İçeriğe geç

9.7 · Seviye 2 · Temel Beceriler

Dinlemeyi bozan alışkanlıklar

Düzeltme refleksi, hikâye çalma ve erken çözümü kendi kaydında sayar

Koçluk Akademisi — M09, Aktif Dinleme · 1.731 kelime · ≈ 8 dk okuma · 12 dk dinleme

Görüşmelerdeki koç ve danışanlar kurgusaldır; araştırmalar ve kaynaklar gerçektir. Koçluk terapi değildir ve bu dersler tıbbi ya da psikolojik değerlendirmenin yerini tutmaz. Akademi ICF ya da EMCC onaylı bir program değildir.

Görüşmeden bir an

Çarşamba akşamı. Nehir, Ozan'la yaptığı son pratik görüşmenin kaydını baştan sona dinlemiş, bir kâğıda çentikler atmış. Feride Hanım'ı arıyor.

Nehir: Kendi kaydımı saydım. Üç başlık açtım: Ozan'ı düzelttiğim yerler, konuyu kendime çektiğim yerler, o daha bitirmeden çözüm önerdiğim yerler. Yirmi beş dakikada dokuz çentik.
Feride Hanım: Hangisi seni şaşırttı?
Nehir: Konuyu kendime çekmek. Hiç yapmadığımı sanıyordum. Ozan müdüründen söz ederken "bizim Serap Hanım da tam böyle" demişim. Sonra iki dakika Serap Hanım'ı anlatmışım.
Feride Hanım: Ne zaman yapıyorsun bunu?
Nehir: (Bir süre düşünüyor.) Ozan sustuğunda. Çentiklerin hepsi bir sessizliğin hemen arkasında. Boşluğu doldurmak için konuşuyorum galiba.
Feride Hanım: O zaman saydığın şey dokuz ayrı hata değil.
Nehir: Bir tane alışkanlık. Dokuz kere.

Nehir'in kâğıdındaki üç başlık, dinlemeyi en sık bozan üç alışkanlık: danışanı düzeltmek, onun hikâyesini kendi hikâyene çevirmek ve o daha konuşurken çözüme atlamak. Üçü de iyi niyetten doğar ve üçü de görüşmenin ağırlığını danışandan koça kaydırır. Bu derste her birini tanıyacak ve kendi kaydında saymayı öğreneceksin; çünkü fark edilmeyen bir alışkanlık değiştirilemez.

Kavram

Bu alışkanlıklar kaba ya da ilgisiz koçlarda değil, en çok yardım etmeye hevesli olanlarda görülür. Arkalarında hep aynı dürtü vardır: karşındakinin sıkıntısını hızla gidermek, işe yaramak, bir şey katmak. Sorun dürtüde değil, dürtünün danışanın düşünme alanını işgal etmesinde.

Düzeltme refleksi çoğu zaman doğru bilgiyle gelir. 9.5'te Nehir'in Ozan'a "geçen hafta konuştun, hiç demek doğru değil" demesi doğruydu. Sorun, düzeltmenin danışanı iki seçenekle baş başa bırakması: kabul etmek ya da savunmak. Danışan savunmaya geçerse koçun düzelttiği şeyi daha sıkı tutar; kabul ederse de bu, kendi bulduğu bir şey olmaz.

Hikâye çalmanın en sinsi yanı, kısa sürdüğünde bile konunun geri dönmeyebilmesi. Koç kendi hikâyesini bitirdiğinde danışan çoğu zaman nezaketen onu dinlemiş olur ve kaldığı yeri unutur. Koçun kendinden bir şeyi bilinçli olarak paylaşması başka bir hareket: danışan için seçilir, bir iki cümleyi geçmez ve hemen danışana döner. Hikâye çalma ise refleksle gelir ve konuyu değiştirir.

Erken çözüm iki şeyi kaçırır. Birincisi danışanın kendi çözümü: çoğu danışan, anlatmaya devam ettiğinde kendi seçeneklerini görmeye başlar. İkincisi asıl mesele: 6.6'da konuştuğumuz gibi, danışanın ilk getirdiği konu çoğu zaman asıl konu değildir. Erken çözüm ilk konuyu çözer, asıl konuyu hiç açmaz.

Bu üç alışkanlığı bir kez öğrenmek onları bitirmez. Ama kayıt dinleyip saymak iki şey sağlar. Birincisi örüntü: Nehir'in dokuz çentiği aynı anın arkasındaydı, sessizliğin. İkincisi bir hedef: kaydı saymak, 0.4'te konuştuğumuz kasıtlı alıştırmanın ham malzemesi. Bir koç "daha iyi dinleyeceğim" diye değil, "bu hafta hikâye çalmayı dokuzdan beşe indireceğim" diye çalışabilir.

