Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Herkes kendi yorumunu olayın kendisi gibi yaşar.
Karşı tarafı önyargılı görmek, çatışmayı iki taraflı bir sarmala çevirir.
Olay, neden ve anlam üç ayrı sorudur; onları sırayla sor.
Önce kimsenin itiraz etmediği olguları kâğıda geçir.
Nedenleri birer açıklama olarak tut; olgu gibi değil.
Anlamı sona bırak; olgular netleşince duygulara yer aç.
Olgu doğrulanamıyorsa belirsizliği adlandır ve geleceğe bak.
Açılış sahnesi
Dün akşam üç dosyada yeni alanlar boş kalmıştı. Sabah vardiyasındaki temsilci bunu, öbürünün yeni düzene karşı sessiz bir direniş olarak okudu: "Anlaşma yaptık, iki gün geçmeden yine aynı şey." Akşam vardiyasındaki temsilci ise o üç dosyayı hiç açmadığını, o dosyaları o gün ilk vardiyasına çıkan yeni bir stajyerin kapattığını anlatıyordu. İkisi de müdürün kapısında, aynı üç dosya için, birbirinden tamamen farklı iki hikâye anlatıyordu.
Birim müdürü iki temsilciyi aynı masaya çağırdı ve bir kâğıdı üç sütuna böldü. İlk sütunun başına "Olan" yazdı, ikincisine "Nedeni", üçüncüsüne "Ne anlama geliyor". Önce yalnız ilk sütunu birlikte doldurmalarını istedi. İki temsilci, iki dakika içinde anlaştı: dün akşam üç dosyada yeni alanlar boştu; üç dosya da stajyerin kullanıcı adıyla kapatılmıştı; stajyer o gün yeni ekran eğitimi almamıştı.
İkinci sütuna gelince tartışma başladı, ama bu kez farklı bir tartışmaydı. Sabah vardiyasındaki temsilci, stajyerin kullanıcı adını görünce durdu. "O zaman bu onun işi değildi," dedi, öbür temsilciyi göstererek. Üçüncü sütuna hiç geçilmedi. Müdür, stajyerlerin ilk gün yeni ekran eğitimi almasını bir kural hâline getirdi; iki temsilci ise ilk kez aynı sütunda, aynı olguların başında durmuştu.
Bu derste ne olacak
Önceki derste bir çatışmada sorunu kişiden ayırmayı gördük: konuşmayı karakterden somut bir soruna taşımayı. Bu ders bir adım daha geriye gidiyor. Somut bir sorun üzerinde bile iki taraf çoğu zaman aynı şeyi görmüyor. Aynı üç dosyaya bakan iki kişi, biri bir direniş, öbürü bir yanlış anlama görüyor.
Geri bildirim modülünün ilk dersinde gözlem ile yorumu ayırmayı öğrendik; orada soru, bir liderin başka birine söylediği cümlenin bir kayıt mı yoksa bir çıkarım mı olduğuydu. Bu ders aynı ayrımı iki taraflı bir çatışmaya taşıyor. Burada mesele yalnız liderin kendi dili değil; iki tarafın da kendi yorumunu olgunun kendisi gibi yaşaması ve karşı tarafın farklı yorumunu bir önyargının, hatta bir kötü niyetin kanıtı saymaya başlaması.
Dayandığımız iki araştırmadan biri, karşıt görüşteki insanların birbirinin bakışını ne kadar doğru tahmin ettiğini ölçüyor. Öbürü, bir anlaşmazlıkta karşı tarafı önyargılı görmenin çatışmayı nasıl büyüttüğünü inceliyor.
Stajyerin dosyaları ile bu dersteki bütün kişi ve olaylar kurgu. Robinson'ın ve Kennedy'nin ekipleri ise bulgularını sosyal psikoloji alanının hakemli yayınlarında paylaştı.
Sıfır noktası — herkes kendini gerçekçi sanır
Bir çatışmanın içindeki iki kişi, genellikle ikisinin de gerçeği gördüğüne inanıyor. Kendi bakışını bir yorum olarak değil, olayın kendisi olarak yaşıyor: "Ben yalnız olanı anlatıyorum." Bu inanç, karşı taraf farklı bir şey söylediğinde bir soru doğuruyor: aynı olaya bakıp başka bir şey gören biri neden böyle yapıyor? Cevap çoğu zaman şu oluyor: ya bilgisi eksik, ya önyargılı, ya da kötü niyetli.
Seride önyargı kör noktası, yani insanların önyargıları başkalarında kolayca görüp kendi yargılarında görmemesi, bilişsel önyargılar işlenirken tanımlanmıştı. Algı ve yorumlama dersinde de aynı maçı izleyen iki tarafın iki ayrı oyun gördüğü aktarılmıştı. Bu ders o bulguları bir çatışmanın ortasına yerleştiriyor ve bir soruya odaklanıyor: bir lider iki tarafı, farklı yorumlarını korurken, ortak bir olgular zeminine nasıl getirir?
