Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Form iki kelimeden ibaret: sıra ve süre. Bölümler yazıldığında iş bitmiyor, çünkü aynı bölümler birden çok biçimde dizilebiliyor.
Dinleyici planı duymuyor, planın sonuçlarını duyuyor. İlk kez neye tutunduğunu, şarkının nereye gittiğini hangi anda anladığını ve sonun hak edilmiş gelip gelmediğini duyuyor.
Şarkının en pahalı bölgesi başlangıçla birinci nakarat arasında. Oraya konan her ölçü borç; geciken varış ağırlık kazanıyor, erken varış tanınma kazanıyor ve ikisi de bedelini başka bölümde ödüyor.
Tekrarın ölçütü sayı değil giriş. Her gelişine başka bir yerden girilen bir nakarat üç kez de gelse yorulmuyor; aynı yoldan iki kez girildiğinde dinleyici haritayı ezberliyor.
Arka arkaya gelen iki nakaratın ikincisi bedava değil. Araya bölüm girmediğinde bedel sözün dışında ödeniyor, ödenmediğinde geliş tekrar değil uzama oluyor.
Toplam süreyi dikkat belirliyor ve bütçe içeriden bölüşülüyor. Her uzatma bir kısaltma; uzattığın bölümün karşısına kısalttığın bölümün adını yazamıyorsan uzayan şey şarkının kendisi.
Bütçe en çok dört yerde harcanıyor: söz taşımayan uzun giriş, kendini tekrarlayan ikinci kıta, bilinen ezgiyi çalan ara bölüm ve bitişten sonra süren çıkış.
Bölümün kimliği durduğu yerden geliyor. Baştaki nakarat davet, sondaki aynı nakarat hüküm; son nakarattan sonra gelen kıta ise kıta değil sonsöz.
Üç sık diziliş üç ayrı şeyi öne çıkarıyor. Kıtayla açan diziliş anlatıyı, nakaratla açan diziliş tekrar edilebilirliği, iki kıtayla açan diziliş ayrıntıyı; üçü de kazandığını başka bir bölümden ödüyor.
Kendi şarkının formunu duyamayan tek kişi yazarı. Sıradaki bölümü bildiği için beklemiyor; bu yüzden form kâğıtta ve sayaçla ölçülüyor, kulakta değil.
Açılış sahnesi
Şarkıyı ilk kez birine çalıyorsun.
Telefonu masaya koyuyorsun, ses açık, ikiniz de susuyorsunuz. Birinci kıta geçiyor ve karşındaki başını hafifçe sallıyor.
Sonra kendini konuşurken buluyorsun.
"Şimdi geliyor" diyorsun. Kaydın üstüne, kendi sesinle.
Söylediğin şey bir açıklama değil. Şarkının o an senin adına yapamadığı bir iş.
Cümleyi kurduğun anda karşındakinden bir şey istemiş oluyorsun: biraz daha bekle.
Nakarat sonunda geliyor. Kelimeleri de ezgisi de haftalardır çalıştığın gibi çıkıyor. Ama artık kimse onu kendi başına duymuyor; senin haber verdiğin bir şey olarak duyuyor.
Birkaç gün sonra aynı kaydı bir başkasına çalıyorsun. Bu sefer baştan değil, nakarattan başlatıyorsun. Tek kelime değiştirmedin, tek satır yeniden yazmadın; yalnız oynatma noktasını kaydırdın.
Bu sefer konuşmuyorsun. Konuşacak bir şey yok, çünkü beklenecek bir şey de yok.
Şarkı bitiyor ve karşındaki soruyor: "Peki sonunda ne olmuş?"
Birinci dinleyici merak etmişti ve cevabı geç aldı. İkincisi cevabı önce aldı ve soruyu şimdi soruyor.
Aynı bölümler, aynı sözler, aynı süre.
Değişen tek şey hangisinin önce geldiği, ve iki dinleyici iki ayrı şarkı dinledi.
