7.5 · Seviye 2 · Temel Beceriler
Takdir ile övgü
Bir davranışı değil kişinin kim olduğunu gören takdir cümlesi kurar
Koçluk Akademisi — M07, Güven ve Güvenlik · 1.922 kelime · ≈ 9 dk okuma · 13 dk dinleme
Görüşmelerdeki koç ve danışanlar kurgusaldır; araştırmalar ve kaynaklar gerçektir. Koçluk terapi değildir ve bu dersler tıbbi ya da psikolojik değerlendirmenin yerini tutmaz. Akademi ICF ya da EMCC onaylı bir program değildir.
Görüşmeden bir an
Çarşamba akşamı, Tuba'nın arabasında; pratik buluşmasından dönüyorlar. Nehir o gün pilotun ara toplantısındaymış. Serap Hanım, bütün ekip liderlerinin önünde ona dönüp bir şey söylemiş.
Nehir: "Harikasın Nehir, sen olmasan bu pilot yürümezdi" dedi. Herkesin önünde.
Tuba: Ne güzel. Sevinmişsindir.
Nehir: Sevindim. Ama eve gelince içim rahat etmedi. Neden, bilmiyorum.
Tuba: Belki inanmadın?
Nehir: İnandım galiba. Ama neyim harika, onu söylemedi. Formları topladığım için mi? Ben o formlar için orada değilim ki.
Tuba: Yani güzel bir cümle ama sana ait değil gibi.
Nehir: Evet. Herkese söylenebilecek bir cümle gibi.
Serap Hanım'ın cümlesi içten ve cömert. Ama Nehir'e değil, herhangi birine söylenebilecek kadar genel; ve Nehir'in 6.6'da adını koyduğu "kâğıt toplayıcı" duygusuna dokunmuyor. Koç olumlu bir şey söylemek istediğinde iki ayrı kapı var; biri genel bir hüküm, öbürü somut bir görme.
Kavram
Koçluk görüşmesinde olumlu bir şey söylemek doğal bir istek. Danışan zor bir şey yapmış, bir adım atmış ya da kendini zor bir anda açmış; koç bunu görmüş ve söylemek istiyor. Ama olumlu bir cümlenin de türleri var ve hepsi aynı işi görmüyor.
Övgünün kendine özgü bir sorunu var: söyleyenin konumunu yükseltir. "Aferin" diyen, değerlendirme hakkı olan kişidir. Koçluk ilişkisinde bu, koçu bir öğretmen ya da ebeveyn konumuna taşıyabilir ve danışanın kendi değerlendirmesini koçun onayına bağlayabilir. Bir de: övgü çoğu zaman genel olduğu için, Nehir'in yaşadığı gibi, kişiye ait değilmiş gibi gelebilir.
Bir takdirin temelinde somut bir gözlem yatar: danışanın yaptığı ya da söylediği belirli bir şey. Gözlemin üstüne, o eylemde görünen bir nitelik gelir: cesaret, sadakat, dürüstlük, sabır, merak. Ve ikisini bağlayan cümle koçun kendi gözlemi olarak kurulur: "ben bunda ... görüyorum." Bu son parça önemli: takdir bir hüküm değil, koçun ne gördüğünü paylaşması.
İki cümle yan yana durunca fark netleşir. "Fedakâr bir evlatsın" bir hüküm; Tuba onu tartışabilir, reddedebilir, ya da hak etmediğini düşünebilir. "Her akşam yorgun olsan da annene gidiyorsun; ben bunda sözüne sadık birini görüyorum" ise bir gözlem; Tuba'nın yaptığı şeye dayanıyor ve onu tartışmak zor, çünkü olgu Tuba'nın kendi anlattığı şey.
Burada bir uyarı gerekiyor, çünkü araştırmalar ilk bakışta tersini söylüyor gibi görünebilir. Çocuklarla yapılan çalışmalar, kişiye yönelik övgünün, yani "sen akıllısın", "sen iyi bir çocuksun" gibi bir kişiliği bütünüyle yargılayan cümlelerin, sonraki bir başarısızlıkta çaresizlik tepkisini artırabildiğini buldu. Takdir de "kişinin kim olduğuna" bakıyor; o zaman aynı riski taşımaz mı? Fark, takdirin bir kişilik yargısı değil, belirli bir eyleme bağlı bir gözlem olmasında. "Sen sadık birisin" kalıcı bir etiket; "bunu yaparken sözüne sadık davrandın" ise bir eyleme bağlı ve danışanın kontrolündeki bir niteliği adlandırıyor. Takdir, etiketlemeye kaydığında övgünün riskini taşımaya başlar.
Takdirin bir şartı daha var: içtenlik. Koç görmediği bir şeyi takdir etmeye çalışırsa, ya da takdiri danışanı bir yere yönlendirmek için kullanırsa, danışan bunu hisseder. Takdir bir teknik olarak değil, koçun gerçekten gördüğü bir şeyi paylaşması olarak işe yarar.
