Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş duyu aynı işi yapmıyor. Görme yerleştiriyor, koku geri götürüyor. Hangi duyuyu seçeceğin, dinleyiciyi nereye koymak istediğine bağlı.
Koku ve tat tarif edilemiyor, adlandırılıyor. Bu kısıt yazarı otomatik olarak somuta çıkarıyor.
Ses şarkının kendi malzemesi. Müzik dışı sesler bir odayı bir cümlede kuruyor; şarkı içinde müzikten söz etmek genellikle boş kalıyor. Gelmeyen ses, gelenden ağır.
Dokunma tek yakınlık duyusu. Yazıldığı anda mesafe kapanıyor ve sıcaklık kelimeleri hiç açıklama gerektirmiyor.
Beş duyuyu birden kullanma. Bölüm başına bir duyu seç ve duyu değiştirmeyi bir araç olarak kullan; değişim dinleyicide hareket hissi kuruyor.
Ve en ağır alet: olmayan duyu. Kaybın kaybını yazmak, kaybın kendisini yazmaktan çok daha az kullanılan bir yer.
Açılış sahnesi
Biri yıllar sonra büyüdüğü eve gidiyor.
Oradan bir şarkı çıkacağını biliyor. Hazırlıklı gidiyor. Telefonuyla otuz fotoğraf çekiyor: merdiven, balkon demiri, mutfak penceresi, duvardaki eski kanca izi.
Eve dönüyor, oturuyor, fotoğrafları açıyor.
Hiçbir şey gelmiyor.
Fotoğraflar doğru. Hepsi o ev. Ama baktığında yalnızca bir ev görüyor.
Aylar geçiyor. Bir akşam bambaşka bir sokakta yürürken açık bir pencerenin önünden geçiyor ve içeriden bir yemek kokusu geliyor.
İki saniye boyunca on bir yaşında.
Fotoğraf çekerken aradığı şey işte o iki saniyeydi ve otuz fotoğraf onu getiremedi, tanımadığı birinin mutfağı getirdi.
Aradaki fark tesadüf değil.
Görme tanıtıyor. Koku geri götürüyor.
İkisi aynı iş için değil ve bir şarkıda hangi duyuyu kullandığın, ne anlatmak istediğine göre değişiyor.
Bu derste ne olacak
Önce ilk taslakların neden göze yığıldığını konuşacağız ve nedeninin bir yetenek meselesi olmadığını göreceğiz. Sonra kokunun ve tadın Türkçede nasıl yazıldığını açacağız, çünkü bu iki duyu tarif edilemiyor, yalnızca adlandırılabiliyor. Ardından sesin şarkı içindeki özel durumunu ve tuzağını ele alacağız. Sonra dokunmanın mesafeyle ilişkisini kuracağız. Duyu değiştirmenin kendi başına bir araç olduğunu göreceğiz. En sonda olmayan duyuyu yazmayı konuşacağız.
Sıfır noktası
Beş duyu var ve bir sahnede hepsi aynı anda çalışıyor.
Şarkıya ise genellikle bir tanesi giriyor. Görme.
Bunun sebebi yazarın tembelliği değil, dilin kendisi.
Türkçede bir şeyin nasıl göründüğünü anlatmak için yüzlerce kelime var. Mavi, lacivert, çivit, gök mavisi, buz mavisi. Renkler, biçimler, ölçüler, mesafeler.
Bir kokunun nasıl olduğunu anlatmak için ise neredeyse hiç kelime yok.
Bir kokuyu tarif etmeye çalış. Elinde ne kalıyor? "Güzel kokuyordu." "Ağır bir kokusu vardı." Hepsi bu.
Sonunda ne yapıyorsun? Kokan şeyin adını söylüyorsun. Ekmek kokusu. Yağmur kokusu. Hastane kokusu.
İşte bu dersin bel kemiği burada.
Koku tarif edilemiyor, yalnızca adlandırılabiliyor.
Ve adlandırmak, bir önceki dersteki merdivenin en üst basamağı demek. Koku yazmak seni istemsizce somuta itiyor, çünkü başka bir seçeneğin yok.
Mekanizma
Görmenin yaptığı iş ve yapamadığı iş
Görme bir sahneyi kurmakta eşsiz. Nerede olduğunu, kimin nerede durduğunu, ne kadar mesafe olduğunu tek satırda veriyor.
Yapamadığı şey ise geri götürmek.
Bir insan bir fotoğrafa baktığında tanıyor. "Evet, orasıydı" diyor. Tanımak bilişsel bir iş ve mesafeli.
