İçeriğe geç

SNG-101 · Modül 3 · L1 Başlangıç

Verse: anlatının kurulduğu bölüm

2.608 kelime · 18 örnek · yaklaşık 12 dakika okuma · seslendirme 17 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Kıta, şarkının her dönüşünde metni değişen bölüm; nakarat değişmeyen bölüm. Ayrım burada başlıyor ve kıtanın bütün görevleri buradan çıkıyor.

Nakarat hiç değişmediği için ağırlığını kendisi üretemiyor. İki nakarat arasında değişen şey dinleyicinin bildiği şey ve onu değiştiren bölüm kıta.

Kıtayı çıkarıp iki nakaratı arka arkaya çaldığında hiçbir şey eksilmiyorsa o kıta bilgi değil süre taşıyordu.

Kıtada bilgi hükümle değil durumla taşınıyor. Hüküm söylendiği anda bitiyor; durum açık kalıyor ve dinleyici hükmü kendisi kuruyor.

Kıtanın içinde sıra var: önce görüntü, sonra kişinin duruşu, en sonda anlam. Anlam sona bırakıldığında kıtanın bitişi nakarata kapı açıyor.

Yer bırakmanın üç aracı sözde ve ezgide duruyor: nakaratın kelimeleri kıtada geçmiyor, son satır cümleyi yarım bırakıyor, kıta nakaratın ezgi bölgesine çıkmıyor.

İkinci kıta şarkının başından değil birinci nakaratın bıraktığı yerden başlıyor. Üç hamlesi var: zamanı ilerletmek, bakışı değiştirmek, ölçeği değiştirmek.

İkinci kıta çoğu zaman birinciden kısa ve birincinin ezgisiyle söyleniyor; hece ile vurgu bir kısıt olarak önceden belli.

Tıkanan ikinci kıtanın sebebi neredeyse her zaman fazla konuşan birinci kıta. Yapılacak iş zorlamak değil, birinci kıtadan bir durumu geri alıp ikinciye taşımak.

Açılış sahnesi

Bir şarkını dinletiyorsun.

Nakarat ilk kez geliyor. Karşındaki kişi başını sallıyor; kibar, sıcak, ama orada kalıyor.

Şarkı devam ediyor. Kırk saniye geçiyor ve aynı nakarat ikinci kez geliyor.

Bu sefer kişi öne eğiliyor.

Oysa nakaratta hiçbir şeyi değiştirmedin. Aynı akorlar, aynı kelimeler, aynı ezgi, aynı süre; ikinci geliş için ayrıca bir şey yapmadın.

Aradaki kırk saniyede bir kıta var ve o kıta bittiğinde dinleyici, başlarken bilmediği bir şeyi biliyor.

Aynı hafta yazdığın öteki şarkıda tam tersi oluyor.

O şarkının nakaratı ilk gelişinde iyi duyuluyor, ikincisinde sönük, üçüncüsünde dinleyici pencereye bakıyor.

Nakarata bakıyorsun ve bir kusur bulamıyorsun. Sonra ikinci kıtayı okuyorsun.

Birinci kıtanın söylediği şeyi başka kelimelerle bir kez daha söylüyor.

İki nakarat da aynı yerden başlıyor, çünkü arada kimse bir yere gitmemiş.

Nakaratın ağırlığı nakaratta üretilmiyor. Kıtada üretiliyor ve nakarata teslim ediliyor.

Bu derste ne olacak

Önce kıtayı tanımlayacağız ve onu bir bekleme süresi olmaktan çıkaracağız: kıta şarkının değişen tarafı ve değişmesi bir üslup tercihi değil bir görev. Sonra nakaratın ağırlığının nereden geldiğini kuracağız, yani hiç değişmeyen bir bölümün her gelişinde nasıl daha ağır duyulabildiğini. Ardından kıtada neyin bilgi sayıldığına geçeceğiz; yazılan her satır bilgi taşımıyor ve taşımayan satırın maliyeti sandığından yüksek. Dördüncü mesele kıtanın kendi içindeki sıra: hangi cümle önce geliyor, ilk satırın işi ne. Beşinci bölümde kıtanın söylemediklerini konuşacağız, çünkü nakarata yer bırakmak bir incelik değil bir teknik. En sonda ikinci kıtaya geleceğiz ve birincinin üstüne basmanın üç yolunu göreceğiz.

