İçeriğe geç

3.3 · Seviye 1 · Zemin

Danışanın özerkliği

Özerklik desteği ile serbest bırakmayı ayırır

Koçluk Akademisi — M03, Koçluk Zihniyeti · 1.694 kelime · ≈ 8 dk okuma · 11 dk dinleme

Görüşmelerdeki koç ve danışanlar kurgusaldır; araştırmalar ve kaynaklar gerçektir. Koçluk terapi değildir ve bu dersler tıbbi ya da psikolojik değerlendirmenin yerini tutmaz. Akademi ICF ya da EMCC onaylı bir program değildir.

Görüşmeden bir an

Çarşamba akşamı Nehir'in telefonu çalıyor. Manisa'dan Umut arıyor; bölüm değiştirme meselesi yeniden açılmış.

Umut: Kayıt yenileme haftası geldi. Değiştireceğim galiba. Ne dersin?
Nehir: Senin kararın, Umut. Ben karışmam.
Umut: Biliyorum benim kararım. Bir şey sormuştum ama.
Nehir: Sen ne istersen o. Sen en iyisini bilirsin.
Umut: Tamam. Annem de aynısını dedi. Kimse bir şey demiyor, ben de karar veremiyorum.
Nehir: Umut...
Umut: Boş ver. Kapatmam lazım.

Nehir telefonu bırakınca bir süre ekrana bakıyor. Bir ay önce Umut ona "ablalık yapma" demişti; bu kez ablalık yapmamaya o kadar özen göstermişti ki Umut'u ortada bırakmıştı. "Senin kararın" cümlesi doğruydu. Ama Umut'un istediği şey bir karar değildi; kararı birlikte düşünecek biriydi. Bugünkü konu bu iki şeyin arasındaki fark: birinin özerkliğine saygı duymak ile onu kendi hâline bırakmak.

Kavram

Koçluğun en sık tekrarlanan ilkelerinden biri, kararın danışana ait olması. 1.8'de danışanın kendi hayatının uzmanı olduğunu, 3.2'de seçimin danışanda kaldığını konuştuk. Bu ilkenin arkasında psikolojideki en kapsamlı güdülenme kuramlarından biri duruyor ve o kuram, ilkenin yanlış anlaşılma biçimini de açıklıyor.

Richard Ryan ve Edward Deci'nin öz-belirleme kuramı, insanın üç temel psikolojik ihtiyacından söz eder: yeterlik, özerklik ve ilişkisellik. Bu ihtiyaçlar karşılandığında kişinin kendi kendini harekete geçirmesi ve ruh sağlığı güçlenir; engellendiğinde motivasyon ve iyi oluş zayıflar. Kuramın koçluk için en önemli tarafı, özerkliğin ne anlama geldiği.

Bu ayrım, Nehir'in telefonda kaçırdığı şeyi açıklıyor. Umut'un özerkliği, kararın tek başına verilmesini gerektirmiyordu. Umut kararı kendi kararı olarak vermek istiyordu; ama onu düşünürken yanında birini istiyordu. Üç ihtiyacın üçüncüsü, ilişkisellik, tam o anda karşılanmadı. Yeterlik de: Umut nereden başlayacağını bilmiyordu.

Özerklik desteğinin karşısında iki ayrı yanlış duruyor. Birincisi kontrol: koçun ne yapılacağına karar verip danışanı oraya itmesi. "Bence bölümü değiştirmelisin" ya da "bence kalmalısın." İkincisi daha az konuşulanı, ama koçluk eğitimi alan biri için daha çekici olanı.

"Sen bilirsin" cümlesi çoğu zaman bu üçüncü duruşun cümlesidir. Bir koç adayı kontrolden kaçınmayı öğrenirken, sarkacın öbür ucuna, eşliksizliğe savrulabilir. Oysa koçun elinde kontrol etmeden sunabileceği çok şey vardır: kararı neyin zorlaştırdığını sormak, ölçütleri birlikte çıkarmak, seçenekleri genişletmek, bir sonraki adımın ne zaman olacağını konuşmak. Bunların hiçbiri kararı danışandan almaz; hepsi kararı daha düşünülebilir kılar.

Bir koçluk görüşmesinde bu üç duruş çoğu zaman tek bir cümlenin içinde ayrışır. Danışan "Ne yapayım?" diye sorduğunda kontrol eden koç bir cevap verir, bırakan koç soruyu geri iter, destekleyen koç ise sorunun kendisine bakar: danışan bu soruyu neden şimdi soruyor, karar hangi noktada ağırlaşıyor, kararı vermek için neye ihtiyacı var? Bu son yaklaşım daha yavaştır ve koçtan daha fazla dikkat ister; ama danışan görüşmeden, hem kararın kendisine ait olduğunu hem de onu tek başına taşımadığını bilerek çıkar.