Koku ise tanımayı atlıyor. İnsan kokuyu aldığında önce o ana dönüyor, sonra neden döndüğünü anlıyor. Sıralama tersine dönüyor.
Bu yüzden bir şarkıda geçmişe dönmek istiyorsan görme yavaş, koku hızlı çalışıyor.
Ama tersi de doğru: şimdiyi kurmak istiyorsan görme doğru araç. Bir sahnenin nerede geçtiğini kokuyla kurmaya çalışmak zorlama duruyor.
Yani soru "hangi duyu daha iyi" değil. Soru şu: dinleyiciyi bir yere yerleştirmek mi istiyorsun, yoksa bir yere geri mi götürmek?
Koku ve tat: hatırlamanın duyuları
Koku ve tat birlikte çalışıyor ve şarkıda aynı işi yapıyor.
İkisinin de tarifi yok, adı var. Bu bir kısıt gibi duruyor ve aslında bir hediye.
"Sigara kokusu" yazdığında dinleyicinin kafasında bir laboratuvar tarifi belirmiyor; kendi hayatındaki sigara kokusu beliriyor. Kelime herkeste farklı bir şey açıyor ve hepsi doğru.
Şimdi kokuyu güçlendiren şeye bakalım: koku her zaman bir kaynağa ait ve o kaynak çoğu zaman bir insan.
"Onun kokusu" boş bir cümle. "Yastığın hâlâ kokusu var" dolu bir cümle, çünkü bir nesne, bir süre ve bir yokluk taşıyor.
Tat daha dar bir duyu. Bir şarkıda geçebileceği yer az. Ama geçtiği yerde çok iş yapıyor, çünkü tat neredeyse her zaman ya çocukluğa ya birinin elinden çıkan bir şeye bağlı.
Tatta bir de fizikselliği var. Tuz, acı, yanık, bayat. Bunlar bedende karşılık bulan kelimeler.
Ve bir uyarı: koku satırı bir şarkıda genellikle bir kez çalışıyor. İkinci kez geldiğinde etkisini kaybediyor, çünkü ilk seferde yaptığı işi zaten yaptı.
Ses: şarkının kendi duyusu ve tuzağı
Şarkı zaten sesten yapılmış. Bu, ses yazmayı hem güçlü hem tehlikeli yapıyor.
Güçlü tarafı şu: dinleyici bir sesin adını duyduğunda onu kafasında çalıyor. Ve bunu gerçek müziği dinlerken yapıyor. İki ses üst üste biniyor ve sahne çok yakınlaşıyor.
Anahtarın kilitte dönmesi. Asansörün durması. Buzdolabının uğultusu. Birinin merdivende ayakkabılarını çıkarması.
Bunların hepsi bir cümlede bir odayı kuruyor.
Tehlikeli tarafı ise şu: şarkı içinde müzikten söz etmek genellikle çalışmıyor.
"Bir şarkı çalıyordu, ikimizin şarkısı." Bu satır hiçbir şey vermiyor. Dinleyici o şarkıyı duyamıyor ve senin ne kastettiğini bilmiyor. Üstelik zaten bir şarkı dinliyor, yani cümle kendi kendine işaret ediyor.
Kural olarak, müzik dışı sesler müzikten daha iyi çalışıyor.
Bir de sessizlik var ve sessizlik bir ses yazma biçimi. "Telefon çalmadı" bir ses cümlesi. Beklenen ve gelmeyen ses, gelen sesten daha ağır.
Dokunma ve sıcaklık: mesafenin duyusu
Dokunma diğer dördünden yapısal olarak farklı.
Görebilirsin, duyabilirsin, koklayabilirsin, hatta uzaktan tadını hayal edebilirsin. Ama uzaktan dokunamazsın.
Dokunma yakınlık gerektiriyor. Bu yüzden bir şarkıda dokunma yazdığın anda mesafe kapanıyor ve bunu söylemene gerek kalmıyor.
Sıcaklık da bu duyunun içinde ve en az kullanılan aletlerden biri.
Soğuk, sıcak, ıslak, kuru, pürüzlü. Bu kelimeler bedende doğrudan karşılık buluyor ve hiçbir açıklama gerektirmiyor.
"Yanımdaki yastık soğuktu" cümlesinde ne yalnızlık kelimesi var ne de bir açıklama. İçinde yalnızca sıcaklık var ve her şeyi söylüyor.