Sıfır noktası

Kıta (verse), şarkının her dönüşünde metni değişen bölüm.

Nakarat (chorus) ise dönüşünde değişmeyen bölüm. Ayrımın tamamı bu kadar ve gerisi bu ayrımdan çıkıyor.

Yeni yazanların kafasındaki tanım genellikle başka: kıta, nakarata kadar geçen süre. Bu tanım bir yer bildiriyor, bir iş bildirmiyor. İş bildirmeyen bir bölüm yazılmıyor, dolduruluyor.

Dersin başlığındaki anlatı kelimesi de sık yanlış anlaşılıyor. Kıtanın kurduğu şey bir olay örgüsü değil. Üç dakika bir hikâyeyi taşıyamıyor; taşımaya kalkan şarkılarda dinleyici olayı takip etmekle meşgul oluyor ve duyguyu kaçırıyor.

Kıtanın kurduğu şey bir durum ve o durumun değişmesi. Kim konuşuyor, nerede duruyor, elinde ne var, neyi yapmıyor.

İlk iki dersten iki şey elinde kaldı. Birincisi kâğıtta duran ve şarkıda hiç söylenmeyen bir cümle. İkincisi dinleyicinin tutunduğu, her gelişinde birebir aynı kalan kısa bir birim.

Kıta ikisinin arasındaki taşıyıcı. Kâğıttaki cümleden dinleyiciye geçen ne varsa kıtadan geçiyor, tutunulan yerin ağırlığı da kıtada birikiyor.

Mekanizma

Nakarat aynı kalıyor, değişen dinleyici

Geçen dersten bir kural taşıyoruz: tutunulan yer gevşeyemiyor, her gelişinde aynı çıkmak zorunda.

Bu kural hemen bir soru doğuruyor. Hiç değişmeyen bir bölüm nasıl olup da ikinci gelişinde birincisinden farklı duyuluyor?

Cevap bölümde değil, dinleyicide. Nakarat sabit duruyor, dinleyicinin bildiği şey değişiyor. Elinde daha fazla bilgi olan biri aynı cümleden başka bir şey anlıyor.

Dinleyiciyi değiştiren bölüm kıta. Yani kıta bir borç ödüyor: nakaratın ikinci gelişinde talep edeceği ağırlığı önceden biriktiriyor.

Buradan dersin en kullanışlı sınaması çıkıyor. Kıtayı çıkar ve şarkıyı iki nakaratı arka arkaya koyarak çal. İkinci nakarat yine de aynı ağırlıkta duyuluyorsa o kıta bilgi taşımıyordu, yalnız süre taşıyordu.

Süre taşıyan kıta bir hata değil, bir eksik. Şarkı bozulmuyor; ilerlemiyor.

Kıtada neyin bilgi sayıldığı

Bir satır yazmakla bilgi vermek aynı şey değil.

"Çok üzgündüm, seni çok özledim" bir satır. Dinleyiciye ne veriyor? Bir sıfat ve bir fiil, ikisi de nakarattan zaten çıkarılabiliyor.

"Ceketin hâlâ kapının arkasında asılı" aynı yeri kaplıyor ve içinden dört şey birden çıkıyor: biri gitmiş, üstünden zaman geçmiş, ceket kaldırılmamış, kaldırmama kararını kimse yüksek sesle vermemiş.

Aradaki fark şiirsellik değil. Birincisi bir hüküm, ikincisi bir durum. Hüküm kapalı; söylendiği anda bitiyor. Durum açık; dinleyici içine giriyor ve hükmü kendisi kuruyor.

Kıtanın malzeme kuralı bu: kıta gösteriyor, nakarat söylüyor.

Bunun ölçülebilir bir tarafı da var. Her satırı tek tek oku ve sor: bu satır silinseydi dinleyici neyi bilemezdi? Cevabı olmayan satır yerini boşuna işgal ediyor.

Ters yönde de bozuluyor. Bir kıta dört ayrı durumu birden kurduğunda dinleyici hiçbirini tutamıyor ve geriye ikinci kıtaya anlatacak bir şey kalmıyor. Birinci kıta tek bir sahne kuruyor; iki değil.

