Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Duymak pasif ve kesintisizdir; aktif dinleme ise seçicidir ve karışık bir yığından belirli bir katmanı çekip çıkarmaktır.
Kulak sesleri karşılaştırmakta ve hatırlamakta olağanüstü iyidir, adlandırmakta ise kötüdür; kulak eğitimi yeni bir duyu kurmaz, var olan duyuya etiket sistemi kurar.
Referans ses, her an geri çağrılabilen bilinen bir perdedir ve müzisyen geri kalan her şeyi ona göre ölçer.
Müzik yapmak için gereken şey mutlak kulak değil göreli kulaktır; melodiyi taşıyan şey seslerin mutlak yükseklikleri değil aralarındaki ilişkilerdir.
Beceri, tahmin edip doğrulamakla kurulur; geri bildirimsiz pasif dinleme ne kadar uzun sürerse sürsün kulağı eğitmez.
Açılış sahnesi
Kalabalık bir kafedesin. Yan masada dört kişi konuşuyor, arkada müzik çalıyor, biri kahve makinesini çalıştırdı.
Karşındaki arkadaşın bir şey söylüyor ve sen onu rahatça anlıyorsun.
Şimdi durup şunu düşün. Kulağına gelen hava titreşimi bir tek titreşimdir. Bütün o sesler havada birbirine karışmış, tek bir karmaşık dalga hâlinde kulağına giriyor. Orada "arkadaşımın sesi" diye ayrı bir kanal yok.
Ayırma işini kulağın yapmıyor. Beynin yapıyor.
Ve şimdi asıl mesele. Aynı kafede, aynı anda, arkada çalan şarkının bas gitarının ne çaldığını söyleyebilir misin? Muhtemelen hayır. Oysa o ses de kulağına geldi, arkadaşınınki kadar net geldi.
Fark yeteneğinde değil, dikkatinin nereye kurulduğunda.
Kulak eğitimi dediğimiz şey, kulağı değiştirmek değildir. Zaten kusursuz çalışan bir kulağın önündeki dikkat filtresini yeniden ayarlamaktır. Bu derste o ayarı kurmaya başlıyoruz.
Bu derste ne olacak
Önce duymak ile dinlemek arasındaki farkı netleştireceğiz; ikisinin bambaşka işler olduğunu göreceğiz. Sonra kulağın gerçekte neyi çok iyi, neyi kötü yaptığına bakacağız; burada çoğu kişiyi şaşırtan bir tablo çıkacak. Ardından referans ses kavramını kuracağız ve müzisyenlerin neden bir başlangıç noktasına ihtiyaç duyduğunu göreceğiz. Sonra göreli kulak ile mutlak kulağı ayıracağız ve hangisinin gerçekten öğrenilebilir olduğunu konuşacağız. Ders bittiğinde bir sesi dinlerken dikkatini bilinçli olarak yönlendirebiliyor ve kendine bir referans ses kurabiliyor olacaksın.
Sıfır noktası
Bir fotoğrafa bakıyorsun.
Kalabalık bir sokak fotoğrafı. İlk bakışta bütün sahneyi görüyorsun: insanlar, dükkânlar, arabalar. Sonra biri sana "sağdaki adamın ayakkabısı ne renk?" diye soruyor. Bakıyorsun ve buluyorsun.
O ayakkabı ilk baktığında da gözüne geliyordu. Işık retinana düşmüştü. Ama görmemiştin.
Duymak ile dinlemek arasındaki fark tam olarak budur.
Duymak pasiftir ve kesintisizdir. Kulağın kapanmaz; uyurken bile çalışır. Ses kulağına ulaşır, işlenir, çoğu anında atılır.
Aktif dinleme ise seçicidir ve enerji ister. Karışık bir ses yığınından belirli bir katmanı çekip çıkarmaktır.