Bir ayrıntı daha: dokunmanın yokluğu da dokunma duyusuna ait. Uzun süre kimseye dokunmamış olmak bir bedensel durum ve bunun somut karşılıkları var. Elini nereye koyduğunu bilememek, bir kapı kolunun soğukluğu, kendi kolunu tutmak.
Duyu değiştirmek: beşini birden kullanma
Yazma üzerine verilen en yaygın öğütlerden biri şu: beş duyuyu birden kullan.
Şarkıda bu öğüt çalışmıyor.
Üç dakikalık bir parçada beş duyunun hepsini sıkıştırmaya çalışırsan sahne kurulmuyor, dağılıyor. Bir önceki derste konuştuğumuz kısıt burada da geçerli: kulak tek geçişte az sayıda şey tutuyor.
İşleyen yöntem başka: bir bölüm bir duyu.
Birinci kıta görmeyle kuruluyor. İkinci kıta sese geçiyor. Nakarat dokunmada duruyor.
Ve asıl araç burada: değişimin kendisi hissediliyor.
Dinleyici duyunun değiştiğini adlandıramıyor. Yalnızca bir yerden başka bir yere geçmiş gibi oluyor, oysa mekân aynı; değişen tek şey oraya hangi duyudan bakıldığı.
Bu, bir şarkıya para harcamadan hareket katmanın en ucuz yolu.
Olmayan duyuyu yazmak
Son bir teknik var ve kayıp anlatan şarkılarda en çok işe yarayan bu.
Bir duyunun varlığını değil, artık olmayışını yaz.
"Kokusu gitti." "Sesini hatırlamıyorum." "Yüzü siliniyor."
Bu cümleler tuhaf bir şey yapıyor. Kaybın kendisini değil, kaybın kaybını anlatıyorlar. Yani bir insanı kaybetmek bir kere oluyor; onun kokusunu, sesini ve yüzünü kaybetmek ikinci kez oluyor.
İkincisi genellikle daha çok acıtıyor ve şarkılarda çok daha az yazılıyor.
Burada dikkat edilecek tek şey, cümlenin hâlâ somut kalması. "Onu unutuyorum" soyut. "Sesini hatırlamak için eski bir mesajı açıyorum" somut ve aynı şeyi söylüyor.
Örneklerden okuma
Usta katmanı
Birincisi: duyu seçimi anlatıcının konumunu ele veriyor. Birinci derste kurduğumuz üç konum burada geri dönüyor. Dışarıdan bakan bir anlatıcı görebilir ve duyabilir; koklayamaz, tadamaz, dokunamaz. Uzaktan anlatılan bir sahnede dokunma cümlesi belirdiğinde dinleyici anlatıcının aslında içeride olduğunu sezinliyor. Bunu bilerek kullanabilirsin: mesafeli anlatılan bir şarkıda tek bir dokunma satırı, anlatıcının kim olduğunu açık etmeden ele verir.
İkincisi: duyular arası aktarım pahalı bir araç. "Sesi soğuktu" gibi bir cümle iki duyuyu birbirine bağlıyor ve dikkat çekiyor. Tam da bu yüzden bir şarkıda bir tane. İkincisi geldiğinde dinleyici satırların üzerinde durup düşünmeye başlıyor ve şarkının akışı kesiliyor. Bu araç şiirde bol kullanılıyor, şarkıda kısıtlı; aradaki fark yine dinleyicinin geri dönememesinden geliyor.
Üçüncüsü: duyular gerçekte bir sırayla geliyor ve o sırayı yazmak sahneyi yaşanmış kılıyor. Biri eve geldiğinde önce kapı sesini duyarsın, sonra kokusunu alırsın, sonra onu görürsün. Bu sıra fizikseldir ve herkes bilir. Ters sırada yazarsan sahne kurgulanmış gibi durur. Doğru sırada yazarsan dinleyici nedenini bilmeden inanır. Bu, yazarken maliyeti sıfır olan ve etkisi ölçülebilen bir tercih.
Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler
Yaygın yanlış: "İyi bir sahne beş duyuyu da içerir." Bu öğüt uzun metin için verilmiş. Şarkıda beş duyuyu bir araya sıkıştırmak sahneyi kurmuyor, dağıtıyor. Bölüm başına tek duyu hem daha net hem de değişim imkânı bırakıyor.
Yaygın yanlış: "Kokuyu iyi tarif etmek gerekir." Tarif edilemiyor. Elindeki tek araç kaynağı adlandırmak ve bu bir eksiklik değil; adlandırma seni doğrudan somut basamağa çıkarıyor.
