İçeriğe geç

AUD-101 · Modül 6 · L1 Başlangıç

İnsan işitmesi ve eşit gürlük

2.807 kelime · 17 örnek · yaklaşık 13 dakika okuma · seslendirme 19 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Bu modülde ilk kez havadan kulağa geçtik. Bir mikrofon basınç değişimini frekanstan bağımsız yakalarken kulak öyle çalışmıyor; aynı basınç, kulakta aynı ağırlığı taşımıyor.

Ses basıncı havada gerçekleşen, ölçülebilen bir olay; gürlük ona kulağın verdiği karşılıktır. İki ses aynı basınçta olup farklı gürlükte duyulabiliyor, çünkü eşitlik basınçta değil bu karşılıkta kuruluyor.

Eşit gürlük, farklı yükseklikteki iki sesin kulakta aynı ağırlıkta duyulması demek ve bunun için genellikle eşit basınç gerekmiyor. Bu denge de sabit değil; sesin kendi seviyesi değiştiğinde denge de kayıyor.

İşitmenin iki ucunda sınır var: belli bir frekansın altında ve üstünde, belli bir basıncın altında titreşim devam ediyor ama duyulmuyor. Duyulmayan ses yok değil, yalnızca duyulmuyor — fizik kulağın sınırında durmuyor.

Açılış sahnesi

Saat gece yarısını geçmiş, evin geri kalanı uyuyor. Kulaklığı takıp telefondan tanıdık bir şarkıyı açıyorsun, sesi olabildiğince kısık tutuyorsun ki kimse uyanmasın. Şarkı orada, sözler orada, ama bir şey eksik gibi geliyor — sanki alt taraf, o her zaman hissettiğin ağırlık, bu sefer gelmiyor. Kayıtta bir bozukluk mu var diye düşünüyorsun, dosyayı kontrol ediyorsun, her şey yerinde duruyor.

Ertesi akşam aynı şarkıyı, bu kez kimse evde olmadığı için sesi iyice açarak dinliyorsun. Alt taraf orada; hem de fazlasıyla. Aynı telefon, aynı kulaklık, aynı dosya. Değişen tek şey seviyeydi, ama sanki şarkının kendisi değişmiş gibi geliyor sana.

Bir de şunu fark ediyorsun birkaç gün sonra: bir arkadaşının yanındayken bir cihazdan ince, tiz bir uğultu geliyor. Sen "şu rahatsız edici ses de ne" diyorsun, o "hangi ses" diye soruyor. İkiniz de aynı odadasınız, aynı havayı paylaşıyorsunuz, ama biriniz duyuyor biriniz duymuyor.

Üç ayrı an, üç ayrı gece, ama hepsi aynı soruyu bırakıyor geride: kulağının havadan aldığı ile sana "bu böyle" dediği şey, gerçekten aynı şey mi?

Bu derste ne olacak

Bu ders dört durakta ilerliyor. Önce beş modüldür ölçtüğümüz her şeyin bir alette, havada gerçekleştiğini hatırlayıp bu modülde ilk kez kulağın devreye girdiğini göreceğiz — ve kulağın bir ölçüm aleti gibi davranmadığını. Sonra dersin merkezine geçip ses basıncı ile gürlüğün neden aynı şey olmadığını kuracağız. Ardından eşit gürlük ne demek, iki farklı yükseklikteki sesin nasıl "aynı ağırlıkta" duyulabildiğini ve bu dengenin neden sabit durmadığını işleyeceğiz. En sonda işitmenin iki ucundaki sınırlara bakacağız: neyin fiziksel olarak var olup duyulmadığını.

Bugün girmeyeceğimiz bir konu var: bir sesin başka bir sesi örtmesi, yani maskeleme, ve kulağın aynı anda taşıyabildiği en sessiz ile en gürültülü arasındaki açıklık. Onlar ayrı bir dersin konusu. Bugünün sınırı, tek bir sesin kulakta nasıl bir yargıya dönüştüğünde kalıyor.

Sıfır noktası

Beş modül boyunca hep aynı yerde durdun: havada. Bir titreşimin saniyedeki tekrar sayısını saydın, o tekrarın havadaki uzunluğunu ölçtün, dalganın ne kadar sert ittiğine baktın, iki dalganın üst üste geldiğinde birbirini nasıl güçlendirip söndürdüğünü gördün, tek bir kaynağın içinde bile birden çok titreşimin nasıl toplandığını ve o toplamın zaman içinde nasıl bir kimlik kurduğunu izledin. Bütün bunların ortak noktası şuydu: bir kulak olmasa da gerçekleşiyorlardı. Kimsenin bulunmadığı bir ormanda bir dal kırılsa, orada dinleyen kimse olmasa bile, kırılma anı havada yine aynı fiziksel iz bırakırdı.

