3.8 · Seviye 1 · Zemin
Sonuca değil sürece bağlanmak
Danışanın kararını "başarı" ya da "başarısızlık" diye değil öğrenme diye kaydeder
Koçluk Akademisi — M03, Koçluk Zihniyeti · 1.601 kelime · ≈ 7 dk okuma · 11 dk dinleme
Görüşmelerdeki koç ve danışanlar kurgusaldır; araştırmalar ve kaynaklar gerçektir. Koçluk terapi değildir ve bu dersler tıbbi ya da psikolojik değerlendirmenin yerini tutmaz. Akademi ICF ya da EMCC onaylı bir program değildir.
Görüşmeden bir an
Pazar sabahı, Feride Hanım'la görüntülü süpervizyon. Nehir ekranda pratik defterinin son sayfasını gösteriyor. Tuba deneme ayının sonunda sorumlu teknisyenlik teklifini kabul etmiş; Nehir de bunu kaydetmiş.
Feride Hanım: Ne yazdın, okur musun?
Nehir: "Tuba başarıyla karar verdi. Pratik görüşmeleri işe yaradı."
Feride Hanım: Peki teklifi reddetseydi ne yazacaktın?
Nehir: Bilmem... "Karar veremedi" belki. Ya da "geri adım attı".
Feride Hanım: Yani aynı dört haftalık düşünme, sonuca göre ya başarı ya başarısızlık olacaktı.
Nehir: Öyle yazınca saçma duruyor.
Feride Hanım: Bir de "işe yaradı" kelimesine bak. Kimin işine?
Nehir notuna yeniden bakıyor. "Başarıyla" kelimesi Tuba'nın kararını değil, Nehir'in kendi koçluğunu övüyordu. Tuba başka bir yol seçseydi, aynı defterde Nehir'in koçluğu da başarısız görünecekti. Modülün son konusu bu küçük kelimenin arkasında duruyor: koçun neye bağlandığı.
Kavram
Bu modül boyunca koçun görüşmeye taşıdığı tutumları konuştuk: merak, yargının farkında olmak, özerkliği desteklemek, kurtarmamak, düşünerek öğrenmek, kendi tepkisini ve bağlamı görmek. Hepsinin altında ortak bir soru yatıyor: koç neye bağlı? Danışanın vardığı sonuca mı, yoksa danışanın o sonuca nasıl vardığına mı?
Bir kararın iyi olup olmadığını sonucuna bakarak değerlendirmek insan zihninin çok güçlü bir eğilimi.
Belirsizlik altında verilen her kararda şans ve bilinmeyenler rol oynar. İyi düşünülmüş bir karar kötü sonuçlanabilir; aceleyle verilmiş bir karar iyi sonuçlanabilir. Sonuca bakan bir değerlendirme bu ikisini ayıramaz.
Koçluk için bu ayrımın iki ayrı yüzü var. Birincisi danışana dair: danışan bir kararın sonucu kötü çıktığında kendini kolayca yargılar ve kararı verirken yaptığı iyi düşünmeyi de silip atar. Koçun işi o düşünmeyi görünür kılmak ve neyin bilinemeyeceğini neyin öğrenilebileceğinden ayırmaktır. İkincisi koça dair: koç da danışanın sonucuna bağlanabilir. Danışanın iyi bir sonuca ulaşması koça başarı gibi gelir, kötü bir sonuç da başarısızlık gibi. Bu bağlanma görünmezdir, ama koçu yavaş yavaş belirli bir sonucu istemeye ve danışanı oraya yönlendirmeye iter. 3.4'teki kurtarıcı, sonuca bağlanmış koçun bir hâlidir.
ICF'nin 2025 yetkinliklerindeki koçluk zihniyeti başlığı, koçtan, seçimlerin sahibinin danışan olduğunu görmesini bekliyor. Bu kabul, sonucu da danışana bırakmak demek. Koç sürece bağlanır: danışanın ne kadar açık düşündüğüne, neyi fark ettiğine, kendi değerlerine ne kadar yaklaştığına.
Sonuca değil sürece bağlanmanın en pratik yolu kayıt dilini değiştirmek. "Başarıyla karar verdi" ya da "karar veremedi" yerine şu üç soruya cevap veren bir kayıt yazılabilir: Danışan kararı verirken neyi tarttı? Karar verildiğinde neyi bilmiyordu? Bu süreçten kendisi hakkında ne öğrendi?
Perde arkası
Kararı sonucuna göre değerlendirme eğilimi ise uygulayıcıların bir sezgisi olmanın ötesinde, deneylerle gösterildi.