Kıtanın içindeki sıra: görüntü önce, hüküm sonra

Kıtanın içinde de bir sıra var ve yanlış sıra en sık görülen kusurlardan biri.

Yeni yazanlar kıtayı sonuçla açıyor: "Her şey bitmişti." Cümle doğru, hatta güçlü. Ama dinleyiciye yapacak iş bırakmıyor; geri kalan satırlar bir sonucun ayrıntısı oluyor ve ayrıntı merak uyandırmıyor.

Çalışan sıra tersi. Önce görüntü, sonra kişinin o görüntü karşısındaki duruşu, en sonda anlam. Anlamı sona bıraktığında kıta nakarata bir kapı açmış oluyor.

İlk satır ise kendi başına bir mesele.

Şarkının ilk satırı, tutunulan yerden sonra en çok karar veren satır. Geçen dersteki gecikmiş varış düzenini seçtiysen dinleyiciyi nakarata kadar taşıyan tek şey odur.

İyi bir ilk satır şarkının başladığını duyurmuyor, dinleyiciyi olan bir şeyin ortasına bırakıyor. "Sana anlatacaklarım var" diye açan bir kıta hazırlık yapıyor. "Kapıyı yine açık bırakmışsın" diye açan bir kıta zaten içeride.

Yer bırakmak: kıtanın söylemedikleri

Geçen dersin sonucu şuydu: bir kancayı öne çıkaran şey kendi özellikleri değil, komşularıyla arasındaki farklar. Aynı ilke bölüm ölçeğinde de işliyor; değişen yalnız araçlar.

Birinci araç kelime. Nakaratın taşıdığı kelimeler kıtada geçmiyor. Kıtada bir kez söylenmiş bir kelime, nakaratta ikinci kez geldiğinde yeni duyulmuyor ve nakarat bir hatırlatmaya dönüşüyor.

İkinci araç tamamlanmamışlık. Kıtanın son satırı cümleyi bitirmiyor, nakaratın ilk satırı bitiriyor. Dinleyici o boşluğu adlandırmıyor ama boşluk onu ileri çekiyor; bir cümlenin yarısı havada kaldığında kulak öbür yarısını bekliyor.

Üçüncü araç ezgi bölgesi. Kıta nakaratın bölgesine çıkmıyor. Kıtası nakarat kadar yükselen bir şarkıda nakarat geldiğinde gidecek yer kalmıyor ve doruk düz bir çizgiye dönüşüyor.

"Nakaratım patlamıyor" cümlesinin arkasında çoğu zaman fazla konuşan bir kıta duruyor. Bu, geçen dersteki teşhisin bir üst ölçekteki hâli.

İkinci kıta birincinin üstüne basıyor

Şarkılar en çok burada ölüyor.

Birinci kıta kolay yazılıyor, çünkü söylenecek her şey masada duruyor. Nakarat da yazılıyor. Sonra ikinci kıtanın sırası geliyor ve söylenecek bir şey kalmamış oluyor.

Bu noktada verilen karar şarkıyı belirliyor ve en sık verilen karar en kötüsü: birinci kıtayı eşanlamlılarla yeniden yazmak.

Kural şu: ikinci kıta, şarkının başladığı yerden değil, birinci nakaratın bıraktığı yerden başlıyor.

Üç hamle var.

Birincisi zamanı ilerletmek. Aynı kişi, sonraki an. Birinci kıtada kapının önünde duran kişi ikinci kıtada çoktan yola çıkmış oluyor.

İkincisi bakışı değiştirmek. Aynı an, başka bir yerden. Birinci kıta konuşanın gördüğünü veriyor, ikincisi karşısındakinin gördüğünü.

Üçüncüsü ölçeği değiştirmek. Aynı durum, daha geniş ya da daha dar bir çerçeveden. Odadan sokağa çıkmak da işe yarıyor, odadan masanın üstündeki tek bir nesneye inmek de.

Hangi hamleyi seçersen seç ölçüt aynı kalıyor: ikinci nakarat aynı kelimelerle geldiğinde bir öncekinden başka bir şey söylüyor mu?

