İçeriğe geç

3.6 · Seviye 1 · Zemin

Koçun kendi tepkisi

Görüşmede yükselen tepkisini adlandırıp görüşmeye geri döner

Koçluk Akademisi — M03, Koçluk Zihniyeti · 1.617 kelime · ≈ 7 dk okuma · 11 dk dinleme

Görüşmelerdeki koç ve danışanlar kurgusaldır; araştırmalar ve kaynaklar gerçektir. Koçluk terapi değildir ve bu dersler tıbbi ya da psikolojik değerlendirmenin yerini tutmaz. Akademi ICF ya da EMCC onaylı bir program değildir.

Görüşmeden bir an

Barış'ın beşinci görüşmesi. Nehir izinli gözlemci olarak yine odada. Görüşmenin yirminci dakikasında Barış birden sandalyesinde geriye yaslanıyor.

Barış: Açık konuşayım. Beş haftadır siz bana sadece soru soruyorsunuz. Ben buna para ödüyorum.
Feride Hanım: ...
Feride Hanım: Sorulardan bıktın.
Barış: Bıkmadım. Ama bir şey söylemenizi istiyorum. Doğru mu yapıyorum, yanlış mı?
Feride Hanım: Bugün benden ne duymak istiyorsun?
Barış: Ekibe hedefi açıklarken hata yapıp yapmadığımı. Kimse bir şey demedi, ben de bilmiyorum.

Görüşmeden sonra Nehir merakla soruyor: o iki üç saniyelik sessizlikte ne olmuştu? Feride Hanım gülümsüyor. "İçimde bir savunma kalktı. Beş haftalık emeğimi küçümsüyormuş gibi geldi. Adını koydum: savunma. Sonra kendime, bu cümlenin arkasında Barış'ın neye ihtiyacı olduğunu sordum." Nehir bu cümleyi defterine yazıyor. O sessizlik, bugünün konusu.

Kavram

3.2'de koçun yargısını, 3.4'te kurtarma dürtüsünü konuştuk. İkisinin de arkasında daha temel bir şey var: koçun bir görüşmenin içinde duyduğu duygular. Bir danışan koçu eleştirebilir, onu kızdırabilir, ona acı verebilir, onu sıkabilir ya da korkutabilir. Koç bir duvar değildir; bu duygular gelir. Asıl soru, geldiklerinde ne olduğu.

James Gross, bu düzenlemenin bir duygunun doğuş sürecinin farklı noktalarında yapılabileceğini gösteren bir model önerdi. Duygu, bir durum seçilmeden önce bile düzenlenebilir; durum değiştirilerek, dikkat başka bir yere çevrilerek, durum yeniden yorumlanarak ya da en sonunda, duygu çoktan yükselmişken, onun dışa vurumu ayarlanarak. Bu beş nokta, bir koçun görüşme öncesine, görüşmenin içine ve sonrasına dağılıyor.

Görüşmeden önce koç, kendisini zorlayabilecek bir görüşmeye hazırlanabilir: yorgun bir günün sonuna ağır bir danışanı koymamak bir durum seçimidir; görüşmenin başında süreyi ve konuyu netleştirmek bir durum değişikliğidir. Görüşmenin içinde iki nokta en çok iş görür. Biri dikkat: koç, yükselen duygusundan danışanın son cümlesine dönebilir. Öbürü yeniden değerlendirme: Barış'ın cümlesini "emeğimi küçümsüyor" diye değil, "bir şeye ihtiyacı var ve onu söyleyemiyor" diye okumak.

Son nokta, tepkinin dışa vurumunu ayarlamak, en geç gelen ve en pahalı olanı. Koç duygusunu yüzünden ve sesinden silmeye çalışabilir; bu bazen gerekir. Ama yalnızca bastırılan bir duygu, koçun dikkatinin bir kısmını görüşmeden çalar. 3.2'de düşünce bastırma için gördüğümüz durum duygular için de geçerli: bastırmanın bir bedeli var.

Feride Hanım'ın o iki üç saniyede yaptığı şeyin en küçük ama belki en etkili parçası bir kelimeydi.

Adlandırma bir kaçış değildir; duyguyla aranıza küçük bir mesafe koyar. "Savunma" diyen Feride Hanım, savunmanın içinde değil, onun yanında durdu. Ve oradan bir şey daha yaptı: duygunun kendisinden bir bilgi çıkardı. Koçun duygusu bazen yalnızca koça aittir; bazen de danışanın görüşmeye getirdiği bir şeyin yankısıdır. Barış'ın cümlesi Feride Hanım'da "küçümseniyorum" duygusunu uyandırdı; Barış'ın ekibinin önünde yaşadığı belirsizlik belki aynı duyguydu.

