İçeriğe geç

9.4 · Seviye 2 · Temel Beceriler

Söylenmeyeni duymak

Bir cümlenin içindeki duygu, değer ve inancı ayırır

Koçluk Akademisi — M09, Aktif Dinleme · 1.951 kelime · ≈ 9 dk okuma · 13 dk dinleme

Görüşmelerdeki koç ve danışanlar kurgusaldır; araştırmalar ve kaynaklar gerçektir. Koçluk terapi değildir ve bu dersler tıbbi ya da psikolojik değerlendirmenin yerini tutmaz. Akademi ICF ya da EMCC onaylı bir program değildir.

Görüşmeden bir an

Feride Hanım ile Barış'ın on birinci görüşmesi. Kayıt Barış'ın onayıyla duruyor; Nehir onu salı akşamı mutfak masasında dinliyor. Görüşmenin onuncu dakikası.

Barış: Dünkü toplantıda müdür herkese tek tek fikrini sordu. Bana sormadı. İyi oldu aslında, yine uzatacaktım zaten.
Feride Hanım: "Aslında" dedin.
Barış: Dedim mi? (Kısa bir duraklama.) Evet. Bütün gece düşündüm. Sormaması beni artık hesaba katmadığı anlamına mı geliyor diye.
Feride Hanım: Hesaba katılmak senin için ne kadar önemli?
Barış: Çok. Galiba konuşmazsam yokmuşum gibi geliyor. Babam susardı ve evde onu kimse hesaba katmazdı.
Feride Hanım: Bunu duymak benim için önemliydi. Şu an onunla ne yapmak istersin?
Barış: Bilmiyorum. Ama bunu ilk kez yüksek sesle söyledim.

Nehir kaydı durduruyor ve defterine bir kelime yazıyor: aslında. Barış'ın cümlesi "iyi oldu" diyordu. İçindeki küçük kelime başka bir şey söylüyordu: incinmişlik, hesaba katılmanın değeri ve "konuşmazsam yokum" diye bir inanç. Feride Hanım üçünü birden adlandırmadı. Tek bir kelimeyi geri verdi, gerisini Barış söyledi. Bu ders o kelimenin nasıl duyulduğunu anlatıyor: bir cümlenin içindeki duygu, değer ve inanç nasıl birbirinden ayrılır, ve koç bunlardan hangisini, nasıl geri verir.

Kavram

Danışanın söylediği her cümle bir yüzeyle gelir: olay, kişi, plan. "Müdür bana fikrimi sormadı." Ama aynı cümle çoğu zaman yüzeyin altında başka şeyler de taşır. Bunları ayırmak için pratikte üç soru işe yarar.

Birincisi duygu: bu cümleyi söylerken danışan ne hissediyor? Bazen kelimeyle söyler ("korku giriyor"), çoğu zaman söylemez; ses, tempo ya da "aslında", "zaten", "yine" gibi küçük kelimeler ele verir. İkincisi değer: bu olay danışana neden dokunuyor? Bir şey insana dokunuyorsa, ona önemli gelen bir şeye değiyordur. Barış'ın incinmesi hesaba katılmanın onun için önemli olduğunu gösteriyordu. Üçüncüsü inanç: danışan kendisi, başkaları ya da dünya hakkında neyi doğru kabul ediyor ki bu olay böyle bir anlam kazanıyor? Barış'ın "konuşmazsam yokum" cümlesi bir inançtı; olayı yorumlayan bir kural.

Bu üçlü bir araştırma bulgusu değil; dinlerken duyduğunu sınıflandırmaya yarayan bir alet. İşe yaradığı yer şu: koç bir cümlede "bir şey var" diye hissettiğinde, o şeyin ne türden olduğunu bilirse geri vermesi kolaylaşır. Duyguyu geri vermek bir yansıtmadır (9.2'de konuştuk). Değeri geri vermek, olayın danışana neden önemli geldiğini sormaktır. İnancı geri vermek en hassasıdır, çünkü inanç danışanın kendi hakkında söylediği bir şeydir ve dışarıdan söylendiğinde kolayca hüküm gibi duyulur.

Bu yüzden söylenmeyeni geri vermenin dili önemli. "Sen hesaba katılmazsan değersiz hissediyorsun" bir teşhistir. "'Aslında' dedin" ise bir kapıdır: danışan isterse girer, istemezse "öyle demek istemedim" der ve görüşme yoluna devam eder.

Bir şey daha: koç üç katmanın hepsini aynı anda duyabilir ama hepsini geri vermez. Feride Hanım incinmişliği de, değeri de, inancı da duymuş olabilir; seçtiği tek bir kelimeydi. Çünkü danışan kendi örtük içeriğini kendisi söylediğinde ona sahip çıkar; koç söylediğinde onu tartmak zorunda kalır. Koçun işi danışanın söylemediğini söylemek değil, danışanın söyleyebileceği bir alan açmak.

