İçeriğe geç

L0.6-05·Etik Sorumluluğa Giriş

Çıkar çatışmaları

giriş3.462 kelime≈ 23 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Çıkar çatışması bir davranış tarifi değil; kişinin karar anında bulunduğu konumun tarifi. Hiçbir şey yapılmadan da mevcut oluyor ve karar hakkaniyetle verildiğinde de ortadan kalkmıyor.

Bir zarar doğmuş olması aranmıyor. Bir kararın sonucu, o kararın bağımsız verilip verilmediği hakkında bilgi taşımıyor; iyi sonuç eğilmiş bir muhakemeden de çıkabiliyor.

İkincil çıkar parayla sınırlı kalmıyor. Bir iş beklentisi, bir yakınlık ve geçmişte savunulmuş bir görüşün haklı çıkması aynı yöne çekiyor.

Muhakeme yalan söylemeden eğiliyor. İşine gelen kanıt kısa, işine gelmeyen kanıt uzun bir sınamadan geçiyor ve kişi hiçbir aşamada bir şey atladığını hissetmiyor.

Bedelin çoğu karara değil kararın okunabilirliğine yazılıyor. Kurumun kaybettiği şey, kendi kararlarını sonradan denetleyebilme gücü oluyor.

Konum sınaması üç soruyla yapılıyor: yükümlü olduğun çıkar kimin, kararın sonucu senin lehine veya aleyhine değişiyor mu ve ikincisi birincisi hakkındaki değerlendirmene giriyor mu?

Sınamada etkilenir miydin diye sorulmuyor. O sorunun cevabını, hakkında soru sorulan muhakemenin kendisi üretiyor.

Beyan bir çözüm olmuyor, bir bilgi aktarımı oluyor. Değeri, karşı tarafa bir seçenek açmasında.

Beyanın yetmesi dört koşula bağlı: muhatabın değerlendirebilmesi, elinde bir alternatif bulunması, beyanın karardan önce yapılması ve beyanın kişide serbestlik üretmemesi.

Beyan lisansı ters yönde çalışıyor. Söylemiş olmak kişiyi rahatlatıyor ve bilgiyi alan taraf beyanı bir dürüstlük işareti olarak okuyabiliyor.

Beyan yetmediğinde basamak yükseliyor: oy kullanmamak, kararı devretmek ve ikincil çıkarı sona erdirmek. Eşiği, kararın geri alınabilirliği ile muhatabın elindeki seçenek belirliyor.

Bazı çatışmalar rolde duruyor ve kişi değişince yerinde kalıyor. Orada yapılacak şey çekilmek olmuyor; bağlılığı, ölçüyü ya da ödeme biçimini değiştirmek oluyor.

Açılış sahnesi

Bir kurumda yeni bir planlama yazılımı alınacak ve üç firmadan teklif gelmiş durumda.

Değerlendirme komisyonu üç kişiden oluşuyor ve başkanlığını bilgi işlemden sorumlu müdür yapıyor.

Tekliflerin ikisi komisyona tümüyle yabancı. Üçüncüsünün kurucusu, müdürün beş yıl önce başka bir kurumda birlikte çalıştığı bir meslektaşı.

Müdür bunu kimseye söylemiyor ve saklamıyor da; aklına gelmiyor, çünkü kendi ölçütünün bundan etkilenmeyeceğinden emin.

Değerlendirme iki hafta sürüyor ve titizlikle yapılıyor.

Yabancı iki firmanın referansları tek tek aranıyor, geçmiş projeleri sorgulanıyor ve kurulum süreleri karşılaştırılıyor.

Tanıdık firmanın referansları aranmıyor. Aranmamasının makul bir gerekçesi de var: müdür o firmanın işini zaten yakından biliyor.

İhale tanıdık firmada kalıyor, kurulum planlandığı gibi ilerliyor ve bir yıl sonra kullanıcı memnuniyeti yüksek çıkıyor.

Ortada bir zarar bulunmuyor.