Bu derste ne olacak
Bu ders altı karar üstünde duruyor. Birincisi dizilişin bir karar olduğunu görmek: dinleyici planı duymuyor, planın sonuçlarını duyuyor ve o sonuçlar sırayla değişiyor. İkincisi birinci nakarata kadar geçen yol; ne zaman geldiği, geciktiğinde neyin biriktiği, erken geldiğinde faturanın hangi bölüme çıktığı. Üçüncüsü tekrar: bir bölümün kaç kez geldiği değil, her gelişine nereden girildiği. Dördüncüsü süre; toplamın sabit olması, uzatmanın her zaman bir kısaltma olması ve bütçenin en çok nerede harcandığı. Beşincisi konum: aynı bölümün başta ve sonda başka bir şey söylemesi. Altıncısı sık kullanılan üç diziliş ve her birinin neyi öne çıkarıp neyi ödediği. Sonunda formu kâğıt üstünde sınayan bir yöntem kuracağız, çünkü kendi şarkının formunu duyamayan tek kişi sensin.
Sıfır noktası
Form, şarkının bölümlerinin hangi sırayla dizildiği ve her birinin ne kadar sürdüğü. Türkçede biçim de deniyor; bu derste iki kelimesi var, sıra ve süre.
Bölümlerin kendisi bu dersin konusu değil. Onları beş derste tek tek kurduk ve hepsi masada duruyor.
Elinde dört yazılı bölüm var: kıta, hazırlık bölümü, nakarat ve bridge. Buna söz taşımayan iki parça ekleniyor, şarkının önündeki giriş ve arkasındaki çıkış. Bir de araya girebilen çalgısal bir bölüm var. Bu ders o yedi parçayı sıraya diziyor ve saatle ölçüyor.
Baştan bir uyarı gerekiyor. Kıta, nakarat, kıta, nakarat, bridge, nakarat sıralaması çok kullanılıyor ve çok kullanıldığı için bir kural gibi okunuyor. Kural değil, sık verilmiş bir cevap. Üstelik o cevabı verdiğinde asıl iki soru hâlâ cevapsız duruyor: birinci nakarat ne zaman geliyor ve her bölüme ne kadar süre düşüyor.
Bir ayrım daha var ve dersin tamamı ona dayanıyor. Dinleyici formu duymuyor, formun sonuçlarını duyuyor. İlk kez neye tutunduğunu, şarkının nereye gittiğini hangi anda anladığını, sonun hak edilmiş gelip gelmediğini duyuyor. Yazar plan yapıyor, dinleyici sonuç alıyor ve ikisi aynı şey değil.
Mekanizma
Aynı bölümler, iki ayrı şarkı
Bölümler yazıldığında iş bitmiyor, çünkü aynı bölümler birden çok biçimde dizilebiliyor ve her diziliş dinleyiciye başka bir sıra öneriyor.
Sıra üç şeyi belirliyor. Dinleyicinin ilk kez neye tutunduğunu, şarkının gideceği yeri hangi anda öğrendiğini ve o öğrenmeden sonra elinde ne kaldığını.
Açılış sahnesindeki iki dinleme bunun en kısa hâli. Birincisinde merak baştaydı, cevap sondaydı. İkincisinde cevap baştaydı, merak sona kaydı.
Hiçbiri ötekinden daha doğru değil. İkisi de bir şey kazanıyor ve kazandığının bedelini başka bir yerde ödüyor.
Yazarın işi bu yüzden iyi bir sıra bulmak değil, hangi kazancı hangi bedelle aldığını bilmek. Bilmeden dizilen bir şarkı da bir seçim yapıyor; yalnız seçimi yazar yapmıyor, alışkanlık yapıyor.
Birinci nakarata kadar geçen yol
Şarkının en pahalı bölgesi başlangıçla birinci nakarat arasında kalan yer, çünkü orada dinleyicinin elinde henüz tutunacak bir şey yok.
Oraya konan her ölçü bir borç. Sözsüz bir giriş, uzun bir birinci kıta, araya sıkışan bir hazırlık bölümü; hepsi dinleyiciden süre alıyor ve karşılığını sonra vermeyi vaat ediyor.
Borcun karşılığı da gerçek. Geciken bir nakarat daha ağır iniyor, çünkü geldiğinde arkasında yerleşmiş bir durum bulunuyor.
