İçeriğe geç

7.3 · Seviye 2 · Temel Beceriler

Danışanın dilini onurlandırmak

Danışanın kendi kelimelerini geri verir, kendi kelimesini dayatmaz

Koçluk Akademisi — M07, Güven ve Güvenlik · 1.707 kelime · ≈ 8 dk okuma · 11 dk dinleme

Görüşmelerdeki koç ve danışanlar kurgusaldır; araştırmalar ve kaynaklar gerçektir. Koçluk terapi değildir ve bu dersler tıbbi ya da psikolojik değerlendirmenin yerini tutmaz. Akademi ICF ya da EMCC onaylı bir program değildir.

Görüşmeden bir an

Pazar akşamı, Feride Hanım'la görüntülü süpervizyon. Nehir, Tuba'yla yaptığı bir pratik görüşmenin kaydından kısa bir parça açmış. Kayıtta Tuba, Derya'yla konuşmadan önceki gece nasıl hissettiğini anlatıyor.

Feride Hanım: Tuba orada ne dedi, tam olarak?
Nehir: "İçim kıpır kıpırdı" dedi.
Feride Hanım: Sen ne dedin?
Nehir: "Yani kaygılıydın."
Feride Hanım: "Kaygı" kimin kelimesi?
Nehir: Benim. Ama aynı şey değil mi?
Feride Hanım: Kaydın devamını dinleyelim. Tuba ondan sonra ne anlatıyor?
Nehir: Kaygısını. Ne kadar kaygılı bir insan olduğunu. Halbuki "kıpır kıpır" bana biraz heyecan gibi de gelmişti şimdi.

Nehir'in tek kelimesi, Tuba'nın anlatısının yönünü değiştirdi. "Kıpır kıpır" hem korku hem heyecan olabilirdi; "kaygı" onu tek bir yere kapattı, ve Tuba konuşmanın geri kalanını o kelimenin içinde sürdürdü. Bu ders, danışanın kendi kelimelerine saygı göstermeyi ve koçun kendi kelimesini danışana dayatmamayı ele alıyor.

Kavram

Danışan bir deneyimi anlatırken kelimeler seçer. Bu seçim çoğu zaman bilinçli değildir, ama rastgele de değildir. "Sıkışmış gibiyim", "içim kıpır kıpır", "duvara tosladım" gibi ifadeler danışanın deneyimini nasıl yaşadığına dair bilgi taşır. Koç bu kelimeleri kendi kelimeleriyle değiştirdiğinde, o bilgi kaybolabilir.

Koçlar kelimeleri birkaç nedenle değiştirir. Bazen anladığını göstermek isterler: "Yani kaygılısın" demek, "seni anlıyorum" demenin bir yolu gibi gelir. Bazen danışanın ifadesini daha "doğru" ya da daha "psikolojik" bir terime çevirmek isterler. Bazen de kendi bildikleri bir çerçeveye, okudukları bir kitaba ya da eğitimlerine uygun bir kelime seçerler. Niyet her seferinde iyi; ama sonuç aynı: danışanın deneyimi koçun kelimesinin şeklini alır.

Kelime dayatmanın etkisi danışanın cevabında görünür. Nehir'in "kaygı" kelimesinden sonra Tuba kaygısını anlattı. Danışanlar çoğu zaman koçun kelimesini kabul eder; çünkü itiraz etmek zordur, çünkü koçun daha iyi bildiğini düşünürler, ya da çünkü kelime yakın görünür. Ama yakın görünen bir kelime, danışanın kendi deneyimini hatırlamasını ve anlatmasını değiştirebilir.

Danışanın dilini onurlandırmanın en sade yolu, kelimelerini geri vermek: danışan "sıkışmış gibiyim" dediğinde, "sıkışmış gibi" diye geri yansıtmak, ya da soruyu o kelimenin içinden sormak. Bu bir papağan gibi tekrar etmek değil; danışanın seçtiği kelimeyi duyduğunu göstermek ve onu koçun kelimesiyle değiştirmeden konuşmanın merkezinde tutmak.

Bu, koçun hiçbir zaman kendi kelimesini kullanmayacağı anlamına gelmiyor. Bazen bir yansıtma ya da bir gözlem, danışanın göremediği bir şeyi adlandırmak için koçun kendi kelimesini gerektirir. Fark, bunun nasıl yapıldığında: koç kendi kelimesini önerir, dayatmaz. "Bunu kaygı gibi mi yaşıyorsun, yoksa başka bir şey mi?" sorusu danışana kelimeyi kabul etme ya da reddetme imkânı verir. "Yani kaygılıydın" ise bir sonuç cümlesidir.

