Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Donanımdan tonu bulmanın kuralları doğrudur ama yavaştır; hedef hesaplamayı bırakıp donanımın siluetini tanımaktır ve bu refleks zekayla değil tekrar sayısıyla kurulur.
Tonda okumak, donanımı bir düzeltme listesi değil bir varsayılan kümesi olarak kullanmaktır; o zaman dikkat çeken şey donanımdaki sesler değil, onun dışına çıkanlar olur.
Bir tonun zorluğu kâğıttaki işaret sayısıyla ölçülmez; kâğıtta sade olan do majör, elin doğal duruşuna en uygun ton değildir ve tablo her çalgıda başkadır.
Gam çalışmanın asıl işi parmak alıştırması değil, o tonun ses havuzunu yerleştirmek, derece refleksi kurmak ve kör noktaları görünür kılmaktır.
Bir tonu gerçekten bilip bilmediğinin tek güvenilir sınavı aktarımdır; kısa bir melodiyi dereceleri düşünerek başka tona taşıyabiliyorsan biliyorsun, nota adlarına dönüyorsan ezberlemişsin demektir.
Açılış sahnesi
Bir piyano öğretmeni yeni öğrencisinin karşısına oturuyor.
"Hangi gamdan başlayalım?" diye soruyor öğrenci. "Do majör herhalde. En kolayı o, hiç siyah tuş yok."
Öğretmen gülümsüyor ve elini klavyeye koyuyor. "Elini benim elimin yanına koy ve rahat bırak."
Öğrenci bırakıyor. Parmaklar doğal olarak yayılıyor. Uzun parmaklar, yani orta üç parmak, kendiliğinden yukarıya, siyah tuşlara doğru uzanıyor. Kısa olanlar, başparmak ve serçe, aşağıda beyaz tuşlarda kalıyor.
"Şimdi bak," diyor öğretmen. "Elinin doğal duruşu sana bir gam gösteriyor. Ve o gam do majör değil."
Kâğıtta en az işaret taşıyan ton, elde en rahat ton değil.
Bu ders, gamları ve donanımları kuramsal olarak değil, OKUMA ve ÇALMA tarafından ele alıyor. Bir önceki kursta neden öyle olduklarını öğrendin. Burada onları hızla tanımayı ve kullanmayı öğreneceksin.
Bu derste ne olacak
Önce donanım tanımayı otomatikleştireceğiz; saniyeler içinde tonu bulmayı. Sonra tonda okuma kavramını kuracağız ve neden nota nota düşünmenin yavaş olduğunu göreceğiz. Ardından parmak kalıplarına bakacağız ve kâğıttaki kolaylık ile eldeki kolaylığın neden farklı olduğunu anlayacağız. Sonra gam çalışmanın gerçekte ne öğrettiğini konuşacağız. En sonda aktarım pratiğine geleceğiz. Ders bittiğinde bir donanıma bakıp tonu refleks hâlinde söyleyebiliyor ve bir melodiyi başka bir tona aktarabiliyor olacaksın.
Sıfır noktası
Bir önceki kursta donanımdan tonu bulmanın iki kısayolunu öğrenmiştin: son diyezin yarım ses üstü, ya da sondan bir önceki bemol.
O kurallar doğru ama yavaş.
Deneyimli bir okuyucu partisyona baktığında hesap yapmaz. Donanımın ŞEKLİNİ tanır.
Üç diyezli donanımın portede oluşturduğu görüntü, iki bemolli donanımınkinden apayrıdır ve göz bunu tek bakışta ayırt eder. Diyezler ve bemoller her zaman aynı sırayla ve porte üzerinde her zaman aynı yerlere yazıldığı için, her donanımın kendine ait bir silueti vardır.
Yani hedef şu: hesaplamayı bırakıp tanımaya geçmek. Aynı şey ilk modülde nota okuma için söylenmişti; burada donanım için tekrarlanıyor.
Bunu kurmanın yolu tekrar sayısıdır, zeka değil. Günde iki dakika, on iki donanımı kart hâlinde karıştırıp adlandırmak, birkaç hafta içinde refleksi kurar.
Mekanizma
Tonda okumak
Şimdi asıl beceriyi kuralım ve bu, dersin en değerli bilgisi.
Yeni başlayan okuyucu her notayı ayrı ayrı okur ve donanımı bir düzeltme listesi gibi kullanır: "bu fa, ama donanımda diyez var, o hâlde fa diyez."
Bu, her nota için fazladan bir işlem demektir ve karmaşık bir satırda okuma hızını yarıya düşürür.
Deneyimli okuyucu bunu yapmaz. Parçanın başında tonu belirler ve o andan itibaren o tonun İÇİNDE okur.
Re majördeyse, sapta ya da klavyede fa ve do zaten diyezdir; ayrı bir düzeltme yapılmaz, çünkü o tonun sesleri artık varsayılan hâline gelmiştir.
