Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Soyut kelime bir sonuç, somut görüntü o sonuca giden kanıt. Sonucu verdiğinde dinleyicinin yapacak işi kalmıyor.
Somut olmak yarım yolda durmuyor. Kategori görüntü değil; görüntü, bir durum içindeki belirli nesne. Ölçüt kameraya çektirilebilmesi.
Ayrıntı eklemek değil seçmek. Silme testinden geçen ayrıntı taşıyıcı, geçmeyen yer kaplıyor. Sahiplik ve alışkanlık genellikle taşıyor, renk ve hava durumu genellikle taşımıyor.
Görüntüyü verip yanına hükmü eklemek görüntüyü iptal ediyor. İkisinden yalnız biri cümlede kalabiliyor.
Soyut kelime yasak değil, kazanılıyor. Delil önce gelirse ad taşıyor.
Ve şarkıya özgü kısıt: satır kulaktan bir kez geçiyor. Bir satır bir görüntü.
Açılış sahnesi
Biri iki şarkısını bir arkadaşına dinletiyor.
Birincide şu satır var: "Kalbim paramparça, içimde kocaman bir boşluk."
Şarkı bitiyor. Arkadaşı başını sallıyor. "Çok güzel yazmışsın" diyor.
İkincisi çalıyor. O şarkıda kalpten, boşluktan, acıdan hiç söz edilmiyor. Sadece bir cümle var: "Hâlâ iki tabak koyuyorum masaya."
Şarkı bitiyor ve arkadaşı bir süre bir şey söylemiyor.
Yazan kişi bu tepkiyi yanlış okuyor. Birinci şarkının daha iyi yazıldığını düşünüyor, çünkü orada daha büyük kelimeler, daha güçlü duygular var. İkincisi ona fazla sade geliyor.
Oysa aldığı iki tepki aynı türden değil.
"Çok güzel yazmışsın" bir değerlendirme. Dışarıdan bakan birinin verdiği not.
Sessizlik bir tepki. İçeriden birinin verdiği karşılık.
Aradaki farkı yaratan şey kelime seçimi değil, dinleyiciye bırakılan iş.
Birinci satır dinleyiciye vardığı sonucu söylüyor. İkinci satır ona yolu veriyor ve sonucu kendisi buluyor.
Bulduğu için de inanıyor.
Bu derste ne olacak
Önce soyut kelimenin şarkıda tam olarak neyi yaptığını ve neden çoğu zaman çalışmadığını göreceğiz. Sonra somutluk merdivenini kuracağız, çünkü ilk taslakların çoğu somut olduğunu sanarken yalnızca daha az soyut oluyor. Ardından bir ayrıntının iş yapıp yapmadığını sınayan bir test öğreneceğiz. Sonra görüntüyü kendi elinle iptal etmenin en yaygın yolunu konuşacağız. Soyut kelimenin yasak olmadığını, kazanıldığını göreceğiz. En sonda şarkıya özgü bir kısıtı ele alacağız: şarkı kulaktan bir kez geçiyor.
Sıfır noktası
Soyut kelime, işaret ettiği şeyin görülemediği kelime.
Hüzün, özlem, pişmanlık, umut, yalnızlık. Hepsi gerçek şeyler ve hiçbirinin bir görüntüsü yok.
Somut kelime ise duyularla algılanabilen bir şeye işaret ediyor. Masa, anahtar, ıslak palto, kapının altındaki ışık.
Şimdi ikisi arasındaki asıl farkı söyleyelim, çünkü bu fark bir üslup meselesi değil.
Soyut kelime bir SONUÇ. Birinin yaşadığı şeyi düşünüp tarttıktan sonra vardığı yer.
Somut görüntü ise o sonuca giden KANIT.
"Yalnızım" bir hüküm. "İki kişilik masada tek tabak" o hükmün delili.
Dinleyiciye hükmü verdiğinde onun yapacak işi kalmıyor. Bilgi almış oluyor ve bilgi hissettirmiyor.
Delili verdiğinde ise hükmü kendisi kuruyor. Kendi kurduğu hükme de itiraz etmiyor.
Bu dersin tamamı bu tek cümlenin açılımı.
Mekanizma
Soyut kelimenin gerçekte yaptığı iş
Soyut bir kelime yazdığında iki şey oluyor.
Birincisi, cümle doğru oluyor. "Onu özlüyorum" cümlesine kimse itiraz edemez.
