İçeriğe geç

7.4 · Seviye 2 · Temel Beceriler

Ağlayan danışan

Duygu yükseldiğinde görüşmeyi acele etmeden taşır

Koçluk Akademisi — M07, Güven ve Güvenlik · 1.857 kelime · ≈ 8 dk okuma · 12 dk dinleme

Görüşmelerdeki koç ve danışanlar kurgusaldır; araştırmalar ve kaynaklar gerçektir. Koçluk terapi değildir ve bu dersler tıbbi ya da psikolojik değerlendirmenin yerini tutmaz. Akademi ICF ya da EMCC onaylı bir program değildir.

Görüşmeden bir an

Salı öğleden sonra, İK katındaki küçük toplantı odası. Melis, bir yöneticiden sert bir geri bildirim almış; Nehir'le izin formu için oturmuşlar. Formun ortasında Melis'in gözleri doluyor.

Melis: Özür dilerim. Bir an...
Nehir: Tamam, tamam. Al, mendil. Geçecek.
Melis: Biliyorum. Saçma, ağlayacak bir şey yok aslında.
Nehir: Yok tabii. Hadi, formun ikinci sayfasına geçelim, sonra bir çay içeriz.
Melis: Olur.

Akşam Nehir, Koçluk Günlüğü'ne bu anı yazıyor. "Mendili hemen uzattım, 'geçecek' dedim, forma döndüm. Melis bir daha konuşmadı. Ben neden bu kadar acele ettim?" Danışanın gözleri dolduğunda koç ne yapar, daha çok da ne yapmaz: buradan bakacağız.

Kavram

Bir danışanın görüşmede ağlaması sık karşılaşılan bir an, ama çoğu koç için en zorlarından biri. Gözyaşı koçun içinde bir şeyi harekete geçirir: bir şey yapmak, düzeltmek, durdurmak isteği. Nehir'in hızla uzattığı mendil, "geçecek" demesi ve forma dönmesi bu isteğin üç ayrı biçimi.

Bu isteğin kaynağı çoğu zaman koçun kendisidir. Karşısındakinin ağlaması koçu rahatsız eder, ne yapacağını bilememek kaygı yaratır, ya da koç danışanın utanmasını istemez. Niyet iyi; ama danışana giden mesaj şu olabilir: burada ağlanmaz, toparlan.

Duyguyu taşımak birkaç sade hareketle olur. Önce yavaşlamak gelir: koç kendi temposunu düşürür, sesini alçaltır, hemen konuşmaz. Sessizlik burada bir boşluk değil bir alan; sessizliğin kendisi bir beceri olarak ayrıca işleniyor. Ardından kısa bir kabul: "Acele yok", "Buradayım" ya da yalnızca danışanın adını söylemek. Uzun bir teselli değil, tek bir cümle.

Bir de mendil meselesi. Uygulayıcıların sık paylaştığı bir gözleme göre mendili danışana uzatmak, bazı danışanlarda "gözyaşını sil, toparlan" anlamına gelebilir. Mendili danışanın erişebileceği bir yerde, masada bırakmak ve almayı ona bırakmak bu mesajı vermeden aynı işi görür. Bu bir araştırma bulgusu değil, uygulayıcı bilgisi; ama koçun kendi elinin nereye gittiğini fark etmesi için iyi bir başlangıç.

Duygu biraz yatışınca seçim danışana geçer; koç sorabilir: "Bununla biraz kalmak ister misin, yoksa devam mı edelim?" Danışan bazen o duygunun içinde bir şey görmek ister, bazen de toparlanıp devam etmek. İkisi de geçerli; karar danışanın.

Son olarak utanç. Melis'in "özür dilerim" ve "saçma, ağlayacak bir şey yok" cümleleri utancın işaretleri. Danışan ağladığı için özür dilediğinde, koçun "yok tabii" demesi utancı pekiştirebilir; çünkü ağlamanın gereksiz olduğunu onaylar. Bunun yerine "Burada ağlamak olur" ya da "Özür dilemene gerek yok; önemli bir şeye dokunduk galiba" demek, ağlamayı normal ve anlamlı bir şey olarak kabul eder.

Duygu yatıştıktan sonra bazen bir soru gözyaşının ne taşıdığını açar: "O an neye dokunduk?" Ama bu soru acele edilmeden, danışan hazır olduğunda sorulur; ve danışan cevap vermek istemezse, bu da bir cevaptır.

Görüntülü görüşmede bütün bunlar biraz farklı işler. Ekranda sessizlik daha uzun hissettirir, mendil yoktur ve danışan kamerayı kapatmak isteyebilir. Koç bu durumda biraz daha sözel olabilir: "Buradayım, acele yok" demek, yüz yüze görüşmede bir bakışın yaptığı işi görür.

Perde arkası

Ağlamanın ne zaman rahatlatıcı olduğu uluslararası bir veriyle incelendi.

