İçeriğe geç

L0.6-04·Etik Sorumluluğa Giriş

Hesap verebilirlik

giriş3.160 kelime≈ 21 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Sorumluluk kişinin kendisiyle kurduğu bir ilişki, hesap verebilirlik iki taraflı bir düzen. Biri varken öteki olmayabiliyor ve ayrıldıkları iki yön de gerçek.

Ahlaki sorumluluğun bulunup muhatabın bulunmadığı alanın adı hesap boşluğu. İşareti şu sorunun cevapsız kalması: kim, kime, hangi tarihte açıklama yapıyor?

Hesap verme düzenleri genellikle yoklukta değil işlevsizlikte kayboluyor. Biçim eksiksiz yerinde durabiliyor ve muhatap, karşılık ya da ölçüt uçlarından biri kopmuş oluyor.

Tören hesabında açıklama alınıyor ve hiçbir şeye bağlanmıyor. Geriye bakıldığında bir yıllık açıklamalardan kaçının bir karara dönüştüğü sayılabiliyor.

Ölçüt sonuç görüldükten sonra yazıldığında değerlendirme sonucun kendisinden türüyor. Aynı iş, seçilen ölçüte göre iki farklı biçimde okunabiliyor.

Hesap verebilirlik dört unsurla tanımlanıyor: tanımlı bir muhatap, sonuçtan önce yazılmış bir ölçüt, kişilerin kararına bırakılmamış bir tetikleyici ve gerçekten bağlanan bir karşılık.

Muhatabın sınaması tek soru. Hesap veren kişi, muhatabın konumunu tek başına değiştirebiliyorsa ortada muhatap yok.

Üst kademede düzeni kuran kişi ile kısıtlanan kişi aynı kişi ve bu kaçınılmaz. Değiştirilebilir olan şey, kurulan düzenin sökülmesinin ne kadar görünür olduğu.

Hesap yukarı doğru işliyor ve kararın sonucunu yaşayan taraf akışın dışında kalıyor. Aşağı doğru hesabın karşılığı bir yaptırım olmuyor, bir sonraki kararda aynı soruyla karşılaşmak oluyor.

Daha çok hesap sormak bir hedef değil. Kanıt tarafı, kötü tasarlanmış bir hesap düzeninin kararı iyileştirmediğini ve muhataba benzettiğini gösteriyor.

Açılış sahnesi

Bir kurumda çeyrek değerlendirme toplantıları düzenli yapılıyor ve her toplantının tutanağı yazılıyor.

Toplantılardan birinde bir birim müdürü, tutmayan bir teslim hedefini açıklıyor. Açıklama bir tedarikçi gecikmesine dayanıyor, sayılar tutarlı ve kimse itiraz etmiyor.

Bir sonraki çeyrekte aynı hedef yine tutmuyor ve açıklama yine tedarikçi tarafından geliyor; bu kez başka bir firmanın adı geçiyor.

Üçüncü çeyrekte aynı şey bir kez daha oluyor ve toplantı yine açıklamayla birlikte kapanıyor.

Dördüncü toplantıdan önce kuruma yeni katılan bir kişi, hazırlanmak için son dört tutanağı arka arkaya okuyor.

Okurken bir şey fark ediyor. Üç tutanakta birbirine çok benzeyen bir cümle var ve o cümlenin arkasında hiçbir şey durmuyor; ne bir karar, ne bir tarih, ne de bir sonraki toplantıya taşınmış bir madde.

Toplantıda soruyor: bu üçüncü kez oluyor, ikincisinden sonra ne yapıldı?

Odada kimse cevap veremiyor ve kimse bir şey de saklamıyor. Sorunun cevabı yok, çünkü soru hiç sorulmamış.

Üç toplantının üçünde de hesap verildi. Üçünde de hesabın öteki ucunu tutan biri olmadı.

Aradaki fark bu dersin konusu. Hesap vermek bir konuşma, hesap verebilirlik ise bir düzen ve ikisi birbirinin yerine geçmiyor.