İkincisi, cümle boş oluyor. Çünkü o kelime, senin özleminle başkasınınkini aynı kutuya koyuyor.
Özlem herkeste var ve hiç kimsede aynı değil. Kelime bu farkı siliyor.
Bir başka sorun daha var. Soyut kelimeler birbirinin yerine geçebiliyor. "Kalbim paramparça" cümlesindeki "kalp" yerine "ruhum", "paramparça" yerine "darmadağın" koyabilirsin ve hiçbir şey değişmez. Değişmiyorsa, o kelimeler o şarkıya ait değil demektir.
Somut bir görüntüde bu yer değiştirme çalışmıyor. Masadaki ikinci tabağın yerine hiçbir şey koyamazsın; koyduğun anda başka bir şarkı olur.
Şarkıya ait olma testi bu: cümlendeki kelimeleri eş anlamlılarıyla değiştirdiğinde şarkı değişiyor mu?
Somutluk merdiveni
İlk taslakların çoğunda gerçek sorun soyutluk değil, yarım somutluk.
Yazan kişi "yalnızlık" kelimesini siliyor ve yerine "ev" yazıyor. Bunu somutlaştırma sanıyor. Oysa "ev" hâlâ bir kategori, bir görüntü değil.
Merdivenin dört basamağı var ve her basamakta görüntü biraz daha oluşuyor.
En altta duygu duruyor: yalnızlık.
Bir üstünde nesne kategorisi var: ev.
Onun üstünde belirli nesne var: boş ev.
En üstte ise bir durum içindeki belirli nesne var: iki kişilik masada tek tabak.
Yalnız son basamakta bir şey görüyorsun. İlk üçünde bir fikir var, resim yok.
Yazarken kendine sorulacak soru şu: bunu bir kameraya çektirebilir miyim? Çektiremiyorsan henüz merdivenin üst basamağında değilsin.
"Üzgündü" çekilemez. "Ceketini giymeden çıktı" çekilir.
Ayrıntı seçmektir, eklemek değil
Somutluğu öğrenen kişinin ilk yaptığı hata, daha çok tarif etmek.
Satır uzuyor. Kazağın rengi, saatin kaç olduğu, sokağın adı, havanın durumu ekleniyor. Satır uzuyor ve düzleşiyor.
Çünkü somutluk tarif etmek değil, seçmek.
Bir sahnede yüzlerce ayrıntı var. Şarkıya bir ya da iki tanesi giriyor ve o seçim şarkının kendisi.
Hangisini seçeceğini bulmanın bir testi var. Sil ve bak.
Ayrıntıyı cümleden çıkardığında cümle anlam mı kaybediyor, yoksa yalnız kelime mi kaybediyor?
"Mavi bir kazak giymişti" cümlesinden maviyi çıkar. Bir şey kaybettin mi? Genellikle hayır. O zaman mavi orada iş yapmıyor, yer kaplıyor.
"Benim kazağımı giymişti" cümlesinden "benim"i çıkar. Cümle çöküyor. Demek ki o kelime taşıyıcı.
Taşıyıcı ayrıntı genellikle bir ilişki taşıyor: kime ait, ne zamandan kalma, kim bıraktı, kim hâlâ yerinde bırakıyor.
Renk, hava durumu ve saat çoğu zaman taşımıyor. Sahiplik, alışkanlık ve tekrar taşıyor.
Görüntüyü iptal eden cümle
Şimdi bu dersin en sık düzeltilen hatasına geliyoruz ve düzeltmesi bir saniye sürüyor.
Yazan kişi güzel bir görüntü buluyor. Sonra dinleyici anlamaz diye korkuyor ve yanına açıklamasını ekliyor.
"Masaya hâlâ iki tabak koyuyorum, çok yalnızım."
İkinci yarı birinci yarıyı siliyor.
Çünkü dinleyici o cümleyi duyduğu anda kendi sonucuna varmaya başlamıştı. Sen sonucu söyleyince o iş durdu. Elinde kalan şey yine bir hüküm.
Kural şu: görüntüyü verdiysen hükmü verme. İkisinden yalnız biri cümlede kalabiliyor.
Ve bu korkunun kaynağını da söyleyelim, çünkü tanıdık: yazan kişi anlaşılmamaktan korkuyor.
Oysa şarkıda anlaşılmak, açıklanmakla olmuyor. Dinleyici o cümleyi senin kastettiğinden biraz farklı anlayabilir ve bu bir kayıp değil. Kendi hikâyesini oraya koyduğu için şarkıya bağlanıyor.
