Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Her mesajın bir olgu, bir de duygu katmanı var; duygu çoğu zaman sesin tonunda duruyor.
Duyguyu sözcüklere dökmek, onu yumuşatabiliyor.
Duyguyu doğru okumak hem dinleyene hem konuşana bağlı; az konuşan kişiler kolayca gözden kaçabiliyor.
Ses, duygu okumada en az yüz kadar dikkat istiyor.
Duyguyu bir tahmin olarak adlandır, alan bırak ve çözümü sonraya sakla.
Güç farkı varsa adlandırmayı birebir yap; her konuşmayı bir duygu konuşmasına çevirme.
Açılış
Açılış sahnesi
Koridordaki konuşma birkaç dakika sürüyor. Ekibin en sessiz üyesi, özetin doğru olduğunu ama bir şeyin eksik kaldığını söylemişti: haftada üç dört müşterinin bağırması ve bunun ne kadar yıprattığı.
Destek liderinin ilk refleksi çözüm önermek oluyor: "Bağıran müşterileri bana yönlendir, ben konuşurum." Cümle ağzından çıkmak üzereyken duruyor. Çalışan bir çözüm istememişti. Kimsenin sormadığı bir şeyi söylemişti.
Lider başka bir şey deniyor: "Her hafta yanlış tarih yüzünden bağırılmak, üstelik o tarihi sen vermemişken... Bu hem yorucu hem de haksız geliyor olmalı."
Çalışan bir an susuyor. Sonra gözleri doluyor. "Evet. En çok da haksızlık kısmı. Sanki ben yalan söylemişim gibi bakıyorlar."
Lider olguları biliyordu: kaç müşteri, hangi günler, hangi tarihler. Bilmediği şey, bu olguların çalışanın içinde neye dönüştüğüydü.
Yol haritası
Bu derste ne olacak
Yansıtma ve özetleme dersinde, söyleneni kendi sözlerinle geri vermeye baktık. Bu ders söylenenin altındaki katmana iniyor: konuşanın hissettiklerine.
Seride duyguları tanımak, kendi içindeki duyguları adlandırmak olarak ele alınmıştı; empati ise karşı tarafın durumunu onun hesabıyla okumak olarak. Burada bu iki beceri dinleme anında buluşuyor: bir konuşmanın içinde, karşıdakinin duygusunu nasıl fark edebilir, nasıl adlandırabilir ve onun yerine konuşmadan yanında nasıl durabilirsin?
Duyguyu sözcüklere dökmenin beyindeki duygusal tepkiyi nasıl etkilediğini inceleyen bir beyin görüntüleme çalışmasıyla başlayacağız. Ardından başkalarının duygularını ne kadar doğru okuduğumuzun hem bize hem karşımızdakine bağlı olduğunu gösteren bir çalışmaya ve sesin duygu okumada yüz ifadelerinden daha güçlü bir kanal olabileceğini öne süren bir dizi deneye bakacağız.
Koridordaki konuşma ve dersin öteki sahneleri kurgudur.
Sıfır noktası — her mesajın iki katmanı var
Bir çalışan "Bu hafta raporları üç kez yeniden yazdım" dediğinde, iki şey söylüyor. Birincisi bir olgu: raporlar üç kez yeniden yazıldı. İkincisi bir duygu: yorgunluk, öfke, belki de emeğinin görülmediği hissi. Olgu sözcüklerde duruyor; duygu ise çoğu zaman sesin tonunda, bir iç çekişte, bir sözcüğün vurgusunda.
Birçok lider olgu katmanını dinleyip hemen ona cevap veriyor: "Bir dahaki sefere şablonu önceden paylaşırım." Bu cevap yanlış değil, ama eksik. Çalışanın asıl söylemek istediği şey belki de "Bu hafta çok yoruldum ve kimse fark etmedi" idi.