Bu derste ne olacak

Önce iki kavramı ayıracağız. Ahlaken sorumlu olmak ile bir yere hesap vermek aynı şey değil ve ikisi ayrıldığında ortaya çıkan alanın bir adı var.

Sonra hesap verme düzenlerinin, biçimi eksiksiz yerindeyken nasıl çalışmadığına bakacağız. Üç bozulma biçimi var ve hiçbiri kötü niyet gerektirmiyor.

Ardından modülün açık bıraktığı soruyu kapatacağız. Ortada gerçekten hesap verildiğini hangi işaretlere bakarak söyleyebiliyoruz? Cevap dört parçadan oluşuyor ve dördü de tek tek sayılabiliyor.

Sonra asıl düğüme geleceğiz. Bir önceki ders liderin kendi kısıtını kendisinin kurmak zorunda olduğunu gösterdi; kurulan kısıt, kuran kişi fikrini değiştirdiğinde ayakta kalmıyorsa ortada bir düzen değil bir alışkanlık kalıyor.

Karar anı, kimsenin sana hesap sormadığı bir alanda kendine muhatap seçmekle ilgili.

Sonda hesap verebilirliğin kendi maliyetlerini yazacağız, çünkü kötü kurulmuş bir hesap düzeni hiç kurulmamış olmasından farklı bir zarar üretiyor.

Bu derste geçen kurumlar, komiteler ve yöneticiler kurgudur. Kurgunun burada konuya özgü bir gerekçesi var: hesap verebilirlik örnekleri neredeyse her zaman bir soruşturma bittikten sonra anlatılıyor, yani sonucu bilinerek. Sonucu bilinen bir örnek, düzenin o gün nasıl göründüğünü değil sonradan nasıl okunduğunu gösteriyor.

Sıfır noktası — sorumluluk nerede bitiyor, hesap nerede başlıyor

Modülün ilk dersinde sorumluluğun nereye düştüğünü belirleyen üç koşul kurulmuştu: etki, bilgi ve alternatif. Üçü birden bulunduğunda kişi ahlaken sorumlu oluyor.

Aynı ders bir ayrıma değinip geçmişti ve burası o ayrımın açıldığı yer.

Sorumluluk kişinin kendisiyle kurduğu bir ilişki ve tek taraflı işleyebiliyor. Hesap verebilirlik ise iki taraflı: bir uçta açıklamayı yapan, öteki uçta açıklamayı isteyen ve karşılığını bağlayan biri duruyor.

Bu ikisi her zaman birlikte gitmiyor ve ayrıldıkları iki yön de gerçek.

Birinci yönde sorumluluk var, muhatap yok. Üç koşul da karşılanıyor; kişi sonucu etkiliyor, durumu biliyor ve başka türlü davranabiliyor. Yine de ondan açıklama isteyebilecek tanımlı bir taraf bulunmuyor.

İkinci yönde ise hesap verme var, sorumluluk sorusu yok. Kişi düzenli olarak, zamanında ve eksiksiz açıklama yapıyor; açıklamanın kapsamı ise kendisine verilmiş sayıların dışına hiç çıkmıyor.

Bir önceki ders gücün üç kısıtı birden kaldırdığını göstermişti ve bir sonuca bağlamıştı: kaldırılan kısıtların yerine yenisi kendiliğinden gelmediğinden, yerine koyma işini kişinin kendisi üstleniyor. Bu doğru ve yarım.

Kendi kurduğu bir kısıt, kuran kişi bir sabah fikrini değiştirdiğinde ortadan kalkabiliyorsa, o kısıt kişinin isteğinin üstünde durmuyor demektir.

Sorunun kullanılabilir hâli buradan çıkıyor. Bir kısıtın kişinin isteğinden bağımsız çalıştığını neye bakarak anlıyoruz?

Mekanizma — biçim yerinde, düzen çalışmıyor

Hesap verme düzenleri genellikle yokluktan değil işlevsizlikten kaybediyor. Biçim yerinde duruyor ve üç yerden birinde kopuyor.

Birinci kopma muhatapta oluyor. Herkesin bir yere açıklama yaptığı ve o yerin kimseye açıklama yapmadığı yapılar kendiliğinden kuruluyor.