Danışanın ifadesi bir benzetme ya da metafor olduğunda, "duvara tosladım" gibi, onunla çalışmanın ayrı bir yolu var: metaforun kendisini koçun kelimesini katmadan açmak. Bunun soruları sonraki seviyelerde ayrıca işleniyor. Bu dersin işi daha temel: danışanın kelimesini fark etmek ve onu değiştirmemek.

Perde arkası

ICF'nin yetkinlik listesi danışanın diline saygıyı güven kurmanın bir parçası olarak sayıyor.

Koçun kelimesinin danışanı nasıl etkileyebileceğine dair doğrudan bir koçluk araştırması bulamadık. Ama bellek araştırmalarında, dışarıdan gelen bilginin bir kişinin geçmişi nasıl hatırladığını değiştirebildiği uzun süredir inceleniyor.

İkinci kartı dikkatle okumak gerekiyor. Koçun "kaygı" demesi bir yanlış bilgi değil; bir yorum. Ama derlemenin gösterdiği şey, dışarıdan gelen bir ifadenin insanın kendi deneyimini hatırlama biçimine karışabileceği. Bu, Tuba'nın "kıpır kıpır"ı Nehir'in kelimesiyle "kaygı" olarak anlatmaya devam etmesiyle örtüşüyor; ama bu bir çıkarım, sınanmış bir bulgu değil.

Yaygın yanılgılar

Yaygın yanlış"Danışanın söylediğini kendi kelimelerimle özetlemek, onu anladığımı gösterir."
Doğrusu

Özetlemek bazen işe yarar, ama danışanın kelimesini kendi kelimenle değiştirdiğinde, anladığını değil yorumladığını gösterirsin. Danışan bu yorumu kabul edebilir ve deneyimini onun içinde anlatmaya başlayabilir. Anladığını göstermenin bir yolu da danışanın kendi kelimesini duyduğunu göstermektir.

Yaygın yanlış"Danışanın kelimelerini tekrarlamak yapay ve papağan gibidir."
Doğrusu

Her cümleyi tekrarlamak öyle olabilir. Ama danışanın yüklü, kendine özgü bir kelimesini, "sıkışmış gibi" ya da "kıpır kıpır" gibi, geri vermek, o kelimenin önemli olduğunu fark ettiğini gösterir. Önemli olan neyi geri verdiğin: her kelimeyi değil, danışan için anlam taşıyan kelimeyi.

İki sürüm

Haftalık üçlü, roller dönmüş: koç Ozan, danışan Tuba, gözlemci Nehir. Tuba, yeni görevi ile annesine bakmak arasında nasıl hissettiğini anlatıyor.

Zayıf sürüm

Tuba: Son zamanlarda sıkışmış gibiyim.
Ozan: Yani tükenmişsin.
Tuba: Tükenmiş mi... Olabilir. Evet, galiba tükendim.
Ozan: Tükenmişlik ne zamandır var?

Görüşme yirmi dakika boyunca tükenmişlik üzerine ilerliyor. Sonunda Tuba bir şey söylüyor:

Tuba: Aslında tükenmiş değilim. Enerjim var. Sadece iki şeyin arasında kalmışım.

Güçlü sürüm

Tuba: Son zamanlarda sıkışmış gibiyim.
Ozan: Sıkışmış gibi.
Tuba: Evet. İki şeyin arasında. Annem bir yanda, iş bir yanda.
Ozan: İki şeyin arasında sıkışmış. Biraz daha anlatır mısın?
Tuba: İkisine de yetişmeye çalışıyorum ve ikisinde de eksik kalıyorum. Yorgun değilim aslında, sadece hiçbir yerde tam değilim.

Nehir'in gözlem notu iki sürümü bir kelimeyle ayırıyor: "tükenmiş". Zayıf sürümde Ozan anladığını göstermek istiyor ve Tuba'nın ifadesini daha tanıdık bir kelimeye çeviriyor. Tuba itiraz etmiyor; "olabilir, galiba" diyerek kabul ediyor ve konuşma Ozan'ın kelimesinin içinde ilerliyor. Yirmi dakika sonra Tuba kendi deneyimine dönüyor ve Ozan'ın kelimesini reddediyor; görüşmenin büyük kısmı yanlış bir yöne harcanmış. Güçlü sürümde Ozan yalnızca Tuba'nın kelimesini geri veriyor. Bu kadar basit bir hareket, Tuba'nın kendi ifadesini açmasına yer bırakıyor: sıkışmışlık bir yorgunluk değil, iki sorumluluk arasında kalmak. Güçlü sürüm sınırsız tekrar edilemez: Ozan ikinci kez de Tuba'nın kelimesini tekrar etti; üçüncü bir tekrar mekanik duyulmaya başlayabilirdi.

