İçeriğe geç

L2.10-06·Hikâye Anlatıcılığı

Etik hikâye anlatımı

orta2.163 kelime≈ 14 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Hikâyeyi etkili kılmak meşru; olayı değiştirmek meşru değil.

Sırayı, vurguyu ve seçimi düzenle; ayrıntı ekleme, sayı büyütme, söz uydurma.

Hikâyede tanınabilecek herkes anlatılmayı kabul etmeli.

Birleştirilmiş bir örneği tek bir gerçek olay gibi sunma; açıkça söyle.

Bir olayı süsleyerek anlatmak, senin kendi hatırladığını da değiştirebilir.

Olayı yaşamış biri "evet, böyleydi" diyebilmeli.

Senin anlatın tek anlatı değil; başkalarının hikâyelerine de yer aç.

Açılış sahnesi

İletişim danışmanının üç önerisini dinledikten sonra destek lideri bir süre sustu, sonra her birine ayrı ayrı cevap verdi.

Gece krizini daha dramatik anlatmak konusunda şunu söyledi: "O gece yeterince zordu. Olmayan bir telaşı eklersem, orada olanlar dinlerken fark eder." İptal edilen işlemlerin sayısını şişirme önerisine: "Gerçek sayıyı söyleyeceğim. Küçük görünüyorsa, neden önemli olduğunu anlatırım." Temsilcinin adını ve duygularını hikâyeye eklemek konusunda ise kararını vermeden önce temsilciyle konuşacağını söyledi.

Ertesi gün gece vardiyasındaki temsilciyi aradı ve hikâyeyi nasıl anlatmayı düşündüğünü, onun hangi rolde görüneceğini anlattı. Temsilci adının geçmesini istemedi, ama o gece hissettiklerinden birini aktarmasına izin verdi: "Sabah ekranı açınca midem düğümlendi." Lider hikâyeyi bu izinle, adsız ve abartısız anlattı. Konuşmadan sonra salonda o gece orada olan iki temsilci, hikâyenin tam olarak yaşandığı gibi anlatıldığını söyledi.

Bu derste ne olacak

Hikâye üzerine altı derslik bölüm burada bitiyor. Önceki beş derste liderin anlatacağı hikâyeyi seçmeyi, kurmayı, veriyle birleştirmeyi, bir geleceği ve bir değişimi anlatmayı gördük. Hepsinde hikâyenin bir güç olduğunu gördük: dinleyiciyi içine çekiyor, eleştirel mesafeyi azaltıyor, inançları biçimlendiriyor. Bu ders o gücün sınırlarına bakıyor.

Etik hikâye anlatımı üç soruya dayanıyor. Doğruluk: hikâye, olayları yaşandığı gibi mi anlatıyor, yoksa etkiyi artırmak için onları değiştiriyor mu? Rıza: hikâyede yer alan kişiler, anlatılmayı kabul etti mi? Amaç: hikâye dinleyiciyi bir şeyi anlamaya mı davet ediyor, yoksa onu sorgulamadan bir sonuca mı itiyor?

Kanıtlar tek bir araştırma çizgisinden, iki deney dizisinden geliyor. İkisi de ve bir olayı yeniden anlatmanın, anlatanın o olayı hatırlama biçimini de değiştirdiğini gösteriyor. Hikâyeyi süslemek, yalnız dinleyiciyi değil, anlatanın kendi belleğini de etkileyebiliyor.

Destek liderinin danışmanla konuşması ve zeytinyağı şirketinden bayiye uzanan örnekler kurgu; Tversky, Marsh ve Dudukovic'in deneyleri ise yayımlanmış araştırmalardır.

Sıfır noktası — etkili ile doğru arasındaki çizgi

Bir hikâyeyi etkili kılmanın meşru yolları var: doğru anı seçmek, anlatım sırasını düzenlemek, önemsiz ayrıntıları atmak, kırılma anını yavaşlatmak. Bunlar olayı değiştirmiyor, yalnız onu daha anlaşılır ve daha akılda kalıcı kılıyor.

Ama aynı istek, anlatıcıyı bir çizgiyi aşmaya itebiliyor: olmayan bir ayrıntı eklemek, bir sayıyı büyütmek, bir karakterin söylemediği bir sözü onun ağzına koymak, iki ayrı olayı tek bir olaymış gibi birleştirmek ya da bir başkasının hikâyesini kendi hikâyesi gibi anlatmak. Bu değişikliklerin her biri küçük görünebiliyor; ama birleştiklerinde hikâye artık yaşanmış bir olay değil, olaydan esinlenmiş bir kurmacaya dönüşüyor.