İkinci kopma karşılıkta oluyor. Açıklama isteniyor, veriliyor, kabul ediliyor ve orada bitiyor.

Üçüncü kopma ölçütte ve zamanda oluyor; ikisi aynı yere bağlanıyor.

Neye göre hesap verileceği sonuç görüldükten sonra belirlendiğinde, ortaya çıkan şey bir değerlendirme olmuyor. Seride bunun adı konmuştu: sonuç iyi olduğunda yöntem sorulmuyor, kötü olduğunda sorgulanıyor.

Zaman tarafı da aynı yerden kırılıyor. Bir hesap verme anı ancak birinin canı istediğinde başlıyorsa, ne zaman başlayacağını gerçekte sonuçlar belirliyor.

Model — dört unsur ve sökme maliyeti

Şimdi açık bırakılan soruya dönelim. Bir düzenin hesap verebilirlik sayılabilmesi için neyin bulunması gerekiyor? Dört unsur aranıyor ve dördü birlikte bulunmadıkça cevap hayır.

Birinci unsur muhatap.

İkinci unsur ölçüt ve ölçütün tarihi. Neye göre hesap verileceğinin, sonuç görülmeden önce yazılmış olması gerekiyor.

Bu şart sıkı görünüyor ve gevşetildiğinde ölçüt sonuçtan türetiliyor; yukarıdaki proje örneğinde olan buydu. Seride tanımlanmış olan karar günlüğü tam da bu boşluğu kapatmak için var.

Üçüncü unsur tetikleyici ve yukarıda kuruldu; hesabın başlaması bir kişinin o günkü tercihine bırakılmıyor.

Dördüncü unsur karşılık. Açıklamanın yeterli ya da yetersiz bulunması arasında ölçülebilir bir fark olmalı.

Bu fark her zaman bir yaptırım anlamına gelmiyor ve gelmemesi önemli. Bir kararın yeniden ele alınması, bir kaynağın başka yere aktarılması ya da bir usulün değiştirilmesi de karşılık sayılıyor; karşılık olmayan tek şey, açıklamanın alınıp bırakılması.

Dördü bir arada sayıldığında elde edilen şey bir liste olmuyor, bir sınama oluyor. Herhangi bir hesap düzenine dört soruyu sırayla sormak, düzenin hangi ucundan koptuğunu gösteriyor.

Şimdi modülün düğümüne dönelim ve bu dördünü kimin kurduğunu soralım.

Kurumun ortasında duran biri için soru kolay. Düzen zaten var, kişi onu devralıyor ve dört unsurun bulunup bulunmadığını denetlemek dışında bir işi olmuyor.

Üst kademede ise kuran kişi ile kısıtlanacak kişi aynı kişi. Bir önceki dersin bulgusu burada geçerliliğini koruyor; kısıt yine kendi eliyle kuruluyor.

Eklenen şey şu: kurulduktan sonra o kısıtın kişinin isteğine bağlı kalıp kalmadığı ayrı bir soru ve ölçülebiliyor.

Modelin ikinci yarısı yönle ilgili. Kurumlarda hesap yukarı doğru işliyor ve kararın sonucunu yaşayan taraf bu akışın dışında kalıyor.

Karar noktası — sana kimse hesap sormuyor

Bu durumu tanımak kolay. Bir alanın kararlarını sen veriyorsun, kimse ölçütü sormuyor ve raporun kimse tarafından açılmadığını biliyorsun.

İki refleks de işe yaramıyor.

Birincisi kendine güvenmek. Kendi dikkatine güvenen kişi genellikle haklı çıkıyor ve haklı çıktığı sürece bunun sınandığı bir an olmuyor.

İkincisi bir denetim çağrısı yapmak. Bir kurumda hesabın kendiliğinden gelmesini beklemek, bir önceki dersin kapalı kapı örneğiyle aynı yere düşüyor.

Yapılabilecek şey bir muhatap seçmek ve seçimi üç soruyla sınamak.