Yaygın yanlış: "Şarkı içinde müzikten söz etmek şarkıyı müzikal yapar." Genellikle tersi oluyor. Dinleyici o parçayı duyamadığı için satır boş kalıyor. Müzik dışı sesler aynı yerde çok daha fazla iş yapıyor.
Yaygın yanlış: "Dokunma yazmak şarkıyı fazla yakın yapar." Yakınlık zaten senin seçtiğin bir konum. Dokunma o konumu kurmanın en ekonomik yolu; sorun dokunmanın kendisi değil, yanlış yerde kullanılması.
Yaygın yanlış: "Bir duyuyu şarkı boyunca tekrarlamak temayı güçlendirir." Koku satırı için bu doğru değil. İlk geçişte yaptığı işi zaten yapmış oluyor; ikinci geçişte yalnızca yer kaplıyor.
Uygulama
Bir anı seç ve o anıyı yazmadan önce yalnızca duyularını listele. Kâğıdı beş bölüme ayır ve her bölüme o anda ne gördüğünü, ne duyduğunu, ne kokladığını, neye dokunduğunu ve ağzında ne olduğunu yaz. Bazı bölümler boş kalacak ve bu normal; boş kalan bölümler o anının hangi duyudan yapıldığını gösteriyor.
Şimdi listeye bak ve en dolu bölümün görme olduğunu göreceksin. O bölümü kapat. Kalan dört bölümden en az iki madde içeren birini seç ve o anıyı yalnız o duyuyla anlatan iki satır yaz. Görmeye ait tek kelime kullanma. Zor gelecek ve zorluğun kendisi bu dersin asıl dersi; elindeki kelime dağarcığının ne kadar göze ayrılmış olduğunu ancak elin bağlandığında fark ediyorsun.
Üçüncü turda sıra denemesi yap. Aynı sahneyi iki kez yaz. Birinci yazımda duyuları gerçekte geldikleri sırayla ver: önce duyulan, sonra koklanan, sonra görülen. İkinci yazımda sırayı bilerek boz. İki metni arka arkaya sesli oku ve hangisinin yaşanmış gibi durduğunu dinle. Cevabı bilmene gerek yok, kulağın zaten biliyor.
Son olarak olmayan duyuyu dene. Aynı sahnede artık var olmayan bir duyusal ayrıntı bul ve onu tek satırda yaz. Bu satır soyut kelimeye kaymadan durabiliyorsa elinde kayıp anlatan bir satır var demektir ve o satır çoğu zaman şarkının en ağır yerine gidiyor.
Kilit özet
Beş duyu aynı işi yapmıyor. Görme yerleştiriyor, koku geri götürüyor. Hangi duyuyu seçeceğin, dinleyiciyi nereye koymak istediğine bağlı.
Koku ve tat tarif edilemiyor, adlandırılıyor. Bu kısıt yazarı otomatik olarak somuta çıkarıyor.
Ses şarkının kendi malzemesi. Müzik dışı sesler bir odayı bir cümlede kuruyor; şarkı içinde müzikten söz etmek genellikle boş kalıyor. Gelmeyen ses, gelenden ağır.
Dokunma tek yakınlık duyusu. Yazıldığı anda mesafe kapanıyor ve sıcaklık kelimeleri hiç açıklama gerektirmiyor.
Beş duyuyu birden kullanma. Bölüm başına bir duyu seç ve duyu değiştirmeyi bir araç olarak kullan; değişim dinleyicide hareket hissi kuruyor.
Ve en ağır alet: olmayan duyu. Kaybın kaybını yazmak, kaybın kendisini yazmaktan çok daha az kullanılan bir yer.
Sonraki derse köprü
Buraya kadar satır düzeyinde çalıştık. Kim konuşuyor, ne görüyoruz, hangi duyudan giriyoruz.
Şimdi elimizde satırlar var ve bir sorun beliriyor: hepsi eşit değerde değil.
Bir şarkıda bazı satırlar ayrıntı taşımak için var, bazıları ise şarkının ne olduğunu tek cümlede söylemek için. İkisi aynı yerde durmuyor ve aynı biçimde yazılmıyor.
Sonraki derste şarkının iki ana bölümünü kuracağız: ayrıntının biriktiği yeri ve ana cümlenin durduğu yeri. Aralarındaki iş bölümünü anladığın anda elindeki satırlar kendiliğinden yerlerine gitmeye başlıyor.