Çatışmalarda üç tür soru birbirine karışıyor. Ne oldu? Neden oldu? Ne anlama geliyor? İlk soru olgulara dair ve genellikle belgeyle, kayıtla ya da sayıyla doğrulanabilecek bir cevabı var. İkinci ve üçüncü sorular ise yorumlara dair; niyeti, nedeni ve anlamı tartışıyor ve iki tarafın farklı cevaplar vermesi olağan. Çatışma, bu üç soru ayrılmadan tek bir soru gibi tartışıldığında kilitleniyor.
Mekanizma — karşı tarafın bakışını abartmak
Karşıt görüşteki insanların birbirinin bakışını ne kadar doğru tahmin ettiği, tartışmalı toplumsal konular üzerinden ölçüldü.
Açılış sahnesindeki iki temsilci, birbirlerinin bakışını tam da bu biçimde abartıyordu. Sabah vardiyasındaki temsilci öbürünü yeni düzene karşı bir direnişin içinde görüyordu; akşam vardiyasındaki ise sabahçının her fırsatta kendisini suçlamak için bahane aradığını düşünüyordu. Olgular sütunu dolduğunda, iki temsilcinin aslında aynı şeyi istediği ortaya çıktı: dosyaların eksiksiz devredilmesi.
Mekanizma — önyargı algısı çatışmayı nasıl büyütür
Karşı tarafı önyargılı görmenin sonuçları, bir anlaşmazlığın nasıl tırmandığını inceleyen deneylerde ölçüldü.
Model — olgu, neden, anlam
Bir çatışmada gerçek ile yorumu ayırmak, konuşmayı üç aşamaya bölerek yapılabiliyor.
Olguyu ortak kur. İki tarafa da önce yalnız "ne oldu" sorusunu sor ve cevabı, masadaki herkesin onaylayacağı biçimde yaz: zaman, yer, belge, sayı, söz. Belgeler, kayıtlar ve sayılar burada işe yarıyor, çünkü bir kişinin hafızasından daha kolay ortak bir zemin sağlıyorlar. Bir olgu üzerinde anlaşılamıyorsa, onu doğrulamanın bir yolunu birlikte bul; tartışmayı o olgu doğrulanana kadar ertele.
Nedenleri ayrı tut. Olgu üzerinde anlaşıldıktan sonra, iki tarafa da olgunun nedenine dair kendi tahminlerini sor ve bu tahminleri bir olgu gibi değil, birer açıklama olarak yaz. İki tahminin de doğru olma olasılığı var; ikisi de yanlış olabilir. Tahminler arasındaki fark, bir kişinin kötü niyetinin değil, farklı bilgilerin ve farklı konumların işareti olabilir.
Anlamı sona bırak. Olgu ve olası nedenler netleştikten sonra, olayın taraflar için ne anlama geldiğini konuşun. Bir tarafın kırgınlığı, öbürünün hayal kırıklığı burada meşru bir yer buluyor; ama artık bir olgu tartışmasının içinde değil, o olgunun yarattığı duygular olarak.
Karar noktası — olgular üzerinde anlaşılamıyorsa
Gerçek ile yorumu ayırmaya çalışan bir lider, bazen olguların kendisinin tartışmalı olduğu bir durumla karşılaşıyor. Belge yok, kayıt eksik ya da iki kişi aynı konuşmayı farklı hatırlıyor. Bu durumda liderin önünde iki yol var: olguları kendisi belirlemek ya da onları belirsiz bırakıp yorumlara geçmek. Olguları kendisi belirleyen lider, taraflardan birinin yanında durmuş gibi görünebiliyor; olguları belirsiz bırakan lider ise yorumların tartışılmasına zemin hazırlıyor ve çatışmayı kilitli bırakıyor.
Burada belirsizliği açıkça adlandırmak bir yol. "Bu konuşmada ne söylendiğini ikiniz farklı hatırlıyorsunuz ve bunu doğrulayacak bir kayıt yok" demek, iki tarafa da haksızlık etmiyor ve tartışmayı bir hafıza yarışından çıkarıyor. Ardından konuşma, geçmişteki olgunun kendisinden, gelecekte benzer bir belirsizliği önleyecek bir düzene kayabiliyor: bundan sonra bu tür konuşmalar yazılı olarak özetlenecek.
Tıkanan her olguda sorulacak soru aynı: bu olguyu doğrulamak mümkün mü, yoksa ikimiz de yalnız hatırladığımızı mı anlatıyoruz? Doğrulanabiliyorsa, doğrula; doğrulanamıyorsa, belirsizliği adlandır ve geleceğe bak.