Bulgunun en çarpıcı yanı son cümlesi: sonucu hesaba katmamaları gerektiğini bilenler de katıyor. Bu, sonuç yanlılığının yalnızca bilgi eksikliğinden doğmadığını gösteriyor. Bir koç bu yanlılığı bildiği için ondan korunmuş olmaz; korunmak için bir yapıya ihtiyaç duyar. Öğrenme kaydının üç sorusu böyle bir yapı.
Yaygın yanılgılar
Yaygın yanlış"Koçluğun başarısı, danışanın hedefine ulaşmasıyla ölçülür."
Danışanın hedefine ulaşması önemli bir bilgi, ama koçluğun kalitesinin tek ölçüsü değil. Danışan hedefini değiştirebilir, hedefin bedelini görüp vazgeçebilir ya da şansın etkisiyle ulaşamayabilir. Koçluğun asıl katkısı danışanın daha açık düşünmesi, kendi değerlerini daha iyi görmesi ve daha bilinçli karar vermesidir; bunlar sonuçtan bağımsız olarak değerlendirilebilir.
Yaygın yanlış"Kötü sonuçlanan bir karar, kötü verilmiş bir karardır."
Belirsizlik altında, iyi düşünülmüş bir karar da kötü sonuçlanabilir. Sonucu kötü olan her kararı hatalı saymak, danışanın iyi düşünme becerisini cezalandırır ve onu bir dahaki sefere düşünmek yerine sonucu tahmin etmeye çalışmaya iter. Asıl soru, kararın verildiği anda bilinenlerle ne kadar iyi düşünüldüğüdür.
İki sürüm
Tuba yeni görevinin ilk haftasını bitirdi. Bir kapanış akşamı annesi evde ayağını burkmuş; komşusu o akşam evde değilmiş ve annesi Tuba'ya ancak saat dokuzda ulaşabilmiş. Haftalık buluşmada soruları Nehir soruyor; Ozan not alıyor.
Zayıf sürüm
Tuba: Annem ayağını burktu ve ben eczanedeydim. Galiba yanlış karar verdim.
Nehir: Hayır, bence doğru karardı. Bu bir şanssızlık.
Tuba: Ama olmasaydı...
Nehir: Bak, ayağı iyileşir. Sen doğru olanı yaptın.
Tuba: Bilmiyorum. İçim rahat değil.
Güçlü sürüm
Tuba: Annem ayağını burktu ve ben eczanedeydim. Galiba yanlış karar verdim.
Nehir: Kararı verirken neleri tartmıştın?
Tuba: Annemle konuştum, komşusunu düşündük, iki akşamı denedik. Her şeye baktım gibiydi.
Nehir: O gün bilmediğin bir şey var mıydı?
Tuba: Komşusunun da bazen evde olmadığını. Ve acil bir durumda annemin kimi arayacağını hiç konuşmadık.
Nehir: Bundan ne öğrendin?
Tuba: Karar yanlış değilmiş galiba; eksik bir parçası varmış. Bu hafta annemle bir acil durum listesi yapacağız.
"İçim rahat değil" cümlesi, ilk konuşmanın neden işe yaramadığını gösteriyor. Tuba kararını sonucuna göre yargılıyor; Nehir de karşı yönde bir yargıyla, yine sonuca bakarak cevap veriyor: "doğru karardı, şanssızlık." İki yargı çarpışıyor ve Tuba'nın düşünmesi hiç incelenmiyor. Ozan iki cümlenin yanına da aynı kelimeyi yazmış: hüküm. Öbür konuşmada Nehir hükmü bırakıp üç soruyu sırayla soruyor: Tuba neyi tarttı, neyi bilmiyordu, ne öğrendi? Tuba önce kendi iyi düşünmesini görüyor; sonra gerçek bir eksiği buluyor, yalnızca o gün bilinemeyecek bir şeyi değil, düşünülebilecek ama düşünülmemiş bir parçayı. Konuşmanın sonunda elinde bir pişmanlık yok, yapılacak bir iş var. Kararın iyi mi kötü mü olduğuna Nehir karar vermiyor; Tuba da artık bu soruyla uğraşmıyor.
