İçeriğe geç

9.1 · Seviye 2 · Temel Beceriler

Dinlemenin üç düzeyi

Kendine, danışana ve ortama dönük dinlemeyi bir transkriptte ayırır

Koçluk Akademisi — M09, Aktif Dinleme · 1.731 kelime · ≈ 8 dk okuma · 12 dk dinleme

Görüşmelerdeki koç ve danışanlar kurgusaldır; araştırmalar ve kaynaklar gerçektir. Koçluk terapi değildir ve bu dersler tıbbi ya da psikolojik değerlendirmenin yerini tutmaz. Akademi ICF ya da EMCC onaylı bir program değildir.

Görüşmeden bir an

Salı öğle arası, depo binasının yanındaki büfe. Volkan bir simit almış, Nehir'in yanına oturuyor. Sevgi Hanım'la son görüşmesinde dinleme üzerine konuşmuşlar.

Volkan: Sevgi Hanım bana dinlemenin üç düzeyini anlattı. Dün Emir'le konuşurken denedim.
Nehir: Nasıl geçti?
Volkan: Emir bana vardiyadaki bir sorunu anlatırken bir baktım, ben kafamda cevabımı hazırlıyorum. Daha o cümlesini bitirmeden. Sevgi Hanım buna "birinci düzey" diyor.
Nehir: Ne yaptın?
Volkan: Durdum. Cevabımı bir kenara koydum. Sonra Emir'in sesinin titrediğini fark ettim. Sorun vardiya değilmiş. Bir arkadaşıyla arası açılmış.
Nehir: Sesinin titremesi.
Volkan: Evet. Cevabımı düşünürken onu hiç duymamıştım.

Volkan aynı konuşmanın içinde iki ayrı biçimde dinledi: önce kendi cevabını, sonra Emir'i. İkinci dinleme, birincide hiç duyulmayan bir şeyi, bir sesin titremesini ve arkasındaki asıl meseleyi, yakaladı. Bu modül dinlemeyi ele alıyor; bu ilk ders, dinlemenin üç düzeyini ve onları bir konuşmanın içinde birbirinden ayırmayı konu alıyor.

Kavram

Dinlemek tek bir şey gibi görünür: biri konuşur, öbürü duyar. Ama dinleyenin dikkati nereye yöneldiğine göre, aynı konuşma çok farklı biçimlerde dinlenebilir. Co-Active yaklaşımı bunu üç düzeyde tarif ediyor.

Birinci düzey gündelik konuşmanın çoğudur. Biri bir şey anlatır, dinleyen "benim de başıma geldi" der ya da cevabını hazırlar. Koçlukta da sık olur; Volkan'ın Emir'i dinlerken cevabını hazırlaması gibi. Ama birinci düzey her zaman kötü değildir. Koçun kendi tepkisini fark etmesi, örneğin danışanın bir cümlesinde bir şaşkınlık ya da bir rahatsızlık duyması, bir bilgi taşır. Sorun, koçun orada kalması; dikkatinin danışana dönmemesi.

İkinci düzeyde koç danışanın kelimelerini, kelimeleri seçme biçimini, cümlelerin nerede durduğunu duyar. 7.3'te danışanın kendi kelimesini geri vermek, 8.2'de bir sorudan sonra beklemek, bu düzeyin içinde olur. Koç burada danışanla birlikte, onun deneyiminin içinde durur.

Üçüncü düzeyde koç, danışanın sözlerinin yanında görüşmenin "atmosferini" de duyar: bir konuya gelindiğinde odanın ağırlaşması, danışanın sesinin kısılması, enerjinin bir anda düşmesi ya da yükselmesi. Volkan'ın Emir'in sesinin titrediğini fark etmesi, ikinci düzeyden üçüncüye bir adım.

Üç düzey bir hiyerarşi değil, bir harita. İyi bir koç sürekli üçüncü düzeyde kalmaz; düzeyler arasında hareket eder. Bazen bir an birinci düzeye iner ve kendi tepkisini fark eder; sonra ikinciye döner. Önemli olan hangi düzeyde olduğunu fark edebilmek. 8.1'de dikkati varlığın bir parçası olarak konuşmuştuk; üç düzey, o dikkatin nereye yöneldiğine dair daha ayrıntılı bir dil.

Bir transkriptte düzeyleri ayırmak bu farkı görünür kılar. Koçun bir cümlesi danışanın son söylediğinden değil kendi deneyiminden geliyorsa ("ben de öyleydim"), bu birinci düzey. Danışanın kendi kelimesini geri veriyor ya da ona bağlanan bir soru soruyorsa, ikinci düzey. Danışanın sözlerinde olmayan ama görüşmede beliren bir şeyi, bir ses değişimini ya da bir duraksamayı adlandırıyorsa, üçüncü düzey. Bu ayrım koçun kendi kayıtlarını dinlerken en çok işe yarayan araçlardan biri.