Bir de uzunluk meselesi var. İkinci kıta çoğu zaman birinciden kısa, çünkü kurulacak zemin zaten kurulmuş. Birinciyle aynı boyda yazıldığında şarkı tam ortasında yavaşlıyor ve dinleyicinin çıktığı yer o yavaşlama oluyor.

Örneklerden okuma

Usta katmanı

Birincisi: ikinci kıtayı yazamıyorsan sorun ikinci kıtada değil. Yeni yazanların en çok takıldığı yer burası ve neredeyse her seferinde sebep aynı: birinci kıta fazla konuşmuş. Elindeki bütün malzemeyi ilk kırk saniyeye koyduğunda geriye anlatacak bir şey kalmıyor ve tıkanma bir yazar tıkanması gibi hissediliyor, oysa bir bütçe sorunu. Çözüm ikinci kıtayı zorlamak değil, birinci kıtaya dönüp bir durumu geri almak. Aldığın şeyi ikinci kıtaya taşı; çoğu zaman şarkı yalnız açılmakla kalmıyor, birinci kıta da seyreldiği için nakarat daha net duyuluyor. Bir malzemeyi geri almak kayıp gibi hissettiriyor ve değil; erteleme, atmak değildir.

İkincisi: cümle kıtada başlayıp nakaratta bitebiliyor. Bölümler kâğıtta ayrı duruyor ama kulakta ayrı durmak zorunda değil. Kıtanın son satırını bir bağlaçla ya da yarım bir yüklemle bitirip cümleyi nakaratın ilk satırında tamamladığında iki bölüm arasındaki dikiş kayboluyor ve nakarat bir bölüm başlangıcı gibi değil, bir cümlenin varış noktası gibi duyuluyor. Bu hamlenin bir bedeli var ve bilinerek ödeniyor: nakarat artık kendi başına, şarkının dışında kullanılamıyor. Bu yüzden karar bir üslup meselesi değil; bağlantıyı mı yoksa nakaratın bağımsızlığını mı istediğine bağlı.

Üçüncüsü: ikinci kıtanın ezgisi sabit, bu bir kısıt ve kısıt sözü belirliyor. İkinci kıta birincinin ezgisiyle söyleniyor. Yani hece sayısı, vurguların düştüğü yer ve satır sonlarındaki uzamalar önceden belli. Yeni yazanlar ikinci kıtayı serbest bir metin gibi yazıyor ve sonra ezgiye sığdırmaya çalışıyor; sığmayan heceler sıkıştırılıyor, doğal vurgular kayıyor ve satır söylenirken yamalı duyuluyor. Doğru yol ikinci kıtayı baştan söyleyerek yazmak: her satır yazılır yazılmaz birincinin ezgisiyle söylenir, sığmıyorsa düzeltilecek olan söz olur. Ezgiyi ikinci kıta için değiştirmek kolay görünüyor ama tanınmayı zayıflatıyor, çünkü kıtanın ezgisi de dinleyicinin tanıdığı bir şey.

Dördüncüsü: kıtanın uzunluğu bir tür değil, bir karar. Yeni yazanların çoğu kıtanın sekiz satır olması gerektiğini sanıyor ve dört satırlık bir fikri sekize yaymak için dolgu satırı yazıyor. Kıta iki satır da olabiliyor. Ölçüt satır sayısı değil, dinleyicinin bilgisinde bir değişiklik olup olmadığı; iki satırda bir durum kurulup değiştirilebiliyorsa kıta tamamlanmış demektir. Kısa kıtanın bir yan faydası da var: nakarat daha erken geliyor ve daha sık geliyor, yani tutunma noktası aynı sürede daha çok tekrarlanıyor. Uzun kıta bunun tersini yapıyor ve ancak kurduğu şey gerçekten kırk saniye tutuyorsa hakkını veriyor.

Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler

Yaygın yanlış: "Kıta nakarata giden yoldur, asıl iş nakaratta olur." Nakarat hiç değişmediği için kendi ağırlığını kendisi üretemiyor. Ağırlık, iki nakarat arasında dinleyicinin bildiği şeyin değişmesinden geliyor ve o değişikliği yapan tek bölüm kıta.