Bugün bu resim değişiyor, çünkü artık soru "havada ne oluyor" değil, "o olan şey kulağa ulaştığında ne oluyor." Burada ilk kez karşına çıkan şey şu: bir mikrofon havadaki basınç değişimini hangi frekanstan geldiğine bakmadan, aşağı yukarı aynı sadakatle yakalıyor. Kulak öyle çalışmıyor. Aynı basınç genişliğindeki iki farklı yükseklikteki ses, kulağa aynı güçte ulaşmıyor; biri neredeyse hiç yokmuş gibi, öbürü olduğundan daha güçlü gibi hissedilebiliyor.

Bu, daha önce kurulan bir ayrımın tam karşılığı. O zaman ses basıncının saf bir fiziksel büyüklük olduğunu, kulağın ondan çıkardığı şeye ise başka bir ad verildiğini görmüştün. Bugün o ikinci adın ne olduğunu ve nasıl çalıştığını kuruyoruz.

Mekanizma

Bir alet gibi davranmayan alıcı

Kulağı tek bir kutu gibi değil, bir zincir gibi düşünebilirsin. Dış kısım havadaki basınç dalgasını toplayıp içeri yönlendiriyor, orta kısım bu titreşimi bir sonraki halkaya aktarıyor, iç kısım ise gelen hareketi bir sinir işaretine çeviriyor. Bu zincirin her halkası, gelen sinyali olduğu gibi değil, kendi yapısına göre bir miktar renklendirerek geçiriyor; sonunda beyne ulaşan şey, havadaki basıncın birebir bir kopyası değil, bu zincirden geçmiş, üzerinde iz bırakılmış bir hâli.

Bir mikrofonun işi bundan bambaşka. Mikrofonun içindeki zar, gelen basınç değişimine büyük ölçüde aynı sadakatle tepki veriyor; alçak bir uğultu ile tiz bir ıslık, mikrofon için birbirinden çok farklı muamele görmüyor. Kulağın zarı da titreşiyor, ama zincirin geri kalanı o titreşimi eşit dağıtmıyor. Bu yüzden aynı kayıt bir mikrofonla ölçüldüğünde ve bir kulakla dinlendiğinde, ikisi aynı basınç dalgasını görse bile birbirinden farklı bir şey çıkıyor ortaya.

Bunu bir kusur gibi okumamak gerekiyor. Kulak bir ölçü aleti olarak tasarlanmadı; bir yargı aracı olarak çalışıyor, ve bu ders boyunca kuracağımız her şey tam olarak bu farktan geliyor. Önceki beş modül boyunca havada olan hep tek bir gerçekti; bugünden itibaren aynı havadaki gerçek, kulaktan kulağa başka bir şeye dönüşebiliyor.

Ses basıncı ölçülür, gürlük yargılanır

Daha önce bir ayrım kurulmuştu: havadaki sapmanın büyüklüğüne ses basıncı deniyordu, bu saf bir fiziksel ölçüm; kulağın o basınçtan ne çıkardığına ise ayrı bir ad bırakılmıştı. O ad, gürlük.

Gürlük bir büyüklük değil. Bir cetvelle, bir aletle doğrudan okunan bir sayı değil; kulağın bir sese verdiği bir karar, bir yargı. Ses basıncı havada oluyor, kulaktan bağımsız; gürlük ancak bir kulak o basıncı işledikten sonra ortaya çıkıyor. Aynı basınç dalgası bir kulakta bir gürlük, farklı çalışan başka bir kulakta başka bir gürlük üretebiliyor — dalga aynı, yargı farklı.

Bunun en açık kanıtı, iki sesin aynı basınçta olup farklı gürlükte duyulabilmesi. İki farklı yükseklikteki ses tam olarak aynı basınç genişliğiyle üretilse bile, biri kulağa çok daha gür, öbürü çok daha sönük gelebiliyor. Basınç bir alette eşit ölçülüyor; gürlük kulakta eşit çıkmıyor.