Takdirden sonra koç bir şey yapmaz; danışana yer bırakır. Danışan takdiri kabul edebilir, reddedebilir ya da düzeltebilir. Takdirin danışana nasıl geldiğini sormak, örneğin "Bunu duymak nasıl?", danışanın kendi değerlendirmesini merkeze geri koyar. Danışanın karakter güçleriyle daha sistemli çalışmak ise sonraki seviyelerin konusu.
Perde arkası
Övgünün biçiminin etkisi ise çocuklarla yapılan araştırmalarda incelendi; bu araştırmalar takdirin sınırını çizmek için önemli.
Övgü araştırmalarını gözden geçiren bir derleme, övgünün ne zaman işe yaradığını daha ayrıntılı tarif ediyor.
İki kart birlikte takdirin neden bir eyleme bağlanması gerektiğini gösteriyor. Kişiyi bütünüyle yargılayan bir cümle, olumlu olsa bile, kişinin değerini o yargıya bağlayabilir. Bir eylemde görülen ve danışanın kontrolündeki bir niteliği adlandıran bir cümle ise bu riski azaltıyor gibi görünüyor. Ama bu bulgular çocuklardan geliyor; yetişkin bir danışanla aynı şekilde işleyip işlemediği sınanmadı.
Yaygın yanılgılar
Yaygın yanlış"Danışanı ne kadar çok överseniz o kadar motive olur."
Övgünün etkisi biçimine bağlıdır. Genel ve kişiyi yargılayan övgü, araştırmalara göre bir aksilikte kişiyi daha kırılgan bırakabilir; ve sık övgü koçu bir onay kaynağı konumuna taşıyıp danışanın kendi değerlendirmesini geri plana itebilir.
Yaygın yanlış"Takdir, övgünün daha süslü söylenmiş biçimidir."
Takdir bir değerlendirme değil, bir gözlemdir. "Harikasın" bir hüküm; "bunu yaparken cesaret gösterdin, ben öyle gördüm" ise somut bir eyleme bağlı bir görme. Fark kelimelerde değil, cümlenin neye dayandığında ve kimin değerlendirmesini merkeze koyduğunda.
İki sürüm
Bir önceki görüşmenin son dakikaları. Ozan hâlâ koç sandalyesinde, Tuba karşısında, Nehir defterinin başında. Tuba annesiyle ilgili duygusuyla bir süre kalmış, biraz yatışmış. Ozan bir şey söylemek istiyor.
Zayıf sürüm
Ozan: Bir şey söylemem lazım: aferin sana. Gerçekten fedakâr bir evlatsın. Ben olsam bu kadarını yapamazdım.
Tuba: Sağ ol... Ama değilim işte. Annem öyle düşünmüyor.
Ozan: Bence öylesin.
Tuba: Bilmiyorum.
Güçlü sürüm
Ozan: Bitirmeden bir şey söylemek istiyorum, olur mu?
Tuba: Olur.
Ozan: Her akşam, işten yorgun çıksan da annene gidiyorsun. Ve bunu bana "yetmiyor" diye anlatıyorsun. Ben bunda, verdiği sözü tutan birini görüyorum.
Tuba: ...Sözünü tutan. Ona bileği iyileşene kadar her gün geleceğim demiştim.
Ozan: Bunu duymak nasıl?
Tuba: Garip. "Yetmiyor" yerine "sözümü tutuyorum" diye düşünmek... Daha hafif.
Nehir iki sürümü tek bir kelimeyle ayırıyor: zayıf sürümde Tuba "değilim" diyor, güçlü sürümde "demiştim". Zayıf sürümde Ozan'ın cümlesi içten ve sıcak; ama bir hüküm. "Fedakâr bir evlatsın" Tuba'nın tam da şüphe ettiği şey hakkında bir yargı veriyor, ve Tuba onu hemen reddediyor; çünkü annesinin sözü daha ağır basıyor. Ozan'ın "ben olsam bu kadarını yapamazdım" eki de odağı kendine çeviriyor. Güçlü sürümde Ozan önce izin istiyor, sonra Tuba'nın kendi anlattığı somut bir eyleme dayanıyor ve orada gördüğü niteliği kendi gözlemi olarak sunuyor. Tuba bunu tartışmıyor, çünkü olgu onun kendi anlattığı şey. Daha da önemlisi, Tuba takdirin içine kendi hikâyesini koyuyor: annesine verdiği bir söz. Ozan da takdirden sonra sözü Tuba'ya bırakıyor; değerlendirme yeniden onun elinde. Burada da dikkat edilecek bir şey var: takdir Tuba'nın "yetmiyor" duygusunu ortadan kaldırmıyor, yalnızca yanına başka bir bakış koyuyor; Ozan bunu bir çözüm gibi sunmamalı.
