İçeriğe geç

8.4 · Seviye 2 · Temel Beceriler

Sezgiyi paylaşmak

Bir sezgisini sahiplenen, danışana bırakan bir cümleyle sunar

Koçluk Akademisi — M08, Varlık: Anda Kalmak · 1.753 kelime · ≈ 8 dk okuma · 12 dk dinleme

Görüşmelerdeki koç ve danışanlar kurgusaldır; araştırmalar ve kaynaklar gerçektir. Koçluk terapi değildir ve bu dersler tıbbi ya da psikolojik değerlendirmenin yerini tutmaz. Akademi ICF ya da EMCC onaylı bir program değildir.

Görüşmeden bir an

Barış'ın onuncu görüşmesi, karşısında yine Feride Hanım. Nehir yine kaydı Barış'ın izniyle dinliyor. Barış bir önceki görüşmede müdürünün bir cümlesinin ona babasının sesi gibi geldiğini söylemişti. Bu görüşmede Feride Hanım bir şeyi paylaşmak istiyor.

Feride Hanım: Bende bir his var. Söyleyebilir miyim?
Barış: Söyleyin.
Feride Hanım: Müdürünle her tartıştığında, aslında babana söyleyemediğin bir şeyi söylemeye çalışıyormuşsun gibi geliyor bana. Bu sana uyuyor mu, uymuyor mu?
Barış: ...Uymuyor. Babama değil. Kendime. "Sen de onun gibi susuyorsun" diyorum kendime.
Feride Hanım: Kendine.
Barış: Evet. Babam hep susardı. Ben susmamak için konuşuyorum.

Nehir kaydı durdurup not alıyor. Feride Hanım'ın sezgisi yanlıştı; ama yanlış olması bir şey kaybettirmedi. Barış onu düzeltti ve düzeltirken kendi cevabını buldu. Koçun içinde beliren bir izlenim nasıl söze dökülür ki, danışan onu rahatça geri çevirebilsin: konumuz bu.

Kavram

Bir görüşmede koçun içinde bazen bir şey belirir: bir bağlantı, bir görüntü, bir his. Danışanın söyledikleri arasında bir örüntü, bir cümlenin altında başka bir şey. Bu, koçun dikkatinin bir ürünü; görüşmede gerçekten orada olmanın yan meyvesi.

Sezgiyle ne yapacağını bilmek, sezginin kendisinden daha önemli. Koçlar çoğu zaman iki uçtan birine düşer. Ya sezgiyi hiç söylemezler, çünkü yanlış olmaktan ya da danışanı yönlendirmekten korkarlar. Ya da onu bir hüküm olarak söylerler: "Bence asıl mesele baban." İlki danışanı koçun görebildiği bir şeyden yoksun bırakır. İkincisi danışanın kendi cevabının yerine koçun cevabını koyar.

Ortadaki yol, sezgiyi koçun kendi izlenimi olarak söyleyip kararı danışana teslim etmek. Böyle bir cümlenin üç parçası var. Önce sahiplenme: koç bunun kendi izlenimi olduğunu söyler. "Bende bir his var", "Aklıma bir şey geldi", "Bana öyle geliyor ki." Bu, sezgiyi bir gerçek olarak değil, koçun içinden geçen bir şey olarak çerçeveler. Sonra içerik: sezginin kendisi, kısa ve sade. Son olarak bırakma: koç sezgiyi danışana teslim eder ve onu kabul etme, reddetme ya da düzeltme hakkını açıkça verir. "Bu sana uyuyor mu, uymuyor mu?", "Bunun neresi doğru, neresi değil?"

Bırakma parçası en çok atlanan parça. Koç sezgisini söyler ve danışanın kabul etmesini bekler; danışan reddettiğinde, ya da kısmen kabul ettiğinde, koç sezgisini savunmaya başlar. "Ama bir düşün, belki farkında değilsin." Bu noktada sezgi bir öneri olmaktan çıkıp bir dayatmaya dönüşür.

Feride Hanım'ın sezgisi yanlıştı ve Barış onu reddetti. Feride Hanım savunmadı; Barış'ın düzeltmesini, "kendime", geri verdi. Sezginin değeri burada: doğru çıkması değil, danışanın kendi cevabını bulmasına bir basamak olması. Yanlış bir sezgi bile, bağlanmadan sunulduğunda, danışanın "hayır, o değil, şu" demesine yol açabilir.

Sezgiyi ne zaman paylaşmak gerektiğine dair kesin bir kural yok. Ama birkaç işaret var: sezgi birkaç kez geri geliyorsa, danışanın söylediklerinden birden fazlası ona işaret ediyorsa, ve paylaşmak için yeterli güven kurulmuşsa. Sezgiyi görüşmenin ilk dakikalarında, danışanı henüz tanımadan paylaşmak, onu bir hükme dönüştürme riskini artırır.

