Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Usul, makam müziğinde bir eserin döne döne tekrar eden, adı konmuş vuruş kalıbı. Ölçünün söylediği zaman sayısına bir ağırlık düzeni ekliyor ve eserin kimliğinin parçası sayılıyor.
Kalıbın vuruşları hecelerle anılıyor: derin ve güçlü "düm", kısa ve hafif "tek". Usul tutarken yaygın yöntemde sağ el düm'leri, sol el tek'leri dizlere vuruyor; böylece kalıp hem kulağa hem bedene yerleşiyor.
Başlangıçta iki kısa usul yeterli bir zemin: üç zamanlı semai (düm, tek, tek) ve uzun bir düm'le açılan dört zamanlı sofyan. Düyek, aksak, devr-i hindi ve büyük formların geniş usulleri, bu zeminin üzerine kuruluyor.
Ud çalarken el usul vurmuyor ama kulak onu içeride tutuyor. Mızrap, ağır vuruşa düşen sese biraz daha güç veriyor ve ezgi usulün yürüyüşünü kazanıyor.
Açılış sahnesi
Bir öğrenci, basit bir peşrev bölümünü notadan çalışıyor. Ölçü işaretine bakıyor, notaların sürelerini sayıyor ve her şeyi doğru çalıyor. Ama öğretmeni dinledikten sonra başını sallıyor: "Notalar doğru, ama usul yok."
Öğrenci şaşırıyor. Ölçüyü saymış, süreleri tutmuş; eksik olan ne olabilir? Öğretmen udu bir kenara bırakıyor ve iki eliyle dizlerine vurmaya başlıyor: sağ eliyle güçlü ve derin bir vuruş, ardından sol eliyle daha hafif iki vuruş. Vuruşlar bir kalıp oluşturuyor ve o kalıp döne döne tekrarlanıyor.
"Bu usul," diyor öğretmen. "Ölçü sana kaç zaman olduğunu söylüyor. Usul, o zamanların hangisinin ağır, hangisinin hafif olduğunu, ezginin hangi adımlarla yürüdüğünü söylüyor."
Öğretmen ezgiyi bu kez usul vurarak söylüyor. Öğrenci aynı notaları, bu vuruşların üzerine yerleştirerek yeniden çalıyor. Bu kez notaların bazıları kendiliğinden ağırlaşıyor, bazıları hafifliyor ve ezgi, ilk çalışında olmayan bir yürüyüşle ilerliyor.
Bu derste ne olacak
Önce usulün ne olduğuna bakacağız: makam müziğinin ritim kalıbının batı müziğindeki ölçüden nasıl ayrıldığını göreceğiz. Sonra usulün vuruşlarını, güçlü ve zayıf vuruşları adlandıran heceleri tanıyacağız. Ardından usulü elle vurmayı, yani usul tutmayı çalışacağız. Kısa ve temel iki usulü, üç zamanlı ve dört zamanlı olanları örnek olarak ele alacağız ve daha uzun usullerin varlığına değineceğiz. En sonda da udun mızrap vuruşlarının usulün iskeletine nasıl yerleştiğine ve usulün ezgiye nasıl bir yürüyüş verdiğine bakacağız.
Sıfır noktası
Makam müziğinde her usullü eser, adı konmuş bir vuruş kalıbının üzerinde yürüyor. Bu kalıba usul deniyor; eser boyunca başa dönüp yeniden başlıyor.
Batı müziğindeki ölçü, bir ölçüde kaç vuruş olduğunu ve her vuruşun hangi nota değeriyle gösterildiğini söylüyor. Usul de bir ölçü işaretiyle yazılıyor, ama bunun ötesinde bir şey taşıyor: her vuruşun kendi ağırlığını ve bu ağırlıkların sırasını.
Ritim Temelleri kursunda vuruş, alt bölünme ve aksan kavramları anlatılmıştı. Usul, bu kavramların makam müziğindeki düzenli ve adlandırılmış karşılığı: her usulün bir adı, bir uzunluğu ve kendine özgü bir vuruş kalıbı var.
Bir önceki derste notaları okumayı öğrendik. Bu derste o notaların zaman içinde nasıl dizildiğini, usulün iskeletinde nasıl yürüdüğünü öğreniyoruz.
Bu dersin sınavı şu: kısa bir usulü elle, güçlü ve zayıf vuruşları ayırarak döne döne vurabiliyor, aynı usulü sayarken bir ezgiyi söyleyebiliyor ve udda bu ezgiyi usulün vuruşlarına yerleştirerek çalabiliyor musun?