Ne zaman hiç geri vermez? Danışan bir şeyi az önce açıkça kapattıysa, görüşmenin sonuna birkaç dakika kaldıysa ve açılacak şey o sürede taşınamayacak kadar ağırsa, ya da koç duyduğu şeyin kendi hikâyesinden geldiğinden şüpheleniyorsa. Bu son durumda en iyi önlem, "bu benim mi, onun mu?" diye kısa bir iç kontrol yapmak: 8.4'te sezgiyi paylaşırken konuştuğumuz bağlanmadan sunmak burada da geçerli.

Perde arkası

Puanlama tarafında iki gösterge bu dersin işini izliyor.

Söylenmeyeni duymanın sonuca etkisi hakkında koçlukta doğrudan bir ölçüm yok. En yakın veri psikoterapideki empati araştırmasından geliyor.

Bu bulgunun koç için en kullanışlı yanı son ayrıntı. Danışanın anlaşıldığını hissetmesi, koçun tahmininin doğru çıkmasından daha önemli görünüyor. Bu da sınayıcı dili destekler: koç yanılsa bile, danışanın düzeltmesine açık kalan bir geri verme anlaşılma duygusunu bozmaz; isabetli ama hüküm gibi söylenen bir yorum ise bozabilir.

Yaygın yanılgılar

Yaygın yanlış"Söylenmeyeni duymak, danışanın aklını okumaktır; iyi bir koç danışan söylemeden ne hissettiğini bilir."
Doğrusu

— Koç bilmez, duyar ve sorar. Örtük içerik danışan onaylayana kadar koçun tahminidir. Feride Hanım Barış'ın inancını tahmin etmedi; bir kelimeyi geri verdi ve inancı Barış kendisi söyledi.

Yaygın yanlış"Koç bir değeri ya da inancı fark ettiyse hemen söylemeli; yoksa danışan onu kaçırır."
Doğrusu

— Fark etmek ile söylemek ayrı kararlardır. Koç duyduğunu bazen geri verir, bazen bir sonraki ana bırakır, bazen hiç söylemez. Danışanın kendi bulduğu şey dışarıdan söylenenden daha uzun yaşar; zamanlama ve dil, duymak kadar önemli.

İki sürüm

Cumartesi sabahı, Tuba'nın Buca'daki evinin balkonu. Bu kez koç Ozan, danışan Tuba; Nehir gözlemci olarak defteriyle köşede. Tuba geçen haftaki üçlüde söylediği cümleyi yeniden açmak istiyor.

Zayıf sürüm

Tuba: Akşamım boş kalınca içime bir korku giriyor. Her pazar "bu hafta fırçayı açacağım" diyorum, cuma geliyor, açmamışım.
Ozan: Haftada kaç akşam resim yapmak istersin?
Tuba: Bilmem. Üç?
Ozan: Üç güzel. Hangi akşamlar boş?
Tuba: Salı, perşembe, pazar. Ama geçen ay da böyle demiştim.
Ozan: Bu kez telefona bir hatırlatma koyalım mı?

Güçlü sürüm

Tuba: Akşamım boş kalınca içime bir korku giriyor. Her pazar "bu hafta fırçayı açacağım" diyorum, cuma geliyor, açmamışım.
Ozan: "Korku" dedin. Boş bir akşamın neresinde o korku?
Tuba: Boşluk değil aslında. Fırçayı elime alınca düzgün bir şey çıkmazsa diye korkuyorum. Resmi düzgün yapmalıyım. Yapamayacaksam hiç başlamamak daha iyi.
Ozan: Resim senin için önemli, ve önemli olduğu için "düzgün yapmalıyım" diyorsun. Doğru mu duydum?
Tuba: Doğru. (Uzun bir sessizlik.) O yüzden hiç başlamıyorum. Hiç düşünmemiştim bunu.
Ozan: Bu fark ettiğin şeyle ne yapmak istersin?

Tuba'nın cümlesinin iki yarısı vardı: bir korku, ve her hafta tutulmayan bir söz. İlk sürümde Ozan cümlenin yüzeyine, yani plana gitti. Planı Tuba geçen ay zaten yapmıştı; "geçen ay da böyle demiştim" diyerek bunu söyledi de, ama Ozan bu ipucunu da plana bağladı. Ozan iyi niyetliydi ve sorular kibar, ama örtük içeriğe hiç dokunulmadığı için aynı plan ikinci kez kuruldu. İkinci sürümde Ozan Tuba'nın kendi kelimesini, "korku"yu, aldı ve onun neresinde durduğunu sordu. Tuba korkunun boşluktan değil, sonuçtan geldiğini söyledi; sonra kendi inancını kendisi dile getirdi. Ozan iki katmanı, değeri ve inancı, tek bir cümlede bağladı ama sonuna "doğru mu duydum?" ekledi. Bunun da bir bedeli vardı: Nehir'in notuna göre Ozan'ın bağlayan cümlesi Tuba'nın bir sonraki düşüncesini birkaç saniye bekletti; Tuba kendi başına oraya varabilirdi.