Perde arkası

Kuram geniş bir araştırma programı doğurdu. Koçluğa en yakın alanlardan biri, sağlık çalışanlarının hastalarla kurduğu ilişki: orada da bir uzman, bir başkasının davranış değişikliğine eşlik ediyor.

Bulgunun koçluk için dikkat çekici yanı, özerklik desteğinin tek başına değil, öbür ihtiyaçlarla birlikte ölçülmesi. Uygulayıcının desteği, hastanın kendini hem özerk hem yeterli hem de ilişki içinde hissetmesine bağlanıyor. "Sen bilirsin" diyen bir uygulayıcı belki özerkliğe dokunuyor, ama öbür ikisini boş bırakıyor. Koçluk için çıkarılacak ders, özerkliğin bir yalnızlık değil, bir eşlik biçimi olduğu.

Yaygın yanılgılar

Yaygın yanlış"Danışanın özerkliğine saygı, ona hiçbir şey önermemek demektir."
Doğrusu

Özerklik, davranışın kişiye ait olmasıdır; kişinin hiçbir dış etki almaması değil. Koç bir bilgi, bir seçenek ya da bir gözlem sunabilir; danışan onu özgürce değerlendirip reddedebildiği sürece özerkliği korunur. Özerkliği bozan öneri değil, baskıdır: danışanın hayır diyemeyeceği bir dil ya da ilişki.

Yaygın yanlış"Danışan 'sen ne dersin?' diye sorduğunda koç 'sen bilirsin' demelidir."
Doğrusu

Bu cevap danışanın sorusunu yanıtsız bırakır ve çoğu zaman danışanı yalnız hissettirir. Daha destekleyici olan, soruyu adlandırmak ve onu birlikte düşünülecek bir yere çevirmektir: "Bana sorduğuna göre bir yerde takılmışsın; nerede?" Koç cevap vermeyebilir, ama soruyu da düşürmez.

İki sürüm

Haftalık buluşmada sıra Tuba'nın konusunda. Deneme ayının ikinci haftası bitmek üzere; Eczacı Hanım da yarın "karar verdin mi" diye soracak. Bu sefer Ozan dinliyor ve not alıyor: Nehir'in her cümlesinin baskı mı, bırakma mı, destek mi olduğunu.

Zayıf sürüm

Tuba: Yarın Eczacı Hanım soracak. Hâlâ bilmiyorum.
Nehir: Bu tamamen senin kararın. Ne istersen o.
Tuba: Biliyorum. Ama nereden başlasam?
Nehir: Sen kendini en iyi bilen kişisin. İçinden ne geliyorsa.
Tuba: İçimden bir şey gelmiyor ki. Neyse, bir şekilde karar veririm.

Güçlü sürüm

Tuba: Yarın Eczacı Hanım soracak. Hâlâ bilmiyorum.
Nehir: Karar senin. Ama yalnız düşünmek zorunda değilsin. Nereden başlamak istersin?
Tuba: Bilmiyorum. Kafamda her şey birbirine karışıyor.
Nehir: İstersen kalan iki haftada neye bakacağını birlikte çıkarabiliriz. Ya da önce yarınki konuşmayı düşünebiliriz. Hangisi?
Tuba: Yarın. Ona ne diyeceğimi bilmiyorum.
Nehir: Ona ne söylemek istersin?
Tuba: Ayın sonunda cevap vereceğimi. Ve bu iki haftada annemin de benim de nasıl olduğumuza bakacağımı.

"Bir şekilde karar veririm" cümlesi, ilk konuşmanın Tuba'yı nerede bıraktığını gösteriyor: kararla ve kafasındaki karışıklıkla baş başa. Nehir'in iki cümlesi de özerkliğe saygı adına söylenmiş, ama Ozan'ın notunda ikisi de "bırakma" sütununda. Tuba açıkça nereden başlayacağını sordu; Nehir soruyu ona geri attı. Öbür konuşmada ilk cümle iki şeyi birden söylüyor: kararın kimde olduğunu ve Tuba'nın yalnız olmadığını. Sonra iki seçenek sunuyor ve hangisinin seçileceğini Tuba'ya bırakıyor; bu bir çerçeve, ama Tuba'nın içinden seçebileceği bir çerçeve. Tuba yarını seçiyor ve kendi cümlesini kuruyor. Nehir hiçbir noktada Tuba'nın ne yapması gerektiğini söylemedi; ama Tuba'yı karışıklığın içinde tek başına da bırakmadı.