Mekanizma
Ölçüden fazlası
Açılıştaki öğrenci ölçüyü saymış ve süreleri doğru tutmuştu. Ama makam müziğinde bir ezginin ritmi, yalnızca sürelerin doğru olmasıyla tamamlanmıyor. Usul, sürelerin üzerine bir ağırlık düzeni ekliyor.
Aynı uzunlukta iki usul, vuruşlarını farklı biçimde dizebiliyor. Birinde güçlü vuruş başta ve ortada, ötekinde başta ve sonlara doğru olabiliyor. Bu fark, ezgi aynı sürelerle çalınsa bile farklı bir yürüyüş yaratıyor.
Bu yüzden bir eserin usulünü bilmek, onu doğru çalmanın parçası. Eserin adının yanında çoğu zaman makamı ve usulü birlikte yazılıyor; usul, eserin kimliğinin bir parçası.
Usulün bir de bütünü taşıyan yanı var. Uzun bir eserde usul, ezginin bölümlerini ve cümlelerini bir iskelet gibi taşıyor. Ezgi değişse de usul döne döne tekrar ediyor ve müziğin zemini oluyor.
Düm ve tek
Usulün vuruşları, geleneksel olarak hecelerle adlandırılıyor. Bu hecelerin en temel ikisi "düm" ve "tek".
"Düm", güçlü ve pes bir vuruş. Açılıştaki öğretmenin sağ eliyle dizine vurduğu derin vuruş buydu. Usulün ağırlık merkezleri çoğu zaman düm vuruşlarında.
"Tek", daha hafif ve daha tiz bir vuruş. Öğretmenin sol eliyle vurduğu hafif vuruşlar bunlardı. Tek vuruşları, düm'lerin arasında yürüyüşü sürdürüyor.
Bu iki temel hecenin yanında, bazı usullerde vuruşları daha ayrıntılı gösteren başka heceler de kullanılıyor. Örneğin bir tek vuruşunun hızla ikiye bölündüğü yerlerde farklı heceler duyulabiliyor. Başlangıçta düm ve tek ayrımını sağlam kurmak, bu ayrıntıların temeli.
Hecelerin sesleri, vuruşların niteliğini de taşıyor. "Düm" hecesinin kapalı ve derin sesi güçlü vuruşa, "tek" hecesinin kısa ve kesik sesi hafif vuruşa uygun düşüyor. Usulü sesli söylerken hecelerin bu niteliklerini abartmak, kalıbı bedene yerleştirmeyi kolaylaştırıyor.
Usul tutmak
Usulü elle vurmak, makam müziğinin eğitiminde yaygın bir alıştırma ve buna usul tutmak ya da usul vurmak deniyor. Açılıştaki öğretmenin dizlerine vurduğu vuruşlar, bu geleneğin bir örneğiydi.
Yaygın bir yöntemde düm vuruşları sağ elle, tek vuruşları sol elle dizlere vuruluyor. Sağ elin vuruşu daha güçlü ve belirgin, sol elin vuruşu daha hafif. Böylece güçlü ve zayıf vuruşlar yalnızca sesle değil, elle de ayrılıyor.
Usul tutarken heceleri sesli söylemek ya da ezgiyi söylemek mümkün. Başlangıçta önce yalnızca usul vuruluyor ve heceler söyleniyor; kalıp oturduktan sonra aynı usulün üzerine ezgi söyleniyor. Bu, ezginin usulün hangi vuruşuna düştüğünü doğrudan hissettiriyor.
Usul tutmanın değeri, usulü bedene yerleştirmesi. Usul bedende oturduğunda, udu çalarken usul vurulmasa bile içeride duyuluyor ve ezgi o iç usulün üzerinde yürüyor. Açılıştaki öğrencinin ilk çalışında eksik olan buydu.
Kısa iki usul
Makam müziğinde çok sayıda usul var; bazıları birkaç zamanlık kısa döngüler, bazıları çok uzun ve karmaşık kalıplar. Başlangıç için kısa ve sık kullanılan usullerle çalışmak, usul duygusunu kurmanın en iyi yolu.
Semai, üç zamanlı kısa bir usul. Kalıbı bir düm ve ardından iki tek vuruşundan oluşuyor: düm, tek, tek. Açılıştaki öğretmenin dizlerine vurduğu kalıp buna benziyordu. Semainin güçlü başı ve iki hafif devamı, ona dönen, sallanan bir yürüyüş veriyor.
