İçeriğe geç

8.2 · Seviye 2 · Temel Beceriler

Sessizlik

Bir sorudan sonra sessizliği bozmadan bekler; kendi bekleme süresini ölçer

Koçluk Akademisi — M08, Varlık: Anda Kalmak · 1.726 kelime · ≈ 8 dk okuma · 12 dk dinleme

Görüşmelerdeki koç ve danışanlar kurgusaldır; araştırmalar ve kaynaklar gerçektir. Koçluk terapi değildir ve bu dersler tıbbi ya da psikolojik değerlendirmenin yerini tutmaz. Akademi ICF ya da EMCC onaylı bir program değildir.

Görüşmeden bir an

Perşembe akşamı, Bayraklı'da bir çay ocağı. Ozan, Nehir ve Tuba haftalık buluşmadan önce oturmuşlar. Ozan okulda bir şey denemiş.

Ozan: Geçen hafta sınıfta bir şey fark ettim. Soru soruyorum, iki saniye bekliyorum, kimse cevap vermeyince ya cevabı kendim veriyorum ya da en hızlı parmak kaldıran çocuğa soruyorum.
Tuba: Herkes öyle yapar herhalde.
Ozan: Bu hafta içimden beşe kadar saymaya karar verdim. Çok uzun geldi. Ama dördüncü saniyede arka sıradaki, hiç konuşmayan bir kız parmak kaldırdı.
Nehir: Ne dedi?
Ozan: Benim beklemediğim bir cevap. Çok iyi bir cevap.
Nehir: Ben de görüşmelerde böyle yapıyorum galiba. Bir sessizlik olunca hemen bir şey ekliyorum.

Ozan'ın sınıfındaki iki saniye ile beş saniye arasındaki fark, arka sıradaki bir öğrencinin sesiydi. Koçluk görüşmesinde de bir sorudan sonra gelen sessizlik çoğu zaman koça uzun gelir ve koç onu doldurmak ister. Sorudan sonraki o birkaç saniyeye, ve koçun onları gerçekte kaç saniye tuttuğuna bakacağız.

Kavram

Bir koçluk sorusu, iyi sorulmuşsa, danışanın hazır bir cevabı olmayan bir yere dokunur. Danışanın o soruyu düşünmesi zaman alır. O zaman dışarıdan bir sessizlik olarak görünür; ama içeride çoğu zaman en önemli iş yapılıyordur.

Koçlar sessizliği çoğu zaman üç biçimde bozar. Soruyu yeniden ya da farklı biçimde sorarlar: "Yani demek istediğim..." Seçenek sunarlar: "Mesela iş olabilir, aile olabilir..." Ya da kendi cevaplarını önerirler: "Belki de şöyledir?" Üçü de iyi niyetli; koç danışana yardım ettiğini düşünür. Ama üçü de danışanın kendi düşünmesini yarıda keser. Seçenek sunulduğunda danışan çoğu zaman o seçeneklerden birini seçer; kendi cevabını bulmak yerine koçunkini kabul eder.

Sessizliğin koça neden bu kadar uzun geldiğini anlamak da önemli. Konuşan biri için birkaç saniye kısa, bekleyen biri için uzundur. Koç sessizliği kendi beceriksizliğinin bir işareti gibi yaşayabilir: "Soruyu kötü sordum", "Danışan rahatsız oldu". Bu kaygı sessizliği bozma isteğini büyütür.

Ama her sessizlik aynı değil. Psikoterapi araştırmaları iki farklı sessizliği ayırıyor ve bu ayrım koç için önemli.

Koç bu ikisini nasıl ayırır? Danışanın yüzüne ve bedenine bakarak. Üretken sessizlikte danışanın gözleri çoğu zaman bir yere dalar, yukarı ya da aşağı bakar, yüzü düşünceli ya da duygulu görünür. Tıkayıcı sessizlikte danışan koça bakar, bir cevap bekler, gerilir ya da kaçınır. İlkinde koç bekler. İkincisinde koç sessizliği nazikçe açabilir: "Bu soru sana nasıl geldi?" ya da "Şu an ne oluyor?" Bu, sessizliği bozmak değil, onun ne olduğunu anlamak.

Koçun bekleme süresini bilmesinin en iyi yolu ölçmek. Çoğu koç kendi bekleme süresini olduğundan uzun sanır. Bir görüşme kaydını dinleyip bir sorudan sonra ilk sözü kimin söylediğini ve kaç saniye geçtiğini saymak, çoğu zaman şaşırtıcı bir sonuç verir. Sayı, "bence yeterince bekliyorum" sanısının yerine geçer.