Birinci soru bağımsızlıkla ilgili. Bu kişi ya da kurul sana gerçekten olumsuz bir şey söyleyebilir mi? Konumu, bütçesi ya da işi senin elindeyse cevap hayır ve seçim baştan bozuk.

İkinci soru başlangıçla ilgili. Bu hesap ne zaman verilecek? Cevap "gerektiğinde" ise ortada bir düzen yok; cevap bir tarih ya da bir eşik ise var.

Üçüncü soru sökmeyle ilgili ve dersin taşıyıcı sorusu. Bunu bir yıl sonra kaldırmak istersen kim görecek? Kimse görmeyecekse kurduğun şey, sürdürdüğün sürece var olan bir alışkanlık.

Bir de kabul edilmesi gereken bir bedel var. Muhatap seçmek, bazı şeyleri açıklamak zorunda kalmak demek ve açıklamaların bir kısmı senin lehine sonuçlanmayacak.

Sınırlılıklar ve eleştiri

Bu dersin yanlış okunacağı ilk yer hesap verebilirliğin kendisi. Ders daha çok hesap sormayı önermiyor; hesabın dört unsurunun bulunup bulunmadığını sormayı öneriyor. Yukarıdaki kanıt kartı bunun için duruyor: iyi kurulmamış bir hesap düzeni kararları iyileştirmiyor, yalnız kararı verenin muhatabına benzemesini sağlıyor.

İkinci sınır hesap sorma ile suçlu bulma arasında. İkisi aynı toplantıda birbirinin yerine geçiyor ve yer değiştirdikleri anda düzen kendi bilgisini kaybediyor.

Üçüncü sınır tepede. Dört unsurun kurulabilmesi, en üstte gerçekten bağımsız bir muhatabın bulunmasına dayanıyor ve bu her kurumda mümkün olmuyor. Muhatabın kendisi aynı kişiler tarafından atanıyorsa, iç tasarımla yapılabilecek şey tükeniyor ve konu kurumsal düzenlemenin, mevzuatın ya da mülkiyet yapısının alanına geçiyor. Bu ders o durumda bir çözüm sunmuyor ve sunmadığını söylemesi gerekiyor.

Dördüncü sınır maliyet. Hesap düzenleri yavaşlık, yazışma ve toplantı üretiyor; seride usul disiplini tanımlanırken aynı denge kurulmuştu ve burada da geçerli. Her sapma bir hesap anına çevrildiğinde küçük konular büyük konuların yerini alıyor ve ayırt etme gücü düşüyor. Ölçü, hesap anlarının sayısı değil, hangi eşiği aştığında başladıklarının önceden yazılmış olması.

Son olarak ölçmenin kendisi zayıf. Bir kurumda hesap verebilirliği ölçmek istediğinde eline geçen şey toplantı, rapor ve bildirim sayıları oluyor ve bunlar biçimi ölçüyor. Dört unsurdan üçü belgeye bakılarak görülebiliyor; karşılığın gerçekten bağlanıp bağlanmadığı ise ancak geçmiş kayıtlar okunarak anlaşılıyor.

Yaygın hatalar

Yaygın yanlışHesap verildiği için hesap verebilirlik bulunduğu sonucuna varılıyor.
Doğrusu

Açıklamanın yapılmış olması dört unsurdan yalnız birini gösteriyor; öteki ucu tutan taraf, önceden yazılmış ölçüt ve bağlanan karşılık ayrıca aranmadıkça ortada bir düzen bulunmuyor.

Yaygın yanlışRapor ve toplantı sayısı bir güvence olarak okunuyor.
Doğrusu

Bunlar biçimi ölçüyor ve tören hesabı da biçimi eksiksiz yerine getiriyor; ayırt eden ölçü, açıklamalardan kaç tanesinin bir karara ya da bir tarihe dönüştüğü.

Yaygın yanlışÖlçütün ne zaman yazıldığı bir ayrıntı sayılıyor.
Doğrusu

Sonuç görüldükten sonra belirlenen ölçüt, aynı işi başarı ya da başarısızlık olarak okuyabiliyor ve iki okuma da savunulabilir görünüyor.