Eşit gürlük ne demek

Şimdi bu ayrımı tersinden çevirelim. İki farklı yükseklikteki ses, kulağa eşit gür gelsin isteniyorsa, ikisinin basıncının eşit olması genellikle gerekmiyor. Kulak bazı bölgelere daha duyarlı, bazı bölgelere daha az duyarlı; az duyarlı olduğu bir bölgedeki sesin kulakta aynı ağırlığı kazanması için, o sesin fiziksel olarak daha güçlü olması gerekiyor. Eşitlik burada basınçta değil, kulağın verdiği yargıda kuruluyor.

Bu yüzden eşit gürlük tek bir sabit oran değil; bir sesin hangi bölgede olduğuna bağlı olarak değişen bir denge. Alçak bir uğultuyla orta bir ıslık aynı gürlükte duyulsun isteniyorsa aralarındaki basınç farkı, iki tiz sesin aynı işi yapması için gereken farktan bambaşka olabiliyor. Kulağın duyarlılığı düz bir çizgi izlemiyor; bazı yerlerde tepe yapıyor, bazı yerlerde çukurluyor.

Bir başka örnek bunu daha somut gösteriyor: bir odanın öbür ucundan gelen bir konuşmanın kelimeleri seçilemezken, sesin inip çıkan tonu — kızgın mı sakin mi olduğu — hâlâ anlaşılabiliyor. Basınç zayıfladıkça algı önce ince ayrıntıyı kaybediyor, genel örüntü biraz daha uzun süre ayakta kalıyor.

Denge sabit durmuyor

Buraya kadar anlatılan denge, tek bir sabit tablo gibi durmuyor; sesin kendi seviyesi değiştiğinde bu denge de kayıyor. Aynı iki ses, düşük bir seviyede dinlendiğinde bir biçimde, yüksek bir seviyede dinlendiğinde başka bir biçimde birbirine göre konumlanıyor. Kısık dinlerken hafif kalan bir bölge, seviye yükseldiğinde orantısız biçimde öne çıkabiliyor; ya da tam tersi.

Böyle bir soru cevapsız kalıyor, çünkü kendisi eksik kurulmuş: "kulak şu bölgeyi ne kadar az duyar" diye sorduğunda sabit bir karşılık bulamıyorsun. Cevap, o sesin o anda hangi seviyede çaldığına bağlı. Bu yüzden bazı cihazlarda seviye kısıldığında dengeyi elle telafi etmeye çalışan bir düğme bile bulunuyor; böyle bir düğmenin var olması bile, düşük seviyede dengenin kendiliğinden bozulduğunun görünür bir kabulü.

Bu kayma, işitmeyi öğrenmesi zor kılan asıl şey. Bir kişi bir sesi bir kere, tek bir seviyede dinleyip "bu böyledir" diye bir sonuca varabiliyor; oysa aynı ses başka bir seviyede aynı kişiye bambaşka bir şey söylüyor olabilir. Denge bir kere öğrenip kenara koyulacak bir bilgi değil, her dinlemede yeniden kurulan bir ilişki.

İki sınır

İşitmenin iki ucunda da bir sınır var, ve bu sınır fiziğin bittiği yer değil. Belli bir frekansın altında titreşim havada devam ediyor ama artık bir ses olarak duyulmuyor; belli bir frekansın üstünde de aynı şey oluyor, titreşim var ama algı orada durmuş oluyor. Aynı şey basınç için de geçerli: çok küçük bir sapmanın altında fiziksel olay gerçekleşiyor ama kulak onu bir ses olarak ayırt edemiyor.

Bu sınırlar herkes için aynı yerde durmuyor. Bir kişinin duyduğu bir tiz ses, yanındaki başka birine hiç ulaşmamış gibi geçip gidebiliyor; ikisi de aynı havayı paylaşıyor, aynı kaynağın önünde duruyor, ama sınır ikisinde aynı noktada değil. Yaşla birlikte de bu sınırların yeri değişebiliyor — bir zamanlar rahatça duyulan bir incelik, başka bir dönemde aynı kulakta artık hiç yer bulmayabiliyor.

Burada bir şeyi ayırmak gerekiyor: duyulmayan ses yok değil, yalnızca duyulmuyor. Titreşim havada gerçekten var, ölçülebiliyor; kulağın onu bir algıya çevirmesi ayrı bir şey. Fizik kulağın sınırında durmuyor; kulak, fiziğin bıraktığı yerin biraz gerisinde duruyor.

Örneklerden okuma

Yukarıdaki dört durağın hepsi gündelik anlarda zaten geçiyor; burada yapman gereken tek şey onları fark edip adlandırmak.

Usta katmanı

Kalan üç nokta, buraya kadar kurulanın ayrıntısında duruyor.