Sınır notu

Koçluğun alanında mı? Söylenmeyeni duymak koçu danışanın derin inançlarına, bazen geçmişine kadar götürebilir. Barış'ın "babam susardı" cümlesi bunun bir örneği. Koç bu cümleyi duyar, kabul eder ve danışanın şimdi onunla ne yapmak istediğini sorar; ama inancın kökenini çocukluğa doğru kazmak, babayla ilişkiyi çözümlemek ya da bir travmayı yeniden açmak koçluğun işi değil. Bir de: korku, utanç ya da yas gibi bir duygu danışanın gündelik hayatını uzun süredir belirgin biçimde kısıtlıyorsa, örneğin uyku bozuluyor, işe gitmek zorlaşıyor ya da danışan kendine zarar vermeyi düşündüğünü söylüyorsa, bu bir koçluk konusu olmaktan çıkar. Koç bunu danışana açıkça söyler ve uygun bir ruh sağlığı uzmanına yönlendirir. Örtük içeriği duymak bir beceridir; onu derinleştirmek her zaman koçun alanında olmayabilir.

Pratik

Günlük sorusu

Bu hafta kendi ağzından çıkan bir cümlede "aslında", "zaten" ya da "yine" gibi küçük bir kelime fark ettin mi? O kelimenin içinde hangi duygu, değer ya da inanç vardı?

Kapanış

  1. Danışanın cümlesi yüzeyin altında üç katman taşıyabilir: bir duygu, olayın neden önemli geldiğini gösteren bir değer ve olayı yorumlayan bir inanç. Bu ayrım araştırma bulgusu değil, dinlerken duyulanı ayırmaya yarayan pratik bir alet.
  2. Örtük içerik danışan onaylayana kadar koçun tahminidir; sınayıcı dille, çoğu zaman danışanın kendi kelimesini geri vererek sunulur. Terapi araştırmasında danışanın anlaşıldığını hissetmesi, terapistin isabetinden daha iyi bir sonuç göstergesi çıkmış.
  3. Koç duyduğu her katmanı söylemez; birini seçer ve danışanın kendi içeriğini kendisinin bulmasına alan açar. İnancın kökenini kazmak ya da hayatı kısıtlayan bir duyguyu tek başına taşımak koçluğun alanının dışına çıkar.

Beş soru

  1. Feride Hanım Barış'ın cümlesinden neden yalnızca "aslında" kelimesini geri verdi?
  2. Bir cümlenin içindeki duygu, değer ve inanç nasıl ayrılır? Barış'ın cümlesinde her biri neydi?
  3. Ozan'ın ilk sürümdeki soruları kibar ve mantıklıydı; Tuba yine de neden aynı yerde kaldı?
  4. Elliott ve arkadaşlarının meta-analizindeki hangi ayrıntı sınayıcı dili destekliyor, ve bu bulgunun sınırı ne?
  5. Söylenmeyeni duymak hangi noktada koçluğun alanından çıkar?

Yanıtlar

  1. Çünkü üç katmanı da kendisi adlandırsaydı, Barış onları dışarıdan gelen bir yorum olarak tartmak zorunda kalırdı. Tek bir kelime bir kapı açtı; Barış incinmişliğini, hesaba katılmanın değerini ve "konuşmazsam yokum" inancını kendisi söyledi. Kendi bulduğu şeye sahip çıktı ve "ilk kez yüksek sesle söyledim" dedi.
  2. Üç soruyla: danışan ne hissediyor, olay ona neden dokunuyor, ve neyi doğru kabul ediyor ki olay böyle bir anlam kazanıyor. Barış'ta duygu incinmişlik (cümlede "iyi oldu" dese de), değer hesaba katılmak, inanç ise "konuşmazsam yokmuşum gibi" idi.
  3. Çünkü Ozan cümlenin yalnızca yüzeyine, plana gitti. Tuba planı geçen ay da yapmıştı ve bunu söyledi; ama plana engel olan şey, "düzgün yapamayacaksam hiç başlamamalıyım" inancı, hiç konuşulmadı. Örtük içeriğe dokunulmayınca aynı plan bir kez daha kuruldu.
  4. Danışanın, gözlemcinin ve terapistin empati algısının sonucu, terapistin isabetini ölçen yöntemlerden daha iyi yordaması. Bu, koçun düzeltmeye açık bir dille yanılmasının, hüküm gibi isabet etmesinden daha az zararlı olabileceğini düşündürüyor. Sınırı: bulgu ilişkiseldir, nedensellik göstermez, terapiden gelir ve koçlukta sınanmadı.
  5. Koç inancın kökenine, çocukluğa ya da bir travmaya doğru kazmaya başladığında; ya da bir duygu danışanın gündelik hayatını uzun süredir belirgin biçimde kısıtladığında, kendine zarar verme düşüncesi dile geldiğinde. O noktada koç bunu açıkça söyler ve uygun bir ruh sağlığı uzmanına yönlendirir.

Sonraki derse köprü

Tuba'nın cümlesinde inancı taşıyan küçük bir ek vardı: "düzgün yapmalıyım". 9.5 bu tür dil kalıplarını ele alıyor: "-meli, -malı" zorunlulukları, "hep" ve "hiç" gibi genellemeler ve öznesini gizleyen edilgen cümleler. Koç bunları nasıl fark eder ve düzeltmeden, merakla nasıl geri verir?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.