Soyut kelime yasak değil, kazanılıyor
Buraya kadarki her şey soyut kelimeye karşı gibi duruyor. Değil.
Neredeyse her güçlü nakaratın içinde soyut bir kelime var. Sorun soyut kelimenin varlığı değil, karşılıksız olması.
Kıtalar somut çalıştığında nakarattaki soyut kelime artık boş bir kutu olmuyor. Kıtalar onu doldurmuş oluyor.
"Yalnızım" cümlesi, öncesinde tek tabağı gördüysen bambaşka bir cümle. Aynı kelime, ama artık bir şeyin adı.
İşleyiş şu: somut kısım delili sunuyor, soyut kısım ona bir ad veriyor. Ad delilden sonra geldiğinde taşıyor, önce geldiğinde taşımıyor.
Bu yüzden şarkı sözünde soyut kelime bir sonuç noktası, bir başlangıç noktası değil.
Bölümlerin bu iş bölümünü dördüncü derste yapı olarak kuracağız.
Şarkı kulaktan bir kez geçiyor
Son bir kısıt var ve bu kısıt şarkı sözünü şiirden ayırıyor.
Şiiri okuyan kişi geri dönebiliyor. Bir satırı ikinci kez okuyabiliyor, durup düşünebiliyor.
Şarkıyı dinleyen kişi geri dönemiyor. Satır geçiyor ve müzik devam ediyor.
Bunun iki pratik sonucu var.
Birincisi, bir satırda birden fazla güçlü görüntü olduğunda hiçbiri tutunmuyor. Kulak birini yakalamaya çalışırken diğeri geçiyor ve elde ikisi de kalmıyor. Bir satır bir görüntü taşıyor.
İkincisi, görüntü tek geçişte kurulabilmeli. Kurulması için dinleyicinin bir şey hatırlaması ya da bir bilmece çözmesi gerekiyorsa, o görüntü sayfada iyi, kulakta işlemiyor.
Yazdığın satırı sesli oku ve bir kez oku. Gözünde bir şey belirdi mi?
Belirmediyse satır ikinci okumaya güveniyor demektir ve şarkıda ikinci okuma yok.
Örneklerden okuma
Usta katmanı
Birincisi: somut yazmak duygudan kaçmak değil, ona yaklaşmak. Yeni öğrenenlerde ortak bir tereddüt var: nesnelerden söz edince şarkının soğuyacağını düşünüyorlar. Tam tersi oluyor. Soğuk olan, duygunun adını söyleyip geçmek. Bir insanın gerçekten yas tuttuğu anlar zaten nesnelerle dolu; masada duran şey, atılamayan şey, hâlâ aynı yerde duran şey. Somut yazmak, yaşanan şeyin gerçekte nasıl yaşandığına daha sadık.
İkincisi: en iyi ayrıntı çoğu zaman en dramatik olan değil. Yazarken büyük sahneler cazip geliyor: kapıyı çarpmak, valizi fırlatmak, gözyaşı. Bunlar zaten duygunun ilan edildiği anlar ve dinleyici onlara karşı bağışık. Asıl iş küçük ve tuhaf olanda. Birinin telefonu hâlâ şarj kablosunun yanında duruyor. Bu satır kapı çarpmasından daha fazlasını taşıyor, çünkü kimse bunu bir şarkıya koymayı beklemiyor ve beklenmedik olan dikkati açıyor.
Üçüncüsü: tek bir görüntüyü şarkı boyunca taşımak. İleri seviye bir yazar yeni her kıtada yeni bir sahne kurmuyor; aynı nesneyi değiştirerek geri getiriyor. Birinci kıtada iki tabak var. İkinci kıtada tabaklardan biri dolapta. Son nakaratta dolap kapağı açık kalmış. Nesne aynı, durumu değişiyor ve şarkının zamanı o değişimden okunuyor. Bu, bir şarkıyı satır yığınından yapıya çeviren şey.
Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler
Yaygın yanlış: "Somut yazmak, daha çok tarif etmek demek." Değil. Tarif uzatıyor, seçim keskinleştiriyor. Bir sahneden iki ayrıntı alan satır, on ayrıntı sayan satırdan daha çok görüntü kuruyor.
