İçeriğe geç

LYR-101 · Modül 1 · L1 Başlangıç

Bakış açısı: şarkıda kim konuşuyor

2.218 kelime · 19 örnek · yaklaşık 10 dakika okuma · seslendirme 15 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Şarkıda ilk kurulan şey konu değil, konum. Kim konuşuyor, kime konuşuyor, ne zamandan konuşuyor.

Üç konumun hiçbiri diğerinden iyi değil. Birinci konum yakınlık verir ve savunma hakkını alır. İkinci konum doğrudan seslenmedir. Üçüncü konum görüş açısı verir ve yakınlığı alır.

"Sen" aynı anda iki kişiye gidiyor: şarkının içindeki muhataba ve dinleyiciye. Bu şarkı yazarlığının en güçlü aracı ve tek koşulu var, muhatabın devredilebilir olması.

Türkçede geçmişin iki hâli iki ayrı konum kuruyor. Görülen geçmiş tanıklık, öğrenilen geçmiş dışarıda kalmışlık taşıyor.

Bakış açısı kayması bilerek yapıldığında teknik, fark edilmeden yapıldığında kaza. Ayıran şey, kaymanın yerini ve gerekçesini söyleyebilmek.

Ve hepsinin altındaki tek kural: konumu yazmadan önce seç. Yazarken seçilen konum, satır satır değişen bir konum oluyor.

Açılış sahnesi

Biri babaannesini kaybediyor ve bir şarkı yazmak istiyor.

Oturuyor, ilk satırı yazıyor: "İnsanlar gider, geriye anılar kalır."

Doğru bir cümle. Kimse itiraz edemez. Ve kimse bir şey hissetmiyor.

Siliyor, yeniden yazıyor: "Zaman her şeyi alıp götürür."

Bu da doğru. Bu da hiçbir şey yapmıyor.

Sorun kelimelerde değil. Sorun şu: bu iki cümlede kimse konuşmuyor.

Ortada bir ses yok. Bir konum yok. Cümleler hiçbir yerden çıkıp hiç kimseye gidiyor.

Şimdi tek bir şey değiştirelim: "Sen gittin, ben hâlâ çayı senin yaptığın gibi yapıyorum."

Bir anda odada iki kişi var. Konuşan biri, konuşulan biri. Ve bir zaman: olay bitmiş, konuşan kişi sonrasında duruyor.

Cümlenin somutlaştığını da fark ettin — çay, alışkanlık, bir ayrıntı. O bir sonraki dersin konusu.

Ama bu derste konuşacağımız değişiklik ondan önce geliyor ve onu mümkün kılan şey o.

Şarkıda ilk kurulan şey konu değil. Konum.

Bu derste ne olacak

Önce bakış açısının ne olduğunu tanımlayacağız ve onu konudan ayıracağız. Sonra üç temel konumu ve her birinin neyi kazandırıp neyi kaybettirdiğini göreceğiz. Ardından popüler şarkı yazarlığının en çok kullandığı aracı açacağız: "sen" kelimesinin aynı anda iki kişiye gitmesi. Sonra zaman konumunu konuşacağız ve Türkçenin başka dillerde karşılığı olmayan bir aletine bakacağız. En sonda bakış açısı kaymasını ve konumu yazmadan önce nasıl seçeceğini kuracağız.

Sıfır noktası

Bakış açısı, şarkıdaki sesin kim olduğu, kime seslendiği ve nereden baktığı.

Üç soruyla açılıyor. Kim konuşuyor? Kime konuşuyor? Ne zamandan konuşuyor?

Şimdi en önemli ayrımı yapalım, çünkü yeni yazanların çoğu ikisini birbirine karıştırıyor.

Bakış açısı konu değil.

Konu, şarkının neyle ilgili olduğu. Bakış açısı, o şeye kimin nereden baktığı. Aynı konudan üç ayrı şarkı çıkıyor ve üçü birbirine benzemiyor.

Konu şu olsun: biri bir evden ayrılıyor ve bavulunu topluyor.