Sofyan, dört zamanlı kısa bir usul. Kalıbı iki zaman süren bir düm ile ardından gelen iki hafif vuruştan oluşuyor. Sofyanın uzun ve ağır düm'ü, ona oturaklı ve sakin bir yürüyüş veriyor.
Bu iki usul, başlangıç için iyi birer zemin. İkisi de kısa, kalıpları kolay hatırlanıyor ve birçok eserde karşılaşılıyor. Bu kursun makam derslerindeki ezgilerin önemli bir bölümü bu kısa usullerle çalışılabiliyor.
Daha uzun usuller
Kısa usullerin yanında, makam müziğinde çok daha uzun usuller de var. Düyek, aksak ve devr-i hindi gibi usuller daha uzun döngülere ve farklı vuruş düzenlerine sahip. Bunların bazılarında vuruşlar eşit uzunlukta değil; aksak usullerde bazı vuruşlar ötekilerden uzun sürüyor.
Makam müziğinin bazı büyük formlarında kullanılan usuller ise çok uzun; tek bir döngüsü birçok ölçüye yayılabiliyor. Bu uzun usuller, genellikle birkaç kısa usulün bir araya gelmesiyle oluşmuş gibi düşünülebiliyor ve eserin ağır, geniş bir yürüyüşle ilerlemesini sağlıyor.
Bu kursun başlangıç düzeyinde uzun usullere girilmiyor. Ama kısa usullerle kurulan usul duygusu, onları ilerleyen çalışmalarda öğrenmenin temeli. Bir usulün adını gördüğünde onun bir vuruş kalıbı olduğunu bilmek ve o kalıbı elle vurmaya çalışmak, her uzunluktaki usul için aynı yöntem.
Mızrap usule yerleşir
Udu çalarken usul elle vurulmuyor; ama mızrap vuruşları usulün iskeletine yerleşiyor. Açılıştaki öğrencinin ikinci çalışında notaların bazılarının kendiliğinden ağırlaşması, bu yerleşmenin sonucuydu.
Usulün güçlü vuruşlarına düşen sesler, çoğu zaman biraz daha belirgin çalınıyor; zayıf vuruşlara düşen sesler ise daha hafif. Bu, ezgiye usulün yürüyüşünü veriyor. Aynı notalar, usulün vuruşlarına göre farklı ağırlıklarda çalındığında ezgi canlanıyor.
Sağ el çalışmasında mızrabın iki yönde sırayla işlediğini gördük. Birçok ud çalıcısı, usulün güçlü vuruşlarını aşağı vuruşla karşılamaya eğilimli; ama bu bir kural değil, ezginin gerektirdiğine göre değişen bir alışkanlık. Önemli olan, mızrabın vuruş düzeninin usulün iskeletiyle uyum içinde olması.
Usulü çalışırken udu ve eli ayırmak işe yarıyor. Önce usul elle vuruluyor ve ezgi söyleniyor; sonra usul içeride duyulurken ezgi udda çalınıyor. Bu iki adım, usulün eline ve kulağına aynı anda yerleşmesini sağlıyor.
Örneklerden okuma
Usta katmanı
Usul ve ezginin serbestliği. Makam müziğinde her eser usullü değil. Taksim gibi bazı doğaçlama biçimleri usulsüz, yani belirli bir ritim döngüsüne bağlı olmadan çalınıyor. Usullü eserler ile usulsüz taksimler arasındaki bu fark, ud çalışının iki farklı yüzü; taksim, bu kursun ötesindeki ileri çalışmaların konusu.
Vurmalı çalgılarla usul. Topluluklarda usul çoğu zaman kudüm, def, darbuka gibi vurmalı çalgılarla tutuluyor. Bu çalgılar, düm ve tek vuruşlarını kendi sesleriyle, çoğu zaman süsleyerek çalıyor. Ud çalıcısı, bu vuruşları dinleyerek ezgisini usule yerleştiriyor.
Usulün süslenmesi. Deneyimli usul çalıcıları, bir usulün temel kalıbını koruyarak onu ara vuruşlarla süslüyor. Bu süslemeler usulün iskeletini değiştirmiyor, ama onu canlandırıyor. Başlangıçta temel kalıbı sağlam kurmak, süslemelerin temeli.
