İçeriğe geç

AUD-101 · Modül 5 · L1 Başlangıç

Harmonikler ve tını

2.827 kelime · 18 örnek · yaklaşık 13 dakika okuma · seslendirme 19 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Bir tel ya da bir hava sütunu aynı anda birden çok hızda titreşir; kulağına ulaşan tek ses, bu çoklu titreşimin havada bıraktığı toplam itiştir. Bu, önceki derste öğrendiğin iki kaynağın toplanmasıyla aynı mekanizma; yalnızca bu sefer toplanma iki ayrı kaynak arasında değil, tek bir kaynağın kendi içinde gerçekleşir.

Bileşenler birbirine göre düzenli bir ilişkide dizildiğinde kulak onları tek bir perdeye indirger; düzen olmadığında kulak seçecek bir yükseklik bulamaz ve ses adsız kalır. Perdeli ses ile perdesiz ses arasındaki fark, cismin titreşim biçiminin düzenli mi dağınık mı olduğundadır.

Tını, yalnızca hangi bileşenlerin taşındığıyla tarif edilemez; o bileşenlerin ne zaman ortaya çıktığı ve ne kadar sürdüğü de kimliğin ayrılmaz bir parçasıdır. Bir sesin en başındaki kısa an çıkarıldığında, geri kalan bileşenler aynı kalsa bile tanıma büyük ölçüde bozulur.

Açılış sahnesi

Bir bardağa kaşıkla vuruyorsun. Kısa, belirsiz bir tınlama; kulağın bir yükseklik arayıp bulamadığı türden bir ses. Sonra elindeki gitarı alıp bir teli çekiyorsun. Aynı odada, aynı anda, ama bu sefer kulağın hiç tereddüt etmeden tek bir perde seçtiği bir ses.

İkisi de tek bir dokunuşla başladı. İkisi de havada aynı kurala göre ilerledi — bir cisim titredi, havayı itti, itiş kulağına kadar geldi. Peki biri neden net bir nota, öbürü neden yalnızca belirsiz bir "tık" olarak kaldı?

Kaydı bilgisayarına aktarıyorsun, gitar telinin sesini seçip dalga biçimine bakıyorsun ve en baştaki çok kısa anı — telin ilk çarpılışını — kesip çıkarıyorsun. Geri kalanını dinliyorsun. Ses hâlâ orada, hâlâ aynı perde, ama artık hangi çalgıdan çıktığını söylemek birden zorlaşıyor; başka bir çalgı, hatta elektronik bir kaynak sanabilirsin. Hiçbir frekansı silmedin. Sildiğin tek şey, zamanın en başındaki o kırpık andı.

İki gözlem, tek bir sorunun etrafında dönüyor: bir sesin kimliğini kuran şey tam olarak ne, ve o kimlik "hangi frekanslar var" sorusuna verilecek tek bir cevapla tarif edilebilir mi?

Bu derste ne olacak

Önce geçen dersin bıraktığı yerden başlayacağız: iki ayrı hoparlörün dalgalarının havada nasıl toplandığını gördün, şimdi aynı toplanmanın tek bir kaynağın içinde de geçtiğini göreceğiz — bir tel ya da bir hava sütunu aynı anda birden çok hızda titreşiyor ve dışarı çıkan tek ses bu iç toplamın kendisi. Sonra bardak ile telin neden birbirinden bu kadar farklı davrandığına bakacağız: bileşenlerin birbirine göre nasıl dizildiği, bir sesin net bir perdeye sahip olup olmayacağını belirliyor. En sonda açılış sahnesindeki ikinci gözleme döneceğiz ve tınının sabit bir liste değil, zaman içinde kurulan bir olay olduğunu göreceğiz.

Bugün bir sesin havada ne taşıdığına bakıyoruz; o taşınanı kulağın nasıl işlediğine değil. Fizik burada duruyor, yorum bir sonraki modülün işi.

Sıfır noktası

Bir önceki ders sana bir söz vermişti, sözünü şimdi tutuyoruz. İki hoparlörden aynı anda gelen iki dalganın havada nasıl toplandığını gördün; bazen birbirini güçlendirdiklerini, bazen söndürdüklerini. O toplanma iki ayrı kaynak arasında geçiyordu — iki hoparlör, ya da bir kaynakla kendi yankısı.