Ertesi yıl başka bir alım için aynı komisyon toplandığında, kuruma yeni gelen bir üye sıradan bir soru soruyor: bu firmalardan herhangi biriyle daha önce çalışmış olan var mı?

Müdür soruyu tereddütsüz cevaplıyor ve beş yıl önceki meslektaşlığını anlatıyor.

Yeni üye ikinci bir soru soruyor: bu, geçen yılki dosyada yazıyor muydu?

Yazmıyordu.

Şimdi geçen yılki karara geri dönelim. Karar büyük ihtimalle doğruydu ve seçilen firma işini iyi yaptı.

Cevaplanamayan şey başka bir soru. O karar, dosyada yazan gerekçeyle mi verildi?

Bugün buna kimse cevap veremiyor ve müdürün kendisi de veremiyor.

Dersin ele aldığı şey işte o boşluk: kararın doğruluğu değil, gerekçesinin doğrulanabilirliği.

Bu derste ne olacak

Önce kavramı yerine oturtacağız. Çıkar çatışması bir davranış tarifi değil; kişinin karar anında bulunduğu konumun tarifi ve bu ayrım dersin tamamını taşıyor.

Buradan bir önceki dersin açık bıraktığı soru çıkıyor: çıkar çatışmasından söz edebilmek için bir zarar doğmuş olması şart mı? Cevabı erken vereceğiz ve gerekçesini derse yayacağız.

Sonra muhakemenin nasıl eğildiğine bakacağız. Üç işleyiş var ve hiçbiri kişinin dürüstlüğüyle ilgili değil.

Ardından standart çözümü ele alacağız. Beyan etmek yaygın ve çoğu kurumda uygulanan tek çözüm; işini gördüğü koşullar sayılabiliyor ve o koşullar yoksa beyan, sorumluluğu karşı tarafa aktarmaktan başka bir iş yapmıyor.

Modelin iki parçası olacak. Birincisi bir konumun çatışma sayılıp sayılmayacağını niyet sormadan belirleyen sınama, ikincisi beyanın yeterli olması için gereken dört koşul.

Karar anı beyandan sonra geliyor. Söyledin, kimse itiraz etmedi ve karar hâlâ senin önünde duruyor.

Sonda kavramın nerede fazla geniş, nerede fazla dar kaldığını yazacağız.

Aşağıdaki komisyonlar, alımlar ve yöneticiler kurgu. Bu derste kurgunun konuya özgü bir gereği var: bilinen çıkar çatışması örneklerinin neredeyse tamamı bir zarar ortaya çıktığı için biliniyor. Zararsız bir çıkar çatışmasını ancak kurgu gösterebiliyor ve bu dersin göstermesi gereken şey tam olarak o.

Sıfır noktası — konum mu, davranış mı

Üç kelime birbirinin yerine kullanılıyor ve ayrılmadıkları sürece tartışma yürümüyor.

Birincisi yolsuzluk. Orada bir kişi, kendi çıkarı için gözetmekle yükümlü olduğu çıkarı bilerek feda ediyor.

İkincisi modülün üçüncü dersinde tanımlanan amaç dışı kullanım. Niyet sorulmuyor ve yetkinin veriliş gerekçesinin dışına çıkması yetiyor; yine de gerçekleşmiş bir kullanım aranıyor.

Üçüncüsü bu dersin konusu ve ikisinden de önce geliyor.

Şimdi köprüde bırakılan soruyu cevaplayalım. Cevap kısa: bir zarar doğmuş olması aranmıyor.

Gerekçesi bir hoşgörü değil; bir ölçüm sorunu.

Bir kararın sonucuna bakarak o kararın bağımsız verilip verilmediğini anlamak mümkün olmuyor. İyi sonuç eğilmiş bir muhakemeden de çıkabiliyor, kötü sonuç kusursuz bir muhakemeden de.

Seride buna komşu bir şey söylenmişti. Sonuç aklamasında, yöntemin sorulup sorulmayacağını sonucun kendisi belirliyordu. Burada bir adım öteye gidiliyor: sonuç, yöntem hakkında bilgi taşımıyor.