Yaygın yanlışHesap sormanın sorumluyu bulmak olduğu düşünülüyor.
Doğrusu

İsim bulunduğunda toplantı bitiyor ve neden yazılmamış oluyor; bunun bedeli aynı gün değil, kayıtların ince kaldığı bir sonraki incelemede ödeniyor.

Yaygın yanlışKendi üstüne kurulan bir düzenin kendiliğinden süreceği varsayılıyor.
Doğrusu

Bir düzenin ömrünü kuranın kararlılığı değil, kaldırılmasının ne kadar görünür olduğu belirliyor; kimsenin fark etmeyeceği bir usul, işini gördüğü sürece durur ve zor bir dönemde sessizce biter.

Aklında kalsın

Sorumluluk kişinin kendisiyle kurduğu bir ilişki, hesap verebilirlik iki taraflı bir düzen. Biri varken öteki olmayabiliyor ve ayrıldıkları iki yön de gerçek.

Ahlaki sorumluluğun bulunup muhatabın bulunmadığı alanın adı hesap boşluğu. İşareti şu sorunun cevapsız kalması: kim, kime, hangi tarihte açıklama yapıyor?

Hesap verme düzenleri genellikle yoklukta değil işlevsizlikte kayboluyor. Biçim eksiksiz yerinde durabiliyor ve muhatap, karşılık ya da ölçüt uçlarından biri kopmuş oluyor.

Tören hesabında açıklama alınıyor ve hiçbir şeye bağlanmıyor. Geriye bakıldığında bir yıllık açıklamalardan kaçının bir karara dönüştüğü sayılabiliyor.

Ölçüt sonuç görüldükten sonra yazıldığında değerlendirme sonucun kendisinden türüyor. Aynı iş, seçilen ölçüte göre iki farklı biçimde okunabiliyor.

Hesap verebilirlik dört unsurla tanımlanıyor: tanımlı bir muhatap, sonuçtan önce yazılmış bir ölçüt, kişilerin kararına bırakılmamış bir tetikleyici ve gerçekten bağlanan bir karşılık.

Muhatabın sınaması tek soru. Hesap veren kişi, muhatabın konumunu tek başına değiştirebiliyorsa ortada muhatap yok.

Üst kademede düzeni kuran kişi ile kısıtlanan kişi aynı kişi ve bu kaçınılmaz. Değiştirilebilir olan şey, kurulan düzenin sökülmesinin ne kadar görünür olduğu.

Hesap yukarı doğru işliyor ve kararın sonucunu yaşayan taraf akışın dışında kalıyor. Aşağı doğru hesabın karşılığı bir yaptırım olmuyor, bir sonraki kararda aynı soruyla karşılaşmak oluyor.

Daha çok hesap sormak bir hedef değil. Kanıt tarafı, kötü tasarlanmış bir hesap düzeninin kararı iyileştirmediğini ve muhataba benzettiğini gösteriyor.

Sonraki derse köprü

Bu dersin dört unsuru bir varsayım taşıyor ve varsayım şu ana kadar sınanmadı.

Dört unsur, hesap veren kişinin doğru cevabı bildiğini kabul ediyor. Açıklamanın zor tarafı, bilinen bir şeyi söylemenin bedeli olarak düşünüldü.

Bir durum daha var ve orada bedel açıklamada değil, açıklamadan önce oluşuyor. Kişinin kendi çıkarı, emanet aldığı çıkarla aynı yöne bakmıyor ve muhakemesi bir soru sorulmadan önce eğilmiş oluyor.

Böyle bir durumda düzen çalışıyor, tetikleyici zamanında ateşleniyor ve muhatap sorusunu soruyor. Aldığı cevap ise dürüst bir cevap olduğu hâlde çarpık bir muhakemeden geliyor.

Sonraki ders bunu ele alıyor: çıkar çatışmaları.

Orada standart çözüm beyan etmek olacak ve beyanın nerede yettiği, nerede yalnız sorumluluğu karşı tarafa aktardığı ayrı ayrı konuşulacak.

Sorulacak soru da şu: bir durumun çıkar çatışması sayılması için bir zararın gerçekleşmiş olması gerekiyor mu?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.