İçeriğe geç

8.3 · Seviye 2 · Temel Beceriler

Belirsizlikle kalmak

Görüşmenin nereye gittiğini bilmediği anı danışanla paylaşır

Koçluk Akademisi — M08, Varlık: Anda Kalmak · 1.778 kelime · ≈ 8 dk okuma · 12 dk dinleme

Görüşmelerdeki koç ve danışanlar kurgusaldır; araştırmalar ve kaynaklar gerçektir. Koçluk terapi değildir ve bu dersler tıbbi ya da psikolojik değerlendirmenin yerini tutmaz. Akademi ICF ya da EMCC onaylı bir program değildir.

Görüşmeden bir an

Feride Hanım'ın Barış'la dokuzuncu görüşmesi. Barış'ın izniyle Nehir kaydı ertesi gün dinliyor. Barış perşembe günkü bire bir toplantıyı anlatmış: "hem iyi hem kötü geçti". Sonra konuşma dağılmış; müdürü, ekibi, kendi babası, yeni bir proje arasında gidip gelmiş. Kaydın on yedinci dakikası.

Barış: ...yani bilmiyorum. Belki de mesele hiç müdür değildir.
Feride Hanım: Sana bir şey söyleyeyim, Barış. Şu an nereye gittiğimizi ben de bilmiyorum.
Barış: Siz de mi?
Feride Hanım: Evet. Birçok şeye dokunduk ve hangisinin önemli olduğunu henüz göremiyorum. Senin için şu an en canlı olan hangisi?
Barış: ...Babam. Toplantıda müdür bir şey dedi ve aynı babamın sesi gibiydi.
Feride Hanım: Babanın sesi gibi.

Nehir kaydı durduruyor. Feride Hanım'ın "ben de bilmiyorum" demesi onu şaşırtmış; deneyimli bir koçun bunu söyleyebileceğini düşünmemiş. Ama Barış'ın asıl cümlesi, babasıyla ilgili olan, tam bu itiraftan sonra gelmiş. Bu ders, koçun görüşmenin nereye gittiğini bilmediği anı fark etmesini ve bu anı danışanla açıkça paylaşmasını ele alıyor.

Kavram

3.1'de merakı ve erken kapanışı konuştuk: koçun bilmemeye dayanamayıp bir cevaba ya da yoruma hızla kapanması. Bu ders aynı gerilimin görüşmenin içindeki bir anına bakıyor: koçun yalnızca danışanın cevabını değil, görüşmenin kendisinin nereye gittiğini bilmediği an.

Bu an çoğu görüşmede gelir. Danışan birçok şeye dokunur, konular birbirine karışır, koç bir sonraki adımı göremez. Koçun bu anda içinden geçen çoğu zaman bir rahatsızlıktır: kontrolü kaybetmek, işini yapamamak, danışanın zamanını boşa harcamak.

Bu rahatsızlıkla başa çıkmanın iki kolay yolu var ve ikisi de görüşmeyi daraltır. Biri sahte kontrol: koç bir yapıya, bir modele ya da bir özete sığınır. "Yani asıl mesele şu, o zaman bir plan yapalım." Öbürü sahte bilgelik: koç bildiğini varsaydığı bir yorumu öne sürer. "Bence bunun altında özgüven var." İkisi de belirsizliği koçun tarafında çözer; danışanın tarafında değil.

Bir başka yol daha var: bilmemeyi paylaşmak. Koç, belirsizliği içinde tutmak yerine, onu bir gözlem olarak danışana söyler: "Şu an nereye gittiğimizi bilmiyorum." Bu cümle bir itiraf gibi görünür, ama aslında bir davettir. Görüşmenin yönünü belirleme işini koçtan alıp ikisinin arasına koyar.

Bilmemeyi paylaşmanın bir biçimi var. Koç yalnızca "bilmiyorum" deyip durmaz; ardından danışanı yönü birlikte bulmaya davet eder: "Senin için şu an en canlı olan hangisi?" ya da "Bu konuştuklarımız arasında seni en çok ne çekiyor?" Böylece itiraf bir sorumluluk devrine değil, bir ortaklığa dönüşür.

Bu cümlenin danışan üzerinde iki etkisi olabilir. Bir yandan danışan, koçun her şeyi bilmediğini görür ve kendi bilgisine güvenmeye davet edilir. Öbür yandan bazı danışanlar bunu koçun yetersizliği olarak yaşayabilir; özellikle koçtan bir uzman gibi yol göstermesini bekleyen biri. 6.3'te konuştuğumuz rol beklentisi burada yeniden önem kazanır: danışan koçun ne yapacağını bekliyordu?