Birincisi: Eşit gürlük tek bir sabit çizgi değil; hem frekansa hem seviyeye bağlı, iki boyutlu bir yüzey gibi düşünülebilir. Bir noktada geçerli olan denge, başka bir seviyede aynı biçimde geçerli olmuyor. Bu yüzden "kulak şurayı böyle duyar" cümlesi, hangi seviyede söylendiği eklenmeden eksik kalıyor.

İkincisi: Duyarlılık farkı bireyseldir ama rastgele değildir; bir grup insanda ortalama bir eğilim var, ama her kulak o ortalamanın biraz üstünde ya da altında duruyor. Bir kişinin duymadığı bir ses başka birine rahatsız edici gelebiliyor; bu bir kusur değil, aynı sistemin doğal bir dağılımı.

Üçüncüsü: Kulağın taraflılığı yalnızca az duymakla sınırlı değil; bazı bölgelerde kulak öyle duyarlı ki, orada yapılan çok ufak bir sapma bile hemen seçiliyor, başka bölgelerde aynı büyüklükteki sapma neredeyse hiç ayırt edilmiyor. Bu fazla duyarlılık da eksik duyarlılık kadar gerçek bir taraflılık.

Dördüncüsü: Bugün kurulan ayrım — basıncın ölçülmesi, gürlüğün yargılanması — bundan sonraki modüllerde sessizce arka planda çalışmaya devam edecek. Hangi konu ele alınırsa alınsın, aslında hep aynı soruya geri dönülüyor: havadaki gerçek ile kulaktaki yargı ne zaman örtüşüyor, ne zaman ayrılıyor.

Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler

Yaygın yanlış: Kulak bütün frekansları aynı hassasiyette duyar. Böyle değil; kulağın duyarlılığı frekansa göre değişiyor ve bazı bölgelerde çok daha güçlü, bazılarında çok daha zayıf kalıyor. Aynı basınçtaki iki farklı yükseklikteki ses, kulakta aynı gürlüğü üretmiyor.

Yaygın yanlış: Basınç ile gürlük birbirinin yerine kullanılabilir. Basınç havada gerçekleşen, kulaktan bağımsız bir olay; gürlük ise o olaya kulağın verdiği karşılık. Aynı basınç dalgası, farklı çalışan iki kulakta iki ayrı gürlük üretebiliyor.

Yaygın yanlış: Kulağın duyarlılık dengesi sabit bir tablodur, her seviyede aynı kalır. Bu denge sesin kendi seviyesine göre kayıyor; kısık dinlerken geçerli olan denge, yüksek seviyede aynı biçimde geçerli olmuyor.

Yaygın yanlış: Bir mikrofon ile bir kulak aynı şeyi "duyar." Mikrofon basınç değişimini frekanstan büyük ölçüde bağımsız yakalıyor; kulak öyle çalışmıyor, gelen sinyali kendi yapısına göre değiştirerek geçiriyor.

Yaygın yanlış: Duyulmayan bir ses orada yok demektir. Titreşim havada gerçekten olabiliyor, ölçülebiliyor; kulağın onu bir algıya çevirip çevirmemesi ayrı bir mesele. Fizik kulağın sınırında durmuyor, yalnızca kulak orada duruyor.

Yaygın yanlış: İki ses aynı gürlükte duyulması için aynı basınçta olmaları gerekir. Genellikle gerekmiyor; kulağın bazı bölgelere daha duyarlı olması, farklı basınçtaki iki sesin eşit gür duyulmasına yol açabiliyor.

Uygulama

Elindeki bir şarkıyı ya da herhangi bir kaydı seç ve önce çok kısık bir seviyede, sonra aynı kaydı belirgin biçimde daha yüksek bir seviyede dinle. İki dinleme arasında hangi sesin öne çıktığını, hangisinin geri çekildiğini fark etmeye çalış; aradığın kesin bir cevap değil, bir yön. Aynı kaydı üçüncü kez orta bir seviyede dinleyip üç dinlemeyi zihninde yan yana koy. Bu küçük deney, dengenin sabit durmadığını kulağınla doğrulamanın en basit yolu ve tamamen evde yapılabiliyor.

Evdeki birine, tercihen senden yaşça farklı birine, aynı anda aynı kaynağı dinletmeyi dene — bir cihazın çıkardığı ince bir ses, bir uğultu, ince bir ıslık olabilir. İkinizin de aynı sesi aynı biçimde duyup duymadığını konuşarak karşılaştır. Biriniz rahatsız edici bulurken öbürünüz hiçbir şey duymadığını söylüyorsa, bunu bir tuhaflık değil, sınırın aynı yerde durmadığının somut bir kanıtı olarak kaydet.