Sessizliğin bir de koçun kendisi için bir işlevi var. Koç beklerken kendi dürtüsünü fark eder: söyleme, yardım etme, düzeltme isteği. Bu dürtüyü fark edip onu harekete geçirmeden beklemek, 8.1'de konuştuğumuz varlığın en somut biçimlerinden biri.

Perde arkası

Sessizliğin niteliği psikoterapide sistematik olarak kodlandı.

Koçun kendi bekleme süresini ölçmesine dair bir veri de eğitim araştırmalarından geliyor.

İki kart iki farklı noktayı destekliyor. Birincisi sessizliğin niteliğinin önemli olduğunu: üretken sessizlik iyi sonuçla, tıkayıcı sessizlik zayıf ittifakla ilişkili. İkincisi bekleme süresinin kişiden kişiye çok değiştiğini ve çoğu sorunun ardından hiç beklenmediğini. Koç için ortak çıkarım: kendi bekleme süreni bilmiyorsan ölç; ve sessizliğin ne tür bir sessizlik olduğuna bak. Sessizlikleri koç–danışan görüşmesinde sayan bir araştırmaya ulaşamadık.

Yaygın yanılgılar

Yaygın yanlış"Danışan bir soruya hemen cevap veremiyorsa, soru kötü sorulmuştur; koç yardım etmeli."
Doğrusu

İyi bir koçluk sorusu çoğu zaman danışanın hazır cevabı olmayan bir yere dokunur ve düşünmek zaman alır. Koçun seçenek sunması ya da soruyu yeniden sorması bu düşünmeyi yarıda keser. Gecikme çoğu zaman sorunun işe yaradığının işareti.

Yaygın yanlış"Sessizlik her zaman iyidir; koç ne olursa olsun beklemelidir."
Doğrusu

Sessizliğin bir türü düşünmeye, bir türü takılmaya işaret eder. Danışan donmuş, rahatsız ya da kaçınıyorsa, koçun sessizliği uzatması onu yalnız bırakabilir. Koç sessizliğin türüne bakar ve gerekirse onu nazikçe açar.

İki sürüm

Haftalık üçlü. Nehir soruyor, Tuba danışan, Ozan elinde kronometreyle gözlemci. Tuba bir önceki görüşmede, annesi fizik tedaviye başladıktan sonra boşalan akşamlarla ne yapacağını bilmediğini söylemişti.

Zayıf sürüm

Nehir: O boş akşamlarda ne olmasını isterdin?
Tuba: ...
Nehir: Mesela yürüyüşlerine devam edebilirsin, ya da bir arkadaşınla buluşabilirsin, kitap okuyabilirsin...
Tuba: Yürüyüş olabilir. Evet, yürüyüş.
Nehir: Güzel. Haftada kaç akşam?

Ozan'ın kronometresinde, sorudan sonraki ilk söz: 2 saniye. Söyleyen: Nehir.

Güçlü sürüm

Nehir: O boş akşamlarda ne olmasını isterdin?
Tuba: ...
Nehir: ...
Tuba: ...Kendim için bir şey. Yıllardır yapmadığım bir şey.
Nehir: Yıllardır yapmadığın bir şey.
Tuba: Resim yapardım eskiden. Lisede. Sonra bıraktım.

Ozan'ın kronometresinde, sorudan sonraki ilk söz: 9 saniye. Söyleyen: Tuba.

Ozan'ın kronometresi iki sürümü yalnızca iki sayıyla ayırıyor: 2 ve 9 saniye; ve kimin ilk konuştuğu. Zayıf sürümde Nehir'in seçenekleri iyi niyetli ve makul. Ama Tuba listeden birini seçiyor, yürüyüşü; zaten yaptığı bir şeyi. Seçenekler Tuba'nın kendi cevabını aramasını durdurdu. Nehir'in hemen ardından "haftada kaç akşam?" diye sorması da görüşmeyi bir plana taşıdı; Tuba'nın gerçekten ne istediği hiç ortaya çıkmadı. Güçlü sürümde Nehir bekliyor. Dokuz saniye Nehir'e uzun geliyor; ama Tuba'nın yüzü düşünceli, gözleri bir yere dalmış: bu üretken bir sessizlik. Sessizlikten sonra gelen cümle, "yıllardır yapmadığım bir şey", Nehir'in listesinde yoktu ve olamazdı; çünkü Nehir Tuba'nın lisede resim yaptığını bilmiyordu. Bu sürümün bir koşulu var: Nehir'in beklemesi, Tuba'nın yüzünün düşünceli olmasına dayanıyordu; Tuba gerilmiş, Nehir'e bakıyor olsaydı, uzun bir sessizlik onu yalnız bırakabilirdi.