Yaygın yanlış: "İkinci kıta birincinin aynısını başka kelimelerle söyler." Bu, en sık yapılan hamle ve şarkıyı tam ortasından durduran şey. İkinci kıta şarkının başladığı yerden değil, birinci nakaratın bıraktığı yerden başlıyor; zamanı, bakışı ya da ölçeği değiştirmesi gerekiyor.

Yaygın yanlış: "Kıtada bir hikâye anlatılır." Üç dakika bir olay örgüsünü taşımıyor. Kıtanın kurduğu şey bir durum ve o durumun değişmesi; olay ayrıntısı çoğaldıkça dinleyici takip etmeye başlıyor ve takip eden kulak duymayı bırakıyor.

Yaygın yanlış: "Kıta ne kadar çok bilgi verirse o kadar iyidir." Dört durumu birden kuran bir kıta hiçbirini tutturmuyor ve ikinci kıtaya malzeme bırakmıyor. Birinci kıtanın işi tek bir sahne kurmak; geri kalanı bilerek saklanıyor.

Yaygın yanlış: "Kıtalar aynı uzunlukta olmak zorunda." Zemin bir kez kurulduğu için ikinci kıta çoğu zaman daha kısa çalışıyor. Eşitlik bir kural değil bir alışkanlık; aynı boyda yazılan ikinci kıta şarkıyı tam ortasında yavaşlatıyor.

Yaygın yanlış: "Kıtanın sözü önemli, ezgisi ikinci planda." Kıtanın ezgi bölgesi nakaratın açacağı yeri belirliyor ve kıta nakarat kadar yükseldiğinde doruk düzleşiyor. Kıtanın ezgisi ayrıca ikinci kıtanın hece ve vurgu kısıtını da kuruyor.

Uygulama

Elinde nakaratı oturmuş bir şarkı al. İki kıtasını ayrı ayrı oku ve her birinin sonunda bir cümle yaz: bu kıta bittiğinde dinleyici neyi biliyor? Cümleleri yan yana koy. İkisi aynı şeyi söylüyorsa ikinci kıta işini yapmamış demektir ve bunu metne bakarak fark etmek neredeyse imkânsız, çünkü kelimeler farklı.

Şimdi taşıma sınamasını yap. Şarkıyı kıtasız çal: nakaratı söyle, hemen ardından ikinci kez söyle. İkinci söyleyiş kıtayla çaldığındakinden farklı duyulmuyorsa kıta süre taşıyor. Bu sınamayı yüksek sesle yapmak şart; kâğıt üstünde iki nakarat her zaman farklı görünüyor.

Üçüncü adımda birinci kıtayı seyrelt. Satırları tek tek oku ve her birinde sor: bu satır silinseydi dinleyici neyi bilemezdi? Cevabı olmayan satırları çıkar. Ardından çıkardığın malzemenin içinden bir durum seç ve onu ikinci kıtaya taşı; çoğu zaman ikinci kıtanın tıkanması bu tek hamleyle açılıyor.

Dördüncü adımda ikinci kıtayı üç kez yaz. Birincisinde zamanı ilerlet, ikincisinde bakışı değiştir, üçüncüsünde ölçeği değiştir. Her sürümün ardından nakaratı söyle ve nakaratın hangisinden sonra başka bir şey söylediğine bak. Seçimi metnin güzelliğine göre değil, nakaratta duyduğun farka göre yap.

Son olarak seçtiğin ikinci kıtayı birinci kıtanın ezgisiyle, tek bir notayı değiştirmeden söyle. Sığmayan yerleri işaretle. Düzeltirken ezgiye dokunma; hece ekleyip çıkararak ve kelimeleri yer değiştirerek sözü ezgiye getir. Bittiğinde nakaratın kelimelerini kıtada ara ve bulduklarını sil.

Kilit özet

Kıta, şarkının her dönüşünde metni değişen bölüm; nakarat değişmeyen bölüm. Ayrım burada başlıyor ve kıtanın bütün görevleri buradan çıkıyor.

Nakarat hiç değişmediği için ağırlığını kendisi üretemiyor. İki nakarat arasında değişen şey dinleyicinin bildiği şey ve onu değiştiren bölüm kıta.

Kıtayı çıkarıp iki nakaratı arka arkaya çaldığında hiçbir şey eksilmiyorsa o kıta bilgi değil süre taşıyordu.