Erken gelen nakaratın hesabı başka yere çıkıyor. Tanınma hızlanıyor, ama birinci kıta artık dinleyicinin zaten duyduğu bir şeyi açıklamak zorunda kalıyor ve ikinci kıtanın işi ağırlaşıyor.
İkinci derste hook'un varış saatini konuşmuştuk. Form o kararın uygulandığı yer: varış saati bir niyet, diziliş o niyetin ölçüyle yazılmış hâli.
Tekrarın kaç kez değil nereden geldiği
Nakaratın üç kez gelmesi yaygın bir sayı ve sayının kendisi bir ölçüt değil.
Ölçüt şu: her gelişine başka bir yerden giriliyor mu. Birinciye kıtadan giriliyor, ikinciye bilgisi değişmiş bir dinleyiciyle giriliyor, üçüncüsüne bridge'den giriliyor. Üç geliş de aynı, üç giriş de ayrı.
Aynı yoldan iki kez girilen bir bölüm dinleyiciye şarkının haritasını veriyor. Harita elde olduğu anda merak bitiyor ve kalan bölümler süre olarak duyuluyor.
Buradan bir soru çıkıyor: arka arkaya gelen iki son nakarat ne oluyor. Araya hiçbir şey girmediği için ikincisi bedava değil; bedeli sözün dışında ödeniyor. Çalgı çekiliyor, ses yalnız kalıyor, bir katman ekleniyor. Ödenmediğinde ikinci geliş bir tekrar bile sayılmıyor, yalnız uzayan bir süre oluyor.
Toplam süre bölüşülmüş bir bütçe
Şarkının toplam süresini yazar belirlemiyor, dikkat belirliyor. Bütçe baştan verilmiş ve içinden bölüşülüyor.
Bundan tek bir kural çıkıyor ve bütün süre kararları ona bakıyor: her uzatma bir kısaltmadır. Bir bölüme ölçü eklediğinde o ölçüler yoktan gelmiyor, başka bir bölümden geliyor.
Kural bir sınamaya dönüşüyor. Uzattığın bölümün karşısına, kısalttığın bölümün adını yaz. Yazacak ad bulamıyorsan uzayan şey bölüm değil, şarkı.
Bütçenin en sık harcandığı dört yer belli. Söz taşımayan uzun bir giriş, birincinin bilgisini tekrarlayan bir ikinci kıta, nakaratın ezgisini çalan bir ara bölüm ve bitişten sonra devam eden bir çıkış.
Dördü de kötü değil, dördü de pahalı. Biri kalacaksa parasını nereden ödediğinin yazılı olması gerekiyor.
Bölümün kimliği durduğu yerden geliyor
Bir bölümün ne söylediğini durduğu yer belirliyor; sözün tek harfi değişmeden anlam yer değiştiriyor.
Şarkının başındaki nakarat bir davet: dinleyici onu hiçbir şey bilmeden alıyor ve şarkının geri kalanı o cümlenin açıklaması oluyor.
Aynı nakarat sonda bir hüküm. Arkasında iki kıta, bir hazırlık bölümü ve bir bridge birikmiş durumda ve cümle o birikimin üstüne basıyor.
Son nakarattan sonra gelen bir kıta da kıta gibi duyulmuyor; konumu onu sonsöze çeviriyor ve dinleyici artık yeni bilgi değil, kapanış bekliyor.
Bu bir kural değil sonuç. Dinleyici konumu okuyor, çünkü o ana kadar dinlediği her şey elinde duruyor ve yeni gelen bölümü onun üstünde tartıyor.
Sık kullanılan üç diziliş ve öne çıkardıkları
Birincisi kıtayla açılan ve nakaratı ikinci sırada veren diziliş. Öne çıkardığı şey anlatı; dinleyici durumu öğrenerek giriyor ve nakarat açıklanmış bir zemine iniyor. Bedeli birinci kıtaya çıkıyor, çünkü bütün merakı tek başına taşıyor.
İkincisi nakaratla açan diziliş. Öne çıkardığı şey şarkının sesi ve tekrar edilebilirliği; tutunma noktası daha ilk anda veriliyor. Bedeli ikinci kıtada ödeniyor, çünkü anlatının tamamı nakaratın bilinmesinden sonra kurulmak zorunda.
