoparlörde tırmalayıcı, keskin bir sonuç çıkabiliyor.
Buna sibilans deniyor.
Üç çözümü var.
Birincisi: yine açı. Hafifçe yana tutmak burada da işe yarıyor.
İkincisi: artikülasyon. Beşinci modüldeki kural geçerli — ünsüz kısa ve keskin olmalı, uzun ve yayvan değil. Uzatılan bir "s" mikrofonda çok daha rahatsız edici.
Üçüncüsü: mesafe. Çok yakın söylemek sibilansı artırıyor.
Ve bir not: sibilans kısmen ses kurulumu ile ilgili, kısmen ekipmanla. Ses teknisyeninin de yapabileceği şeyler var. Ama şarkıcı tarafında bu üç ayar, sorunun büyük bölümünü çözüyor.
Tutuş
Kısa ama önemli bir bölüm.
Mikrofonun gövdesinden tut, başından değil.
Üstteki ızgaralı kısmı avuçla kavramak yaygın bir alışkanlık ve iki soruna yol açıyor.
Birincisi: mikrofonun yön özelliği bozuluyor. Yönlü bir mikrofon, arkasındaki delikler sayesinde yönlü çalışıyor. O delikler kapandığında yönlülük kayboluyor ve mikrofon her yönden ses almaya başlıyor.
İkincisi: geri besleme riski artıyor.
Ve şu: mikrofonu sıkı kavramak elin gerginleşmesine yol açıyor ve o gerginlik kola, oradan omza yayılıyor. Birinci modüldeki uyarı burada da geçerli — omuzda başlayan gerginlik doğrudan sese geçiyor.
Rahat ve gevşek tut. Düşmeyecek kadar, ama o kadar.
Monitörden kendini duymak
Şimdi bu modülün en pratik ve en az konuşulan konusu.
Birinci modülde şunu kurmuştuk: kendi sesini olduğu gibi duyamıyorsun.
Sahnede buna bir katman daha ekleniyor. Artık üç şey duyuyorsun: kemik yoluyla gelen kısım, havadan gelen kısım ve monitörden gelen kısım.
Ve monitör, salonun duyduğu şeyle aynı değil.
Şimdi asıl tuzak.
Monitörde kendini duyamayan bir şarkıcı itmeye başlar.
Bu neredeyse otomatik bir tepki. Duyamıyorsun, daha çok veriyorsun. Sekiz modüldür kurduğun her şey — verimlilik, gevşeklik, dengeli fonasyon — bir anda gidiyor.
Ve ses salonda zaten yeterince yüksek. Yani hiçbir şey kazanmıyorsun; yalnız yoruluyorsun ve sesin sıkışıyor.
Doğru davranış şu: it me, iste.
Ses teknisyenine monitörde kendini duyamadığını söyle. Bu bir şikâyet değil, standart bir prova bildirimi ve herkes yapıyor.
Prova sırasında yapılması gereken tam olarak bu. Ve monitör seviyesi ayarlandığında bütün tekniğin geri geliyor.
Bir de kulak içi kullanılan durumlar var. Orada da aynı ilke geçerli: duyduğun seviye rahat olmalı ve duyamıyorsan söylemelisin.
Geri besleme
Son bir teknik nokta.
Mikrofon, kendi sesini yeniden yakaladığında bir döngü oluşuyor ve tiz bir uğultu çıkıyor.
Şarkıcı tarafında iki kural yeterli.
Birincisi: mikrofonu hoparlöre doğrultma. Sahnedeki monitörlere ve öndeki hoparlörlere doğru tutulan bir mikrofon, döngüyü doğrudan kuruyor.
İkincisi: kullanmadığın anlarda mikrofonu aşağı indir. Ağzından uzaktaki bir mikrofon hem gereksiz ses almıyor hem geri besleme riskini düşürüyor.
Bunun ötesi ses teknisyeninin işi ve senin çözmen gerekmiyor.
Örneklerden okuma
Usta katmanı
Dört nokta.
Birincisi: mikrofon bir çalgı gibi öğreniliyor. Farklı mikrofonlar farklı davranıyor ve deneyimli bir şarkıcı elindekinin nasıl tepki verdiğini birkaç cümlede anlıyor. Prova sırasında birkaç dakika mesafe denemesi yapmak, bütün performansın sesini belirliyor.
İkincisi: nefes sesi bir tercih hâline geliyor. Akustik ortamda duyulmayan nefes, mikrofonda duyuluyor. Bazı türlerde bu istenen bir yakınlık işareti; bazılarında dikkat dağıtıcı. Yani nefesini duyurup duyurmamak artık bir karar ve mesafeyle yönetiliyor.
Üçüncüsü: sahnedeki hareket ile mikrofon mesafesi birlikte çalışıyor. Mikrofonu sabit tutup başını hareket ettirmek de bir yöntem ve bazen daha doğal duruyor. İkisini de deneyip hangisinin sende oturduğunu bulmak gerekiyor.
Dördüncüsü: stüdyo ile sahne farklı işler. Stüdyoda mikrofon genellikle sabit ve mesafe kontrolü baş hareketiyle yapılıyor; ayrıca patlama önleyici bir perde kullanılıyor. Sahnede mikrofon elde ve hareket serbest. Aynı ilkeler geçerli ama uygulama farklı.
Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler
Yaygın yanlış: Mikrofon varsa teknik gerekmez. Mikrofon bir büyüteç. Rezonansı olmayan bir ses renksiz, entonasyonu bozuk bir ses daha belirgin biçimde bozuk duyuluyor. Değişen şey hangi tekniğin gerektiği.
Yaygın yanlış: Mikrofon sabit tutulur. Mikrofon tekniğinin merkezi mesafe hareketidir: yüksekte uzaklaş, sessizde yaklaş. Sabit mesafe hem dinamiği kaybettiriyor hem sinyali bozuyor.
Yaygın yanlış: Mikrofon ağzın tam karşısına tutulur. Bu, patlamaları doğrudan kapsüle gönderiyor. Hafifçe yana ya da yukarı tutmak, patlama sorununun neredeyse tamamını ve sibilansın bir kısmını çözüyor.
Yaygın yanlış: Mikrofonun başını kavramak sesi büyütür. Tersine, yönlülüğü bozuyor ve geri besleme riskini artırıyor. Gövdeden ve gevşek tutulur.
Yaygın yanlış: Kendimi duyamıyorsam daha çok vermeliyim. Ses salonda zaten yeterli. İtmek hiçbir şey kazandırmıyor, yalnız tekniği bozuyor. Doğru davranış monitör seviyesi istemek.
Uygulama
Dört parçalı çalışma, toplam yirmi dakika. Elinde mikrofon yoksa telefonunla da yapılabiliyor.
Birinci parça: üç mesafe. Aynı cümleyi üç mesafede kaydet: çok yakın, orta, uzak. Çabanı üçünde de aynı tut.
Dinle ve iki şeyi karşılaştır: gürlük ve kalınlık. İkisinin birlikte değiştiğini duyduğunda mesafenin bir renk ayarı olduğunu anlamış olursun.
İkinci parça: hareket. İçinde hem sessiz hem yüksek bölüm olan bir cümle seç. Bir kez sabit mesafede, bir kez hareket ederek kaydet.
Hareketli olanda yüksek yerde uzaklaş, sessiz yerde yaklaş. İki kaydı karşılaştır.
Üçüncü parça: patlama avı. İçinde p, t ya da k ile başlayan kelimeler olan bir cümle seç. Mikrofonu tam karşıya tutarak kaydet, sonra hafifçe yana tutarak kaydet.
Farkı duyduğunda bu bilgi kalıcı oluyor.
Dördüncü parça: nefes kararı. Bir cümleyi çok yakın mesafeden kaydet ve nefesinin ne kadar duyulduğunu dinle.
Sonra karar ver: bu nefes ifadenin parçası mı, dikkat dağıtıcı mı? Cevaba göre mesafeni ayarla.
Bu karar senin üslup kararlarından biri ve doğru cevabı yok.
Kilit özet
Mikrofon iki şeyi değiştirir — taşıma gücü artık gerekli değildir ve küçük ayrıntılar büyür — iki şeyi değiştirmez: rezonans ve entonasyon-ritim-söz. Bir yardımcı değil bir büyüteçtir; iyi olanı da kötü olanı da büyütür.
Mesafe yalnız bir seviye ayarı değil bir renk ayarıdır: yönlü mikrofonlarda yaklaştıkça kalın frekanslar artar. Yakın mahrem, orta dengeli, uzak açık bir ses verir.
Mikrofon tekniğinin merkezi mesafe hareketidir: yüksek söylerken uzaklaş, sessiz söylerken yaklaş. Böylece kendi dinamik aralığın mikrofonun kaldırabileceği aralığa sığar ve dinamik yok olmaz, tınıya dönüşür.
Patlamalı sesler — özellikle p, t ve k — kapsüle çarpan hava patlamalarıdır ve çözümü tek bir harekettir: mikrofonu tam karşıya değil hafifçe yana tutmak. Aynı açı, keskin "s" seslerinin de bir bölümünü çözer.
Monitörde kendini duyamayan bir şarkıcı itmeye başlar ve sekiz modüllük teknik bir anda gider. Ses salonda zaten yeterlidir; doğru davranış itmek değil, monitör seviyesi istemektir.
Sonraki derse köprü
Araçları kurduk. Sırada gerçek müzik var.
Bir sonraki modülde üç şarkılık bir repertuvar kuracağız. Yeni bir teknik gelmiyor; dokuz modüldür kurduğun her şey belirli parçalar üzerinde birleşiyor.
Ve orada bir seçim işi var. Bir şarkının senin sesine uygun olup olmadığını nasıl anlarsın? Aralık uygun mu, geçiş bölgen nereye denk geliyor, sözler senin ağzında rahat mı?
Yedinci modülden bir şey doğrudan oraya taşınıyor: bir şarkının en yoğun bölümü senin geçiş bölgene denk geliyorsa, o şarkıyı bir ton taşımak sorunu tamamen çözebiliyor. Yani teknik zorlanmayı teknikle değil planlamayla çözmek.
Bir uyarı: mikrofon çalışmasını repertuvardan ayrı tutma. Bir şarkıyı mikrofonsuz çalışıp sahnede ilk kez mikrofonla söylemek, iki farklı şey yapmak demek. Şarkıyı baştan mikrofonla çalış.