Sınır notu
Sürece bağlanmak, sonucu önemsememek demek değildir. Koçluğun alanında mı? Tuba'nın annesinin burkulan ayağı koçluğun konusu değil; tıbbi bir değerlendirme gerekiyorsa Tuba'nın annesini bir hekime götürmesi gerekir ve yaşlı bir yakının bakım ihtiyacı büyüyorsa sosyal hizmetlerin ya da evde bakım hizmetlerinin desteği koçlukla karşılanamaz. Koçun işi, danışanın bu kaynakları görmesine yardım etmektir. Kararın ciddi bir zarara yol açtığı durumlar da ayrı bir dikkat ister. Sonuç yanlılığından kaçınmak, gerçek bir zararı küçümsemek anlamına gelmez; kötü bir sonucun acısını kabul etmek ve ondan öğrenmek birlikte yapılabilir.
Pratik
Günlük sorusu
Hangi kararını yalnızca sonucu kötü çıktığı için hâlâ "hata" diye anıyorsun? O gün, eldeki bilgilerle başka ne yapabilirdin?
Kapanış
- Sonuç yanlılığı, bir kararı verildiği anda bilinenlere göre değil, sonradan ortaya çıkan sonuca göre değerlendirmektir; bunu bilenler bile ondan kendiliğinden korunmuş olmaz.
- Koçun sonuca bağlanması onu belirli bir sonucu istemeye ve danışanı oraya yönlendirmeye iter; koç sürece bağlanır: danışanın neyi tarttığına, neyi bilmediğine ve ne öğrendiğine.
- Sonuca değil sürece bağlanmak sonucu önemsememek değildir; gerçek bir zararın acısı kabul edilir ve ondan öğrenilir, koçluğun karşılayamadığı ihtiyaçlar için başka kaynaklara yönelinir.
Beş soru
- Nehir'in "Tuba başarıyla karar verdi" notunda Feride Hanım'ın dikkat çektiği iki sorun nedir?
- Sonuç yanlılığı ile karar kalitesi arasındaki fark nedir?
- Baron ve Hershey'in bulgusunun son cümlesi koç için neden önemli?
- Zayıf sürümde Nehir'in "doğru karardı, şanssızlık" cevabı neden Tuba'yı rahatlatmadı?
- Öğrenme kaydının üç sorusu nelerdir ve her biri neyi ayırır?
Yanıtlar
- Birincisi, kararın sonuca göre nitelenmesi: aynı dört haftalık düşünme, Tuba teklifi reddetseydi "başarısızlık" olarak kaydedilecekti. İkincisi, "işe yaradı" kelimesinin aslında Nehir'in kendi koçluğunu övmesi; Nehir'in danışanın sonucuna bağlandığını gösteriyor.
- Sonuç yanlılığı, kararı sonucuna bakarak değerlendirmektir. Karar kalitesi ise kararın verildiği anda eldeki bilgilerle ne kadar iyi düşünüldüğüdür: hangi seçeneklerin görüldüğü, neyin tartıldığı, kararın değerlerle ne kadar uyumlu olduğu. İyi bir karar kötü sonuçlanabilir, kötü bir karar iyi sonuçlanabilir.
- Çünkü sonucu hesaba katmamaları gerektiğini düşünenlerin de bunu yaptığını gösteriyor. Yanlılığı bilmek ondan korunmaya yetmiyor; koçun buna karşı somut bir yapıya, örneğin öğrenme kaydının sorularına, ihtiyacı var. Bulgu öğrenci katılımcılarla ve yazılı senaryolarla elde edildi; koçlukta sınanmadı.
- Çünkü o da bir hükümdü ve yine sonuca, bu kez şansa, bakıyordu. Tuba'nın düşünmesi incelenmedi; kendi kararını kendi gözüyle görme fırsatı olmadı. Bir yargının yerine başka bir yargı koymak, Tuba'nın içindeki rahatsızlığı çözmedi.
- Neyi tarttın, neyi bilmiyordun ve ne öğrendin. İlki danışanın yaptığı düşünmeyi görünür kılar. İkincisi o gün bilinemeyecek olanı, kişinin kendini suçlamaması gereken alanı ayırır. Üçüncüsü düşünülebilecek ama düşünülmemiş olanı ve bir sonraki adımı ortaya çıkarır.
Sonraki derse köprü
Nehir'in defterinde artık Tuba'nın annesinin burkulan ayağı, bir acil durum listesi ve Tuba'nın en özel kaygıları yazıyor. Bu bilgiler kimin? Nerede durmalı, kim görebilir? Koçluk zihniyetinin bittiği yerde etik pratik başlıyor. 4.1 etiğin neden bir temel yetkinlik olduğunu ele alıyor: ICF Etik Kuralları'nın yapısını ve bir kuralın bir vakaya nasıl uygulandığını.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.