Bilmemeyi paylaşmak bir teknik olarak kullanılmamalı. Koç gerçekten nereye gittiğini bildiği hâlde "bilmiyorum" derse, bu bir oyuna dönüşür; danışan da sahteliği sezer. Paylaşılan şey koçun gerçek durumudur.

Perde arkası

Şimdi ve burada konuşmasının etkisi psikoterapide incelendi.

Belirsizliğe tahammülün kendisi sağlık çalışanlarında incelendi.

İki kart farklı şeylere bakıyor. Birincisi bilmemeyi paylaşmanın bir biçimi olan şimdi ve burada konuşmasının ardından danışanın çoğu zaman açıldığını gösteriyor; Barış'ın babasından söz etmesi buna benziyor. İkincisi belirsizliğe tahammülün sağlık çalışanlarında iyi oluşla ilişkili olabileceğini, ama bu konudaki kanıtın zayıf olduğunu söylüyor. Koçlukta bilmemeyi paylaşmanın etkisine dair bir çalışmaya ulaşamadık.

Yaygın yanılgılar

Yaygın yanlış"İyi bir koç görüşmenin her anında nereye gittiğini bilir."
Doğrusu

Görüşmenin yönü çoğu zaman danışanın kendi düşüncesinden ortaya çıkar ve koç onu önceden bilemez. Her anı bilmeye çalışan koç, danışanı kendi planına sığdırır. Bilmeme anı bir hata değil, çoğu zaman danışanın kendi cevabının öncesidir.

Yaygın yanlış"Koç bilmediğini söylerse danışan ona güvenini kaybeder."
Doğrusu

Bazı danışanlar bunu bir yetersizlik olarak yaşayabilir, özellikle koçtan yol gösterme bekleyenler. Ama bilmemeyi paylaşıp danışanı yönü birlikte bulmaya davet etmek çoğu zaman bir ortaklık hissi yaratır. Koçun bildiğini varsaydığı bir yorumu öne sürmesi ise, yanlış çıktığında güveni daha çok sarsar.

İki sürüm

Haftalık üçlü; koç koltuğunda Nehir, karşısında Tuba, gözlemci Ozan. Tuba, lisede resim yaptığını hatırlamıştı. Konuşma resimden annesine, Derya'dan okul yıllarına, oradan yine annesine gidip geliyor. Nehir on ikinci dakikada nereye gittiklerini bilmiyor.

Zayıf sürüm

Tuba: ...resmi bıraktım işte, sonra eczane, sonra annem, şimdi de bu boş akşamlar.
Nehir: Yani resim yapmak senin için kendine zaman ayırmak demek. O zaman bir plan yapalım: haftada bir akşam resim.
Tuba: Galiba. Olabilir.
Nehir: Hangi akşam olsun?
Tuba: Salı belki.

Güçlü sürüm

Tuba: ...resmi bıraktım işte, sonra eczane, sonra annem, şimdi de bu boş akşamlar.
Nehir: Dürüst olayım: şu an nereye gittiğimizi bilmiyorum. Birçok şeye dokunduk. Senin için şu an en canlı olan hangisi?
Tuba: ...Resmi bıraktığım yıl. Annem o yıl ilk kez hastalanmıştı. Ben de bıraktım.
Nehir: O yıl annen hastalandı ve sen resmi bıraktın.
Tuba: Hiç böyle düşünmemiştim. İki şey aynı yıl olmuş.

Ozan zayıf sürümü tek cümleyle not etmiş: "Nehir kayboldu ve bir plana sığındı." Nehir'in özeti mantıklı ve planı somut; ama ikisi de Nehir'in belirsizliği kendi tarafında çözmesi. Tuba'nın "galiba, olabilir" cevabı, özetin onun deneyimine tam oturmadığını gösteriyor. Görüşme bir takvime varıyor, ama Tuba'nın resimle ilişkisinin altındaki şey hiç ortaya çıkmıyor. Güçlü sürümde Nehir kaybolduğunu fark ediyor ve onu gizlemek yerine söylüyor. Ardından yönü bulma işini Tuba'ya davet ediyor. Tuba'nın cevabı Nehir'in hiçbir planında yoktu: resmi bırakmasıyla annesinin hastalanması aynı yıla denk geliyor. Burada bir doz meselesi var: "bilmiyorum" cümlesi her görüşmede birkaç kez söylenirse, danışan koçun hiçbir zaman nerede olduğunu bilmediğini düşünmeye başlayabilir.

