İçeriğe geç

9.5 · Seviye 2 · Temel Beceriler

Dil kalıpları

"-meli/-malı", genelleme ve edilgen dili fark edip merakla geri verir

Koçluk Akademisi — M09, Aktif Dinleme · 1.809 kelime · ≈ 8 dk okuma · 12 dk dinleme

Görüşmelerdeki koç ve danışanlar kurgusaldır; araştırmalar ve kaynaklar gerçektir. Koçluk terapi değildir ve bu dersler tıbbi ya da psikolojik değerlendirmenin yerini tutmaz. Akademi ICF ya da EMCC onaylı bir program değildir.

Görüşmeden bir an

Perşembe öğleden sonra, İK katı. Bir hafta önce bir yöneticinin sert geri bildirimi yüzünden ağlayan Melis, Nehir'in masasına geliyor. O gün Nehir mendili uzatıp hemen forma dönmüştü; bu kez sandalyeyi çekiyor ve telefonunu ters çeviriyor.

Melis: Raporum yine geri gönderildi. Ben hep böyle yapıyorum zaten. Hiçbir şeyi ilk seferde düzgün teslim edemiyorum. Bu işte hata yapılmamalı.
Nehir: "Hep" dedin. "Hep" derken aklına hangi işler geliyor?
Melis: (Düşünüyor.) Bu rapor. Bir de martta izin tablosu. Başka da yok galiba. Öbürlerine kimse bir şey demedi.
Nehir: Şimdi "hep" nasıl duruyor?
Melis: Küçüldü. Ama "hata yapılmamalı" hâlâ orada.
Nehir: O cümleyi kim söylüyor?
Melis: Yönetici değil. Ben söylüyorum. Her gün, kendime.

Nehir iki şey yaptı: Melis'in "hep"ini ona geri verdi ve "hata yapılmamalı" cümlesinin öznesini sordu. İkisinde de Melis'i düzeltmedi; "hep değil ki, sadece iki kere" demedi. Sayımı Melis yaptı, özneyi Melis buldu. Bu ders bu tür küçük dil işaretlerini ele alıyor: zorunluluk ekleri, genellemeler ve öznesi gizlenmiş cümleler. Koç onları konuşmanın içinde nereden yakalar, ve düzeltmeye kalkmadan merakla nasıl geri verir?

Kavram

İnsanlar kendileri hakkında konuşurken bazı kalıpları tekrar tekrar kullanır. Bu kalıplar çoğu zaman bilinçli bir seçim değildir; düşüncenin dile alışkanlıkla yerleştiği yerlerdir. Bilişsel yaklaşımlar, özellikle Albert Ellis'in ve Aaron Beck'in açtığı gelenek, bu kalıpların bazılarını kişinin olayı nasıl yorumladığının işareti sayar. Koç bu geleneğin terapi tekniklerini kullanmaz; ama kulağını ondan ödünç alabilir. Bu derste üç kalıba bakıyoruz.

Zorunluluk dilinin altında genellikle bir değer yatar. Melis için hata yapmamak önemli; çünkü işini iyi yapmak önemli. Sorun değerde değil, değerin "-malı" kalıbında katı bir kurala dönüşmesinde: kural tek bir hatayı bile çiğnenmiş bir yasa gibi gösterir.

Aşırı genellemenin koç için yararı şu: genelleme ile yaşanan arasındaki fark danışanın kendi elinde. Melis'e "Hep derken hangi işler?" diye sorulduğunda iki örnek çıktı; geri kalan, Melis'in kendi gözünde görünmez olmuştu. Genellemeyi danışan küçültür; koç küçültmeye çalışırsa danışan genellemeyi savunmaya başlar.

Öznesiz cümle bazen bilgiyi saklar, bazen sorumluluğu dağıtır, bazen de danışanın kendi sesini başkasınınmış gibi duyurur. Melis'in "hata yapılmamalı" cümlesi yöneticinin kuralı gibi duruyordu; öznesini sorunca Melis'in kendi iç sesi çıktı.

Bu üç kalıbı fark etmek, onları düzeltmek değildir. Koçun görevi kalıbı yanlışlamak değil, danışanın onu görmesine bir kapı açmak. Bu yüzden geri vermenin biçimi önemli. "Hep diyorsun ama bu doğru değil" bir tartışma başlatır. "Hep dedin; aklına hangi işler geliyor?" bir sayım başlatır ve sayımı danışan yapar. "Bunu kim söylüyor?" bir suçlama değil, bir merak.

Bir şey daha: kalıp gördüğün her yerde durma. Danışan bir görüşmede onlarca "-malı" kullanabilir; çoğu sıradandır. "Saat beşte çıkmalıyım" bir kural değil, bir plan. Koç kalıbı danışanın sesi değiştiğinde, aynı kalıp tekrar ettiğinde ya da kalıp danışanın takıldığı yeri taşıdığında geri verir. Bir görüşmede bir ya da iki kez yeter; daha sık yapılırsa danışan konuştuğu şeyi değil konuşma biçimini savunmaya başlar.