"Bavulu ben topladım" diye başlayan bir şarkı, gidenin şarkısı. Suçu, kararı, tereddüdü olan kişi konuşuyor.

"Bavulu sen topladın" diye başlayan bir şarkı, kalanın şarkısı. Aynı olay, ama seyreden taraftan.

"Bavulu topladı, kapıyı çekti, arkasına bakmadı" diye başlayan bir şarkı ise ne gidenin ne kalanın; bir üçüncü kişinin gördüğü şey.

Aynı bavul. Üç ayrı şarkı. Aradaki fark tek başına bakış açısı.

Mekanizma

Üç konum ve her birinin bedeli

Şarkı sözünde üç temel konum var ve hiçbiri diğerinden iyi değil. Her biri bir şey kazandırıyor ve karşılığında bir şey alıyor.

Birinci konum "ben". En yakın olanı. Dinleyici doğrudan birinin içindeymiş gibi duyuyor ve araya kimse girmiyor. Kazandırdığı şey yakınlık.

Aldığı şey ise savunma. Şarkıdaki "ben" kötü bir şey yaptıysa, dinleyicinin gözünde onu yapan sensin. Kendini açıklayamıyorsun, çünkü açıklayacak bir anlatıcı yok. Bu bir zayıflık değil, ödenen bir bedel.

İkinci konum "sen". Doğrudan seslenme. Bir şarkının içinde birine konuşuyorsun ve dinleyici o konuşmaya tanık oluyor. Popüler şarkıların büyük çoğunluğu burada duruyor ve nedenini birazdan açacağız.

Üçüncü konum "o". Anlatıcı dışarıda. Kazandırdığı şey görüş açısı: birden fazla kişinin içini gösterebiliyorsun, olayı yukarıdan çerçeveleyebiliyorsun, kimsenin bilmediği bir şeyi söyleyebiliyorsun.

Aldığı şey yakınlık. Dinleyici artık içeride değil, izliyor. Anlatabildiğin şey artıyor, hissettirdiğin şey azalıyor.

Yeni yazanların neredeyse tamamı "ben" ile başlıyor ve bunda yanlış bir şey yok. Yanlış olan, bunun bir seçim olduğunu bilmemek.

"Sen"in çift işi

Şimdi bu dersin en kullanışlı parçası geliyor.

Bir şarkıda "sen" dediğinde, o kelimeyi iki kişi üstüne alıyor.

Biri şarkının içindeki muhatap. Yazarken aklındaki kişi.

Diğeri, o şarkıyı dinleyen kişi.

Bu bir kaza değil ve şarkı yazarlığının en güçlü aracı. Dinleyici, kendi hayatındaki birini o boşluğa yerleştiriyor ve şarkı bir anda ona ait oluyor.

Ama aracın bir kullanım koşulu var.

Eğer "sen" fazla belirginse, dinleyici o koltuktan düşüyor.

Bir isim geçtiğinde, çok özel bir ayrıntı geçtiğinde, yalnız iki kişinin bildiği bir şey geçtiğinde dinleyici artık o "sen" olamıyor. Dışarıdan bakan birine dönüşüyor ve şarkı soğuyor.

Buradaki ölçüt basit ve yazarken uygulanabilir. Yazdığın cümledeki "sen"i, dinleyici kendi hayatındaki birine yerleştirebiliyor mu?

"Saat üçte aradığın o gece" devredilebilir bir cümle. Herkesin bir üç gecesi var.

Belirli bir semtte, belirli bir doğum gününde, belirli bir masada geçen bir cümle devredilemez.

Dikkat et: bu "sen"i boş bırak demek değil. Boş bir "sen" hiçbir şey hissettirmiyor. Doluysun ama devredilebilir olmalısın. Ayrıntı taşısın, ama ayrıntı kilitlenmesin.

Zaman konumu ve Türkçenin bir aleti

Üçüncü soruya geldik: konuşan kişi ne zamandan konuşuyor?

İki temel yer var. İçeriden ve dışarıdan.

İçeriden konuşmak, olay sürerken konuşmak. Şimdiki zaman. Konuşan kişi henüz anlamamış, henüz karar vermemiş, henüz toparlamamış. Acele var, çözüm yok.