Bir liderin hikâyeleri, sıradan bir anlatıcınınkinden daha ağır bir sorumluluk taşıyor. Liderin anlattığı hikâyeler kurumun ortak belleğine yerleşiyor, kararları etkiliyor ve insanların birbirini nasıl gördüğünü biçimlendiriyor. Bir liderin süslediği bir hikâye fark edildiğinde, yalnız o hikâyeye değil, liderin anlattığı bütün hikâyelere duyulan güven zedeleniyor.

Mekanizma — anlatmak hatırlamayı değiştiriyor

Bir olayı yeniden anlatmanın, anlatanın o olayı hatırlama biçimini nasıl etkilediğini inceleyen deneyler, süslemenin gizli bir bedeli olduğunu gösteriyor.

Yeniden anlatmanın amacının, eğlendirmek mi yoksa doğru aktarmak mı olduğunun da belleği etkilediği görüldü.

Model — doğru, izinli, açık

Etik bir liderlik hikâyesi üç sınamadan geçebilir.

Doğru mu? Hikâyedeki her olay, her sayı ve her söz gerçekten yaşandı mı? Vurguyu, sırayı ve seçimi düzenlemek meşru; ama bir ayrıntı eklemek, bir sayıyı büyütmek ya da bir sözü uydurmak değil. Emin olunmayan bir ayrıntı, "sanırım" ya da "hatırladığım kadarıyla" diye işaretlenebilir. Hikâye bir kurgu ya da birden fazla olaydan birleştirilmiş bir örnekse, bu açıkça söylenmeli.

İzinli mi? Hikâyede adı geçen ya da tanınabilecek her kişi, anlatılmayı kabul etti mi? Özellikle bir hatanın, bir kaybın, bir hastalığın ya da bir zayıflığın anlatıldığı hikâyelerde, kişinin rızası alınmalı ve nasıl anlatılmak istediği sorulmalı. Rıza alınamıyorsa, kişi tanınmayacak biçimde anlatılmalı ya da hikâye başka bir hikâyeyle değiştirilmeli.

Açık mı? Hikâye dinleyiciyi bir şeyi anlamaya mı davet ediyor, yoksa bir sonuca mı itiyor? Bir hikâye bir kararı desteklemek için anlatılıyorsa, dinleyiciye bu açıkça söylenmeli ve kararın öbür yönlerini gösteren bilgiler saklanmamalı. Hikâye bir tartışmayı kapatmak için değil, onu zenginleştirmek için kullanılmalı.

Karar noktası — etki mi, doğruluk mu

Bir lider bazen etkili bir hikâye ile tamamen doğru bir hikâye arasında seçim yapmak zorunda kaldığını hissediyor. Gerçek olay yeterince çarpıcı değil, sayılar küçük, karakterler karmaşık, sonuç belirsiz. Küçük bir süsleme, hikâyeyi çok daha etkili kılabilir ve belki kimse fark etmez.

Bu gerilimde doğruluğun lehine karar vermenin birkaç nedeni var. Süsleme çoğu zaman fark ediliyor, özellikle olayı yaşamış olanlar tarafından; fark edildiğinde güven kaybı hikâyenin kazandırdığından büyük oluyor. Süsleme, anlatıcının kendi belleğini de değiştiriyor. Ve en önemlisi, bir liderin hikâyeleri kurumun gerçeklik algısını biçimlendiriyor; süslenmiş hikâyeler, kurumun kendini yanlış tanımasına yol açıyor.

Gerçek olay yeterince etkili görünmüyorsa, çözüm onu süslemek değil, daha iyi anlatmak: daha doğru anı seçmek, sırayı düzenlemek, bir ayrıntıyı yavaşlatmak, sayının neden önemli olduğunu açıklamak. Bu teknikler hikâyeyi etkili kılıyor ve onu doğru bırakıyor.

Kendine sorabileceğin şey: bu olayı yaşamış biri hikâyemi dinlese, "evet, böyleydi" der mi? Diyecekse, hikâye doğru. Demeyecekse, neyi değiştirdiğine bak.

Sınırlılıklar ve eleştiri

Yeniden anlatmanın belleğe etkisi üzerine yapılan araştırmalar laboratuvar ortamında ve kısa kurgu hikâyelerle yapıldı. Bir liderin kendi yaşadığı olayları yıllar boyunca, farklı kitlelere ve farklı amaçlarla tekrar tekrar anlatmasının belleğe etkisi, bu çalışmalardan ancak dolaylı olarak çıkarılabilir.