Sınır notu
Kimin gündemi? Takdir güçlü bir araç; danışanı bir yöne itmek için de kullanılabildiği için dikkat ister. Koç danışanın yapmasını istediği bir şeyi takdir etmeye başlarsa, örneğin danışan işten ayrılmayı düşünürken yalnızca "cesur" adımlarını takdir ederse, takdir gizli bir yönlendirmeye dönüşür. Takdir koçun gördüğü şey hakkındadır, koçun istediği şey hakkında değil. Danışanın takdiri reddetme hakkı da korunmalı: danışan "hayır, öyle değil" derse, koç ısrar etmez; danışanın kendini nasıl gördüğünü merak eder. Bir sınır daha: bazı danışanlar olumlu her cümleyi reddeder ya da onu duyduğunda belirgin biçimde rahatsız olur. Bu süregiden, her alana yayılan bir değersizlik duygusunun işareti olabilir; koç bunu fark ederse zorlamaz, ve bu duygu danışanın hayatını bozuyorsa bir ruh sağlığı uzmanıyla görüşmesini gündeme getirir.
Pratik
Günlük sorusu
Sana söylenmiş ve gerçekten sana ait gibi gelen olumlu bir cümleyi hatırla. O cümleyi genel bir övgüden ayıran neydi?
Kapanış
- Övgü bir değerlendirmedir ve çoğu zaman genel ve kalıcı bir etiket gibidir; takdir ise danışanın belirli bir eyleminde görülen bir niteliği, koçun gözlemi olarak adlandırır.
- Çocuklarla yapılan araştırmalar, kişiyi bütünüyle yargılayan olumlu cümlelerin bile bir aksilikte kişiyi kırılgan bırakabildiğini gösteriyor; takdir bu riski ancak bir eyleme bağlı kaldığı ve etikete kaymadığı sürece azaltır.
- Takdir içten olmalı, koçun istediği yere değil gördüğü şeye dayanmalı; ve danışan onu kabul etmekte, reddetmekte ya da düzeltmekte özgür kalmalı.
Beş soru
- Serap Hanım'ın cümlesi neden Nehir'in içini rahatlatmadı?
- Övgü ile takdir arasındaki fark ne?
- Kamins ve Dweck'in bulgusu takdir için neden bir uyarı taşıyor, ve takdir bu riski nasıl azaltabilir?
- Ozan'ın ilk cümlesine Tuba "değilim işte" diye karşılık verdi; bu ret nereden geldi?
- Takdir nasıl gizli bir yönlendirmeye dönüşebilir?
Yanıtlar
- Çünkü cümle genel ve herkese söylenebilecek kadar soyuttu; neyin harika olduğunu söylemiyordu. Nehir'in kendini "kâğıt toplayıcı" gibi hissettiği yere dokunmadı ve Nehir'e ait gibi gelmedi. Cümle içten ve cömertti; sorun içtenlikte değil, neye dayandığındaydı.
- Övgü bir değerlendirmedir: "harikasın", "aferin", "fedakâr bir evlatsın". Takdir ise somut bir eylemde görülen bir niteliği koçun gözlemi olarak adlandırır: "bunu yaparken sözüne sadık davrandın, ben öyle gördüm". Övgü bir hüküm, takdir bir görme.
- Çünkü kişiyi bütünüyle yargılayan olumlu geri bildirim, çocuklarda bir aksilikte daha fazla çaresizlik tepkisine yol açtı; takdir de kişinin kim olduğuna baktığı için aynı riski taşıyabilir. Takdir bu riski, belirli bir eyleme bağlı kalarak ve danışanın kontrolündeki bir niteliği adlandırarak azaltabilir; kalıcı bir etikete kaydığında riski taşır. Bulgu çocuklardan geliyor ve yetişkinlerde sınanmadı.
- Çünkü "fedakâr bir evlatsın" Tuba'nın tam da şüphe ettiği şey hakkında bir hüküm verdi; annesinin sözü ondan daha ağır bastı. Somut bir eyleme dayanmadığı için Tuba onu tartışabildi. Ozan'ın "ben olsam yapamazdım" eki de odağı kendine çevirdi.
- Koç danışanın yapmasını istediği şeyleri takdir etmeye başladığında. Örneğin danışan bir kararın eşiğindeyken koç yalnızca bir yöndeki adımları "cesur" diye takdir ederse, takdir danışanı o yöne iter. Takdir koçun gördüğü şeye dayanmalı, istediği şeye değil.
Sonraki derse köprü
Tuba'nın "sözümü tutuyorum" diye düşünebilmesi, Ozan'ın yanında bunu söyleyebileceğini hissetmesine bağlıydı. Ama bazı danışanlar bir şeyi söylemeden önce bir an duraklar: bunu söylersem ne olur? 7.6, bire bir ilişkide psikolojik güvenliği ve danışanın bu kaygısını görüşmede açıkça ele almayı konu alıyor.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.