Şimdi bir deney yap. Şu anda etrafında ne varsa, en az dört ayrı ses kaynağı bul ve her birini ayrı ayrı bir süre dinle. Bir klima, bir trafik uğultusu, kendi nefesin, uzaktan bir konuşma.
Hepsi az önce de oradaydı. Şimdi ayrı ayrı duruyorlar.
Yaptığın şey kulağını geliştirmek değildi. Dikkatini yönlendirmekti. Kulak eğitiminin tamamı bu becerinin müziğe uygulanmış hâlidir.
Mekanizma
Kulağın çok iyi olduğu şey
Burada çoğu kişiyi şaşırtan bir tablo var.
Telefonda "alo" diyen bir arkadaşını yarım saniyede tanırsın. Kimliği, ruh halini, hatta hasta olup olmadığını çıkarırsın. Bu inanılmaz hassas bir tını çözümlemesidir ve hiç çalışmadan yapabiliyorsun.
Aynı şekilde bir şarkının melodisini bir kez duyup ertesi gün mırıldanabilirsin. Yani ses hafızan gayet güçlü.
Kulağın kötü olduğu şey
Ama şunu yapamazsın: bir sesi duyup "bu la sesi" diyemezsin.
Yani sesleri karşılaştırmakta ve hatırlamakta çok iyisin, adlandırmakta kötüsün. Ve dikkat et, ikisi tamamen ayrı işlerdir. Renkleri düşün: iki tonun farklı olduğunu anında görürsün ama birine bakıp "bu tam olarak hangi ton" demek eğitim ister.
Kulak eğitimi işte bu boşluğu kapatır. Duyduğun şeyi zaten ayırt ediyorsun; ona bir isim takmayı öğreniyorsun.
Bu, dersin en rahatlatıcı bilgisidir. Sıfırdan bir duyu geliştirmiyorsun; hâlihazırda çalışan bir duyuya etiket sistemi kuruyorsun.
Referans ses
Adlandırmanın bir yerden başlaması gerekir.
Referans ses, kesin olarak bildiğin ve her an geri çağırabildiğin bir perdedir. Ondan sonra gelen her şeyi ona göre ölçersin.
Bir orkestra çalmaya başlamadan önce herkes aynı sese akort olur. Genellikle bu sesi obua verir ve la sesidir; obuanın seçilmesinin sebebi tınısının kalabalık içinde en kolay ayırt edilen ses olmasıdır. Bir referans belirlendikten sonra seksen çalgı kendini ona göre ayarlar.
Sen de kendine bir referans kurabilirsin ve bunun için mutlak kulağa ihtiyacın yok. Bildiğin bir şarkının başlangıç sesi, kendi rahat konuşma perdenin bir tonu ya da telefonundaki bir akort uygulamasının verdiği ses işini görür. Önemli olan aynı sesin her gün geri çağrılabilmesidir.
Göreli kulak ve mutlak kulak
Şimdi en çok karıştırılan iki kavramı ayıralım.
Mutlak kulak, hiçbir referans olmadan bir sesi adlandırabilmektir. Nadirdir; erken yaşta başlayan eğitimle ve konuşulan dilin yapısıyla ilişkili olduğuna dair güçlü bulgular vardır. Yetişkinlikte kazanılması ise en iyi ihtimalle çok zordur.
Göreli kulak, iki ses arasındaki mesafeyi tanıyabilmektir. Bir referans verildiğinde geri kalan her şeyi ondan sayarak bulabilmektir.
Ve işin can alıcı kısmı şu: müzik yapmak için gereken şey göreli kulaktır. Mutlak kulak değil.
Bir şarkıyı bir ton yukarıdan söylediğinde hâlâ aynı şarkıdır. Melodiyi taşıyan şey seslerin mutlak yükseklikleri değil, aralarındaki ilişkilerdir. Müziğin bütün yapısı ilişkiler üzerine kuruludur ve göreli kulak tam olarak o ilişkileri okur.
