6.6 · Seviye 2 · Temel Beceriler
Konu ile asıl mesele
Danışanın getirdiği konunun altındaki önemi bir soruyla açar
Koçluk Akademisi — M06, Anlaşma ve Sözleşme · 1.829 kelime · ≈ 8 dk okuma · 12 dk dinleme
Görüşmelerdeki koç ve danışanlar kurgusaldır; araştırmalar ve kaynaklar gerçektir. Koçluk terapi değildir ve bu dersler tıbbi ya da psikolojik değerlendirmenin yerini tutmaz. Akademi ICF ya da EMCC onaylı bir program değildir.
Görüşmeden bir an
Pazar sabahı, Tuba'nın Buca'daki evi. Üçlü roller değiştirmiş: ilk kez koç Tuba, danışan Nehir, gözlemci Ozan. Nehir gerçek bir konuyla gelmiş: pilot programın katılım formları.
Nehir: Ekip liderlerinden formları toplamam gerekiyor, yarısı hâlâ gelmedi. Bugün bunu nasıl hızlandıracağıma bakmak istiyorum.
Tuba: Formların zamanında gelmesi senin için neden bu kadar önemli?
Nehir: Çünkü... Serap Hanım bana bu programda sadece form işlerini veriyor. Formlar da gecikirse, o işi de beceremiyorum gibi görünecek.
Tuba: Form işi.
Nehir: Evet. Ben koçluk eğitimi alıyorum, programın içinde olmak istiyorum. Ama orada bir kâğıt toplayıcı gibiyim.
Tuba: Bugün hangisine bakmak istersin: formlara mı, bu "kâğıt toplayıcı" duygusuna mı?
Ozan'ın notunda tek bir cümle altı çizili: "Tuba'nın ikinci sorusundan sonra konu değişti." Nehir formlarla gelmişti; formların altından başka bir şey çıktı. Bu ders, danışanın getirdiği konunun altında, onun için asıl önemli olanı bir soruyla açmayı ele alıyor.
Kavram
Bir danışan görüşmeye bir konuyla gelir. Konu çoğu zaman gerçek ve somuttur: formlar, bir toplantı, bir karar. Ama danışanın o konuyu getirmesinin bir nedeni vardır ve bu neden bazen konunun kendisinden daha büyüktür.
Nehir'in getirdiği konu formlardı. Asıl mesele, programın içinde değil kenarında kalma duygusuydu. İkisi birbirinden kopuk değil: formlar gerçekten gecikiyor ve bu gerçekten bir sorun. Ama yalnızca formlar konuşulsaydı, Nehir bir hız planıyla çıkacak ve onu formlara bu kadar takan şey olduğu yerde kalacaktı.
Asıl meseleyi açmanın en sade yolu tek bir soru: danışanın istediği şeyin onun için ne anlama geldiğini, ona ne sağlayacağını sormak. Bu soru birkaç biçimde kurulabilir: "Bu sana ne sağlar?", "Bu senin için neden önemli?", "Bunu çözdüğünde, ne değişmiş olur?" ya da "Bunun içinde seni en çok ne düşündürüyor?"
Sorunun nasıl kurulduğu sonucunu değiştirebilir. Türkçede "neden" ve "niye" ile başlayan soruların tonu, merak ile sorgu arasında kolayca kayabiliyor; bunu sonraki seviyelerde ayrıca deneyeceğiz. Tuba "neden bu kadar önemli?" diye sordu ve Nehir açıldı, çünkü Tuba'nın sesi meraklıydı. Ama aynı cümle başka bir tonla "bu kadar abartmana gerek yok" gibi de duyulabilirdi. "Sana ne sağlar?" ya da "bunun sende karşılığı ne?" biçimleri bu riski azaltıyor.
Önem sorusunu sormak, asıl meseleyi bulup konuyu bir kenara atmak demek değil. Tuba'nın son sorusu bunu gösteriyor: iki seçeneği yan yana koyup seçimi Nehir'e bırakıyor. Danışan bazen asıl meseleyle çalışmak ister, bazen getirdiği konuyla devam etmek ister ve asıl meseleyi yalnızca bilmek ona yeter. İkisi de geçerli. Koç asıl meseleyi kendi bulduğu "gerçek sorun" diye danışana dayatmaz; o, danışanın söylediği bir şeydir.
Asıl mesele ne zaman sorulur? Çoğu zaman oturum anlaşmasının içinde, istenen sonuç ve başarı ölçütüyle birlikte. Ama görüşmenin ortasında da çıkabilir: danışan bir konuyu anlatırken sesi değişir, bir cümle tekrar eder, bir kelimeye takılır. Koç bunu fark ettiğinde soruyu o anda sorabilir. Görüşmenin ortasında anlaşma değişirse ne yapılacağı ise ayrı bir beceri.