Perde arkası

Kalıpların gerçek konuşmada izlenip izlenemeyeceğine dair dikkat çekici bir veri dil analizinden geliyor.

ICF'nin puanlama göstergeleri bu dersin işini doğrudan adlandırıyor.

Yaygın yanılgılar

Yaygın yanlış"Danışan 'hep' ya da 'hiç' dediğinde koç ona karşı örnekleri hatırlatmalı; böylece düşüncesindeki hatayı görür."
Doğrusu

— Karşı örneği koç verirse danışan çoğu zaman genellemesini savunur. Sayımı danışanın kendisine bırakmak, aynı farkı onun gözünden görünür kılar. Düşünceyi kanıtlarla tartıştırmak bilişsel terapinin tekniğidir; koçluğun değil.

Yaygın yanlış"'-malı' cümleleri her zaman sorunludur; koç danışana bunları bırakmasını önermeli."
Doğrusu

— "-malı" çoğu zaman sıradan bir plan ya da önemli bir değerin dilidir. Koç kalıbı yasaklamaz; katı bir kurala dönüştüğü ve danışanı sıkıştırdığı yerde merakla geri verir.

İki sürüm

Cuma ders çıkışı, Bayraklı'daki okulun boşalan öğretmenler odası. Üçlüde bu kez Nehir koç, Ozan danışan; Tuba gözlemci, kalıpları ayrı ayrı işaretlemek için defterini üç sütuna bölmüş.

Zayıf sürüm

Ozan: Müdür yeni müfredat komisyonu için öğretmen seçecekmiş. Ben olmamalıyım bence. Benim gibiler toplantıda zaten hiç düzgün konuşamaz. Liste de hazırlanıyor galiba.
Nehir: Ama geçen hafta konuştun, müdür not aldı. "Hiç" demek doğru değil ki. Bence olmalısın.
Ozan: Biliyorum, öyle oldu. Ama yine de...
Nehir: Kendine bu kadar haksızlık etme.
Ozan: Haklısın galiba. (Susuyor.)

Güçlü sürüm

Ozan: Müdür yeni müfredat komisyonu için öğretmen seçecekmiş. Ben olmamalıyım bence. Benim gibiler toplantıda zaten hiç düzgün konuşamaz. Liste de hazırlanıyor galiba.
Nehir: "Olmamalıyım" dedin. O cümle kimin sesi?
Ozan: (Bir süre bakıyor.) Benim. Müdür öyle bir şey demedi.
Nehir: Bir de "liste hazırlanıyor" dedin. Hazırlayan kim?
Ozan: Müdür. Ama aslında başvuru da var. Öğretmenler kendileri yazabiliyor. Ben yazmadım daha.
Nehir: Bu ikisini şimdi böyle duyunca ne fark ediyorsun?
Ozan: Kapıyı ben kapatmışım. Kimse kapatmadan.

Ozan'ın üç cümlesi üç kalıp taşıyordu: bir zorunluluk ("olmamalıyım"), bir genelleme ("benim gibiler hiç") ve öznesi gizlenmiş bir eylem ("liste hazırlanıyor"). İlk sürümde Nehir genellemeyi doğrudan yanlışladı ve yerine kendi "-malı"sını koydu: "olmalısın". Haklıydı da; Ozan geçen hafta gerçekten konuşmuştu. Ama Ozan'ın elinde savunacak ya da kabul edecek bir hüküm kaldı ve kabul edip sustu. İkinci sürümde Nehir iki kalıbı seçti ve ikisini de soruya çevirdi; "benim gibiler"i bıraktı. Ozan zorunluluğun kendi sesi olduğunu, listenin ardında bir başvuru kapısı olduğunu kendisi buldu. Tuba'nın notunda bir bedel de var: ikinci soru birinciden hemen sonra gelince Ozan bir an sınava çekilmiş gibi kaşlarını çattı. İki kalıp üst üste geri verildiğinde danışan konuştuğu şeyi değil, nasıl konuştuğunu izlenmiş hissedebilir.

Sınır notu

Koçluğun alanında mı? Dil kalıplarına dikkat etmek koçu bilişsel terapinin sınırına yaklaştırır. Terapide katı inançlar sistemli biçimde sorgulanır, kanıtlarla tartışılır ve yerine yenileri kurulur; bu, eğitimi ve çerçevesi olan bir klinik iştir. Koç kalıbı fark eder ve danışana gösterir, ama danışanın inancını tartışmaya ya da değiştirmeye girişmez. Bir de daha ciddi bir işaret var: mutlakçı dil umutsuzlukla birleştiğinde, örneğin "hiçbir şey düzelmeyecek", "her zaman böyle olacak", "kimse için bir anlamım yok" gibi cümleler görüşmeler boyunca tekrar ediyorsa, koç bunu bir dil alıştırması olarak ele almaz. Danışana doğrudan nasıl olduğunu sorar; canına kıymayı ya da kendini incitmeyi aklından geçirip geçirmediğini çekinmeden, açık kelimelerle sorar ve profesyonel ruh sağlığı desteğine ulaşmasını sağlar. Akut bir tehlike varsa acil yardım hatlarına başvurulmasını sağlar.