Doğruluk ile etki arasındaki çizgi her zaman keskin değil. Her anlatım bir seçim; hangi anın anlatılacağı, hangi ayrıntının atılacağı, hangi sırayla söyleneceği, hikâyeyi dinleyicinin gözünde değiştiriyor. Tamamen tarafsız bir hikâye yok. Etik soru, seçim yapılıp yapılmadığı değil, bu seçimlerin olayın özünü değiştirip değiştirmediği ve dinleyiciyi yanıltıp yanıltmadığı.

Rıza da her zaman kolay değil. Bir hikâyede birden fazla kişi yer alabilir ve hepsinin rızasını almak mümkün olmayabilir; kişi artık kurumda olmayabilir, ulaşılamayabilir ya da hayatta olmayabilir. Bu durumlarda anonimleştirme, birleştirilmiş örnek ya da hikâyeden vazgeçme seçenekleri tartılmalı.

Son olarak, hikâye anlatıcılığının kendisi de bir güç ilişkisi. Hikâyeyi anlatan, olayın hangi yorumunun kurumun belleğine gireceğini belirliyor. Bir liderin hikâyeleri, başka tanıkların farklı hatırladığı olayları tek bir anlatıya indirgeyebiliyor. Etik bir lider, kendi anlatısının tek anlatı olmadığını kabul ediyor ve başkalarının hikâyelerine de yer açıyor.

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışKüçük bir süslemenin zararsız olduğu sanılıyor.
Doğrusu

Olayı yaşamış olanlar farkı görüyor; fark edildiğinde bütün hikâyelere duyulan güven zedeleniyor.

Yaygın yanlışBir hikâyeyi etkili kılmanın tek yolunun onu büyütmek olduğu düşünülüyor.
Doğrusu

Doğru anı seçmek, sırayı düzenlemek ve ayrıntıyı yavaşlatmak hikâyeyi değiştirmeden etkili kılıyor.

Yaygın yanlışBir kişinin adını vermemenin rıza yerine geçtiği varsayılıyor.
Doğrusu

Unvan, tarih ve olay birleşince kimden söz edildiği anlaşılabiliyor.

Yaygın yanlışSüslemenin yalnız dinleyiciyi etkilediği sanılıyor.
Doğrusu

Bir olayı belirli bir amaçla tekrar tekrar anlatmak, anlatanın kendi belleğini de o yöne çekebiliyor.

Yaygın yanlışBirleştirilmiş bir örneği tek bir gerçek olay gibi anlatmanın bir sakıncası olmadığı düşünülüyor.
Doğrusu

Açıklanmadığında dinleyiciyi yanıltıyor ve fark edildiğinde güveni zedeliyor.

Aklında kalsın

Hikâyeyi etkili kılmak meşru; olayı değiştirmek meşru değil.

Sırayı, vurguyu ve seçimi düzenle; ayrıntı ekleme, sayı büyütme, söz uydurma.

Hikâyede tanınabilecek herkes anlatılmayı kabul etmeli.

Birleştirilmiş bir örneği tek bir gerçek olay gibi sunma; açıkça söyle.

Bir olayı süsleyerek anlatmak, senin kendi hatırladığını da değiştirebilir.

Olayı yaşamış biri "evet, böyleydi" diyebilmeli.

Senin anlatın tek anlatı değil; başkalarının hikâyelerine de yer aç.

Sonraki derse köprü

Hikâye anlatıcılığı modülünün sonunda destek lideri, karar kaydı düzenini kendi birimlerine taşıyan müdürlerle bir değerlendirme toplantısı yaptı. Toplantıda bir birim müdürü, liderin hikâyesini beğendiğini, ama ekibinin düzeni benimsemesinin asıl nedeninin başka bir şey olduğunu söyledi: "Ekibim, düzeni kuran kişinin işini bildiğini gördü. Sorularına verdiğin cevaplar, düzenin arkasında gerçek bir uzmanlık olduğunu gösterdi."

Hikâye insanları dinlemeye çağırıyordu; ama onları izlemeye ikna eden, liderin işini bildiğine duydukları güvendi. Güven oluşturma modülünün ilk dersi, Yetkinlik güveni, bu güvenin temelini ele alıyor: bir liderin işini bildiğine nasıl inanıldığına, yetkinliğin nasıl gösterildiğine ve nasıl zarar gördüğüne ve bir liderin bilmediği bir konuda bunu açıkça söylemesinin güveni neden azaltmak yerine artırabileceğine.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.