Bu yüzden çıkar çatışması zararla değil konumla tanımlanıyor. Zararın gerçekleşmesini beklemek, ölçülemeyecek bir şeyin ölçülmesini beklemek oluyor.

Bir uyarı da hemen buraya giriyor. Çatışmanın bulunması, kişinin yanlış davrandığını söylemiyor ve tek başına bir suçlama taşımıyor.

Eğilmenin yönü de her zaman kişinin çıkarına doğru olmuyor.

Modülün ilk dersi sorumluluğu üç koşulla sınırlamıştı: etki, bilgi ve alternatif. O sınama bir eylemin ardından çalışıyor. Çıkar çatışması ise eylemden önce, kişi hiçbir şey yapmasa bile duruyor; ikisi ayrı sorular ve birbirinin yerine geçmiyor.

Buraya bir nokta daha eklemek gerekiyor ve dersin kalan bölümünü o belirliyor. Önceki dört dersin verdiği araçların hepsi, bir noktada kişinin kendine sorduğu bir soruya bağlanıyordu.

Kararı sonucu yaşayacak kişinin diliyle yazmak, sessiz uyumu sormak, kendine muhatap seçmek: üçü de kişinin kendi muhakemesini kullanmasını gerektiriyor.

Çıkar çatışmasında eğilen şey o muhakemenin kendisi. Kendi tarafsızlığını sorgulayan kişi, sorguyu sorgulanan araçla yapıyor.

Modülün ikinci dersi muhakeme aşamasındaki kaybın küçük olduğunu söylemişti ve o cümle yerinde duruyor; soru açıkça sorulduğunda doğru cevap çoğu kişide zaten hazır. Burada değişen şey soru değil, sorunun önüne konan malzeme. Cevap dürüstçe veriliyor ve cevabı üreten kanıtlar eşit tartılmamış oluyor.

Mekanizma — muhakeme nerede eğiliyor

Üç işleyiş var ve hiçbiri bir yalan gerektirmiyor.

Birincisi kanıtın nasıl incelendiğiyle ilgili.

Açılış sahnesindeki referans aramaları bu işleyişin sade hâli. Tanıdık firmaya bir kolaylık tanınmadı; yalnız ona sorulan soru daha kısaydı.

İkinci işleyiş zamanla ilgili ve daha çok gözden kaçıyor.

Bir çıkarın bugün var olması gerekmiyor. Beklenen bir çıkar da aynı işi görüyor ve fark edilmesi daha zor, çünkü ortada alınmış hiçbir şey bulunmuyor.

Üçüncü işleyiş kişinin dışında, kurumun tarafında duruyor.

Dışarıdan bakan biri, eğilmiş bir muhakemeyi eğilmemiş olandan ayıramıyor. İkisi de aynı gerekçeyi, aynı belgeyi ve aynı tutarlılığı üretiyor.

Bu yüzden çıkar çatışmasının bedeli çoğunlukla kararın kendisine değil, kararın okunabilirliğine yazılıyor. Kurumun kaybettiği şey bir kaynak olmuyor; kendi kararlarını denetleyebilme gücü oluyor.

Model — konum sınaması ve beyanın dört koşulu

Modelin iki parçası var. Birincisi bir konumun çatışma olup olmadığını belirliyor, ikincisi ne yapılacağını.

Sınama üç sorudan oluşuyor; hiçbiri niyete bakmıyor.

Birinci soru emanetle ilgili. Bu kararda kimin çıkarını gözetmekle yükümlüsün? Cevap kurum, ekip, hissedar, hizmeti alan kişi ya da kamu olabiliyor; seride bu bakışın adı emanetçilikti.

İkinci soru ikincil çıkarla ilgili. Kararın sonucu senin ya da yakın olduğun birinin lehine veya aleyhine değişiyor mu? Burada bir menfaat aranmıyor, bir bağlantı aranıyor.