Dışarıdan konuşmak, olay bittikten sonra konuşmak. Geçmiş zaman. Konuşan kişi artık biliyor, yargılamış, bir sonuca varmış. Sakinlik var, aciliyet yok.

Yeni yazanların çoğu farkında olmadan ikinciyi seçiyor, çünkü şarkıyı olay bittikten sonra yazıyorlar ve olduğu gibi anlatıyorlar. Sonuç genellikle düz oluyor. Aciliyet, konuşanın henüz bilmemesinden geliyor.

Ve şimdi Türkçenin elindeki bir alete bakalım, çünkü bu aletin birçok dilde karşılığı yok.

Türkçede geçmişin iki hâli var. "Gitti" ve "gitmiş".

"Gitti" diyen kişi oradaydı. Gördü.

"Gitmiş" diyen kişi orada değildi. Sonradan öğrendi.

Bu bir zaman farkı değil, bir konum farkı. "Beni bıraktı" diyen bir şarkıyla "beni bırakmış" diyen bir şarkı iki ayrı hikâye anlatıyor. İkincisinde konuşan kişi olayın tanığı bile değil; haberi alan taraf. Terk edilmenin yanına bir de dışarıda bırakılma ekleniyor.

Bu tek heceyi bilerek kullanmak, bu kursun sana verdiği en ucuz ve en keskin araçlardan biri.

Aynı şekilde nakaratı şimdiki zamana çekmek, biten bir olayı hâlâ sürüyormuş gibi gösteriyor. Kıtalar geçmişte anlatır, nakarat şimdiye döner ve olay kapanmamış olur.

Bakış açısı kayması

Yeni yazanların en sık yaptığı yapısal hata bu.

Şarkı "o" ile başlıyor. İkinci kıtada farkında olmadan "ben"e dönüyor. Nakaratta "sen" beliriyor ve o "sen"in kim olduğu belli değil.

Dinleyici bunu bir hata olarak adlandıramıyor. Sadece takip etmeyi bırakıyor.

Şimdi önemli bir ayrım: kayma her zaman hata değil.

Bilerek yapılan kayma bir teknik. Kıtalar boyunca "o" diye anlatılan biri, son nakaratta "sen"e dönüyor. Mesafe bir anda kapanıyor ve anlatıcının aslında o kişiye konuştuğu ortaya çıkıyor. Bu güçlü bir hamle.

Aradaki farkı ayıran ölçüt şu: kaymanın nerede olduğunu parmağınla gösterebiliyor musun ve neden orada olduğunu söyleyebiliyor musun?

Gösterebiliyorsan teknik. Gösteremiyorsan kaza.

Bir de şu var: bir şarkı içinde birden fazla kez kayan bakış açısını dinleyici izleyemiyor. İlk kaymada dikkat artıyor, ikincisinde kimin konuştuğunu takip etme çabası bırakılıyor.

Konumu yazmadan önce seçmek

Kaymanın asıl kaynağı, kararın hiç verilmemiş olması.

Yazarken karar vermeye çalışırsan, her satırda yeniden karar verirsin ve satırlar birbirini tutmaz.

Kalem eline almadan önce sorulacak üç soru var ve cevapları kural değil, yön.

Birinci soru: bu senin başına mı geldi? Geldiyse "ben" ucuz ve dürüst bir seçim. Gelmediyse "ben" yine kullanılabiliyor, ama taşıman gereken bir yük geliyor.

İkinci soru: bunu birine mi söylüyorsun, yoksa biri hakkında mı konuşuyorsun? Söylüyorsan "sen", konuşuyorsan "o".

Üçüncü soru: olay bitti mi? Bitmediyse şimdiki zaman zaten doğru yer. Bittiyse bir seçim var ve o seçimi yapmadan başlarsan zaman da kayıyor.

Üç cevabı bir kâğıda yaz. Yazdığın şey şarkının değil, konumun künyesi.

Örneklerden okuma

Usta katmanı

Üç ileri nokta var ve üçü de yeni yazanların sezgisine ters düşüyor.