Pratik

Günlük sorusu

Bu hafta kendi kendine söylediğin bir "-malıyım" cümlesini yaz. Öznesini sorsan, o cümle kimin sesi çıkardı?

Kapanış

  1. Zorunluluk dili, aşırı genelleme ve öznesiz cümle, danışanın olayı nasıl yorumladığına dair küçük ama sık işaretlerdir. Bilişsel yaklaşımlardan ödünç alınmış bir dinleme düzeni; koçlukta bu kalıpların etkisi sınanmadı.
  2. Koç kalıbı düzeltmez, merakla geri verir: genellemenin sayımını ve cümlenin öznesini danışana bırakır. Karşı örneği koç verdiğinde danışan genellemeyi savunmaya başlar.
  3. Her kalıpta durulmaz; bir görüşmede bir ya da iki seçim yeterlidir. İnancı tartışmak terapinin işidir, ve umutsuzlukla birleşen mutlakçı dil bir dil alıştırması değil, doğrudan sorulacak ve gerekirse yönlendirilecek bir işarettir.

Beş soru

  1. Nehir, Melis'in "hep"ini nasıl geri verdi, ve Melis'in cevabı neden önemliydi?
  2. Zorunluluk dili ile değer arasındaki ilişki nedir? Melis'in örneğinde açıkla.
  3. Ozan'a geçen haftaki konuşmasını hatırlatmak doğru bir bilgiydi; Nehir'in ilk sürümdeki cevabı neden işe yaramadı?
  4. Al-Mosaiwi ve Johnstone'un çalışmasından bir koç ne çıkarabilir, neyi çıkaramaz?
  5. Danışanın mutlakçı dili ne zaman bir dinleme alıştırmasıyla karşılanamayacak kadar ciddileşir?

Yanıtlar

  1. "Hep" kelimesini ona geri verip aklına hangi işlerin geldiğini sordu. Melis kendi sayımını yaptı ve iki örnek buldu; "hep" onun gözünde küçüldü. Önemliydi, çünkü bu fark koçun itirazıyla değil, Melis'in kendi hafızasıyla ortaya çıktı ve Melis onu savunmak zorunda kalmadı.
  2. Zorunluluk dilinin altında çoğu zaman bir değer yatar; "-malı" o değeri katı bir kurala çevirir. Melis için işini iyi yapmak önemliydi; "hata yapılmamalı" bu değeri tek bir hatanın bile kuralın çiğnenmesi sayıldığı bir yasaya dönüştürdü. Öznesi sorulunca kuralın yöneticiden değil Melis'in kendi sesinden geldiği görüldü.
  3. Çünkü Nehir genellemeyi kendisi yanlışladı ve yerine kendi zorunluluğunu, "olmalısın"ı, koydu. Ozan'a kabul ya da reddedilecek bir hüküm verilmiş oldu; kabul edip sustu. Kalıbı keşfetme fırsatı Ozan'dan alındı; doğru bilgi, yanlış yerden geldi.
  4. Mutlakçı kelimelerin yoğun sıkıntıyla birlikte arttığını ve iyileşme sürecinde de yüksek kalabildiğini, dolayısıyla dikkat edilmeye değer bir işaret olduğunu. Ama veri forum metinlerinden, topluluk düzeyinde ve ilişkisel; tek bir danışanın "hep" demesi hakkında bir şey söylemez ve koçlukta sınanmadı.
  5. Mutlakçı dil umutsuzlukla birleşip görüşmeler boyunca tekrar ettiğinde, örneğin "hiçbir şey düzelmeyecek" ya da "kimse için bir anlamım yok" cümleleri geldiğinde. Koç bunu bir dil kalıbı gibi işlemez; danışanın nasıl olduğunu doğrudan sorar, canına kıyma düşüncesini de açıkça sorar ve onu profesyonel desteğe ulaştırır.

Sonraki derse köprü

Tuba'nın defterinde Ozan'ın kelimeleri kadar bir ayrıntı daha vardı: "benim gibiler" derken Ozan'ın sesi alçalmış, gözü pencereye kaymıştı. Kelimelerden önce gelen bu değişiklikler 9.6'nın konusu: sözsüz işaretler. Bir sesin, temponun ya da bedenin değiştiğini koç nasıl fark eder, ve gördüğünü yorumlamadan, yalnızca gördüğü şey olarak danışana nasıl söyler?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.