Fark şurada görünür: tonda okuyan biri için asıl dikkat çeken şey donanımdaki sesler değil, donanımın DIŞINA çıkan seslerdir. Bir natürel ya da beklenmedik bir diyez gördüğünde gözü oraya takılır, çünkü orada bir olay vardır.
Yani donanım bir düzeltme listesi değil, bir varsayılan kümesidir. Bu tek zihniyet değişikliği, deşifre hızındaki en büyük sıçramalardan birini üretir.
Kâğıttaki kolaylık ile eldeki kolaylık
Şimdi açılış sahnesine dönelim.
Do majör kâğıtta en sadedir; hiç işaret taşımaz. Ama elin doğal duruşuna en uygun ton o değildir.
Sebep basit. Elin parmakları eşit uzunlukta değil. Orta üç parmak uzun, başparmak ve serçe kısa. Klavyede siyah tuşlar geride ve yüksekte, beyaz tuşlar önde ve alçakta.
Uzun parmaklar siyah tuşlara, kısa parmaklar beyaz tuşlara denk geldiğinde el rahat eder.
Bu yüzden bol siyah tuş içeren bazı tonlar piyanoda şaşırtıcı derecede rahattır. Do majör ise bütün parmakların aynı düzlemde çalışmasını ister ve elin doğal şeklini yok sayar.
Buradan çıkan ders şu: bir tonun zorluğu kâğıttaki işaret sayısıyla ölçülmez. Çalgıya göre değişir ve öğrencinin "zor ton" korkusunun büyük kısmı bu yanlış ölçüden gelir.
Çalgıya göre değişen tablo
Bu tablo her çalgıda başkadır ve bilmek repertuvar seçimini doğrudan etkiler.
Gitarda perde kalıpları taşınabilirdir; aynı şekli sapta kaydırarak başka tona geçersin. Bu yüzden gitarda ton değiştirmek kuramsal olarak neredeyse bedavadır. Ama boş teller belirli tonlarda çınladığı için, o tonlar yine de ayrıcalıklı olur.
Yaylı çalgılarda boş teller diyezli tonlarda daha sık çınlar ve çalgı parlaklaşır.
Nefeslilerde ise durum tersinedir; pek çok bando ve caz çalgısı bemol tonlarda daha rahat düşer.
Bu yüzden bir topluluk için yazarken ton seçimi bir uzlaşmadır. Yaylılar için ideal olan ton, nefesliler için zahmetli olabilir ve aranjör ikisinin arasında bir yer bulur.
Gam çalışmak gerçekte ne öğretir
Öğrencilerin en çok direndiği çalışma budur ve genellikle yanlış sebeple yapılır.
Gam çalışmanın parmak alıştırması tarafı en küçük faydasıdır. Asıl üç iş şunlar.
Birincisi: o tonun ses havuzunu ele ve kulağa yerleştirmek. Bir parçayı öğrenirken ne kadar az düşüneceğini bu belirler.
İkincisi: derece refleksi kurmak. Deneyimli müzisyen bir sesi duyduğunda ya da gördüğünde onun o tondaki kaçıncı derece olduğunu düşünmeden bilir. Bu, doğaçlamadan aktarıma kadar her şeyin temelidir.
Üçüncüsü: kör noktaları bulmak. Her tonda bir ya da iki geçiş yeri vardır ki el orada tökezler. Gam çalışması bu noktaları görünür kılar ve hedefli çalışmayı mümkün kılar.
Bu üçünü bilmeden gam çalışan öğrenci, çalışma süresinin büyük kısmını boşa harcar.
Aktarım: en hızlı sınav
Bir tonu gerçekten öğrenip öğrenmediğini anlamanın tek güvenilir yolu var.
Bildiğin kısa bir melodiyi başka bir tona aktar.
Nota adlarını değil dereceleri düşünerek yap. Melodi birinci, üçüncü, beşinci, dördüncü derece diye ilerliyorsa, yeni tonda da aynı sırayı çal.
Bunu yapabiliyorsan tonu biliyorsun demektir. Yapamıyorsan, o tonun notalarını ezberlemişsin ama ilişkilerini kurmamışsın demektir.
Aktarım, onuncu modülde konuştuğumuz derece dilinin doğrudan uygulamasıdır ve bir müzisyenin sahnedeki en pratik becerisidir.
Örneklerden okuma
Usta katmanı
Buraya kadarki kısım yöntemi kurdu. Şimdi ince tarafa geçelim.
Birincisi: ton içinde okumak, aynı zamanda tahmin etmektir. Tonu bilen okuyucu sıradaki notanın hangi seslerden biri olacağını daraltmış olur ve bu, okuma hızını doğrudan artırır. Bu yüzden gam bilgisi bir kuram konusu değil, okuma becerisinin altyapısıdır; ikisini ayrı çalışmalar sanmak, ikisini de yavaşlatır.
İkincisi: bir tonun zorluğu üç ayrı yerde ölçülür ve üçü aynı sonucu vermez. Kâğıtta işaret sayısı, elde parmak ergonomisi, kulakta aşinalık. Bir ton kâğıtta zor, elde kolay olabilir. Öğrenciye "bu ton zor" derken hangisinden bahsedildiğini söylemek, korkuların büyük kısmını baştan siler.