Aynı araştırma ekibinin sonraki bir derlemesi, bulguların neden karışık olduğunu tartışıyor.

İki kart birlikte koç için şunu söylüyor: ağlamanın rahatlatıcı olup olmadığı büyük ölçüde bağlama bağlı, ve koç bu bağlamın bir parçası. Bastırılan ya da utançla biten bir ağlama daha az rahatlatıcı; destek ve yeni bir anlayışla biten bir ağlama daha çok. Nehir'in aceleyle konuyu değiştirmesi ve "ağlayacak bir şey yok" onayı, ilk tarafa yakın duruyor. Ama bu bir çıkarım; bulgular koçluk görüşmesinden değil, öğrencilerin hatırladıkları ağlama anlarından geliyor.

Yaygın yanılgılar

Yaygın yanlış"Danışan ağlarsa görüşme kötü gidiyor demektir; koç onu hızla toparlamalı."
Doğrusu

Ağlamak çoğu zaman önemli bir şeye dokunulduğunu gösterir, kötü gidişi değil. Koçun acelesi danışana duygusunun burada fazla geldiği mesajını verebilir. Duyguyu taşımak, onu durdurmaya çalışmaktan daha çok şey açar.

Yaygın yanlış"Ağlamak her zaman rahatlatır; koçun yapması gereken tek şey danışanın ağlamasına izin vermek."
Doğrusu

Ağlamanın rahatlatıcı olup olmadığı bağlama bağlıdır. Utanç, bastırma ya da yalnız bırakılma hissiyle biten bir ağlama rahatlatmayabilir. Koçun sakin varlığı, kısa bir kabulü ve utancı pekiştirmemesi de bu bağlamın bir parçası.

İki sürüm

Haftalık buluşmada sandalyeler yine yer değiştirmiş: Ozan soruyor, Tuba anlatıyor, Nehir izliyor. Tuba annesinden söz ediyor; annesi bileğini burktuğundan beri her akşam ona uğruyor, işte de yeni görevin yükü var. Bir cümlenin ortasında sesi titriyor.

Zayıf sürüm

Tuba: Dün akşam annem "sen artık hiç gelmiyorsun" dedi. Ben her akşam gidiyorum oysa...
Ozan: Ah, Tuba. Al, mendil. Üzülme, annen öyle demek istememiştir.
Tuba: Biliyorum. Özür dilerim, saçmalıyorum.
Ozan: Saçmalamıyorsun. Hadi, iş tarafına bakalım, oradan ne yapabiliriz?
Tuba: Olur.

Güçlü sürüm

Tuba: Dün akşam annem "sen artık hiç gelmiyorsun" dedi. Ben her akşam gidiyorum oysa...
Ozan: ...
Tuba: Özür dilerim.
Ozan: Özür dilemene gerek yok. Acele yok.
Tuba: Her akşam gidiyorum. Ve yine de yetmiyor.
Ozan: Her akşam gidiyorsun ve yine de yetmiyor.
Tuba: Evet. Hiçbir şey yetmiyor sanki.
Ozan: Bununla biraz kalmak ister misin, yoksa başka bir yere mi bakalım?
Tuba: Biraz kalayım.

Nehir'in gözlem notunda zayıf sürüm için kendi açılışını hatırlatan bir satır var: "Ozan benim Melis'le yaptığımı yaptı." Ozan'ın üç hareketi, mendili uzatmak, "üzülme" demek ve iş tarafına geçmek, Tuba'nın duygusunu durdurmaya yöneliyor. "Annen öyle demek istememiştir" teselli gibi görünüyor ama Tuba'nın yaşadığını düzeltmeye çalışıyor. Tuba'nın "özür dilerim, saçmalıyorum" cümlesi utancın işareti; Ozan "saçmalamıyorsun" dese de hemen konuyu değiştirerek o utancı onaylıyor. Güçlü sürümde Ozan önce hiçbir şey söylemiyor. Tuba özür dilediğinde utancı pekiştirmiyor, yavaşlıyor. Tuba'nın kelimelerini geri veriyor ve bu, "hiçbir şey yetmiyor" cümlesini açıyor; zayıf sürümde hiç ortaya çıkmayan bir şey. Sonra seçimi Tuba'ya bırakıyor. Burada da bir soru açık kalıyor: "Hiçbir şey yetmiyor" ağır bir cümle ve koç onun ne kadar yaygın olduğunu, Tuba'nın genel olarak nasıl olduğunu da merak etmeli.