Bir gün içinde birkaç dakikanı sessiz sayılan bir odada geçir ve gözlerini kapatıp yalnızca kulağının ne yakaladığını dinle. İlk saniyelerde hiçbir şey duymuyormuş gibi hissedebilirsin; birkaç dakika sonra çok hafif bir uğultu, bir tıslama, uzak bir titreşim fark edebilirsin. Bunun kaynağını araştırmana gerek yok; yalnızca "sessiz" dediğin bir ortamın algı için hiç boş olmadığını fark etmek yeterli.

Son olarak aynı kaydı önce kulaklıkla, sonra bir hoparlörle dinle ve aradaki dengeyi karşılaştır. Hangi sesler kulaklıkta daha belirgin, hangileri hoparlörde daha belirgin geliyor, kısaca not et. Bu farkın kaynağı kayıt değil; aynı basınç dalgasının kulağına iki farklı yoldan ulaşması. Dört denemenin de ortak amacı aynı: gürlüğün havada değil, senin kulağında kurulduğunu kendi deneyinle görmek.

Kilit özet

Bu modülde ilk kez havadan kulağa geçtik. Bir mikrofon basınç değişimini frekanstan bağımsız yakalarken kulak öyle çalışmıyor; aynı basınç, kulakta aynı ağırlığı taşımıyor.

Ses basıncı havada gerçekleşen, ölçülebilen bir olay; gürlük ona kulağın verdiği karşılıktır. İki ses aynı basınçta olup farklı gürlükte duyulabiliyor, çünkü eşitlik basınçta değil bu karşılıkta kuruluyor.

Eşit gürlük, farklı yükseklikteki iki sesin kulakta aynı ağırlıkta duyulması demek ve bunun için genellikle eşit basınç gerekmiyor. Bu denge de sabit değil; sesin kendi seviyesi değiştiğinde denge de kayıyor.

İşitmenin iki ucunda sınır var: belli bir frekansın altında ve üstünde, belli bir basıncın altında titreşim devam ediyor ama duyulmuyor. Duyulmayan ses yok değil, yalnızca duyulmuyor — fizik kulağın sınırında durmuyor.

Sonraki derse köprü

Bugün kulağın tek bir sesi nasıl bir yargıya çevirdiğine baktık — aynı basıncın neden farklı gürlükte duyulabildiğini, bu dengenin neden sabit durmadığını ve algının nerede durduğunu gördük. Ama gerçek bir dinleme ortamında sesler hiçbir zaman tek başına gelmiyor; her zaman başka seslerle yan yana duruyorlar.

Maskeleme ve dinamik aralık tam olarak bunu açıyor: bir sesin başka bir sesi nasıl duyulmaz hâle getirebildiğini, ve kulağın bir uçtan öbür uca, en kısık fısıltıdan en güçlü patlamaya kadar taşıyabildiği açıklığın nereye kadar uzandığını. Bugün öğrenilen taraflı kulak, orada bambaşka bir sonuç doğuruyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Açılış sahnesinde ses hiçbir sayı ya da grafikle süslenmemeli; izleyici bas eksikliğini yalnızca sesin kendisinden duymalı, ekranda hiçbir gösterge belirmemeli. Kulak zinciri anlatılırken gerçekçi bir anatomik görüntüye gidilmemeli; üç kısım soyut, sade şekillerle, adları söylenmeden gösterilebilir. Eşit gürlük anlatılırken iki farklı yükseklikteki ses aynı anda çalınıp izleyiciye hangisinin daha gür geldiği sorulabilir, ama ekranda hiçbir basınç değeri yazılmamalı. Sınırlar bölümünde titreşim görüntüde sürerken ses kesilebilir; böylece izleyici fiziksel olayın devam ettiğini ama algının durduğunu gözüyle ve kulağıyla aynı anda fark eder. Anlatıcı tonu ders boyunca sakin kalmalı, hiçbir bölümde bir uyarı ya da endişe hissi verilmemeli.

Bu ders hangi kursun parçası

AUD-101 — Ses Biliminin Temelleri kursunun 10 modülünden 6. modülü. Kurs bugün müfredatta ve kayda kapalıdır; bu metnin okunabilir olması kursun üretiminin tamamlandığı anlamına gelmez.