Şimdi kaynağı bir tane bırak. Bir gitar teli, tek başına, tek bir noktadan çekilip bırakıldığında sence yalnızca bir hızda mı gidip geliyor? Değil. Aynı tel, aynı anda kendi bütün boyu kadar da, kendi daha kısa parçaları kadar da titreşiyor; her biri kendi hızında. Bunların hepsi aynı havaya, aynı anda itiş gönderiyor ve senin duyduğun tek ses, o itişlerin toplamı.

Yani dünkü toplanma ile bugünkü toplanma aynı mekanizma; farkları, nerede gerçekleştikleri. Dünkü toplanma iki kaynağın arasındaki havada oldu. Bugünkü toplanma, ses daha havaya çıkmadan, kaynağın kendi içinde oluyor.

Bu tek başına bardak ile telin farkını açıklamıyor. Açıklamayan asıl soru şu: bir cismin içindeki bu çoklu titreşim bazen kulağa tek bir net perde olarak ulaşıyor, bazen dağınık ve adsız bir tınlama olarak kalıyor. Bu farkın nereden geldiğine ve tınının zaman içinde nasıl bir olay olduğuna bugün bakıyoruz.

Mekanizma

Toplanma içe döndüğünde

Geçen dersin kurduğu kuralı hatırla: aynı noktada birden çok itiş buluştuğunda hava ikisini ayrı ayrı taşıyamaz, ikisinin payını birlikte üstlenir. O kural yalnızca iki ayrı hoparlöre özgü değildi — hava, üstüne binen itişin nereden geldiğini ayırt etmez; yalnızca üst üste gelenleri topluyor.

Bir tel çekilip bırakıldığında, ya da bir hava sütunu üflenip titreştirildiğinde, o cisim aynı anda birden fazla hızda salınıyor. Bu salınımların her biri havayı kendi hızında itiyor ve hepsi aynı yüzeyden, aynı anda çıkıyor. Kulağına ulaşan tek bir hava dalgası bu yüzden aslında birçok ayrı itişin toplamı — yalnızca bu sefer toplanma iki kaynak arasındaki mesafede değil, tek bir kaynağın kendi yüzeyinde, sesin havaya çıktığı ilk anda gerçekleşiyor.

Bu yüzden yeni bir kural öğrenmiyoruz; aynı kuralı içeri çeviriyoruz. Bir tel de, ondan bir metre uzaktaki başka bir tel de aynı fizikten sorumlu; biri iki nesne arasında oluyor, öbürü tek bir nesnenin içinde.

Neden bazı sesler perde taşır, bazıları taşımaz

Şimdi bardak ile teli ayrı düşen yere gelelim.

Bir telde ya da bir boruda, aynı anda titreşen bu çoklu hareketlerin hızları birbirine göre düzenli bir ilişkide duruyor — her biri, en yavaş olanının tam katına yakın düşüyor. Kulak bu düzeni fark ediyor ve bütün o karmaşık toplamı tek bir yorumla özetliyor: tek bir perde. Aynı düzen bir org borusunda da, bir insan sesinde de aynı biçimde kuruluyor; farklı çalgılar aynı düzeni farklı oranlarla dolduruyor, ama düzenin kendisi orada.

Bir bardağa, bir davula, bir tahta parçasına vurduğunda ise durum bambaşka. O cisimlerin titreşim biçimleri, tel ya da hava sütunu gibi tek bir eksende ileri geri gitmiyor; yüzey birçok yönde, birçok noktada aynı anda bükülüyor. Ortaya çıkan hızlar birbirinin tam katına yakın düşmüyor, dağınık duruyor. Kulak bu dağınıklıktan tek bir perde kuramıyor, çünkü kurulacak bir düzen yok. Sonuç, adı konamayan bir tınlama.

Bu, önceki modülde bırakılan bir boşluğu dolduruyor: perdesi olan ses ile olmayan ses arasındaki fark, kulağın kaprisli olması değil, cismin titreşim biçiminin düzenli mi düzensiz mi olduğu. Davulun, zilin, bir kapı çarpmasının nota adı olmaması bir eksiklik değil; o cisimlerin titreşme biçiminin doğal bir sonucu.

Aradaki fark, cismin şekline de bağlı. Bir eksende gerilmiş, uzunluğu boyunca ileri geri giden bir tel ya da bir boru içindeki hava sütunu, titreşimi doğal olarak birbirine bağlı, kademeli parçalara böler. Düzlemsel bir yüzey — bir bardağın camı, bir davul derisi, bir tahta parça — aynı zorunluluğu taşımıyor; yüzey her yönde bağımsızca bükülebildiği için ortaya çıkan hareketler birbirine kilitli değil.