Perde arkası

Hikâye çalmaya en yakın veri bir tıp araştırmasından.

ICF'nin puanlama göstergeleri de erken çözümün en görünür biçimini, sözü kesmeyi, adlandırıyor.

Yaygın yanılgılar

Yaygın yanlış"Kendi deneyimini anlatmak danışanla bağ kurar; 'ben de yaşadım' demek onu yalnız hissettirmez."
Doğrusu

— Bazen öyle olabilir, ama refleksle gelen bir "ben de" çoğu zaman konuyu koça çeker. Hekimlerle yapılan bir çalışmada bu tür anlatımların büyük çoğunluğu hasta için yararlı bulunmadı. Bilinçli, kısa ve danışana dönen bir paylaşım başka şeydir.

Yaygın yanlış"Danışan yanlış bir şey söylüyorsa onu düzeltmemek dürüst olmamaktır."
Doğrusu

— Koç yanlış bilgiyi onaylamaz, ama her yanlış gördüğünü düzeltmek zorunda da değildir. Danışanın kendi düşüncesini incelemesine alan açmak ya da izin isteyerek bilgi paylaşmak, düzeltme refleksinden farklı ve dürüst bir seçimdir.

İki sürüm

Pazartesi akşamı, Ozan'ın Bayraklı'daki evi. Nehir koç, Tuba danışan. Ozan gözlemci; elinde üç sütunlu bir kâğıt var: düzeltme, hikâye, erken çözüm. Tuba, iki hafta önce sözünü ettiği resim meselesine dönmek istiyor.

Zayıf sürüm

Tuba: Geçen pazar fırçayı açtım sonunda. Yarım saat çalıştım. Berbat oldu, kâğıdı buruşturup attım.
Nehir: Berbat değildir, ilk seferde herkesinki öyle olur.
Tuba: Yok, gerçekten kötüydü.
Nehir: Ben de üniversitede gitara başladığımda ilk ay hiç ses çıkaramıyordum, neredeyse bırakıyordum. Sonra bir hoca buldum, her şey değişti. Sen de bir hocaya gitsen?
Tuba: Olabilir. Bakarım.

Güçlü sürüm

Tuba: Geçen pazar fırçayı açtım sonunda. Yarım saat çalıştım. Berbat oldu, kâğıdı buruşturup attım.
Nehir: (Bir an duruyor.) Yarım saat çalıştın, sonra attın.
Tuba: Attım. Ama atarken rahatladım galiba. Sonra bir şey fark ettim: o yarım saat boyunca saati hiç düşünmemişim.
Nehir: Saati düşünmediğin bir yarım saat.
Tuba: Evet. Aylardır öyle bir yarım saatim olmamıştı. Galiba benim istediğim resim değil, o yarım saat.
Nehir: O yarım saat sana ne veriyor?

Ozan'ın kâğıdı ilk sürümde üç cümlede üç çentikle doldu: "berbat değildir" düzeltme, gitar hikâyesi hikâye çalma, hoca önerisi erken çözüm. Üçü de iyi niyetliydi; Nehir Tuba'yı rahatlatmak istiyordu. Ama Tuba ilk düzeltmeye itiraz etti, gitar hikâyesini nezaketen dinledi ve öneriye "bakarım" deyip kapattı. İkinci sürümde Nehir'in ilk cevabından önce kısa bir duraklama var: Ozan'a sonradan söylediğine göre o anda "herkesinki öyle olur" cümlesi ağzına kadar gelmiş. Onun yerine Tuba'nın söylediğini geri verdi. Tuba resmi değil, saati düşünmediği yarım saati bulduğunda konu değişti: mesele resimde başarılı olmak değil, kendine ait bir zaman. Bunun bir bedeli de vardı: Nehir'in iki kez üst üste Tuba'nın sözünü tekrarlaması, Tuba'nın deyişiyle biraz "yankı" gibi geldi. Alışkanlığı bırakırken yerine tek bir hamle koymak da yeni bir alışkanlığa dönüşebilir.