Mekanizma — duyguyu adlandırmak ve doğru okumak
Duygunun sözcüklere dökülmesinin, duygunun kendisini değiştirebildiğine dair ilginç bulgular var.
Açılıştaki lider tam olarak bunu yaptı. "Yorucu ve haksız" sözcükleri, çalışanın anlattıklarının altındaki duyguyu adlandırdı. Çalışan "haksızlık" sözcüğünü seçip öne çıkardı; lider böylece duygunun hangi yanının daha ağır bastığını öğrendi.
Duyguyu adlandırabilmek için önce onu doğru okumak gerekiyor. Ama duygu okuma yalnızca dinleyenin becerisine bağlı değil.
Bu bulgu liderler için önemli bir uyarı taşıyor. Ekipteki az konuşan, duygularını dışa vurmayan kişiler, duygusal olarak zorlandıklarında bile fark edilmeyebiliyor. Açılıştaki çalışan da bunlardan biriydi; ekibin en az konuşan üyesiydi ve yorgunluğu aylarca kimse tarafından görülmemişti.
Duygu okumada hangi kanalın en çok iş gördüğü de ilginç bir soru. Çoğu insan duyguları en iyi yüzden okuduğunu düşünüyor. Bazı bulgular bunun tersini öne sürüyor.
Model — işaret, adlandırma, alan
Duyguyu dinlemenin üç adımı var.
İşareti fark et. Konuşanın sözcüklerine olduğu kadar sesine de dikkat et. Tekrar eden bir sözcük, bir duraksama, bir hızlanma, "yine", "hep", "hiç" gibi vurgular duygunun izini taşıyor.
Duyguyu tahmin olarak adlandır. Fark ettiğin duyguyu kısa ve yargısız bir cümleyle adlandır; bir kesinlik değil, bir olasılık olarak sun: "Bu seni gerçekten yıpratmış gibi geliyor bana." Yanılırsan, konuşan seni düzeltecek; bu da bir bilgi.
Alan bırak. Adlandırdıktan sonra hemen çözüme geçme. Konuşanın duygusunu biraz daha anlatmasına izin ver. Çözüm, duygu duyulduktan sonra daha kolay konuşuluyor.
Karar noktası — duyguyu ne zaman adlandırmalı
Duyguyu adlandırmak her konuşmada gerekli değil. Bazı konuşmalar yalnızca olgu ve karar istiyor; bazı kişiler duygularının iş ortamında adlandırılmasından rahatsız olabiliyor.
Duyguyu adlandırmanın en çok işe yaradığı anlar şunlar: konuşanın sesinde ya da sözcüklerinde güçlü bir duygu işareti varsa, aynı konu tekrar tekrar ve artan bir yoğunlukla açılıyorsa, konuşan olgulara verilen cevaplarla yetinmiyorsa ya da bir çatışma anında iki taraf da birbirini duymuyorsa.
Önerilen yol, adlandırmayı küçük ve geri alınabilir tutmak. Tek bir cümleyle, bir olasılık olarak adlandır ve konuşanın tepkisine bak. Onaylarsa, biraz daha alan aç. Reddederse, zorlamadan olgulara dön. Güç farkı varsa, adlandırmayı birebir ve kapalı bir ortamda yap; bir çalışanın duygusunu toplantıda adlandırmak onu mahcup edebilir.
İleri katman
Sınırlılıklar ve eleştiri
Duygu adlandırma üzerine beyin görüntüleme bulguları, kişinin kendi baktığı resimlerdeki duyguları adlandırmasına dayanıyor. Bir dinleyicinin karşısındakinin duygusunu adlandırmasının aynı etkiyi yarattığı doğrudan gösterilmiş değil; bu, akla yatkın ama sınanması gereken bir çıkarım.