Bu ayrım keskin bir sınır gibi görünse de aslında bir uçtan öbür uca uzanan bir eğim; birazdan usta katmanında oraya döneceğiz.

Tının ikinci boyutu: zaman

Önceki modülün gösterdiği doğuşkan dengesi, bir sesi tanımanın önemli bir parçası — ama tek başına yeterli değil. Açılış sahnesindeki kayıt deneyi bunu en açık gösteren örnek.

Bir sesin en başındaki çok kısa an, ses zarfının ilk parçası, taşıdığı bilgi bakımından geri kalan her şeyden orantısız derecede ağır. Bir telin çarpılışı, bir nefesin başlaması, bir tuşun tahtaya değişi — bunların hepsi çok kısa sürüyor ama çalgıyı tanımanı sağlayan işaretlerin büyük kısmı tam da orada saklı. O anı kestiğinde, geri kalan bütün doğuşkan dengesi aynı kalsa bile tanıma zorlaşıyor.

Bunun sebebi şu: bir sesin bileşenleri zamanla sabit kalmıyor. Başlangıçta bir denge, ortasında başka bir denge, sönerken üçüncü bir denge kuruluyor. "Bu sesin tınısı şu" demek, aslında zaman içinde değişen bir diziyi tek bir kareye sıkıştırmak. O sıkıştırma çoğu zaman işe yarıyor, çünkü kulak alışkın; ama en başındaki kareyi çıkardığın an, dizinin geri kalanı tek başına aynı kimliği taşıyamıyor.

Tersten dinleme deneyi bunu daha da keskin gösteriyor. Bir kaydı tersten çaldığında bileşenlerin toplamı, yani hangi frekansın ne kadar güçlü olduğu, hiç değişmiyor — kayıt aynı kayıt, geriye sarılmış hâli. Değişen tek şey, o dengenin hangi sırayla karşına çıktığı. Buna rağmen kulak orada bambaşka bir kaynak duyuyor. Demek ki kimliği taşıyan şey yalnızca "ne var" değil, "hangi sırayla var" sorusu da.

Tını bir liste değil, bir olay

Bu üç gözlemi birleştirelim.

Önceki modül tınıyı bir sesin taşıdığı doğuşkan içeriğiyle tanımlamıştı. Bu tanım yanlış değil, eksik. Bir sesin kimliği yalnızca hangi bileşenleri taşıdığıyla değil, o bileşenlerin ne zaman ortaya çıktığı ve ne kadar sürdüğüyle de kuruluyor. Aynı bileşen listesini taşıyan, ama farklı bir zaman düzeninde sunulan iki ses — biri normal, biri başlangıcı kesilmiş, biri tersten çalınmış — kulağa bambaşka gelebiliyor.

Bu yüzden bir sesi tarif ederken sorulacak soru tek başına "hangi frekanslar var" değil, "hangi frekanslar, ne zaman ve ne kadar süreyle var" olmalı. Fizikte bu ikinci soru, birinci kadar taşıyıcı.

Bu, dersin ilerisinde bir yere işaret ediyor ama şimdi oraya girmiyoruz: bir sesi bu iki boyutuyla birlikte kaydetmek ve yeniden üretmek. Bugün yalnızca fiziği kuruyoruz — havada gerçekte ne taşınıyor.

Örneklerden okuma

Üç fikri sırayla kurduk: toplanmanın tek bir kaynağın içine döndüğü, bileşenlerin düzenli mi dağınık mı dizildiğinin perdeyi belirlediği, tınının zaman içinde kurulan bir olay olduğu. Şimdi bu üçünü gündelik nesnelerde arayalım.

Usta katmanı

Üç ince ayrıntı, hepsi az önceki iki kesin çizgiyi biraz yumuşatıyor.

Birincisi: perdeli ile perdesiz arasındaki sınır bir duvar değil, bir eğim. Bazı nesneler — büyük, gergin bir yüzey gibi — tam düzenli bir tel ile tam dağınık bir bardak arasında bir yerde durur; kulak orada belli belirsiz bir yükseklik hisseder ama ona net bir ad koyamaz. Ayrım ikili değil, dereceli.

İkincisi: aynı nesneye nasıl dokunduğun, hangi bileşenlerin öne çıkacağını değiştirir. Bir teli ortasından mı kenarından mı çektiğin, bir yüzeye sert mi yumuşak mı vurduğun, o anda hangi bileşenlerin güçlü hangi bileşenlerin zayıf kalacağını belirliyor. Kaynak sabit kalsa bile, ona dokunuş biçimi ortaya çıkan dengeyi yeniden kuruyor.