Kıtada bilgi hükümle değil durumla taşınıyor. Hüküm söylendiği anda bitiyor; durum açık kalıyor ve dinleyici hükmü kendisi kuruyor.

Kıtanın içinde sıra var: önce görüntü, sonra kişinin duruşu, en sonda anlam. Anlam sona bırakıldığında kıtanın bitişi nakarata kapı açıyor.

Yer bırakmanın üç aracı sözde ve ezgide duruyor: nakaratın kelimeleri kıtada geçmiyor, son satır cümleyi yarım bırakıyor, kıta nakaratın ezgi bölgesine çıkmıyor.

İkinci kıta şarkının başından değil birinci nakaratın bıraktığı yerden başlıyor. Üç hamlesi var: zamanı ilerletmek, bakışı değiştirmek, ölçeği değiştirmek.

İkinci kıta çoğu zaman birinciden kısa ve birincinin ezgisiyle söyleniyor; hece ile vurgu bir kısıt olarak önceden belli.

Tıkanan ikinci kıtanın sebebi neredeyse her zaman fazla konuşan birinci kıta. Yapılacak iş zorlamak değil, birinci kıtadan bir durumu geri alıp ikinciye taşımak.

Sonraki derse köprü

Bu derste kıtanın topladığı her şey bir yere teslim ediliyor.

Teslim alınan yer nakarat ve nakaratın kendine ait kuralları var. Neyi söylemesi, neyi söylememesi gerektiği; neden gelişmediği ve gelişmeye kalktığında ne olduğu.

Bir de teslimin hemen öncesinde duran kısa bir bölüm var.

Kıta ile nakarat arasında, tek işi çıkışı hazırlamak olan birkaç satır. Kendi başına tanımlanamıyor, çünkü tek varlık sebebi bir sonraki bölüme çıkan yolu kurmak. Yokken şarkı çalışıyor, varken nakaratın gelişi kaçınılmaz duyuluyor.

Sonraki derste doruğu ve ona çıkan yolu birlikte ele alacağız: nakaratın taşıması gereken ve taşımaması gereken şeyler, ardından pre-chorus'un ne zaman gerektiği ve ne zaman şarkıyı geciktirdiği.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Açılış sahnesi iki şarkıyı yan yana koysun ve ikisinde de nakarat aynı blok olarak çizilsin. Birinci şarkıda iki nakarat arasındaki kıta dolarken bloğun ağırlığı görsel olarak artsın; ikincisinde kıta doluyor ama blok aynı kalsın. Anlatıcı farkı söylemeden önce izleyici görmüş olsun.

Taşıma sınaması mutlaka duyulsun. Önce şarkı kıtasıyla çalınsın, sonra kıta kesilip iki nakarat arka arkaya söylensin. İki dinleme arasında hiç konuşulmasın; sınamanın bütün değeri farkın kulakta oluşmasında.

Hüküm ile durum ayrımı iki satırlık bir karşılaştırmayla verilsin. Birinci satır ekranda görününce hiçbir şey olmasın; ikinci satır görününce ekranda dört küçük işaret açılsın ve her biri satırdan çıkan bir bilgiyi göstersin. Satır okunurken işaretler tek tek belirsin, hepsi birden değil.

İkinci kıtanın üç hamlesi tek bir sahnenin üç sürümü olarak çizilsin: aynı oda, ilerlemiş bir saat; aynı an, karşıdan bakan bir kamera; aynı durum, sokaktan görünen bir pencere. Üç sürümün ardından da aynı nakarat çalınsın ve nakarat hiç değiştirilmesin.

Seslendirmede örnek satırlar şarkı söylenerek değil konuşularak okunsun, ama satır sonlarındaki uzamalar korunsun. Usta katmanındaki birinci madde okunurken tempo düşsün; orada söylenen şey bir yöntem değil, yazarın kendi malzemesini geri alma kararı.

Bu ders hangi kursun parçası

SNG-101 — Şarkı Yazarlığı kursunun 10 modülünden 3. modülü. Kurs bugün müfredatta ve kayda kapalıdır; bu metnin okunabilir olması kursun üretiminin tamamlandığı anlamına gelmez.