Göreli kulak öğrenilebilir. Bu akademideki bütün kulak eğitimi programı onun üzerine kuruludur.
Vuru: iki ses birbirine yaklaşırken
Bir akortçunun kullandığı en güçlü ipucunu da burada verelim, çünkü referans kavramının doğrudan uygulamasıdır.
İki ses birbirine çok yakın ama tam aynı değilse, kulak dalgalanan bir hışırtı duyar. Ses periyodik olarak güçlenip zayıflar. Buna vuru diyoruz ve ne kadar yakınsalar o kadar yavaşlar.
Bu yüzden bir teli akort ederken sesin kendisini değil, o dalgalanmayı dinlersin. Dalgalanma yavaşladıkça yaklaşıyorsun demektir; tamamen durduğunda akort tamamdır. Perdeyi doğrudan yargılamak zordur, ama dalgalanmanın hızını yargılamak kolaydır.
Bu, kulak eğitiminin genel yöntemidir ve ders boyunca tekrar tekrar karşına çıkacak: zor bir soruyu doğrudan cevaplamaya çalışma, onu kolay bir soruya çevir.
Dinlemenin katmanları
Bir parçaya "dinle" dendiğinde çoğu kişi ne yapacağını bilemez ve baştan sona bir kez geçirir. Bu bir yöntem değildir.
Aktif dinleme katman katman yapılır ve her geçişte tek bir soru sorulur.
İlk geçişte yalnızca nabzı ara. Başka hiçbir şeyi umursama; ayağın vursun ve vuruşun nereye düştüğünü bul.
İkinci geçişte en pes sesi takip et. Bas hattı çoğu zaman parçanın armonik iskeletidir ve onu duyabilmek bütün analizi kolaylaştırır.
Üçüncü geçişte en tiz ve en öne çıkan çizgiyi, yani melodiyi izle. Yükseliyor mu, alçalıyor mu, nerede en tepeye çıkıyor?
Dördüncü geçişte ortada kalan her şeye bak: akorlar, ikinci sesler, dolgu katmanları.
Aynı parçayı dört kez dinledin ama dört farklı şey duydun. Tek seferde hepsini yakalamaya çalışmak, hiçbirini yakalamamakla sonuçlanır; dikkat aynı anda birden fazla katmanı tutamaz.
Örneklerden okuma
Usta katmanı
Buraya kadarki kısım kulak eğitiminin zeminini kurdu. Şimdi işin daha ince tarafına bakalım.
Birincisi: mutlak kulak her zaman avantaj değildir. Mutlak kulağı olan müzisyenlerin bir kısmı, bir parçayı alışık olduğundan farklı bir tonda duyduğunda rahatsız olur ve transpoze çalmakta zorlanır. Göreli kulakla çalışan biri için ton değişimi hiçbir şey değiştirmez, çünkü zaten ilişkileri okumaktadır. Nadir olan şey her zaman daha yararlı olan şey değildir.
İkincisi: pasif dinlemek kulağı eğitmez. Günde altı saat müzik dinleyen biri, hiç dinlemeyen birine göre belirgin bir kulak avantajı taşımaz. Eğitim, duyduğunu adlandırmayı ve o adlandırmanın doğruluğunu kontrol etmeyi gerektirir. Geri bildirim olmadan tekrar, alışkanlığı pekiştirir ama beceriyi kurmaz.
Üçüncüsü: kulak eğitimi bir hafıza işidir, duyu işi değil. Bir aralığı tanımak, o aralığın sesini hafızandaki bir örnekle karşılaştırmaktır. Bu yüzden en etkili yöntem, her aralığa çok iyi bildiğin bir şarkının açılışını çıpa olarak bağlamaktır. Duyu değişmez; karşılaştırma kütüphanesi büyür.