Bir sınırı da var. Önem sorusu bir değer çalışması değil. Danışanın değerlerini, tekrar eden örüntülerini ve inançlarını açmak daha derin bir iş; ona ileride kendi dersinde geleceğiz. Bu dersin işi, getirilen konunun altına tek bir soruyla bakmak.
Perde arkası
Aynı yetkinlik altındaki puanlama göstergelerinden biri doğrudan önemi soruyor.
Koçlukta söylenmemiş gündemi inceleyen bir araştırma bulamadık; ama aile hekimliğinden dikkat çekici bir bulgu var.
İkinci kart, söylenenle söylenmeyen arasındaki boşluğun yalnızca koçluğa özgü olmadığını gösteriyor. Hastalar belirtilerini ve reçete isteklerini söylüyor; kaygılarını ve kendi açıklamalarını söylemiyor. Söylenmeyen, ele alınamıyor. Ama bu çalışma sağlık görüşmelerinde yapıldı ve küçük bir örneklemle; koçluk görüşmesinde aynı oranlarla karşılaşacağımızı söyleyemeyiz.
Yaygın yanılgılar
Yaygın yanlış"İyi bir koç her zaman konunun altındaki gerçek sorunu bulur."
Asıl mesele koçun bulduğu bir "gerçek sorun" değil, danışanın söylediği bir şeydir. Koç bir hipotez kurup danışanı ona götürürse, asıl mesele koçun meselesi olur. Önem sorusu bir kapı açar; içeri girip girmemeyi danışan seçer.
Yaygın yanlış"Asıl mesele bulunduysa, getirilen konuyu bırakmak gerekir."
Getirilen konu gerçektir ve bazen danışanın o görüşmede ihtiyaç duyduğu tam da odur. Nehir'in formları gerçekten gecikiyor. Danışan asıl meseleyi adlandırdıktan sonra getirdiği konuyla devam etmeyi seçebilir; asıl meseleyi bilmek o konuya da başka bir gözle bakmasını sağlar.
İki sürüm
Bir sonraki hafta üçlü eski düzenine dönmüş: Nehir soruyor, Ozan anlatıyor, Tuba yazıyor. Ozan geçen görüşmede kâğıda iki isim yazmıştı; bugün onlardan birine nasıl yaklaşacağına bakmak istiyor.
Zayıf sürüm
Ozan: Geçen hafta yazdığım iki isimden birine, Sevim Hoca'ya, yaklaşmak istiyorum. Nasıl yapacağımı düşünmek istiyorum.
Nehir: Güzel. Ona ne zaman, nerede yaklaşabilirsin?
Ozan: Teneffüste belki. Ya da öğle yemeğinde.
Nehir: Ne söyleyerek başlarsın?
Görüşme bir plana varıyor: perşembe öğle yemeğinde, bir ders materyali bahanesiyle. Ozan teşekkür ediyor, ama sesi düz.
Güçlü sürüm
Ozan: Geçen hafta yazdığım iki isimden birine, Sevim Hoca'ya, yaklaşmak istiyorum. Nasıl yapacağımı düşünmek istiyorum.
Nehir: Başlamadan önce bir şey sormak istiyorum. Okulda içini açabileceğin birinin olması sana ne sağlar?
Ozan: Hmm. Konuşabilmek.
Nehir: Konuşabilmek. O konuşmada neyi duymak isterdin?
Ozan: Aslında... yanlış yapmadığımı. Yeni müdür geldiğinden beri iyi bir öğretmen olup olmadığımdan şüphe ediyorum. On iki yıldır öğretmenim, ilk kez böyle.
Nehir: İyi bir öğretmen olup olmadığından şüphe ediyorsun. Bugün hangisine bakmak istersin: Sevim Hoca'ya nasıl yaklaşacağına mı, bu şüpheye mi?
Ozan: Sevim Hoca'ya. Ama şüpheyi bilerek. Belki ona da bunu sorarım.
Tuba'nın notunda zayıf sürüm için tek bir gözlem var: "Plan var, Ozan'ın sesi yok." Nehir'in soruları işe yarar sorular; Ozan bir planla çıkıyor. Ama Nehir Ozan'ın neden Sevim Hoca'ya yaklaşmak istediğini sormadığı için, plan bir bahane üzerine kuruluyor: ders materyali. Ozan'ın asıl istediği, birinin ona yanlış yapmadığını söylemesi, hiç adı konmadan kalıyor; bir ders materyali konuşması onu muhtemelen karşılamayacak. Güçlü sürümde Nehir planlamaya geçmeden önce tek bir önem sorusu soruyor, sonra Ozan'ın cevabındaki "konuşabilmek" kelimesini bir adım daha açıyor. Asıl mesele çıkıyor: on iki yıllık bir öğretmenin kendinden şüphe etmesi. Ozan'ın 6.3'te bir onay beklemesinin altında da muhtemelen bu yatıyordu. Nehir asıl meseleyi bulunca konuyu terk etmiyor; iki seçeneği yan yana koyuyor ve Ozan konuyla devam etmeyi, ama şüpheyi bilerek, seçiyor. Güçlü sürüm de tek doğru yol değil: Nehir'in ikinci sorusu, "neyi duymak isterdin?", Ozan'ı biraz yönlendiriyor olabilir; Ozan "neyi söylemek isterdin?" sorusuna başka bir cevap verebilirdi.