Perde arkası

Gross'un modeli duygunun nerede düzenlenebileceğini söylüyor. Duyguyu adlandırmanın bu düzenlemede ne yaptığına ise ayrı bir araştırma hattı bakıyor.

Bu bulgu koç için umut verici, çünkü adlandırma hızlı ve görünmez bir araç. Görüşmenin ortasında bir yeniden değerlendirme yapmak zaman ve dikkat ister; içinden tek bir kelime söylemek ise neredeyse hiç zaman almaz. Ama bulgu, adlandırmanın her duyguyu bir anda yatıştırdığını söylemiyor; bir hafifletme, bir mesafe.

Yaygın yanılgılar

Yaygın yanlış"İyi bir koç görüşmede hiçbir şey hissetmez; tarafsız kalır."
Doğrusu

Tarafsızlık duygusuzluk değildir. Koç da bir insandır ve danışanın sözleri onda karşılık bulur. Hiçbir şey hissetmediğini düşünen koç, duygusunu fark etmez ve duygu fark edilmeden görüşmeyi yönlendirir. Tarafsızlık, duyguyu hissedip ona göre davranmamaktır.

Yaygın yanlış"Koç duygusunu danışanla paylaşmamalı; her zaman gizlemeli."
Doğrusu

Çoğu zaman koçun duygusu görüşmeye taşınmaz; görüşme danışana aittir. Ama bazen koçun, ölçülü bir biçimde, görüşmede olan bir şeyin kendisinde nasıl bir etki bıraktığını söylemesi danışana yararlı bir bilgi verir. Bunun ne zaman ve nasıl yapılacağı ileri seviyelerin konusu; ilk adım, duyguyu fark etmeden onu ne paylaşmanın ne gizlemenin mümkün olmadığını bilmek.

İki sürüm

Haftalık buluşmada konuyu Ozan getiriyor; dinleyen ve soran Nehir, not alan Tuba. Konuşmanın beşinci dakikasında Ozan bir şey söylüyor.

Zayıf sürüm

Ozan: Açıkçası bu koçluk işi bana biraz yapay geliyor. Seninle konuşmak sanki bir oyun.
Nehir: Ama bu çok ciddi bir meslek. Arkasında yıllarca araştırma var.
Ozan: Tamam, öyle demek istemedim.
Nehir: Yani yapay olan bir şey yok, sadece yöntem bu.
Ozan: Anladım. Peki, nerede kalmıştık?

Güçlü sürüm

Ozan: Açıkçası bu koçluk işi bana biraz yapay geliyor. Seninle konuşmak sanki bir oyun.
Nehir: ...
Nehir: Yapay gelen ne?
Ozan: Planlanmış cümleler. Velinin karşısına da hazırladığım cümlelerle çıkacağım ve onlar da yapay gelecek diye korkuyorum.
Nehir: Hazırlanmış bir cümlenin yapay kaçmasından korkuyorsun.
Ozan: Evet. "Siz zaten ilgilenmiyorsunuz" dediğinde ezberlenmiş bir şey söylersem daha kötü olur.

"Nerede kalmıştık?" sorusu, ilk konuşmada ne kaybedildiğini gösteriyor. Ozan'ın cümlesi Nehir'de bir incinme uyandırdı ve Nehir o incinmeyle konuştu: mesleği savundu. Tuba'nın notunda Nehir'in iki cümlesinin konusu Ozan değil, koçluk. Ozan geri çekildi ve konuşma, asıl söylenmek isteneni hiç görmeden eski yerine döndü. Öbür konuşmada ilk tepki bir sessizlik. Tuba'nın notunda yalnızca "durdu" yazıyor; ama sonradan Nehir, o anda içinden "incindim" dediğini anlatıyor. Ardından Nehir, Ozan'ın cümlesini kendine yönelik bir saldırı olarak değil, bir bilgi olarak okuyor ve onun içindeki kelimeye soruyor: yapay gelen ne? Ozan'ın cevabı konuşmanın asıl konusuna götürüyor: veliyle konuşmaya hazırlanırken, hazırlığın kendisinin yapay kaçmasından korkuyor. Nehir'in incinmesi, Ozan'ın korkusunun aynasıydı.