Üçüncü soru kesişimle ilgili. İkinci çıkar, birincisi hakkındaki değerlendirmene girebilecek yerde mi duruyor?

Üçüne de evet çıkıyorsa çatışma var. Sonuçtan, zarardan ve niyetten hiç söz edilmedi.

Sınamanın içinde bulunmayan bir soru da önemli. Etkilenir miydin diye sorulmuyor.

Sorulmamasının sebebi şu: o sorunun cevabını, hakkında soru sorulan muhakemenin kendisi üretiyor. Bir önceki derste hesap muhatabının bağımsızlığı benzer bir mantıkla sınanmıştı: konumu hesap veren kişinin elinde olan bir taraf muhatap sayılmıyordu. Burada aynı ölçü kişinin kendisine uygulanıyor; tarafsızlık hakkında hüküm veren merci, hakkında hüküm verilen merciin kendisi oluyor.

Şimdi ne yapılacağına geçelim.

Beyan yaygın çözüm ve pek çok kurumda uygulanan tek çözüm. İşini gördüğü koşullar sayılabiliyor ve dördü birden aranıyor.

Birinci koşul muhatabın değerlendirebilmesi. Beyanı alan tarafın, bilginin ne anlama geldiğini görecek zamanı ve bilgisi olması gerekiyor.

İkinci koşul alternatifin bulunması. Bilgiyi alan taraf kararı başka bir yere taşıyabilmeli; taşıyamıyorsa eline geçen şey bir bilgi oluyor ve bir seçenek olmuyor.

Üçüncü koşul zamanlama. Beyan karardan önce yapılmalı; sonra yapıldığında bir savunmaya dönüşüyor. Modülün dördüncü dersinde ölçütün sonuç görülmeden yazılması aynı sebeple isteniyordu.

Dördüncü koşul beyanın kişide ürettiği etkiyle ilgili ve şaşırtıcı olan burası.

Dördüncü koşul bu yüzden şöyle yazılıyor: beyan, kişide bir serbestlik değil bir kısıt üreten düzenin içinde yapılmalı.

Dört koşuldan biri bulunmuyorsa beyan yetmiyor ve yapılacak şey bir sonraki basamağa geçmek.

Karar noktası — beyan ettin ve karar hâlâ sende

Durum tanıdık. Bir çıkarını söyledin, kimse itiraz etmedi ve iş yine sana bırakıldı.

Akla ilk gelen iki karşılık da işe yaramıyor.

Birincisi sessizliği onay saymak. Kimsenin bir şey dememesi çoğu zaman bir değerlendirme sonucu olmuyor; beyanı alan tarafın bu bilgiyle ne yapacağını bilmemesi oluyor.

İkincisi her bağlantıda çekilmek. Küçük kurumlarda ve dar sektörlerde bu tutum, kararı konuyu bilenlerin elinden alıp bilmeyenlere veriyor.

Bu ikisini ayıran üç soru var ve hepsi dört koşuldan türüyor.

Birinci soru şu: beyanı alan taraf bu bilgiyle bir şey yapabilecek konumda mı? Kararı başka birine verebiliyor mu, ağırlığını düşürebiliyor mu, süreyi uzatabiliyor mu?

İkinci soru: bu karar geri alınabilir mi? Bir yıllık bir hizmet sözleşmesi ile bir işe alım aynı ağırlıkta durmuyor ve geri alınamayan kararlarda eşik aşağı iniyor.

Üçüncü soru pratikte belirleyici olanı: beyanı yaptıktan sonra kendini daha rahat mı hissettin?

Cevap evetse elindeki şey bir beyan lisansı ve beyan işini görmemiş oluyor. Rahatlamanın kendisi bir işaret.

Bir bedel de var ve peşinen kabul edilmesi gerekiyor. Çekilmek, bildiğin bir konuda kararın dışında kalmak demek ve verilecek kararın senin vereceğinden kötü olma ihtimali gerçek.

Bu ihtimale katlanılmasının sebebi şu: alternatifi, kararın iyi mi kötü mü olduğunun hiçbir zaman bilinememesi.