Yaygın yanlış: "Duygu kelimeleri kullanılmaz." Kullanılıyor. Koşul, o kelimenin kendinden önce gelen somut kısım tarafından doldurulmuş olması. Karşılıksız soyut kelime çalışmıyor; karşılığı ödenmiş olan taşıyor.
Yaygın yanlış: "Dinleyici anlamazsa şarkı başarısızdır." Dinleyicinin senin kastettiğinden biraz farklı bir şey anlaması bir kusur değil. Şarkıya bağlanma tam olarak orada oluyor; kendi hikâyesini koyabildiği yer, senin bıraktığın boşluk.
Yaygın yanlış: "Güçlü satır güçlü olayı anlatır." Olayın büyüklüğüyle satırın gücü aynı şey değil. Beklenmedik küçük ayrıntı, ilan edilmiş büyük sahneden daha çok iş yapıyor, çünkü dinleyicinin savunması küçük olana kapalı değil.
Yaygın yanlış: "Aklıma gelen ilk görüntü işe yarar." Aklına ilk gelen görüntü genellikle daha önce çok kullanılmış olan. İlk üç fikri yaz ve kenara koy; dördüncüden sonrası genellikle sana ait olmaya başlıyor.
Uygulama
Kendi hayatından bir duygu seç ve adını bir kâğıda yaz. Sonra o kâğıdı ters çevir, çünkü o kelime bir daha kullanılmayacak. Şimdi o duyguyu yaşadığın bir günü hatırla ve o gün etrafında ne olduğunu tek tek yaz. En az on şey yaz ve hiçbirini yargılama; buzdolabının sesi de listeye girsin, kapının önünde duran ayakkabı da.
Listeyi bitirdiğinde her maddeyi silme testinden geçir. Maddeyi cümleden çıkardığında ne kaybettiğine bak. Yalnız kelime kaybediyorsan çiz. Anlam kaybediyorsan altını çiz. Bu tur bittiğinde elinde genellikle iki ya da üç madde kalıyor ve şarkının gerçek malzemesi onlar oluyor.
Kalan maddelerden birini seç ve merdivenin dört basamağını kendi malzemenle yaz. Önce duygunun adı, sonra kategori, sonra belirli nesne, sonra bir durum içindeki belirli nesne. Dört satırı alt alta gör ve aradaki mesafeyi kendi gözünle ölç; bu mesafe bundan sonra yazacağın her satırda çalışacak.
Son olarak kurduğun dördüncü basamak satırını al ve iki kez oku. Birinci okumada satırın sonuna bir açıklama ekle, ikinci okumada ekleme. Hangisinde dinlediğin kişinin durduğunu gör. Bu testi kendine yapmak zor olduğu için birine dinlet, ama ne aradığını söyleme; söylediğin anda test bozuluyor.
Kilit özet
Soyut kelime bir sonuç, somut görüntü o sonuca giden kanıt. Sonucu verdiğinde dinleyicinin yapacak işi kalmıyor.
Somut olmak yarım yolda durmuyor. Kategori görüntü değil; görüntü, bir durum içindeki belirli nesne. Ölçüt kameraya çektirilebilmesi.
Ayrıntı eklemek değil seçmek. Silme testinden geçen ayrıntı taşıyıcı, geçmeyen yer kaplıyor. Sahiplik ve alışkanlık genellikle taşıyor, renk ve hava durumu genellikle taşımıyor.
Görüntüyü verip yanına hükmü eklemek görüntüyü iptal ediyor. İkisinden yalnız biri cümlede kalabiliyor.
Soyut kelime yasak değil, kazanılıyor. Delil önce gelirse ad taşıyor.
Ve şarkıya özgü kısıt: satır kulaktan bir kez geçiyor. Bir satır bir görüntü.
Sonraki derse köprü
Bu dersteki her örnek göze gitti. Tabak, kazak, ayakkabı, kapı.
Bunun bir nedeni var: görme, yazarken en kolay ulaşılan duyu ve ilk taslakların neredeyse tamamı orada toplanıyor.
Oysa bir sahnede dört duyu daha var ve hafızada asıl tutunan çoğu zaman onlar. Bir kokunun bir insanı yıllar öncesine götürmesi, bir görüntünün nadiren yaptığı bir şey.
Sonraki derste görme dışındaki duyuların şarkıda nasıl çalıştığını, hangisinin ne tür bir hatırlama tetiklediğini ve bir sahnenin sesle nasıl kurulduğunu ele alacağız.