Bir şeyi de akılda tutmak gerekiyor: koçun bir sezgiden ne kadar emin olduğu, o sezginin doğru olup olmadığını söylemez. Bunu araştırmalar da gösteriyor.

Perde arkası

ICF'nin puanlama göstergeleri bunu bir davranış olarak tanımlıyor.

Koçun sezgisine ne kadar güvenebileceği ise karar araştırmalarının sorusu.

İkinci kart bu dersin neden "bağlanmadan" dediğini açıklıyor. Bir koçluk görüşmesi, danışanın iç dünyası, öngörülebilirliği yüksek bir ortam değil; ve koç, sezgilerinin doğru çıkıp çıkmadığına dair düzenli geri bildirim almıyor. Bu koşullarda koçun "eminim" hissi, sezginin doğruluğunu göstermez. Sezgiyi bir hipotez olarak sunmak ve danışanın düzeltmesine açık tutmak, bu sınırlamanın pratikteki karşılığı. Koçlukta sezgi paylaşmanın etkisini ölçen bir çalışmaya ulaşamadık.

Yaygın yanılgılar

Yaygın yanlış"Deneyimli bir koçun sezgisi genellikle doğrudur; danışan reddederse direnç gösteriyordur."
Doğrusu

Karar araştırmaları, öznel güvenin sezginin doğruluğunu göstermediğini ve sezginin ancak öngörülebilir ve geri bildirim veren ortamlarda güvenilir hâle geldiğini söylüyor. Danışanın reddi bir direnç değil, çoğu zaman bir düzeltmedir; ve düzeltme danışanın kendi cevabını taşıyabilir.

Yaygın yanlış"Sezgi paylaşmak danışanı yönlendirmektir; iyi bir koç sezgisini kendine saklar."
Doğrusu

Sezgiyi saklamak, danışanı koçun görebildiği bir şeyden yoksun bırakabilir. Yönlendirme sezginin paylaşılmasında değil, nasıl paylaşıldığındadır: hüküm olarak sunulursa yönlendirir, sahiplenip bırakılarak sunulursa bir davet olur.

İki sürüm

Haftanın buluşmasında Nehir soruyor, Ozan anlatıyor, Tuba kenarda yazıyor. Ozan, kendinden şüphesini konuşurken üçüncü kez eski müdürden söz ediyor: "Eskiden böyle değildi." Nehir'in içinde bir sezgi beliriyor.

Zayıf sürüm

Nehir: Bence asıl sorun yeni müdür değil. Eski müdürünü özlüyorsun.
Ozan: Özlemek mi? Hayır, pek sayılmaz.
Nehir: Ama bir düşün. Üç kez ondan söz ettin. Belki farkında değilsin.
Ozan: Belki. Bilmiyorum.

Güçlü sürüm

Nehir: Bir şey aklıma geldi, söyleyebilir miyim?
Ozan: Söyle.
Nehir: Eski müdürden üç kez söz ettin. Bana, o dönemde kendini nasıl gördüğünü özlüyormuşsun gibi geldi. Bunun neresi doğru, neresi değil?
Ozan: Müdürü değil... Ama o dönemdeki kendimi, evet. O zaman fikirlerimi söylerdim, dinlenirdi. Şimdi söylemiyorum bile.
Nehir: Şimdi söylemiyorsun bile.

Tuba iki sürümün arasına tek bir cümle koymuş: "Zayıfta Ozan'ın 'hayır' demesi bir duvara çarptı. Güçlüde bir kapı açtı." Zayıf sürümde Nehir'in sezgisi bir hüküm olarak geliyor: "Bence asıl sorun." Sahiplenme yok, bırakma yok. Ozan reddedince Nehir sezgisini savunuyor: "Belki farkında değilsin." Bu cümle Ozan'ın kendi deneyimini bilmediğini ima ediyor ve Ozan'ın "belki, bilmiyorum" cevabı bir geri çekilme. Güçlü sürümde Nehir önce izin istiyor, sonra sezgiyi kendi izlenimi olarak sunuyor ve hem doğru hem yanlış kısmını Ozan'a soruyor. Sezgisi de zayıf sürümdekinden farklı: kişiyi değil, o dönemdeki Ozan'ı işaret ediyor. Ozan bir kısmını reddediyor, bir kısmını kabul ediyor ve kendi cevabını buluyor: artık fikirlerini söylemiyor. Nehir de o cevabı geri veriyor. Bu sürümün kırılgan bir yanı var: Nehir'in "üç kez söz ettin" demesi, Ozan'a gözetlendiği hissini verebilirdi; sayı vermek yerine "birkaç kez" demek daha yumuşak olurdu.