Birincisi: muhatabı boş bırak, anlatıcıyı doldur. Devredilebilirlik kuralı yalnız "sen" için geçerli. "Ben" için tam tersi çalışıyor. Şarkıdaki anlatıcı ne kadar belirginse dinleyici o kadar inanıyor; şarkıdaki muhatap ne kadar devredilebilirse dinleyici o kadar yerleşiyor. Yeni yazanlar genellikle bunun tersini yapıyor: kendini genelleştiriyor, karşısındakini kilitliyor. Sonuç, kimsenin olmadığı bir yerde çok özel birine seslenen bir şarkı.

İkincisi: şarkıdaki "ben" sen olmak zorunda değil. Başkasının ağzından yazmak yalan değil, rol. Bir hikâye anlatıcısının yaptığı şeyin aynısı. Ama bir bedeli var ve bu bedel yazarlığın değil, mesleğin bedeli: dinleyici sana o şarkının senin başından geçip geçmediğini soracak. Cevabın "bu bir karakter" olabilir ve bu meşru bir cevap. Hazırlıksız yakalanmamak yeterli.

Üçüncüsü: bir şarkının bölümleri farklı konumlarda durabiliyor. Kıtalar üçüncü konumdan anlatırken nakaratın ikinci konuma dönmesi yaygın ve güçlü bir yapı. Uzaktan kurulan sahne, nakaratta doğrudan seslenmeye açılıyor. Bu ders konumu tanıttı; bölümlerin birbirine nasıl bağlandığını dördüncü derste kuracağız.

Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler

Yaygın yanlış: "Birinci şahıs samimi, üçüncü şahıs soğuktur." Mesafe bir kusur değil, bir araç. Bazı hikâyeler ancak dışarıdan anlatıldığında dinlenebiliyor; içeriden anlatıldığında dinleyici konuşana fazla yaklaşıp olayı göremiyor.

Yaygın yanlış: "Şarkıdaki 'ben' yazarın kendisidir." Değil. Olabilir, ama olmak zorunda değil. Bu varsayım yeni yazanları yalnız başlarından geçenleri yazmaya hapsediyor ve elde bir tek malzeme kalıyor.

Yaygın yanlış: "Bakış açısı yazarken kendiliğinden oturur." Oturmuyor. Kaymanın asıl kaynağı bu. Yazarken karar vermeye çalışan kişi her satırda yeniden karar veriyor ve satırlar birbirini tutmuyor.

Yaygın yanlış: "'Sen' kullanınca şarkı otomatik olarak kişisel olur." Devredilemez bir "sen" dinleyiciyi dışarıda bırakıyor. Kişisel olan şarkıyı değil, dinleyicinin kendine ait hissettiği şarkıyı arıyorsun.

Yaygın yanlış: "Genel doğrular söylemek şarkıyı evrensel yapar." Tam tersi çalışıyor. Kimseye ait olmayan bir cümle kimseye ulaşmıyor; belirli bir konumdan söylenen belirli bir cümle çok daha fazla kişide karşılık buluyor.

Uygulama

Bir olay seç. Kendi başından geçmiş olsun, çok büyük bir şey olmasın, tek bir sahnede geçsin. Bir veda, bir telefon, bir eve dönüş yeterli. Bu olayı bir cümleyle kâğıdın en üstüne yaz ve o cümlede hiç duygu kelimesi kullanma; sadece ne olduğunu yaz.

Şimdi aynı olayın açılış satırını üç ayrı konumdan yaz. Birinci satır "ben" ile başlasın ve olayı yaşayan kişi konuşsun. İkinci satır "sen" ile başlasın ve olayın diğer tarafına seslensin. Üçüncü satır ise dışarıdan baksın; ne "ben" olsun ne "sen". Üç satır da aynı olayı anlatsın ve üçü de en fazla on iki kelime olsun. Bitirdiğinde yüksek sesle oku, çünkü hangisinin işlediğini kulak gözden önce anlıyor.