Usulü dinleyerek öğrenmek. Bir usulü yalnızca notadan öğrenmek, onun yürüyüşünü tam olarak vermiyor. Aynı usuldeki farklı eserleri dinlemek ve usulü onların üzerine vurmak, usulün karakterini kulağa yerleştiriyor.
Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler
Yaygın yanlış: Usul, ölçünün başka bir adıdır. Zaman sayısı iki kavramda da ortak; usulü ölçüden ayıran, vuruşların ağırlık sırası.
Yaygın yanlış: Süreler doğruysa ritim doğrudur. Makam müziğinde doğru süreler, usulün ağırlık düzeniyle birleştiğinde ritim tamamlanıyor. Usul olmadan ezgi düz ve yürüyüşsüz kalıyor.
Yaygın yanlış: Aynı uzunluktaki usuller birbirinin yerine geçer. Aynı sayıda zamana sahip usuller, güçlü vuruşlarını farklı yerlere dizebiliyor ve farklı yürüyüşler veriyor.
Yaygın yanlış: Ud çalarken usulün önemi yoktur, onu vurmalı çalgılar tutar. Ud çalıcısı da usulü içeride duyuyor ve mızrap vuruşlarını usulün iskeletine yerleştiriyor. Usul, udun ezgisinin yürüyüşünü belirliyor.
Yaygın yanlış: Güçlü vuruşlar her zaman aşağı mızrapla çalınır. Bu yaygın bir alışkanlık, ama bir kural değil. Mızrap düzeni ezginin gerektirdiğine göre değişiyor; önemli olan, usulün iskeletiyle uyum.
Uygulama
Bir sandalyeye otur ve ellerini dizlerine koy. İlk olarak semai usulünü vur: sağ elinle güçlü bir düm, ardından sol elinle iki hafif tek. Hecelerini yüksek sesle söyle ve kalıbı döne döne, eşit bir tempoda tekrarla. Düm'ün derinliğini ve tek'lerin hafifliğini belirgin tut.
Ardından sofyan usulünü vur: iki zaman süren güçlü bir düm, ardından iki hafif vuruş. Semai ile sofyan arasındaki yürüyüş farkını hisset ve bir cümleyle not et.
Sonra bildiğin basit bir ezgiyi seç ve usulü vururken ezgiyi söyle. Ezginin hangi seslerinin güçlü vuruşlara, hangilerinin zayıf vuruşlara düştüğüne dikkat et. Ezgiyi söylerken usulün aksamadığından emin ol.
Ardından udunu al ve aynı ezgiyi çal. Usulü artık elle vurmuyorsun, ama içinde duymaya devam et. Usulün güçlü vuruşlarına düşen sesleri biraz daha belirgin, zayıf vuruşlara düşenleri biraz daha hafif çal. Mızrap düzeninin usulle uyum içinde olup olmadığını dinle.
En sonda semai ya da sofyan usulünde bir eser bul ve dinle. Eseri dinlerken usulü dizlerine vur ve usulün eserin başından sonuna nasıl döndüğünü izle.
Kilit özet
Usul, makam müziğinde bir eserin döne döne tekrar eden, adı konmuş vuruş kalıbı. Ölçünün söylediği zaman sayısına bir ağırlık düzeni ekliyor ve eserin kimliğinin parçası sayılıyor.
Kalıbın vuruşları hecelerle anılıyor: derin ve güçlü "düm", kısa ve hafif "tek". Usul tutarken yaygın yöntemde sağ el düm'leri, sol el tek'leri dizlere vuruyor; böylece kalıp hem kulağa hem bedene yerleşiyor.
Başlangıçta iki kısa usul yeterli bir zemin: üç zamanlı semai (düm, tek, tek) ve uzun bir düm'le açılan dört zamanlı sofyan. Düyek, aksak, devr-i hindi ve büyük formların geniş usulleri, bu zeminin üzerine kuruluyor.
Ud çalarken el usul vurmuyor ama kulak onu içeride tutuyor. Mızrap, ağır vuruşa düşen sese biraz daha güç veriyor ve ezgi usulün yürüyüşünü kazanıyor.
Sonraki derse köprü
Buraya kadar udun yapısını, akordunu, oturuşu ve mızrabı, iki eli, nota okumayı ve usulü öğrendik. Artık bir makamın ezgisini çalmaya hazırız.
Rast makamı, makam müziğinin temel makamlarından biri. Rast dizisi hangi perdelerden oluşur, segâh ve eviç perdeleri sapta nerede bulunur, ve rast makamının ezgisi hangi perdelerde durup hangi perdede karar kılar?