Üçüncüsü: zaman boyutunun kendisi de tek bir hızda ilerlemiyor. Bazı bileşenler sönerken öbürlerinden daha hızlı kayboluyor, bazıları daha uzun kalıyor. Yani bir sesin "başlangıcı" ile "sönüşü" arasında yalnızca genel bir güç azalması değil, dengenin kendisinin de kayması var — sesin ortası bile kendi içinde sabit değil. Bu yüzden bir sesi tek bir "an"la temsil etmeye çalışmak, hangi anı seçtiğine göre bambaşka bir sonuç verir; erken bir kareyle geç bir kare aynı kaynağı anlatmaz.

Yaygın hatalar ve yanlış bilinenler

Yaygın yanlış: Birden çok hızda titreşim yalnızca iki ayrı kaynak bir arada çaldığında oluşur. Tek bir tel ya da tek bir hava sütunu bile aynı anda birden fazla hızda titreşir ve duyulan ses bu iç toplamın kendisidir. İki ayrı kaynağın havada toplanması ile tek kaynağın kendi içinde toplanması aynı mekanizmanın iki görünümüdür.

Yaygın yanlış: Perdesiz bir sesin, örneğin bir davulun ya da bardağın, frekansı yoktur. Böyle seslerin bolca frekansı vardır; eksik olan frekans değil, o frekansların birbirine göre düzenli bir ilişkide durmasıdır. Düzen olmayınca kulak tek bir perde kuramaz, ama titreşimin kendisi oradadır.

Yaygın yanlış: Tını, bir çalgının ya da sesin değişmeyen, sabit bir imzasıdır. Bir sesin bileşenleri zaman içinde sabit kalmaz; başlangıcı, ortası ve sönüşü bambaşka bir dengeye sahip olabilir. Sabit bir imza aramak yerine, o dengenin zaman içinde nasıl kayıp değiştiğine bakmak gerekir.

Yaygın yanlış: Bir sesin hangi bileşenleri taşıdığını bilmek, onu tam olarak tanımlamaya yeter. Aynı bileşenleri taşıyan bir kayıt, en baştaki kısa an çıkarıldığında neredeyse tanınmaz hâle gelebilir. Tanımanın büyük kısmı bileşenlerin listesinde değil, o listenin zaman içinde nasıl kurulduğundadır.

Yaygın yanlış: Perdeli ile perdesiz arasındaki sınır her nesnede aynı keskinlikte çizilir. Bazı nesneler arada bir yerde durur ve belli belirsiz bir yükseklik hissi verir; ayrım ikili bir açık-kapalı değil, bir uçtan öbür uca uzanan bir eğimdir.

Uygulama

Evde bulabileceğin birkaç sert yüzeyi topla: bir cam bardak, bir tahta masa, bir metal tencere ya da tava, mümkünse gerili bir tel — bir gitar, bir lastik bant, hatta sıkıca gerilmiş bir ip bile olabilir. Her birine tek bir kez, benzer sertlikte vur ve her vuruştan sonra o sesi mırıldanarak taklit etmeye çalış. Hangilerinde net bir yükseklik bulabildiğini, hangilerinde kulağının bir yerde takılıp kaldığını, hiçbir yükseklik seçemediğini not et.

Elinde gerili bir tel varsa ikinci bir deney yap. Teli önce ortasına yakın bir noktadan çek ve dinle, sonra aynı sertlikte kenarına yakın bir noktadan çek ve tekrar dinle. Perdenin aynı kalıp kalmadığına, ama sesin renginin nasıl değiştiğine dikkat et. İstersen aynı teli önce çok kısa bir an tutup bırakarak, sonra uzun süre serbest bırakarak da dene; sürenin kendisinin sesi nasıl değiştirdiğini kendi kulağınla karşılaştır.

Telefonunda bir ses kaydı uygulaması aç ve kısa bir ses kaydet — bir el çırpması, bir kelime, bir enstrüman notası, ne bulursan. Eğer telefonunda ya da bilgisayarında ses düzenleyebileceğin basit bir uygulama varsa, kaydın en baştaki çok kısa parçasını kesip çıkar ve geri kalanını dinle; o kısacık anın eksikliğinin sesi ne kadar tanınmaz kıldığını fark et. Düzenleme aracın yoksa aynı kaydı bir arkadaşına dinlet ve ilk anını atlayarak, biraz geriden başlatarak dinlemesini iste; farkı onun tepkisinden de anlayabilirsin.