Perde arkası

Dinlemenin kalitesi konuşan kişiyi nasıl etkiliyor? Laboratuvar deneyleri bir ipucu veriyor.

ICF'nin yetkinlik listesi dinlemeyi ayrı bir yetkinlik olarak tanımlıyor.

İki kart birlikte koç için şunu düşündürüyor: dinlemenin niteliği yalnızca koçun ne duyduğunu değil, danışanın kendi düşüncesini nasıl işlediğini de etkileyebilir. Yargısız ve odaklı dinlenen biri daha az savunmaya geçiyor ve kendi çelişkilerini daha rahat görebiliyor. ICF'nin "söylenmeyene" ve sözsüz işaretlere yaptığı vurgu da üçüncü düzeye karşılık geliyor. Ama Co-Active düzeylerinin kendisini koçlukta sınayan bir çalışmaya ulaşamadık.

Yaygın yanılgılar

Yaygın yanlış"İyi bir koç her zaman üçüncü düzeyde dinler."
Doğrusu

Düzeyler bir hiyerarşi değil, bir harita. Koç düzeyler arasında hareket eder; bazen birinci düzeye inip kendi tepkisini fark etmek de bir bilgidir. Önemli olan hangi düzeyde olduğunu fark etmek ve gerektiğinde danışana dönebilmek.

Yaygın yanlış"Dinlemek, karşıdakinin sözünü kesmemektir."
Doğrusu

Sözü kesmemek dinlemenin yalnızca dış görünüşü. Koç susup içinden cevabını hazırlıyorsa, sözü kesmese bile birinci düzeyde dinliyordur. Dinlemenin niteliği, dikkatin nereye yöneldiğinde.

İki sürüm

Bu hafta koçluk sırası Tuba'da; anlatan Nehir, kenarda Ozan. Nehir, pilot programda kendini "kâğıt toplayıcı" gibi hissetmesine dönmek istiyor.

Zayıf sürüm

Nehir: Formlar bitti. Ama Serap Hanım bana yine yeni bir form işi verdi.
Tuba: Of, anlıyorum. Ben de sorumlu teknisyen olunca bana hep evrak işi verdiler. Bir süre öyle gidiyor, sonra açılıyor.
Nehir: Belki.
Tuba: Sen Serap Hanım'a ne dedin?
Nehir: Bir şey demedim.

Güçlü sürüm

Nehir: Formlar bitti. Ama Serap Hanım bana yine yeni bir form işi verdi.
Tuba: Yine yeni bir form işi.
Nehir: Evet. Ve ben bir şey demedim.
Tuba: "Bir şey demedim" derken sesin alçaldı.
Nehir: ...Alçaldı. Çünkü aslında programda koç olarak yer istiyorum. Ama bunu Serap Hanım'a söylemekten korkuyorum.
Tuba: Programda koç olarak yer istiyorsun.

Ozan'ın gözlem notunda iki sürümün her replik çifti bir düzeyle işaretli. Zayıf sürümde Tuba'nın ilk cevabı birinci düzey: Nehir'in cümlesini kendi deneyimine, sorumlu teknisyen olduğu döneme bağlıyor ve bir tesellide bitiriyor. İyi niyetli; ama Nehir'in yaşadığını Tuba'nın yaşadığına çeviriyor. Nehir'in "belki" cevabı bunun karşılığı. Tuba'nın ikinci sorusu ikinci düzeye yaklaşıyor ama bir yönlendirme taşıyor: ne dedin? Nehir'in asıl meselesi hiç ortaya çıkmıyor. Güçlü sürümde Tuba'nın ilk cevabı ikinci düzey: Nehir'in kendi kelimesini geri veriyor. İkinci cevabı üçüncü düzey: Nehir'in sözlerinde olmayan ama sesinde beliren bir şeyi, alçalmayı, adlandırıyor. Bu, Nehir'in kendi fark etmediği bir duyguyu açıyor ve asıl istek çıkıyor: programda koç olarak yer almak. Bu sürümün de dikkat isteyen bir yanı var: üçüncü düzeyde bir gözlemi paylaşmak danışana gözlendiği hissini verebilir; Tuba'nın tonu meraklı olmasaydı, "sesin alçaldı" bir yargı gibi duyulabilirdi.