Sınırlılıklar ve eleştiri
Naif gerçekçilik ve önyargı algısı üzerine araştırmaların çoğu, siyasal ve toplumsal tartışmalar üzerinden ya da laboratuvarda kurulan anlaşmazlıklarla yapıldı. Bir iş yerindeki gündelik anlaşmazlıklarda aynı eğilimlerin ne büyüklükte olduğu, taraflar arasındaki ilişkinin geçmişine ve kurumun kültürüne bağlı olabilir.
Olguyu yorumdan ayırmak her zaman kolay olmuyor. Bir belgenin hangi parçasının önemli olduğuna karar vermek, bir sayının hangi dönemi kapsayacağını seçmek bile bir yorum içeriyor. Tamamen yorumsuz bir olgu zemini mümkün değil; amaç, iki tarafın da en az itiraz edeceği zemine inmek.
Bazı çatışmalarda olgular üzerinde anlaşmak, çatışmayı çözmüyor. İki taraf olgular üzerinde tamamen anlaşsa bile, o olguların anlamı üzerinde anlaşamayabilir; örneğin bir kararın adil olup olmadığı, ortak olgulara rağmen iki taraf için farklı bir soru olarak kalabilir. Bu durumda olgu zemini, çatışmayı çözmek için değil, onu daha dürüst bir biçimde konuşmak için bir araç.
Son olarak, güç farkının büyük olduğu bir çatışmada, olguları belirleme yetkisi de çoğu zaman güçlü tarafta. Kayıtları kim tutuyor, hangi belgeye erişim var, kimin hafızası daha güvenilir sayılıyor gibi sorular, olgu zemininin kendisini bir güç meselesine dönüştürebiliyor. Lider, bu dengesizliği fark etmeli ve güçsüz tarafın olgulara erişimini sağlamalı.
Yaygın hatalar
Yaygın yanlışKendi yorumunun olayın kendisi olduğu sanılıyor.
Herkes gerçeği gördüğüne inanıyor ve karşı tarafın farklı yorumunu bir kusurun işareti sayıyor.
Yaygın yanlışİki taraf arasındaki anlaşmazlığın göründüğü kadar büyük olduğu varsayılıyor.
Karşıt taraflar aradaki mesafeyi çoğu zaman gerçekte olduğundan geniş görüyor.
Yaygın yanlışOlayı, nedenini ve anlamını tek bir tartışmada çözmenin mümkün olduğu düşünülüyor.
Üç soru ayrılmadığında çatışma kilitleniyor.
Yaygın yanlışOlgular üzerinde anlaşmanın çatışmayı kendiliğinden çözeceği sanılıyor.
Ortak olgular, farklı anlamları ortadan kaldırmıyor; yalnız onları daha dürüst konuşmayı sağlıyor.
Yaygın yanlışLiderin hafızasının, taraflarınkinden daha güvenilir bir olgu kaynağı olduğu varsayılıyor.
Kaydı olmayan bir olayda liderin hatırladığı da bir yorum.
Aklında kalsın
Herkes kendi yorumunu olayın kendisi gibi yaşar.
Karşı tarafı önyargılı görmek, çatışmayı iki taraflı bir sarmala çevirir.
Olay, neden ve anlam üç ayrı sorudur; onları sırayla sor.
Önce kimsenin itiraz etmediği olguları kâğıda geçir.
Nedenleri birer açıklama olarak tut; olgu gibi değil.
Anlamı sona bırak; olgular netleşince duygulara yer aç.
Olgu doğrulanamıyorsa belirsizliği adlandır ve geleceğe bak.
Sonraki derse köprü
Olgu zemini kurulduktan birkaç gün sonra, sabah vardiyasındaki temsilci müdürün kapısını bir kez daha çaldı. Bu kez bir isteği vardı: öbür temsilcinin kendi vardiyasına hiç denk gelmemesini, vardiya planının buna göre değiştirilmesini istiyordu. Aynı hafta, temsilci müdüre akşam saatlerinde mesaj göndermeye başlamıştı; her mesaj, öbür temsilcinin yaptığı küçük bir şeyi anlatıyordu.
Müdür, temsilcinin isteğine ve mesajlarına nasıl karşılık vereceğini bilmiyordu. Bir yandan temsilciye destek olmak istiyor, öbür yandan vardiya planını bir kişinin tercihine göre değiştirmenin ve mesai dışı mesajları kabul etmenin doğru olmadığını hissediyordu. Sınır koymak dersi bu gerilime bakıyor: bir liderin neyi kabul edip neyi etmeyeceğini, ilişkiyi zedelemeden ve açıkça nasıl söyleyebileceğine ve bir sınırın bir reddetmeden nasıl farklı olduğuna.