Sınır notu

Koçluğun alanında mı? Sezgiler bazen koçu danışanın geçmişine, çocukluğuna ya da aile ilişkilerine götürür. Feride Hanım'ın Barış'ın babasıyla ilgili sezgisi bunun bir örneği. Koç böyle bir sezgiyi paylaşabilir; ama danışanın geçmişi üzerine bir yorum, özellikle bir travma ya da derin bir aile örüntüsü üzerine, bir terapötik yorum gibi işleyebilir. Koçun sezgisi danışanın bugünkü hedefine hizmet ediyorsa koçluğun alanındadır; danışanı geçmişin içinde bir keşfe götürüyorsa, ve danışan bu keşifte zorlanıyor, eski yaraları açıyorsa, koç bunu fark eder ve bu tür bir derinliğin terapide daha güvenli ele alınacağını söyler. Bir de: koçun sezgisi bir can güvenliği meselesine işaret ediyorsa, örneğin danışanın sözlerinin altında bir umutsuzluk seziyorsa, bunu bir sezgi olarak bırakmaz; doğrudan sorar ve gerekirse güvenliği konuşur.

Pratik

Günlük sorusu

Birine bir izlenimini "bence" diye başlayan bir cümleyle söylediğin son anı hatırla. Onu "bana öyle geliyor, sence?" diye söyleseydin ne değişirdi?

Kapanış

  1. Sezgi bir bilgi değil, bir hipotezdir; doğru da yanlış da olabilir. Koçun sezgisinden ne kadar emin olduğu, sezginin doğru olup olmadığını göstermez.
  2. Sezgiyi paylaşan cümlenin üç parçası vardır: sahiplenme, kısa bir içerik ve danışana bırakan bir soru. En çok atlanan parça bırakmadır; koç sezgisini savunmaya başladığında öneri dayatmaya dönüşür.
  3. Yanlış bir sezgi bile, bağlanmadan sunulduğunda, danışanın onu düzeltmesine ve kendi cevabını bulmasına yol açabilir.

Beş soru

  1. Feride Hanım'ın sezgisi yanlış çıktığı hâlde neden bir şey kaybettirmedi?
  2. Sezgiyi hiç söylememek ile hüküm olarak söylemek arasındaki iki uç neden ayrı ayrı sorunlu?
  3. Zayıf sürümde Nehir'in "belki farkında değilsin" cümlesi neyi yaptı?
  4. Kahneman ve Klein'ın makalesi koçun sezgisine ne kadar güvenebileceği hakkında ne düşündürüyor?
  5. Bir sezgi hangi durumlarda koçluğun alanı dışına çıkabilir?

Yanıtlar

  1. Çünkü Feride Hanım onu sahiplenerek ve bırakarak sundu: "bende bir his var", "bu sana uyuyor mu, uymuyor mu?" Barış sezgiyi reddetti ve reddederken kendi cevabını buldu: babasına değil, kendine konuşuyordu. Feride Hanım savunmadı, Barış'ın düzeltmesini geri verdi.
  2. Hiç söylememek, danışanı koçun görebildiği bir şeyden yoksun bırakır. Hüküm olarak söylemek ise danışanın kendi cevabının yerine koçun cevabını koyar. Ortadaki yol, sezgiyi sahiplenip danışana bırakarak sunmaktır.
  3. Ozan'ın kendi deneyimini bilmediğini ima etti ve sezgiyi bir öneriden bir dayatmaya çevirdi. Ozan reddetmişti; Nehir reddi bir bilgi olarak almak yerine sezgisini savundu. Ozan'ın "belki, bilmiyorum" cevabı bir geri çekilmeydi.
  4. Sezginin ancak öngörülebilir bir ortamda ve kişi o ortamın düzenliliklerini öğrenme fırsatı bulduğunda güvenilir olabileceğini, ve öznel güvenin doğruluğun güvenilir bir göstergesi olmadığını. Koçluk görüşmesi öngörülebilirliği yüksek bir ortam değil ve koç sezgilerinin doğruluğuna dair düzenli geri bildirim almıyor; bu yüzden sezgiyi bir hipotez olarak sunmak gerekir. Bu bir kuramsal uzlaşı; koçlukta sınanmadı.
  5. Sezgi danışanı geçmişe, özellikle bir travmaya ya da derin bir aile örüntüsüne götürüyor ve danışan bu keşifte zorlanıyorsa; bu durumda koç terapiye yönlendirmeyi konuşabilir. Sezgi bir tehlikeye, örneğin bir umutsuzluğa işaret ediyorsa koç onu bir sezgi olarak bırakmaz; doğrudan sorar ve gerekirse güvenliği konuşur.

Sonraki derse köprü

Nehir sezgisini, kâğıda yazıp bekledikten sonra paylaştı. Ama bazen koçun içinden geçen şey bir sezgi değil, kendi gündemidir: akşam yemeği, bir e-posta, bir önceki görüşme. 8.5, görüşmede koçun zihninin kendi gündemine kaydığı anı fark edip geri dönmeyi ele alıyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.