Sesin duygu okumada üstünlüğü tartışmalı. İlk bulgulardan sonra yapılan eleştiriler, farkın küçük olduğunu ve her durumda geçerli olmayabileceğini öne sürdü. Bu bulgu, yüzün önemsiz olduğu anlamına gelmiyor; yalnızca sesin de en az yüz kadar dikkat istediğini hatırlatıyor.
Duygu okuma kültüre göre de değişiyor. Bazı kültürlerde duygular sözcüklerle ve tonla açıkça ifade edilirken, bazılarında dolaylı ve bastırılmış biçimde ifade ediliyor. Aynı işaret, iki farklı kültürden gelen iki kişide farklı anlamlar taşıyabilir.
Son olarak, duygu dinlemenin iş yerindeki sınırları var. Bir lider terapist değil. Bazı duygusal zorluklar, bir liderin dinleme becerisinin ötesinde profesyonel destek gerektiriyor. Liderin görevi bu durumu fark etmek ve uygun kaynağa yönlendirmek; tek başına çözmeye çalışmak değil.
Yanılgılar
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışBir mesajın yalnızca olgu katmanını dinlemenin yeterli olduğu sanılıyor.
Doğrusu
Olguların altındaki duygu, konuşanın asıl söylemek istediği şey olabilir.
Yaygın yanlışDuyguyu adlandırmanın onu büyüteceği düşünülüyor.
Doğrusu
Bulgular, duyguyu sözcüklere dökmenin onu yumuşatabildiğini gösteriyor.
Yaygın yanlışDuyarlı bir dinleyicinin herkesin duygusunu doğru okuyabileceği varsayılıyor.
Doğrusu
Duygularını az gösteren kişileri okumak, en duyarlı dinleyici için bile zor.
Yaygın yanlışDuygu dinlendikten sonra hemen çözüm önerilmesi gerektiği sanılıyor.
Yaygın yanlışHer konuşmada duygunun adlandırılması gerektiği düşünülüyor.
Doğrusu
Bazen bir olgu yalnızca bir olgu; her iş konuşması bir duygu konuşmasına çevrilmemeli.
Özet
Aklında kalsın
Her mesajın bir olgu, bir de duygu katmanı var; duygu çoğu zaman sesin tonunda duruyor.
Duyguyu sözcüklere dökmek, onu yumuşatabiliyor.
Duyguyu doğru okumak hem dinleyene hem konuşana bağlı; az konuşan kişiler kolayca gözden kaçabiliyor.
Ses, duygu okumada en az yüz kadar dikkat istiyor.
Duyguyu bir tahmin olarak adlandır, alan bırak ve çözümü sonraya sakla.
Güç farkı varsa adlandırmayı birebir yap; her konuşmayı bir duygu konuşmasına çevirme.
Sıradaki ders
Sonraki derse köprü
Koridordaki konuşmadan birkaç gün sonra lider, başka bir çalışanın haftalık toplantıda sert bir tonla konuştuğunu fark etti. İlk düşüncesi, çalışanın da yorgun ve öfkeli olduğuydu. Toplantıdan sonra onunla konuşurken bu varsayımla başladı: "Bu hafta seni çok yormuş gibi görünüyor."
Çalışan şaşırdı. "Hayır, yorgun değilim. Sadece yeni sistemin gerçekten işe yarayacağına inanmıyorum ve kimse bunu sormuyor."
Lider duyguyu adlandırmaya çalışırken, aslında kendi kafasındaki bir hikâyeyi karşısındakine yüklemişti. Önceki konuşmanın izi, yeni konuşmayı nasıl duyacağını belirlemişti.
Duyguyu dinlemek, dinleyenin kendi beklentilerini bir kenara koyabilmesine bağlıydı. Varsayımı askıya almak dersi bu beceriye bakıyor. Dinlerken zihnimizde hangi hazır açıklamaların devreye girdiği, bu açıklamaların karşıdakini duymayı nasıl engellediği ve bir liderin bunları fark edip bir süre kenara koyabilmesinin yolları orada ele alınıyor.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.