Sınır notu

Koçluğun alanında mı? Kelime dayatmanın en riskli biçimi, koçun danışanın deneyimini bir tanı diliyle adlandırmasıdır. "Tükenmişlik", "depresyon", "kaygı bozukluğu", "travma" gibi kelimeler gündelik dilde de kullanılır, ama bir koçun ağzından çıktığında danışan bunları bir değerlendirme gibi duyabilir. Koç tanı koymaz ve tanı diliyle konuşmaz; danışanın kendi kelimesiyle kalır. Danışan kendisi böyle bir kelime kullanırsa, örneğin "sanırım depresyondayım" derse, koç bunu ne onaylar ne reddeder; danışanın bununla ne demek istediğini merak eder. Danışanın anlattığı şey haftalardır süren uykusuzluk, her şeyden zevk alamamak ya da günlük hayatını sürdürememek gibi işaretler taşıyorsa, koç bunu fark ettiğini söyler ve bir ruh sağlığı uzmanına başvurmayı önerir. Danışan kendi canına kıymayı düşündüğünü söylerse koçluk bekler, güvenlik konuşulur ve 112 aranır.

Pratik

Günlük sorusu

Bu hafta biri sana bir şey anlatırken, onun kelimesini kendi kelimenle değiştirdiğin bir an oldu mu? Değiştirmeseydin ne duyabilirdin?

Kapanış

  1. Danışanın seçtiği kelimeler, deneyimini nasıl yaşadığına dair bilgi taşır; koç bunları kendi kelimeleriyle değiştirdiğinde bu bilgi kaybolabilir ve danışanın anlatısı koçun çerçevesine kayabilir.
  2. Danışanın dilini onurlandırmanın en sade yolu, yüklü kelimelerini geri vermek ve soruyu o kelimelerin içinden sormaktır; koç kendi kelimesini kullanacaksa önerir, dayatmaz.
  3. Kelime dayatmanın en riskli biçimi tanı dilidir; koç tanı koymaz, danışanın kendi kelimesiyle kalır ve gerekirse bir uzmana yönlendirir.

Beş soru

  1. "Kaygı kimin kelimesi?" sorusundan sonra Nehir kendi cümlesinde ne gördü?
  2. Koçlar danışanın kelimesini hangi gerekçelerle değiştirir, ve bu hata kendini nasıl gizler?
  3. Zayıf sürümde Tuba neden Ozan'ın "tükenmiş" kelimesine itiraz etmedi?
  4. "Yani kaygılıydın" ile "bunu kaygı gibi mi yaşıyorsun, yoksa başka bir şey mi?" arasındaki fark ne?
  5. Danışan "sanırım depresyondayım" derse koç ne yapar?

Yanıtlar

  1. "Kaygı" kelimesinin Tuba'nın değil kendi kelimesi olduğunu ve bu kelimenin Tuba'nın anlatısını yönlendirdiğini. Tuba'nın "kıpır kıpır" ifadesi heyecan da olabilirdi; Nehir'in kelimesinden sonra Tuba yalnızca kaygısını anlattı.
  2. Anladıklarını göstermek, danışanın ifadesini daha "doğru" bir terime çevirmek ya da kendi bildikleri bir çerçeveye uydurmak için. Gözden kaçar, çünkü niyet iyi ve kelime çoğu zaman yakın görünür; danışan da çoğu zaman itiraz etmez.
  3. Çünkü kelime yakın görünüyordu, itiraz etmek zordu ve belki Ozan'ın daha iyi bildiğini düşündü. "Olabilir, galiba" diyerek kabul etti ve konuşma Ozan'ın kelimesinin içinde ilerledi. Ancak yirmi dakika sonra kendi deneyimine döndü.
  4. İlki bir sonuç cümlesi: koç danışanın deneyimini kendi kelimesiyle adlandırıyor. İkincisi bir öneri: koç kendi kelimesini sunuyor ama danışana kabul etme ya da reddetme imkânı veriyor. Fark, kelimenin dayatılması ile önerilmesi arasında.
  5. Ne onaylar ne reddeder; danışanın bu kelimeyle ne demek istediğini merak eder. Anlatılan şey uykusuzluk, zevk alamamak ya da günlük hayatı sürdürememek gibi işaretler taşıyorsa, koç bunu fark ettiğini söyler ve bir ruh sağlığı uzmanına başvurmayı önerir. Koç tanı koymaz.

Sonraki derse köprü

Tuba'nın "hiçbir yerde tam değilim" cümlesi, sesi titreyerek söylenmiş olsaydı ne olurdu? Danışanın gözleri dolduğunda, koçun ilk dürtüsü çoğu zaman bir mendil uzatmak ve hızla teselli etmektir. 7.4, ağlayan danışanı ele alıyor: duygu yükseldiğinde görüşmeyi acele etmeden taşımayı.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.