Sınır notu

Koçluğun alanında mı? Bir görüşmede ağlamak kendi başına bir tehlike işareti değildir ve koçu hemen bir yönlendirmeye götürmemeli. Ama bazı işaretler soruyu değiştirir. Danışan her görüşmede uzun süre ve teselli edilemez biçimde ağlıyorsa, ağlamanın ardından günlerce kendine gelemediğini anlatıyorsa, ya da gözyaşları geçmişte yaşanmış ağır bir olaya, örneğin bir kayba, bir saldırıya ya da bir kazaya bağlıysa, koç bunun bir ruh sağlığı uzmanının alanında olabileceğini düşünür ve bunu danışanla nazikçe konuşur. Travmanın işaretleri sonraki seviyelerde ayrıca ele alınıyor. Tuba'nın "hiçbir şey yetmiyor" cümlesi şimdilik belirli bir duruma bağlı; ama koç, bu cümlenin hayatının her alanına yayılıp yayılmadığını izlemeli. Danışan umutsuzluktan, yaşamak istemediğinden ya da kendine zarar vermekten söz ederse koçluk görüşmesi durur, öncelik güvenliktir ve gerekirse 112 aranır.

Pratik

Günlük sorusu

Biri yanında ağladığında senin ilk dürtün ne oluyor? O dürtü kimin rahatlaması için?

Kapanış

  1. Danışan ağladığında koçun içinden gelen ilk şey genellikle bir hamle olur: mendil uzatmak, teselli etmek, konuyu değiştirmek. Bu dürtü çoğu zaman koçun kendi rahatsızlığından gelir ve danışana duygusunun fazla geldiği mesajını verebilir.
  2. Duyguyu taşımak, aceleyle bir şey yapmadan orada kalmaktır: yavaşlamak, kısa bir kabul, erişilebilir ama uzatılmayan bir mendil, seçimi danışana bırakmak ve utancı pekiştirmemek.
  3. Ağlamanın rahatlatıcı olup olmadığı bağlama bağlıdır; destek ve yeni bir anlayış rahatlamayla, bastırma ve utanç rahatlamamayla ilişkili. Koçun varlığı bu bağlamın bir parçası.

Beş soru

  1. Nehir'in Melis'le yaşadığı anda üç ayrı "bir şey yapma" isteği nasıl göründü?
  2. Melis'in "ağlayacak bir şey yok aslında" cümlesine "yok tabii" demek neden sorunlu?
  3. Bylsma ve arkadaşlarının çalışması ağlamanın ne zaman rahatlatıcı olduğu hakkında ne buldu?
  4. Güçlü sürümde Ozan'ın sessizliği ve kelime geri vermesi neyi açtı?
  5. Bir danışanın ağlaması hangi durumlarda koçu bir yönlendirmeyi düşünmeye götürmeli?

Yanıtlar

  1. Mendili hemen uzatmak, "tamam tamam, geçecek" demek ve "formun ikinci sayfasına geçelim" diyerek konuyu değiştirmek. Üçü de duygunun durması yönünde: biri gözyaşını sildiriyor, biri teselli ediyor, biri dikkati başka yere çekiyor. Hepsi iyi niyetli olduğu için doğru hamle gibi görünür.
  2. Çünkü ağlamanın gereksiz olduğunu onaylıyor ve Melis'in utancını pekiştiriyor. Daha iyi bir cevap ağlamayı normal ve anlamlı kabul eder: "Burada ağlamak olur" ya da "önemli bir şeye dokunduk galiba". Utanç, araştırmaya göre ağlamanın rahatlatıcı olmasını zorlaştıran bir etken.
  3. Ağlarken sosyal destek almak, olayın bir çözüme kavuşması ve olaya dair yeni bir anlayış kazanmak rahatlamayla olumlu ilişkiliydi; ağlamayı bastırmak ya da utanç duymak ise rahatlamayı daha az olası kılıyordu. Ama bu, öğrencilerin hatırladıkları ağlama anlarına dayanan bir kendi bildirimi; koçluk görüşmesinde sınanmadı.
  4. Tuba'nın "her akşam gidiyorum ve yine de yetmiyor" cümlesini, sonra "hiçbir şey yetmiyor sanki" cümlesini. Zayıf sürümde Ozan konuyu değiştirdiği için bu cümleler hiç ortaya çıkmadı. Sessizlik ve geri verilen kelimeler Tuba'ya devam etme alanı açtı.
  5. Danışan her görüşmede uzun süre ve teselli edilemez biçimde ağlıyorsa, ağladıktan sonra günlerce kendine gelemiyorsa ya da gözyaşları bir kayıp, saldırı ya da kaza gibi ağır bir olaya bağlıysa. Umutsuzluk, yaşamak istememe ya da kendine zarar verme söz konusuysa görüşme durur ve güvenlik öne geçer.

Sonraki derse köprü

Tuba "biraz kalayım" dedi ve kaldı. Görüşmenin sonunda Ozan ona bir şey söylemek istiyor: her akşam annesine giden, yine de kendini yetersiz bulan birinde gördüğü şeyi. Ama "aferin, çok iyi bir evlatsın" mı demeli, ya da bambaşka bir cümle mi kurmalı? 7.5, övgü ile takdir arasındaki farkı ele alıyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.