Sınır notu

Kimin gündemi? Koçun duygusu görüşmenin gündemini ele geçirmeye başladığında, örneğin koç bir danışanın her görüşmesinde aynı öfkeyi ya da aynı acıyı yaşıyorsa ve bu onun dinlemesini bozuyorsa, adlandırma yetmez. Bu durumda koçun konuyu bir süpervizörle konuşması, gerekiyorsa danışanı başka bir koça yönlendirmesi gerekir. Danışanın davranışı da bir sınır çizebilir: koç her duyguyu sineye çekmek zorunda değildir. Bir danışan koça hakaret ediyor ya da onu tehdit ediyorsa, bu bir duygu düzenleme meselesi değil, bir sınır meselesidir ve koç görüşmeyi durdurabilir. Koçun uzun süreli yorgunluğu ve tükenmişliği ise 64.4'ün konusu.

Pratik

Günlük sorusu

Seni en çabuk savunmaya geçiren cümle türü hangisi? O cümle sende hangi duyguyu uyandırıyor?

Kapanış

  1. Koç da görüşmede duygular yaşar; asıl soru onları fark edip etmediği ve geldiklerinde ne yaptığıdır. Gross'un modeli duygunun beş noktada düzenlenebileceğini gösterir ve bu noktalar görüşme öncesine, içine ve sonrasına dağılır.
  2. Duyguyu içinden bir kelimeyle adlandırmak hızlı ve görünmez bir araçtır; duyguyla koç arasına bir mesafe koyar ve koçun danışanın son sözüne dönmesini kolaylaştırır.
  3. Koçun duygusu bazen danışanın getirdiği bir şeyin yankısıdır ve bir bilgi taşır; ama her görüşmede aynı duygu gündemi ele geçiriyorsa adlandırma yetmez, süpervizyon gerekir.

Beş soru

  1. Feride Hanım'ın iki üç saniyelik sessizliğinde neler oldu?
  2. Gross'un süreç modelinden bir koç görüşme öncesinde ve görüşme içinde hangi noktaları kullanabilir?
  3. Torre ve Lieberman'ın derlemesi duyguyu adlandırma hakkında neyi söylüyor, neyi söylemiyor?
  4. Zayıf sürümde Nehir'in mesleği savunması neden konuşmayı asıl konudan uzaklaştırdı?
  5. Koçun duygusu hangi durumda yalnızca adlandırılarak ele alınamaz?

Yanıtlar

  1. İçinde bir savunma yükseldi: Barış'ın cümlesi beş haftalık emeğini küçümsüyormuş gibi geldi. Feride Hanım bu duyguyu içinden adlandırdı, sonra cümlenin arkasında Barış'ın neye ihtiyacı olduğunu sorarak durumu yeniden değerlendirdi ve dikkatini Barış'a geri verdi. Ardından sorduğu soru Barış'ın asıl ihtiyacını, ekibe açıklamasında hata yapıp yapmadığını bilmeyi, ortaya çıkardı.
  2. Görüşme öncesinde durum seçimi ve durum değişikliği: zor bir görüşmeyi yorgun bir saate koymamak, başta süreyi ve konuyu netleştirmek. Görüşme içinde dikkatin yönlendirilmesi, yani yükselen duygudan danışanın son cümlesine dönmek, ve yeniden değerlendirme, yani danışanın cümlesini başka bir açıdan okumak.
  3. Duyguyu kelimeye dökmenin duygusal deneyimi hafifletebildiğini ve açık düzenleme tekniklerine benzer etkiler ürettiğini, ama kişinin bunu bir düzenleme olarak hissetmeyebileceğini söylüyor. Her duygunun anında yatıştığını ya da bunun koçluk görüşmesinin içinde aynı biçimde çalıştığını söylemiyor; bulgular laboratuvar araştırmalarından.
  4. Çünkü Nehir incinmesiyle konuştu ve konunun odağı Ozan'dan koçluğa kaydı. Ozan'ın cümlesinin içindeki bilgi, hazırlığın yapay kaçması korkusu, hiç sorulmadı. Ozan geri çekildi ve konuşma, asıl söylenmek istenen şey görülmeden eski yerine döndü.
  5. Aynı duygu bir danışanın bütün görüşmelerinde tekrarlıyor ve koçun dinlemesini bozuyorsa; o zaman süpervizyon gerekir, belki de danışanın başka bir koça yönlendirilmesi. Ayrıca danışan koça hakaret ediyor ya da onu tehdit ediyorsa; bu bir duygu düzenleme meselesi değil, bir sınır meselesidir.

Sonraki derse köprü

Barış ile Feride Hanım arasında bir yaş farkı, Nehir ile Ozan arasında bir meslek farkı var. Koçun tepkilerinin bir kısmı, danışanla arasındaki farklardan doğar ve görüşme başlamadan önce de görülebilir. 3.7 bağlama duyarlılığı ele alıyor: yaş, cinsiyet, statü ve kültür farklarını görüşmeden önce not etmeyi.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.