Sınır notu

Koçluğun alanında mı? Bilmemeyi paylaşmak bazen danışanı derin bir yere götürür. Tuba'nın fark ettiği bağlantı, annesinin hastalığı ile kendi bıraktığı şey arasında, koçlukta konuşulabilecek bir içgörü. Ama bazen bu tür bir soru, danışanın geçmişte yaşadığı ağır bir kaybı, bir yası ya da hiç konuşulmamış bir travmayı açabilir. Koç böyle bir şeyin açıldığını fark ettiğinde, onu bir koçluk konusuna dönüştürmeye çalışmaz; danışanın o anki hâlini gözetir, acele etmeden kalır ve bu konunun bir ruh sağlığı uzmanıyla daha uygun biçimde çalışılabileceğini nazikçe söyler. Bilmeme alanında kalmak, koçun her yere gitmesi gerektiği anlamına gelmez; koç kendi alanının sınırını da bilir. Konuşmada kendine zarar verme düşüncesi belirirse görüşmenin konusu değişir: artık güvenlik konuşulur, acil durumda 112.

Pratik

Günlük sorusu

Bir konuşmada nereye gittiğini bilmediğin son anı hatırla. O an bir plana mı sığındın, bir yorum mu öne sürdün, yoksa bilmediğini mi söyledin?

Kapanış

  1. Koçun görüşmenin nereye gittiğini bilmediği an bir hata değildir; çoğu zaman danışanın kendi cevabının ortaya çıkmasından önceki aradır.
  2. Bu anda iki kolay yol vardır, sahte kontrol ve sahte bilgelik; ikisi de belirsizliği koçun tarafında çözer. Üçüncü yol bilmemeyi açıkça paylaşmak ve danışanı yönü birlikte bulmaya davet etmektir.
  3. Bilmemeyi paylaşmak bir teknik değildir; koçun gerçek durumudur. Bazı danışanlar bunu yetersizlik olarak yaşayabilir, ve sık tekrarlanırsa güveni sarsabilir.

Beş soru

  1. Feride Hanım'ın "ben de bilmiyorum" demesinden sonra ne oldu?
  2. Sahte kontrol ile sahte bilgelik arasındaki fark ne, ve ikisinin ortak sorunu ne?
  3. Zayıf sürümde Nehir'in özeti ve planı mantıklı olduğu hâlde ne kayboldu?
  4. Hill ve arkadaşlarının meta-analizi bilmemeyi paylaşmak hakkında ne düşündürüyor, ne düşündürmüyor?
  5. Bilmemeyi paylaşmak hangi durumlarda danışanın güvenini sarsabilir?

Yanıtlar

  1. Barış, kendisi için o an en canlı olanın babası olduğunu söyledi: müdürünün bir cümlesi ona babasının sesi gibi gelmişti. Feride Hanım'ın itirafı, görüşmenin yönünü bulma işini Barış'a davet etti ve Barış'ın asıl cümlesi bu davetten sonra geldi.
  2. Sahte kontrolde koç bir yapıya, plana ya da özete sığınır; sahte bilgelikte bildiğini varsaydığı bir yorumu öne sürer. İkisinin ortak sorunu belirsizliği koçun tarafında çözmeleri: danışanın kendi yönünü bulmasına alan bırakmazlar.
  3. Tuba'nın resimle ilişkisinin altındaki şey: resmi bırakmasıyla annesinin hastalanmasının aynı yıla denk gelmesi. Nehir'in özeti mantıklıydı ve plan somuttu, ama Tuba'nın deneyimine tam oturmadı; "galiba, olabilir" bunu gösteriyordu. Görüşme bir takvime vardı ama içgörüye varmadı.
  4. Şimdi ve burada konuşmasının ardından psikoterapide danışanın çoğu zaman açıldığını ve ilişkinin güçlendiğini düşündürüyor; bilmemeyi paylaşmak da bu tür bir konuşma. Ama nitel bir sentez ve psikoterapiden; koçlukta bilmemeyi paylaşmanın etkisini göstermiyor ve yazarlar ölçülü kullanımı öneriyor.
  5. Danışan koçtan bir uzman gibi yol göstermesini bekliyorsa; ya da koç bunu her görüşmede birkaç kez söylüyorsa ve danışan koçun hiçbir zaman nerede olduğunu bilmediğini düşünmeye başlarsa. Bir de koç aslında bildiği hâlde "bilmiyorum" derse; bu bir oyun olur ve danışan bunu hisseder.

Sonraki derse köprü

Feride Hanım "babanın sesi gibi" cümlesini duyduğunda bir şey sezmiş olabilir; ama onu söylemedi, Barış'ın kelimesini geri verdi. Bazen koçun içinde bir sezgi belirir ve onu paylaşmak isteyebilir. 8.4, bir sezgiyi sahiplenen ve danışana bırakan bir cümleyle sunmayı ele alıyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.