Dördüncüsü: kısa ve sık, uzun ve seyrekten belirgin biçimde iyidir. Günde on dakikalık düzenli çalışma, haftada bir kez yapılan iki saatten daha hızlı sonuç verir. Bunun sebebi, tanıma becerilerinin tekrar aralığına duyarlı olmasıdır. Bu, kulak eğitiminin en pratik ve en çok göz ardı edilen kuralıdır.
Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler
Yaygın yanlış: Kulak eğitiminin amacı mutlak kulak kazanmaktır. Değildir. Amaç göreli kulaktır ve mutlak kulak bu programın hedefi değildir. Mutlak kulağı olmayan müzisyenler dünyanın en büyük eserlerini yazdı ve icra etti. Ulaşılamaz bir hedefi başarı ölçüsü sanmak, öğrenciyi daha ilk ayda bırakmaya götürür.
Yaygın yanlış: Benim kulağım kötü, sesleri duyamıyorum. Bunu söyleyen kişilerin neredeyse tamamı sesleri gayet iyi duyuyor. Duyamadıkları şey değil, adlandıramadıkları şey var. Akordu bozuk bir gitarı fark edebiliyorsan ayırt etme becerin çalışıyor demektir; eksik olan etiket sistemidir ve o öğrenilir.
Yaygın yanlış: Çok müzik dinlersem kulağım gelişir. Gelişmez. Pasif dinleme keyifli ve yararlıdır ama beceri kurmaz. Kulağı geliştiren şey, bir tahmin yapmak, sonra doğrulamak ve yanıldığında farkı duymaktır. Doğrulama olmadan geçen saatler sayılmaz.
Yaygın yanlış: Kulak eğitimi enstrüman çalışmasından ayrı bir iştir. Ayrı değildir ve ayrı tutulduğunda ikisi de zayıflar. Çaldığın her şeyi çalmadan önce içinden duymaya çalışmak, en verimli kulak çalışmasıdır. Kulak eğitimi ayrı bir ders saati değil, bütün çalışmanın içine yerleşen bir alışkanlıktır.
Uygulama
Bir referans ses seç ve bir hafta boyunca ona sadık kal.
Telefonunda bir akort uygulaması aç ve la sesini çal. Dinle, mırıldan, uygulamanın seni doğrulamasını izle. Bunu günde üç kez, her seferinde bir dakika yap.
Yedinci gün şunu dene: uygulamayı açmadan önce o sesi mırıldan, sonra aç ve karşılaştır.
Çoğu kişi ilk haftada yaklaşık doğrulukla tutturur. Tam tutturamazsan da önemli değil; ölçtüğün şey ilerlemenin kendisi, mükemmellik değil. Ne kadar yakın olduğunu not et ve bir ay sonra tekrar bak.
Kilit özet
Duymak pasif ve kesintisizdir; aktif dinleme ise seçicidir ve karışık bir yığından belirli bir katmanı çekip çıkarmaktır.
Kulak sesleri karşılaştırmakta ve hatırlamakta olağanüstü iyidir, adlandırmakta ise kötüdür; kulak eğitimi yeni bir duyu kurmaz, var olan duyuya etiket sistemi kurar.
Referans ses, her an geri çağrılabilen bilinen bir perdedir ve müzisyen geri kalan her şeyi ona göre ölçer.
Müzik yapmak için gereken şey mutlak kulak değil göreli kulaktır; melodiyi taşıyan şey seslerin mutlak yükseklikleri değil aralarındaki ilişkilerdir.
Beceri, tahmin edip doğrulamakla kurulur; geri bildirimsiz pasif dinleme ne kadar uzun sürerse sürsün kulağı eğitmez.
Sonraki derse köprü
Artık dikkatini yönlendirebiliyor ve bir referansın ne işe yaradığını biliyorsun.
Sırada ilk gerçek ölçme işi var. Bir sonraki modülde pes ile tizi ayırmaya ve duyduğun tek bir sesi kendi sesinle eşlemeye geçiyoruz. Yani bu derste kurduğun referansı kullanarak ilk kez bir hedefi vurmayı deneyeceksin.