Üçüncüsü: gam çalışmasının verimi tempoyla değil dikkatle artar. Aynı gamı çok hızlı ama otomatik pilotta çalmak, yavaş ama her sese dikkat ederek çalmaktan belirgin biçimde daha az öğretir. Deneyimli müzisyenler gam çalışırken her seferinde tek bir şeye odaklanır: bir gün eşitlik, bir gün gürlük dengesi, bir gün geçiş noktası.
Dördüncüsü: aktarımı derecelerle yapmak, kulakla yapmaktan farklıdır ve ikisi de gerekir. Derecelerle aktarım kesindir ve yazılı işlerde çalışır; kulakla aktarım hızlıdır ve sahnede çalışır. Yalnız birini geliştiren müzisyen, diğerinin gerektiği durumda tıkanır. İkisini birlikte çalışmanın yolu, aktarımı önce içinden duyup sonra kâğıtta doğrulamaktır.
Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler
Yaygın yanlış: Do majör en kolay tondur. Kâğıtta en sadedir ama elde en rahat değildir; bütün parmakların aynı düzlemde çalışmasını ister ve elin doğal şeklini yok sayar. Kolaylık algısı tamamen kâğıttan gelir. Bu yanlış, öğrencilerin diğer tonlardan gereksiz yere korkmasına yol açar.
Yaygın yanlış: Çok diyezli tonlar zordur. Zorluk işaret sayısıyla değil, çalgıyla ve aşinalıkla ölçülür. Beş diyezli bir ton piyanoda gayet rahat, gitarda ise sapta bir kaydırmadan ibaret olabilir. İşaret saymak, zorluğu ölçmenin en yanıltıcı yoludur.
Yaygın yanlış: Donanım bir düzeltme listesidir. Deneyimli okuyucu için donanım bir varsayılan kümesidir ve dikkat çeken şey onun dışına çıkan seslerdir. Donanımı her notada kontrol edilen bir liste gibi kullanmak, her nota için fazladan bir işlem ekler ve okuma hızını yarıya düşürür.
Yaygın yanlış: Gam çalışmak parmak alıştırmasıdır. Parmak tarafı en küçük faydasıdır. Asıl iş o tonun ses havuzunu yerleştirmek, derece refleksi kurmak ve kör noktaları bulmaktır. Bunu bilmeden çalışan öğrenci, doğru alıştırmayı yanlış sebeple yapar ve verimin çoğunu kaybeder.
Uygulama
On iki majör donanımı küçük kâğıtlara çiz; her kâğıtta yalnız anahtar ve donanım olsun, nota olmasın.
Kâğıtları karıştır ve teker teker çevir. Her birinde tonu yüksek sesle söyle ve süre tut.
İlk turda muhtemelen kâğıt başına birkaç saniye harcayacaksın. Amaç bunu bir saniyenin altına indirmek.
Bunu günde iki dakika, iki hafta boyunca yap.
İkinci alıştırma: bildiğin çok kısa bir melodi seç, dört beş nota yeter. Onu derecelerle yaz. Sonra üç farklı tonda çal.
Aktarımı yaparken nota adlarını değil dereceleri düşün. Nota adına döndüğün her an, ezbere geri düşmüşsün demektir.
Kilit özet
Donanımdan tonu bulmanın kuralları doğrudur ama yavaştır; hedef hesaplamayı bırakıp donanımın siluetini tanımaktır ve bu refleks zekayla değil tekrar sayısıyla kurulur.
Tonda okumak, donanımı bir düzeltme listesi değil bir varsayılan kümesi olarak kullanmaktır; o zaman dikkat çeken şey donanımdaki sesler değil, onun dışına çıkanlar olur.
Bir tonun zorluğu kâğıttaki işaret sayısıyla ölçülmez; kâğıtta sade olan do majör, elin doğal duruşuna en uygun ton değildir ve tablo her çalgıda başkadır.
Gam çalışmanın asıl işi parmak alıştırması değil, o tonun ses havuzunu yerleştirmek, derece refleksi kurmak ve kör noktaları görünür kılmaktır.
Bir tonu gerçekten bilip bilmediğinin tek güvenilir sınavı aktarımdır; kısa bir melodiyi dereceleri düşünerek başka tona taşıyabiliyorsan biliyorsun, nota adlarına dönüyorsan ezberlemişsin demektir.
Sonraki derse köprü
Majör tarafını okuma ve çalma açısından kurduk.
Bir sonraki modülde minöre geçiyoruz ve orada işler biraz daha ilginç: üç ayrı biçim var ve donanım hangisini kullandığını söylemiyor. Yani okuyucu, kâğıtta yazmayan bir bilgiyi bağlamdan çıkarmak zorunda kalacak. Bu, notasyonun sessiz kaldığı yerlerden biri ve nasıl okunacağını konuşacağız.