Sınır notu

Kimin gündemi? Üç alışkanlığın üçü de aynı soruya takılır. Düzeltme, koçun neyin doğru olduğuna dair görüşünü; hikâye çalma, koçun kendi deneyimini; erken çözüm, koçun bir an önce bir sonuca varma isteğini görüşmenin merkezine koyar. Bu bir ahlak sorunu değil, bir dikkat sorunu; ama sonucu, danışanın getirdiği konunun koçun konusuna dönüşmesi. Düzeltmenin gerçekten gerekli olduğu durumlar da var: danışan kendisini ya da başkasını tehlikeye atacak bir yanlış bilgiye dayanarak karar veriyorsa, örneğin bir ilacı kendi başına bırakmayı planlıyorsa, koç susmaz. Bu durumda düzeltmeyi refleksle değil, açıkça ve izin isteyerek yapar, bilgiyi doğru kaynağa, örneğin hekimine, yönlendirir ve kararın danışana ait olduğunu da söyler.

Pratik

Günlük sorusu

Bu üç alışkanlıktan hangisi gündelik konuşmalarında sende en kolay çıkıyor? Son olarak ne zaman yaptın ve hemen öncesinde ne oluyordu?

Kapanış

  1. Danışanı düzeltmek, konuyu kendi deneyimine çekmek ve çözüme erken atlamak; üçü de iyi niyetten doğan ve görüşmenin ağırlığını danışandan koça kaydıran üç alışkanlıktır.
  2. Motivasyonel görüşme araştırmasında yönlendirici ve düzeltici terapist davranışları daha kötü sonuçlarla ilişkili bulundu; hekimlerin kendinden söz etmesi de çoğunlukla hastaya yararlı görülmedi. İkisi de koçluğa aktarım.
  3. Alışkanlık kayıtta sayılarak görünür olur. Sayının yanında alışkanlığın tetikleyicisi de aranır ve hedef "daha iyi dinlemek" yerine tek bir alışkanlığın sayısıdır.

Beş soru

  1. Nehir'in dokuz çentiğinin ortak noktası neydi, ve bu neden önemli?
  2. Düzeltme refleksi doğru bilgiyle geldiğinde bile neden işe yaramayabilir?
  3. Hikâye çalma ile koçun bilinçli olarak kendini açması arasındaki fark nedir?
  4. McDaniel ve arkadaşlarının çalışmasından koç ne çıkarabilir, çıkaramaz?
  5. Koçun danışanı düzeltmesi gereken bir durum var mı? Varsa nasıl yapar?

Yanıtlar

  1. Çentiklerin hepsi Ozan'ın sustuğu bir anın hemen arkasındaydı. Bu, dokuz ayrı hatanın aslında tek bir alışkanlık olduğunu gösterdi: Nehir sessizliği doldurmak için konuşuyordu. Tetikleyiciyi bilmek, Nehir'e dokuz şey yerine tek bir şeyle, sessizlikte beklemekle çalışma imkânı veriyor.
  2. Çünkü düzeltme danışana iki seçenek bırakır: kabul etmek ya da savunmak. Savunursa düzeltilen düşünceye daha sıkı tutunur; kabul ederse de bu kendi bulduğu bir şey olmaz. Nehir'in Tuba'ya "berbat değildir" demesi gibi, rahatlatma niyetli düzeltme bile itiraza yol açabilir.
  3. Hikâye çalma refleksle gelir ve konuyu koçun deneyimine çeker; danışan nezaketen dinler ve kaldığı yeri kaybedebilir. Bilinçli kendini açma ise danışan için seçilir, kısadır, konuya hizmet eder ve hemen danışana döner. Nehir'in gitar hikâyesi birincisiydi.
  4. Hekimlerin kendinden söz etmesinin muayenelerde sık olduğunu, çoğunun araştırmacıların gözünde hastaya yararlı olmadığını ve bir kısmının görüşmeyi bozduğunu. Ama yararlılığı hastalar değil araştırmacılar kodladı, çalışma betimleyici ve tıbbi muayeneden geliyor; koçluk görüşmesindeki etkiyi doğrudan göstermiyor.
  5. Var: danışan kendisini ya da başkasını tehlikeye atacak yanlış bir bilgiye dayanarak karar veriyorsa, örneğin bir ilacı kendi başına bırakmayı planlıyorsa. Koç bunu refleksle değil, açıkça ve izin isteyerek söyler, danışanı doğru kaynağa, hekimine, yönlendirir ve kararın danışana ait olduğunu belirtir.

Sonraki derse köprü

Tuba "yankı gibi" dediğinde Nehir aynı odadaydı ve Tuba'nın yüzünü görüyordu. Gelecek hafta üçlünün görüşmesi Ozan'ın hasta olması yüzünden görüntülü yapılacak, Tuba'nınki ise yalnız telefonla. 9.8 bu durumu ele alıyor: görüntülü ve yalnız sesli görüşmede hangi işaretlerin kaybolduğunu ve koçun bunları telafi eden soruları nasıl kurduğunu.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.