Sınır notu
Koçluğun alanında mı? Önem sorusu bazen beklenmedik derinlikte bir şey açar. Danışanın asıl meselesi uzun süredir süren bir değersizlik duygusu, geçmişte yaşanmış ağır bir olay ya da günlük hayatını bozan bir kaygı olabilir. Koç bunu fark ettiğinde konuyu zorla açmaya devam etmez. Danışana ne fark ettiğini nazikçe söyler ve bu konunun koçluktan çok bir ruh sağlığı uzmanıyla çalışılabileceğini, isterse nasıl birine ulaşabileceğini konuşur. Ozan'ın kendinden şüphesi şimdilik koçluğun alanında: belirli bir duruma bağlı, yeni ve Ozan onunla bir şey yapmak istiyor. Ama haftalar içinde bu şüphe uykusuzluğa, işe gitmek istememeye, her şeye yayılan bir umutsuzluğa dönüşürse, soru değişir. Kendine zarar verme düşüncesi dile gelirse koçluk orada durur; öncelik danışanın güvenliğidir ve koç onu 112'ye yönlendirir.
Pratik
Günlük sorusu
Bu hafta birine "şunu halletmem lazım" dediğin bir iş var mı? O işin sana ne sağlayacağını kendine sorsan, cevap ne olurdu?
Kapanış
- Danışanın getirdiği konu gerçektir, ama danışan için neyin önemli olduğunu her zaman tek başına söylemez; altında konuya ağırlık veren bir asıl mesele olabilir.
- Asıl meseleyi açmanın en sade yolu bir önem sorusudur: istenen şeyin danışana ne sağlayacağını, onun için ne anlama geldiğini sormak; cevaptaki bir kelimeyi bir adım daha açmak.
- Asıl mesele koçun bulduğu değil danışanın söylediği şeydir; bulunduğunda konu terk edilmez, iki seçenek yan yana konur ve seçim danışana bırakılır.
Beş soru
- Açılıştaki görüşmede Nehir'in getirdiği konu ve asıl meselesi neydi?
- Önem sorusunun "neden" ile kurulmasının riski ne, ve hangi biçimler bu riski azaltır?
- Zayıf sürümde Ozan neden bir planla çıktığı hâlde sesi düzdü?
- Güçlü sürümde asıl mesele bulununca Nehir neden konuyu terk etmedi?
- Barry ve arkadaşlarının çalışması koçluk için ne düşündürür, ne düşündürmez?
Yanıtlar
- Getirdiği konu pilot programın katılım formlarının gecikmesiydi; asıl meselesi programın içinde değil kenarında, "kâğıt toplayıcı" gibi kalma duygusuydu. İkisi birbirine bağlıydı: formlar gecikirse o işi de beceremiyor gibi görüneceğinden korkuyordu.
- "Neden" ve "niye" ile başlayan soruların tonu merak ile sorgu arasında kolayca kayabilir; aynı soru "bunu abartıyorsun" gibi duyulabilir. "Bu sana ne sağlar?" ya da "bunun sende karşılığı ne?" biçimleri bu riski azaltır.
- Çünkü plan Ozan'ın asıl meselesine değil bir bahaneye, ders materyaline, kuruldu. Ozan'ın istediği birinin ona yanlış yapmadığını söylemesiydi; bu hiç adlandırılmadı ve planın onu karşılaması zor. Nehir'in soruları işe yarar sorular olduğu için eksik fark edilmedi.
- Çünkü getirilen konu gerçekti ve Ozan'ın o görüşmede ihtiyaç duyduğu şey olabilirdi. Nehir iki seçeneği yan yana koydu; Ozan konuyla, ama şüpheyi bilerek, devam etmeyi seçti. Asıl meseleyi bilmek, Sevim Hoca'ya nasıl yaklaşacağına da başka bir gözle bakmasını sağladı.
- Danışanların görüşmede asıl kaygılarını her zaman söylemediğini ve söylenmeyenin ele alınamadığını düşündürür. Ama sağlık görüşmelerinde, 35 hastayla yapılmış nitel bir çalışma; koçluk görüşmesinde aynı oranlarla karşılaşacağımızı ya da önem sorusunun bunu çözdüğünü söyleyemez.
Sonraki derse köprü
Ozan Sevim Hoca'yla devam etmeyi seçti, ama şüphesi artık masada. Görüşmenin ortasında Ozan bir anda o şüpheye dönmek isterse ne olacak? Anlaşma değişti mi, yoksa görüşme rotasından mı çıktı? 6.7, görüşmenin ortasında rota değiştiğinde anlaşmayı danışanla açıkça yeniden açmayı ele alıyor.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.