Sınırlılıklar ve eleştiri

Kavramın kendi genişliği ilk sorun. Yeterince geniş bakıldığında her kararda bir ikincil çıkar bulunabiliyor; kişinin itibarı, rahatı ve gelecekteki konumu her kararla birlikte değişiyor. Kullanılabilir ölçü şu: ikincil çıkar, kararın muhatabı tarafından bilindiğinde o kararın gerekçesine duyulan güveni değiştirecek kadar somut olmalı. Bu ölçü kesin değil ve keyfî de değil; sınırı okuyan kişi, karar veren değil kararın muhatabı oluyor.

İkinci nokta kavramın bir araç olarak kullanılabilmesi. Modülün üçüncü dersinde kötüye kullanım suçlamasının kendisinin bir güç aracına dönüşebildiği yazılmıştı ve burada aynı risk bir basamak yukarıda duruyor. Kötüye kullanım iddiası gerçekleşmiş bir kullanımı göstermek zorunda; çıkar çatışması iddiası ise zaten zarar aramıyor. Kavramı işe yarar kılan özellik, onu suçlamaya çevirmeyi de kolaylaştırıyor. Ayırt edici olan şey iddianın nereye baktığı: bir bağlantının varlığını göstermek ile o bağlantıdan bir sonuç türetmek ayrı işler ve ikincisi ayrıca kanıt istiyor.

Üçüncü nokta yapısal olanlar. Bazı çatışmalar kişide değil rolde duruyor ve kişi değişince yerinde kalıyor. Aynı birimi hem yöneten hem denetleyen bir görev, kendi bütçesini kendi başarı ölçüsüne göre savunan bir yönetici ve geliri sattığı üründen gelen bir danışman bu kümede. Bireysel çekilme burada bir şey çözmüyor ve konu görev tanımının, raporlama yolunun ya da ödeme biçiminin değiştirilmesine geçiyor. Bu ders o düzenlemeyi yapmıyor ve yapmadığını söylemesi gerekiyor.

Dördüncü nokta ölçmeyle ilgili. Bir kurumda çıkar çatışmasının yönetildiğini ölçmek istediğinde eline beyan formları ve imzalı taahhütler geçiyor; bunlar beyanın yapıldığını gösteriyor, beyandan sonra ne olduğunu göstermiyor. Okunabilir tek iz, beyan edilen durumlarda kararın kimde kaldığı ve bunun kayda geçip geçmediği.

Son olarak kanıt tarafı zayıf. Beyanın ters etkilerini ölçen düzenekler dar kuruluyor ve buradan bir kural türetilemiyor; bu dersteki dördüncü koşul bir ölçüm sonucu olarak değil, bir tasarım uyarısı olarak okunmalı.

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışÇıkar çatışmasının bir zarar ortaya çıktığında doğduğu sanılıyor.
Doğrusu

Zarar çatışmanın sonucu olabiliyor ve tanımına girmiyor; konum karar anında zaten mevcut ve sonucun iyi çıkması onu geriye dönük olarak ortadan kaldırmıyor.

Yaygın yanlışKişinin tarafsız olabileceğine dair kendi kanaati bir cevap sayılıyor.
Doğrusu

O kanaati üreten şey, hakkında soru sorulan muhakemenin kendisi oluyor ve sınamanın niyet sormamasının sebebi bu.

Yaygın yanlışBeyanın çatışmayı çözdüğü düşünülüyor.
Doğrusu

Beyan bilgi aktarıyor ve kararı bağımsız hâle getirmiyor; muhatabın o bilgiyle bir şey yapamadığı yerde yaptığı tek iş, sorumluluğu karşı tarafa geçirmek oluyor.

Yaygın yanlışİkincil çıkarın parayla ölçüldüğü varsayılıyor.
Doğrusu

Bir iş beklentisi, bir yakınlık, geçmişte savunulmuş bir görüşün haklı çıkması ya da kendi kurduğu bir yapının başarılı görünmesi aynı yöne çekiyor ve hiçbiri bir ödemeye benzemiyor.