Sınır notu

Koçluğun alanında mı? Üçüncü düzeyde dinleyen koç, danışanın sözlerinin ötesinde çok şey duyar; ve bazen duyduğu şey koçluğun alanı dışına işaret eder. Sesteki sürekli bir yorgunluk, konuşurken dalıp gitmeler, anlatılanla yüz ifadesi arasında belirgin bir kopukluk ya da danışanın kendini kaybolmuş gibi anlatması, koçun dikkatini çekmeli. Koç bunları bir tanı olarak değil, bir gözlem olarak paylaşır; ve bu işaretler süregiden bir sıkıntıya, bir yasa ya da danışanın günlük hayatını bozan bir duruma işaret ediyorsa, bir ruh sağlığı profesyoneline başvurmayı konuşur. Üçüncü düzeyin bir sınırı daha var: koç duyduğunu yorumlamaya, yani danışanın "aslında" ne hissettiğini ona söylemeye başlarsa, dinlemekten çıkıp bir hüküm vermeye geçer. Koç gördüğünü söyler; anlamını danışan söyler.

Pratik

Günlük sorusu

Bugün biri sana bir şey anlatırken hangi düzeyde dinledin? Kendi cevabını mı hazırlıyordun, onun kelimelerinde miydin, yoksa sesindeki bir şeyi mi duydun?

Kapanış

  1. Dinlemenin üç düzeyi var: iç dinleme, dinleyenin kendi düşüncelerinde; odaklı dinleme, bütünüyle karşıdakinin söylediğinde; bütünsel dinleme, kelimelerin ötesinde ses, duraksama, beden dili ve görüşmenin havasında.
  2. Düzeyler bir hiyerarşi değil, bir harita; koç aralarında hareket eder. Önemli olan hangi düzeyde olduğunu fark etmek ve gerektiğinde danışana dönebilmek.
  3. Bir transkriptte koçun her cümlesini düzeyiyle işaretlemek, dinlemenin nereye yöneldiğini görünür kılar; koç gördüğünü söyler, anlamını danışan söyler.

Beş soru

  1. Volkan'ın Emir'le konuşmasında iki ayrı dinleme nasıl göründü?
  2. Birinci düzey neden her zaman kötü değildir?
  3. Zayıf sürümde Tuba'nın ilk cevabı hangi düzeydeydi ve bu neyi kaçırdı?
  4. Itzchakov ve arkadaşlarının deneyleri dinlemenin konuşan kişi üzerindeki etkisi hakkında ne düşündürüyor?
  5. Üçüncü düzeyde dinleyen koç hangi noktada dinlemekten çıkıp bir hüküm vermeye geçer?

Yanıtlar

  1. Önce birinci düzeyde: Emir anlatırken Volkan kafasında cevabını hazırlıyordu. Sonra cevabını bir kenara koydu ve Emir'i dinledi; bu sefer sesinin titrediğini fark etti, ki bu üçüncü düzeye bir adım. Asıl mesele, bir arkadaşıyla arasının açılması, ancak ikinci dinlemede ortaya çıktı.
  2. Çünkü koçun kendi tepkisini fark etmesi bir bilgi taşır: danışanın bir cümlesinde duyduğu şaşkınlık ya da rahatsızlık, görüşmede bir şeye işaret edebilir. Sorun birinci düzeye inmek değil, orada kalmak ve dikkati danışana döndürememek.
  3. Birinci düzeydeydi: Tuba, Nehir'in cümlesini kendi deneyimine, sorumlu teknisyen olduğu döneme bağladı ve bir teselliyle bitirdi. Bu, Nehir'in yaşadığını Tuba'nın yaşadığına çevirdi ve Nehir'in asıl meselesi, programda koç olarak yer istemesi, hiç ortaya çıkmadı. Tuba'nın iyi niyeti bunu gizledi.
  4. Empatik ve yargısız dinlenen kişilerin daha az sosyal kaygı duyduğunu, daha az savunmacı düşündüğünü ve kendi çelişkilerini daha çok fark edip onlara tahammül edebildiğini. Yani dinlemenin niteliği konuşanın kendi düşüncesini nasıl işlediğini etkileyebilir. Ama bunlar laboratuvar deneyleri; koçlukta sınanmadı.
  5. Duyduğunu yorumlamaya, yani danışanın "aslında" ne hissettiğini ona söylemeye başladığında. "Sesin alçaldı" bir gözlem; "aslında korkuyorsun" bir hüküm. Koç gördüğünü söyler, anlamını danışan söyler.

Sonraki derse köprü

Tuba, Nehir'in "yine yeni bir form işi" cümlesini kelimesi kelimesine geri verdi. Bu, dinlemenin en temel araçlarından birinin basit bir biçimi. 9.2, yansıtmayı ele alıyor: danışanın söylediğini basit ve daha karmaşık biçimlerde ona geri vermek.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.