Üçüncüsü iki kıtayı üst üste koyan ve nakaratı geciktiren diziliş. Öne çıkardığı şey durumun ayrıntısı; şarkı bir hikâyeye yaslanıyor ve varış uzun bir yolun sonunda geliyor. Bedeli en yüksek olan bu, çünkü dinleyicinin eli uzun süre boş kalıyor.
Bridge'in yeri üçünde de değişmiyor ve genellikle son iki nakaratın arasında duruyor. Sebebi beşinci derste konuşuldu: o bölüm bir yorgunluğa cevap veriyor ve yorgunluk ancak nakarat iki kez geçtikten sonra kuruluyor.
Örneklerden okuma
Usta katmanı
Birincisi: bir bölümü uzatmakla tekrar etmek aynı iş değil ve taslakta sürekli birbirine karışıyor. Uzatmak bölümün içine satır eklemek demek; o bölümün taşıdığı bilgi artıyor ve dinleyici yeni bir şey öğreniyor. Tekrar etmek bölümü olduğu gibi bir kez daha getirmek demek; hiçbir bilgi eklenmiyor, bunun yerine tanınma güçleniyor. Şarkı bir yerinde zayıf duyulduğunda ilk içgüdü uzatmak oluyor, oysa çoğu zaman eksik olan bilgi değil tanınma. Ayrımı yapmanın kolay yolu şu soruyu sormak: bu bölümden sonra dinleyici bir şey daha mı bilecek, yoksa bir şeyi daha mı iyi tanıyacak. Birinci cevap uzatmayı, ikinci cevap tekrarı gerektiriyor ve yanlış ilacı vermek şarkıyı hem uzatıyor hem de zayıf bıraktığı yeri onarmıyor.
İkincisi: çalgısal ara bölüm çoğu zaman çözülmemiş bir söz sorununun ertelenmiş hâli. Bir yazar ikinci nakaratla son nakarat arasında bir şey olması gerektiğini hissediyor, söyleyecek bir şey bulamıyor ve oraya çalgısal bir bölüm koyuyor. Bölüm dinlenebilir oluyor, çünkü kulağa yeni bir şey geliyor; ama şarkının bilgisi hiç ilerlemiyor ve son nakarat kendisini ilerleten bir şey bulamadan geliyor. Ara bölümün meşru olduğu tek durum, orada gerçekten dinleyicinin durumunu değiştiren bir şey olması: aranjmanın çekilmesi, bir çalgının ilk kez öne çıkması, ezginin daha önce hiç duyulmamış bir bölgeye gitmesi. Sınama kısa; o bölümü çıkar ve son nakaratı dinle. Nakarat aynı ağırlıkta geliyorsa bölüm süre taşıyordu, anlam değil.
Üçüncüsü: formun bedeli en çok ikinci kıtada görünüyor, çünkü sıra kararının faturası oraya kesiliyor. Nakaratı erken verdiysen ikinci kıta hem anlatıyı ilerletmek hem de ilk kıtanın yapmadığı işi tamamlamak zorunda kalıyor. Nakaratı geciktirdiysen ikinci kıtanın anlatacağı çok az şey kalıyor ve bölüm tekrara düşüyor. Üçüncü derste ikinci kıtanın tıkanmasını malzeme sorunu olarak konuşmuştuk; bu ders o sorunun bir de sıra tarafı olduğunu ekliyor. Tıkanan bir ikinci kıtayla karşılaştığında iki yerde birden bakmak gerekiyor: elinde yeterli malzeme var mı, ve o malzemenin taşıyabileceğinden fazlası bu bölüme sıra yüzünden mi yüklenmiş.
Dördüncüsü: kendi şarkının formunu duyamayan tek kişi sensin ve bunun teknik bir sebebi var. Bir sonraki bölümün ne olduğunu biliyorsun, bu yüzden beklemiyorsun; beklemediğin için de uzunluğu hissetmiyorsun. Dinleyicinin yaşadığı şey ise tam olarak bekleme. Bu asimetri demoyu güvenilmez bir ölçü aleti yapıyor ve yazarın kulağı burada tarafsız olamıyor. Çıkış yolu üç tane. Formu kâğıtta ölç, çünkü kâğıt sıradaki bölümü bilmiyor. Kaydı bir gün bekleteceksen bekletirken bölüm adlarını gözünden uzak tut, çünkü hatırlanan plan da beklemeyi siliyor. Ve şarkıyı hiç duymamış birine dinlettiğinde tek bir soru sor: nerede şarkının nereye gideceğini anladın. Beğeni sorusu form hakkında hiçbir şey söylemiyor, o an ise doğrudan diziliş hakkında konuşuyor.
Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler
Yaygın yanlış: "Şarkı formu standarttır, öğrenilir ve uygulanır." Yaygın bir sıralama var ve öğrenilmesi de faydalı. Ama o sıralama seçildiğinde bile asıl iki karar hâlâ verilmemiş oluyor: birinci nakaratın ne zaman geleceği ve her bölüme kaç ölçü düşeceği. Şarkıları birbirinden ayıran şey listedeki adlar değil, bu iki sayı.
Yaygın yanlış: "Şarkı kısa olmalı." Ölçü uzunluk değil, giriş çeşitliliği. Her bölümüne başka bir yerden girilen uzun bir şarkı uzun duyulmuyor; her tekrarına aynı yoldan girilen kısa bir şarkı ise daha bitmeden bitmiş oluyor. Kısaltma bir çözüm değil, yanlış teşhis konduğunda başvurulan bir tedbir.
Yaygın yanlış: "Giriş bölümü şarkıyı hazırlar." Yalnız akor çalan bir giriş hazırlamıyor, ödünç alıyor. Hazırlayan giriş, sonradan tanınacak bir şeyi önceden bırakan giriştir: nakaratın bir parçası, bir çalgı cümlesi, bir ritim kalıbı. Dinleyici o parçayı sonra yeniden duyduğunda giriş bedelini ödemiş oluyor.
Yaygın yanlış: "Nakarat ne kadar erken gelirse o kadar iyi." Erken varış tanınmayı hızlandırıyor ve karşılığını anlatıdan alıyor. Kıtanın kuracağı zemin daha kurulmadan nakarat geldiğinde, altında henüz hiçbir şey bulunmayan bir cümle oluyor. Erken varış bir seçim, üstünlük değil.
Yaygın yanlış: "Bir bölümü uzatmak şarkıya bir şey katar." Her uzatma bir kısaltma. Bölüme eklenen ölçüler başka bir bölümden geliyor ve bağışçı yazılmadığında uzayan şey şarkının toplam süresi oluyor. Fatura da neredeyse her zaman aynı yere, son nakaratın ağırlığına çıkıyor.
Yaygın yanlış: "Form aranjörün ya da prodüktörün işidir." Sıra ve süre sözle birlikte yazılıyor, çünkü ikisi de anlatının parçası. Aranjman bir form sorununu örtebiliyor, gideremiyor; yanlış yerde duran bir bölüm iyi bir aranjmanla yalnız daha iyi duyulan yanlış bir bölüm oluyor.
Uygulama
Bir şarkını al ve kâğıda yalnız bölüm adlarını sırayla yaz. Söz yazma, ezgi yazma, tek satır bile alma. Listeye baktığında dinleyicinin ilk kez neye tutunduğunu ve şarkının gideceği yeri hangi adımda öğrendiğini işaretle. İşaretleyemiyorsan sorun sözde değil, sırada.
Şimdi süreyi ekle. Kaydı bir sayaçla çal ve her bölümün karşısına kaç saniye sürdüğünü yaz, sonra toplamı al. Sayılar yan yana durduğunda bütçenin nereye gittiği görünür oluyor ve çoğu zaman en uzun iki bölüm, yazarın en kısa sandığı bölümler çıkıyor.
Tek bir değişiklik seç. Birinci nakaratı öne al, ya da geciktir, ya da girişi tamamen kaldır. Değişikliği yazdıktan sonra karşısına bağışçı bölümü yaz: süreyi hangi bölümden aldın ya da hangi bölüme verdin. Ad yazamıyorsan değişikliği yapma, çünkü yaptığın şey diziliş değil uzatma.