Sınır notu

Seçimi kim yapıyor? Sessizlik, danışanın kendi cevabını bulmasına alan açtığı için seçimi danışanda tutar. Koçun seçenek sunması ise, ne kadar iyi niyetli olursa olsun, danışanın seçimini koçun listesiyle sınırlar. Ama sessizliğin de bir sınırı var. Bazı danışanlar sessizliği bir sınav gibi yaşar ve uzun bir bekleme onları gerebilir; bazı kültürel ortamlarda ya da bazı kişiler için uzun bir sessizlik saygısızlık ya da ilgisizlik gibi algılanabilir. Koç danışanını tanıdıkça onun için sessizliğin ne anlama geldiğini öğrenir; gerekirse bunu açıkça konuşabilir: "Bazen bir sorudan sonra biraz beklerim; düşünmen için. Bu sana rahatsız gelirse söyler misin?" Danışan uzun bir sessizlikte donup kalıyor, yüzü acıyla kasılıyor ya da kopuyor gibi görünüyorsa, koç beklemez; onunla birlikte olduğunu söyler ve gerekirse o anki güvenliğini konuşur.

Pratik

Günlük sorusu

Bugün birine bir soru sorduktan sonra kaç saniye bekledin? Beklemeden önce kendi cevabını mı verdin, yoksa onunkini duydun mu?

Kapanış

  1. Bir sorudan sonraki sessizlik çoğu zaman danışanın düşündüğü andır; koçun seçenek sunması, soruyu yeniden sorması ya da kendi cevabını önermesi bu düşünmeyi yarıda keser.
  2. Her sessizlik aynı değil: üretken sessizlik düşünmeye, tıkayıcı sessizlik takılmaya işaret eder. Koç danışanın yüzüne ve bedenine bakarak ayırır; üretkende bekler, tıkayıcıda nazikçe açar.
  3. Koçlar kendi bekleme sürelerini çoğu zaman olduğundan uzun sanır; en iyi yol ölçmektir. Bekleme süresi kişiden kişiye çok değişir.

Beş soru

  1. Ozan'ın sınıfında iki saniye ile beş saniye arasındaki fark neydi?
  2. Koçlar sessizliği hangi biçimlerde bozar ve bunlar neden danışanın düşünmesini keser?
  3. Üretken ve tıkayıcı sessizliği koç nasıl ayırır?
  4. Zayıf sürümde Nehir'in seçenekleri makul olduğu hâlde ne kayboldu?
  5. Sessizliğin hangi durumlarda sınırı vardır?

Yanıtlar

  1. Arka sıradaki, hiç konuşmayan bir öğrencinin sesi. İki saniyede Ozan ya cevabı kendisi veriyor ya da en hızlı öğrenciye soruyordu; beş saniyede, dördüncü saniyede, o öğrenci parmak kaldırdı ve Ozan'ın beklemediği iyi bir cevap verdi.
  2. Soruyu yeniden ya da farklı biçimde sorarak, seçenek sunarak ya da kendi cevabını önererek. Üçü de danışanın kendi cevabını aramasını durdurur; özellikle seçenek sunulduğunda danışan çoğu zaman listeden birini seçer ve kendi cevabını bulmaz. İyi niyetli oldukları için yardım gibi görünürler.
  3. Danışanın yüzüne ve bedenine bakarak. Üretken sessizlikte danışanın gözleri bir yere dalar, yüzü düşünceli ya da duygulu görünür; sessizlikten sonra yeni bir şey söyler. Tıkayıcı sessizlikte danışan koça bakar, bir cevap bekler, gerilir ya da kaçınır; o zaman koç sessizliği "bu soru sana nasıl geldi?" gibi bir soruyla nazikçe açar.
  4. Tuba'nın kendi cevabı. Tuba listeden yürüyüşü, zaten yaptığı bir şeyi seçti; resim yapmayı istediği hiç ortaya çıkmadı, çünkü Nehir onu bilemezdi ve listesinde yoktu. Seçenekler makul olduğu için kayıp görünmedi.
  5. Danışan sessizliği bir sınav gibi yaşıyor ve geriliyorsa, ya da onun için uzun bir sessizlik ilgisizlik anlamına geliyorsa. Danışan donmuş, acı içinde ya da kopuyor gibi görünüyorsa koç beklemez; onunla birlikte olduğunu söyler ve gerekirse güvenliğini konuşur.

Sonraki derse köprü

Nehir dokuz saniye bekledi; ama beklerken görüşmenin nereye gideceğini bilmiyordu. Tuba'nın resim yapmayı söylemesi Nehir'in planında yoktu. Bazen koç, görüşmenin nereye gittiğini gerçekten bilmez. 8.3, belirsizlikle kalmayı ve bu bilmeme anını danışanla açıkça paylaşmayı ele alıyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.