Sonra ikinci turu yap ve bu kez zamanı değiştir. Üç satırdan en çok sevdiğini al, önce görülen geçmişle yaz, sonra öğrenilen geçmişle. "Kapıyı çarptı" ile "kapıyı çarpmış" arasındaki farkı kendi cümlende duy. İkisi arasında seçim yaparken hangisinin daha doğru olduğunu değil, hangisinin anlatmak istediğin hikâyeye ait olduğunu sor; çünkü ikisi de doğru, ikisi de aynı şeyi anlatmıyor.

Üçüncü turda devredilebilirlik testini uygula. "Sen" ile yazdığın satırı al ve içindeki en özel ayrıntıyı işaretle. O ayrıntıyı tanımayan bir dinleyici bu satırı kendi üstüne alabilir mi? Alamıyorsa ayrıntıyı sil, yerine aynı işi gören ama kilitlenmemiş bir ayrıntı koy. Sonuçta elinde dokuz satır ve üç ayrı konum kararı olacak; bu, bir sonraki dersin malzemesi.

Kilit özet

Şarkıda ilk kurulan şey konu değil, konum. Kim konuşuyor, kime konuşuyor, ne zamandan konuşuyor.

Üç konumun hiçbiri diğerinden iyi değil. Birinci konum yakınlık verir ve savunma hakkını alır. İkinci konum doğrudan seslenmedir. Üçüncü konum görüş açısı verir ve yakınlığı alır.

"Sen" aynı anda iki kişiye gidiyor: şarkının içindeki muhataba ve dinleyiciye. Bu şarkı yazarlığının en güçlü aracı ve tek koşulu var, muhatabın devredilebilir olması.

Türkçede geçmişin iki hâli iki ayrı konum kuruyor. Görülen geçmiş tanıklık, öğrenilen geçmiş dışarıda kalmışlık taşıyor.

Bakış açısı kayması bilerek yapıldığında teknik, fark edilmeden yapıldığında kaza. Ayıran şey, kaymanın yerini ve gerekçesini söyleyebilmek.

Ve hepsinin altındaki tek kural: konumu yazmadan önce seç. Yazarken seçilen konum, satır satır değişen bir konum oluyor.

Sonraki derse köprü

Bu derste odaya birini yerleştirdik. Konuşan bir ses var, seslenilen biri var, bir zaman noktası var.

Ama o ses hâlâ her şeyi söyleyebilir. "Sana çok kırıldım" da diyebilir, "ceketini kapının arkasında unutmuşsun" da.

İkisi aynı şeyi anlatıyor ve biri şarkı, diğeri açıklama.

Sonraki derste soyut bir duygunun yerine neyin konulacağını konuşacağız: görülen, sayılabilen, gösterilebilen şeyin şarkıdaki işini.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Görsel yük tek bir sahnede toplansın: boş bir oda ve içine sırayla giren üç figür. Önce hiç kimse yokken ekranda duran konumsuz cümle, sonra konuşan kişinin belirmesi, sonra muhatabın gölge olarak arkada durması. Üçüncü konum anlatılırken kamera odadan çıkıp pencereden bakan bir açıya geçsin; mesafe kavramı sözle değil çerçeveyle kurulsun.

Görülen ve öğrenilen geçmiş bölümünde ekran ikiye ayrılsın ve aynı sahne iki kez oynasın: solda olay olurken içeride duran biri, sağda aynı olayı kapı dışında öğrenen biri. Ses aynı cümleyi iki kez okusun ve aradaki tek hece farkı vurgulansın.

Anlatım tonu bu derste öğretici değil, gösterici olsun. Örnek satırlar okunurken tempo düşsün ve satırdan sonra kısa bir sessizlik bırakılsın; dinleyicinin cümleyi kendi üstüne alması için o boşluk gerekiyor. Bavul örneğinin üç varyasyonu arasında ses tonu değişmesin, çünkü değişen şey ton değil konum.

Bu ders hangi kursun parçası

LYR-101 — Şarkı Sözü Yazarlığı kursunun 10 modülünden 1. modülü. Kurs bugün müfredatta ve kayda kapalıdır; bu metnin okunabilir olması kursun üretiminin tamamlandığı anlamına gelmez.