Son olarak aynı ya da başka bir kaydı tersten çalmayı dene; birçok kayıt uygulamasında bu seçenek zaten hazır bulunur. Aynı kaydın normal ve ters hâlini art arda dinle. Bileşenlerin ikisinde de birebir aynı olduğunu bilerek, yalnızca zamanın yönü değiştiği hâlde sesin kimliğinin ne kadar farklılaştığını kendi kulağınla doğrula; bu, bugünün en çarpıcı gözlemini kendi elinle tekrarlamanın en basit yolu.

Kilit özet

Bir tel ya da bir hava sütunu aynı anda birden çok hızda titreşir; kulağına ulaşan tek ses, bu çoklu titreşimin havada bıraktığı toplam itiştir. Bu, önceki derste öğrendiğin iki kaynağın toplanmasıyla aynı mekanizma; yalnızca bu sefer toplanma iki ayrı kaynak arasında değil, tek bir kaynağın kendi içinde gerçekleşir.

Bileşenler birbirine göre düzenli bir ilişkide dizildiğinde kulak onları tek bir perdeye indirger; düzen olmadığında kulak seçecek bir yükseklik bulamaz ve ses adsız kalır. Perdeli ses ile perdesiz ses arasındaki fark, cismin titreşim biçiminin düzenli mi dağınık mı olduğundadır.

Tını, yalnızca hangi bileşenlerin taşındığıyla tarif edilemez; o bileşenlerin ne zaman ortaya çıktığı ve ne kadar sürdüğü de kimliğin ayrılmaz bir parçasıdır. Bir sesin en başındaki kısa an çıkarıldığında, geri kalan bileşenler aynı kalsa bile tanıma büyük ölçüde bozulur.

Sonraki derse köprü

Buraya kadar konuştuğun her şey havada olup bitenle ilgiliydi: bir itişin nasıl toplandığı, hangi düzenin bir perde kurduğu, bir dengenin zaman içinde nasıl değiştiği. Bunların hepsi kulak devreye girmeden önce, yalnızca fizikle ölçülebilen olaylardı.

İnsan işitmesi ve eşit gürlük bu resmi ilk kez tersine çeviriyor. Aynı fiziksel dalga, kulağa ulaştığında olduğu gibi kalmıyor; kulağın kendisi bazı frekansları abartıp bazılarını söndürüyor, aynı gürlükteki iki farklı perdeyi bile birbirinden farklı şiddette duyuyor. Havada ölçülen ile kulakta duyulan, artık aynı şey olmaktan çıkıyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.

Animasyon ve seslendirme notları

Animasyon ve seslendirme notları

Tel ile bardağın karşılaştırıldığı sahnede iki titreşim yan yana canlandırılmalı: telin titreşim biçimi düzenli, tekrar eden bir örüntüyle, bardağın titreşim biçimi ise düzensiz, birbirini tutmayan bir örüntüyle gösterilmeli; izleyici iki cismin havaya bıraktığı iz arasındaki farkı bir bakışta görmeli. Tek bir telin aynı anda birden çok hızda titreştiği gösterilirken önce tam boy salınım, sonra daha kısa parçaların üst üste bindiği salınımlar ayrı ayrı çizilmeli, sonunda hepsi tek bir karmaşık eğride toplanmalı.

Ses zarfının zaman içindeki değişimi anlatılırken bir sesin dalga biçimi baştan sona akan bir şerit gibi gösterilmeli ve en baştaki kısa an ayrı bir renkle vurgulanmalı; o an kesilip geri kalanı tek başına oynatıldığında izleyici sesin nasıl değiştiğini hem görsel hem işitsel olarak takip edebilmeli. Kaydın tersten çalındığı sahnede aynı dalga biçimi önce soldan sağa, sonra sağdan sola akarken gösterilmeli; hiçbir bileşen eklenip çıkarılmadığı, yalnızca akış yönünün tersine döndüğü izleyiciye net biçimde hissettirilmeli. Sayı ya da birim taşıyan hiçbir yazı ekrana girmemeli; çekimlerde geçen her nesne markasız ve kimliksiz kalmalı, ders boyunca göz titreşen yüzeyde ya da dalga şeklinde kalmalı.

Bu ders hangi kursun parçası

AUD-101 — Ses Biliminin Temelleri kursunun 10 modülünden 5. modülü. Kurs bugün müfredatta ve kayda kapalıdır; bu metnin okunabilir olması kursun üretiminin tamamlandığı anlamına gelmez.