Sonra sesle sına. Yalnız sesinle iki sürüm kaydet; ikisi de aynı sözleri taşısın ve aralarındaki tek fark sıra olsun. Şarkıyı hiç duymamış birine ikisini de dinlet ve beğeni sorma. Tek soru sor: şarkının nereye gideceğini nerede anladın. Söylediği an iki kayıtta farklı yere düşüyorsa sıra kararının ne yaptığını ölçmüş oluyorsun.
Son adımda tekrarları say. Nakaratın kaç kez geldiğini yaz ve her gelişin karşısına, bir öncekinden bu yana neyin değiştiğini bir cümleyle not et. Boş kalan satır varsa o geliş bir tekrar değil, bir süre. Ya araya değişecek bir şey koy ya da o gelişi şarkıdan çıkar.
Kilit özet
Form iki kelimeden ibaret: sıra ve süre. Bölümler yazıldığında iş bitmiyor, çünkü aynı bölümler birden çok biçimde dizilebiliyor.
Dinleyici planı duymuyor, planın sonuçlarını duyuyor. İlk kez neye tutunduğunu, şarkının nereye gittiğini hangi anda anladığını ve sonun hak edilmiş gelip gelmediğini duyuyor.
Şarkının en pahalı bölgesi başlangıçla birinci nakarat arasında. Oraya konan her ölçü borç; geciken varış ağırlık kazanıyor, erken varış tanınma kazanıyor ve ikisi de bedelini başka bölümde ödüyor.
Tekrarın ölçütü sayı değil giriş. Her gelişine başka bir yerden girilen bir nakarat üç kez de gelse yorulmuyor; aynı yoldan iki kez girildiğinde dinleyici haritayı ezberliyor.
Arka arkaya gelen iki nakaratın ikincisi bedava değil. Araya bölüm girmediğinde bedel sözün dışında ödeniyor, ödenmediğinde geliş tekrar değil uzama oluyor.
Toplam süreyi dikkat belirliyor ve bütçe içeriden bölüşülüyor. Her uzatma bir kısaltma; uzattığın bölümün karşısına kısalttığın bölümün adını yazamıyorsan uzayan şey şarkının kendisi.
Bütçe en çok dört yerde harcanıyor: söz taşımayan uzun giriş, kendini tekrarlayan ikinci kıta, bilinen ezgiyi çalan ara bölüm ve bitişten sonra süren çıkış.
Bölümün kimliği durduğu yerden geliyor. Baştaki nakarat davet, sondaki aynı nakarat hüküm; son nakarattan sonra gelen kıta ise kıta değil sonsöz.
Üç sık diziliş üç ayrı şeyi öne çıkarıyor. Kıtayla açan diziliş anlatıyı, nakaratla açan diziliş tekrar edilebilirliği, iki kıtayla açan diziliş ayrıntıyı; üçü de kazandığını başka bir bölümden ödüyor.
Kendi şarkının formunu duyamayan tek kişi yazarı. Sıradaki bölümü bildiği için beklemiyor; bu yüzden form kâğıtta ve sayaçla ölçülüyor, kulakta değil.
Sonraki derse köprü
Artık elinde bir plan var: hangi bölüm nerede duruyor ve ne kadar sürüyor.
Yine de iki şarkı aynı planla dizilip birbirine hiç benzemeyebiliyor.
Çünkü bir bölüm yalnız bir yer ve bir süre değil. Her bölümün altında dönüp duran bir hareket var ve o hareket bölümün ileri mi yaslandığını yoksa yerinde mi durduğunu belirliyor.
Aynı sözler, aynı sırada, altındaki hareket değiştiğinde başka bir şey söylüyor. Bir kıta huzursuz da olabiliyor sabırlı da; bir nakarat kapanıyor da olabiliyor açık kalıyor da. İkisini ayıran şey sözün kendisi değil.
O hareketin adı akor yürüyüşü ve şarkının altında, çoğu zaman fark edilmeden çalışıyor.
Sonraki derste oraya iniyoruz: hangi akorların hangi sırayla döndüğü, bazı dizilerin neden dönüşe çektiği bazılarının neden uzaklaşma duygusu verdiği, ve aynı yürüyüşün kıtanın altında ve nakaratın altında neden başka iş gördüğü.