Sınır notu

Seçimi kim yapıyor? Danışan. Ama özerkliğin de sınırları var. Kurumsal koçlukta danışanın hedefleri bazen bir sponsorla, bir yöneticiyle ya da kurumla birlikte belirlenir; özerklik o anlaşmanın içinde yaşar ve koç bunu baştan açıkça konuşur. Danışanın güvenliği söz konusu olduğunda da özerklik tek ölçüt değildir; kendini ciddi bir tehlikeye atan bir plan karşısında koç "senin kararın" deyip geri çekilmez. Bir başka sınır da danışanın kararı tamamen koça bırakmak istemesi: "sen ne dersen onu yapacağım." Koç bu yükü almaz, ama danışanı da yalnız bırakmaz; kararın neden bu kadar ağır geldiğini birlikte konuşmak, kararın kendisinden önce gelebilir.

Pratik

Günlük sorusu

Birine "sen bilirsin" dediğin son anı hatırla. O cümleyle onu mu özgür bıraktın, yoksa kendini mi sorumluluktan kurtardın?

Kapanış

  1. Öz-belirleme kuramına göre insanın üç temel psikolojik ihtiyacı var, yeterlik, özerklik ve ilişkisellik; özerklik bağımsızlık değil, davranışın kişiye ait olmasıdır.
  2. Özerklik desteği kontrolün de kendi hâline bırakmanın da karşısındadır; koç bilgi, seçenek ve çerçeve sunabilir, yeter ki danışan onları özgürce değerlendirebilsin.
  3. "Sen bilirsin" çoğu zaman özerklik desteği değil, danışanı yeterlik ve ilişkisellik ihtiyaçlarıyla yalnız bırakmaktır; özerkliğin sınırları ise anlaşmalar ve güvenlik tarafından çizilir.

Beş soru

  1. Nehir'in Umut'a söylediği "senin kararın" cümlesi doğruydu. O hâlde telefon görüşmesinde ne eksikti?
  2. Öz-belirleme kuramında özerklik neden bağımsızlıkla aynı şey değildir?
  3. Ng ve arkadaşlarının meta-analizi koçluk hakkında neyi söyleyebilir, neyi söyleyemez?
  4. Güçlü sürümde Nehir iki seçenek sundu. Bu, Tuba'nın özerkliğini kısıtlamak mı?
  5. Kurumsal koçlukta danışanın özerkliği nasıl korunabilir?

Yanıtlar

  1. Umut'un öbür iki ihtiyacı: yeterlik ve ilişkisellik. Umut kararın kendisinde olduğunu biliyordu; istediği, onu birlikte düşünecek biriydi ve nereden başlayacağını bilmiyordu. Nehir kontrolden kaçınırken onu yalnız bıraktı; Umut'un "kimse bir şey demiyor" cümlesi bunu söylüyordu.
  2. Çünkü kuramda özerklik, davranışın kişinin kendisine ait hissettiği bir yerden yapılmasıdır. Bir başkasının önerisini ya da yardımını kendi isteğiyle kabul eden biri de özerk davranır. Bağımsızlık kimseye dayanmamaktır; özerklik ise neye dayanacağını kendin seçmektir.
  3. Çıkarılabilen: bir uzmanın özerklik desteğinin, karşısındakinin psikolojik ihtiyaçlarının karşılanmasıyla ve bu da olumlu sonuçlarla ilişkili olduğu; özerkliğin öbür ihtiyaçlarla birlikte işlediği. Çıkarılamayan: koçluk görüşmesinde aynı ilişkinin bulunduğu ya da desteğin sonucu doğurduğu; veriler sağlık bağlamından ve çoğunlukla ilişkisel.
  4. Hayır. Seçenekler bir çerçeve sunuyor ama seçim Tuba'ya bırakılıyor ve Tuba ikisinden başka bir yol da önerebilirdi. Özerkliği kısıtlayan seçenek sunmak değil, seçeneklerden birini dayatmak ya da Tuba'nın hayır diyemeyeceği bir biçimde sunmaktır.
  5. Anlaşmayı baştan açıkça konuşarak: sponsorun ya da kurumun belirlediği çerçeveyi ve danışanın bu çerçevenin içinde kendi seçtiği hedefleri ve yolları ayırarak. Danışan neyin kendisine ait olduğunu, neyin kurumdan geldiğini bildiğinde, kendi alanında özerk davranabilir.

Sonraki derse köprü

Nehir telefonda Umut'u yalnız bıraktı; ama başka bir anda, başka biri için, onu kurtarmaya da koşabilirdi. Kontrol ile bırakma arasında sallanan koç, bazen bir rolden ötekine kayar. 3.4 kurtarıcı olma isteğini ele alıyor: koçun kendi görüşmesinde kurtarıcı, yargıç ya da uzman rolüne kaydığı anı yakalamayı.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.