Yaygın yanlışÇekilmenin her durumda doğru cevap olduğu sanılıyor.
Doğrusu

Çekilme kararı konuyu bilenlerin elinden alıyor ve dar alanlarda bunun bedeli ağır olabiliyor; eşiği belirleyen şey kararın geri alınabilirliği ve muhatabın elinde gerçek bir seçenek bulunup bulunmadığı.

Aklında kalsın

Çıkar çatışması bir davranış tarifi değil; kişinin karar anında bulunduğu konumun tarifi. Hiçbir şey yapılmadan da mevcut oluyor ve karar hakkaniyetle verildiğinde de ortadan kalkmıyor.

Bir zarar doğmuş olması aranmıyor. Bir kararın sonucu, o kararın bağımsız verilip verilmediği hakkında bilgi taşımıyor; iyi sonuç eğilmiş bir muhakemeden de çıkabiliyor.

İkincil çıkar parayla sınırlı kalmıyor. Bir iş beklentisi, bir yakınlık ve geçmişte savunulmuş bir görüşün haklı çıkması aynı yöne çekiyor.

Muhakeme yalan söylemeden eğiliyor. İşine gelen kanıt kısa, işine gelmeyen kanıt uzun bir sınamadan geçiyor ve kişi hiçbir aşamada bir şey atladığını hissetmiyor.

Bedelin çoğu karara değil kararın okunabilirliğine yazılıyor. Kurumun kaybettiği şey, kendi kararlarını sonradan denetleyebilme gücü oluyor.

Konum sınaması üç soruyla yapılıyor: yükümlü olduğun çıkar kimin, kararın sonucu senin lehine veya aleyhine değişiyor mu ve ikincisi birincisi hakkındaki değerlendirmene giriyor mu?

Sınamada etkilenir miydin diye sorulmuyor. O sorunun cevabını, hakkında soru sorulan muhakemenin kendisi üretiyor.

Beyan bir çözüm olmuyor, bir bilgi aktarımı oluyor. Değeri, karşı tarafa bir seçenek açmasında.

Beyanın yetmesi dört koşula bağlı: muhatabın değerlendirebilmesi, elinde bir alternatif bulunması, beyanın karardan önce yapılması ve beyanın kişide serbestlik üretmemesi.

Beyan lisansı ters yönde çalışıyor. Söylemiş olmak kişiyi rahatlatıyor ve bilgiyi alan taraf beyanı bir dürüstlük işareti olarak okuyabiliyor.

Beyan yetmediğinde basamak yükseliyor: oy kullanmamak, kararı devretmek ve ikincil çıkarı sona erdirmek. Eşiği, kararın geri alınabilirliği ile muhatabın elindeki seçenek belirliyor.

Bazı çatışmalar rolde duruyor ve kişi değişince yerinde kalıyor. Orada yapılacak şey çekilmek olmuyor; bağlılığı, ölçüyü ya da ödeme biçimini değiştirmek oluyor.

Sonraki derse köprü

Bu modül boyunca sorulan soruların hepsi bir odanın içinde kaldı.

Sorumluluğun kime düştüğü, değerin davranışa nasıl dönüştüğü, gücün hangi kısıtları kaldırdığı, hesabın kime verildiği ve bu derste kararın kimin çıkarı hakkında verildiği: beşinde de taraflar tanımlıydı.

Emanet edilen çıkarın bir sahibi vardı ve o sahip, adını söyleyebilecek durumdaydı.

Bir liderin kararlarından etkilenen insanların hepsi böyle tanımlı değil. Bir kısmı kuruma hiçbir şey emanet etmedi, karara taraf olmadı ve odaya hiç girmedi.

Modülün son dersi oraya bakıyor: liderliğin insan ve toplum üzerindeki etkileri.

Sorduğu soru şuradan başlıyor: bir kararın etkilediği insanların çemberi nerede bitiyor ve o çemberi kim çiziyor?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.